President Trump to attend town hall event in Philadelphia with undecided  voters | PhillyVoice
Donald Trump, seçim darbesi ve başkanlık diktatörlügü planları

Joseph Kishore ve David North

Amerika Birleşik Devletleri başkanlık kampanyası, kaybedeceği bir seçim sonucunu kabul etmeyeceğini ilan eden Donald Trump tarafından bir darbeye dönüştürülüyor.

Çarşamba akşamı Beyaz Saray basın toplantısında Trump’a “bugün burada seçimden sonra barışçıl bir iktidar için taahhütte bulunup bulunmayacağı” sorulduğunda, “Ne olacağını görmemiz gerekecek. Oy pusulaları hakkında şiddetli itirazlarım olduğunu biliyorsunuz. Ve oy pusulaları bir felaket, ” diye yanıtladı.

Soruyu soran gazetecinin ısrarı üzerine Trump, “Çok barışçıl bir görev devri göreceksiniz – açıkçası bir devir olmayacak. Yönetimin devamı olacak” yanıtını verdi.

Trump’ın, Ruth Bader Ginsburg’un ölümünün ardından boşalan koltuğu doldurmak üzere yeni bir Yüksek Mahkeme hakimini hızla atama kararlılığı, gözler önüne serilmekte olan suç komplosunun önemli bir unsurudur. Trump Yüksek Mahkemeyi, seçim sonuçlarını tanımamasını otomatikman onaylayacak dalkavuklarla doldurmayı planlıyor. Trump basın toplantısında, “Sanırım bu [seçim] sonunda Yüksek Mahkeme’ye gidecek ve orada dokuz yargıcımızın olması çok önemli,” dedi.

Anayasanın yıkılmasına yönelik hazırlıkların epeyce yol almış olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Atlantik’te Çarşamba günü yayınlanan “Amerika’yı Parçalayabilecek Seçimler” başlıklı bir köşe yazısı, sağcı kanunsuzların seferber edilmesini ve sayılmamış oy pusulalarına el konulmasını içeren, 3 Kasım kabus senaryosu adını verdiği senaryonun ana hatlarını çiziyor. Atlantik, Beyaz Saray’da Trump’ın kaybetmesi durumunda seçim sonuçlarının nasıl altüst edilebileceği konusundaki tartışmalara atıfta bulunuyor:

Cumhuriyetçi Parti’nin eyalet ve ulusal düzeydeki kaynaklarına göre, Trump’ın ekibi, Cumhuriyetçilerin yasama çoğunluğuna sahip olduğu çekişmeli eyaletlerinde seçim sonuçlarını baypas etmek ve sadık seçmenler atamak için acil durum planlarını tartışıyor. Yaygın hile iddialarını gerekçe göstererek Trump, eyalet yasa koyucularından halk oylamasını bir kenara bırakmalarını ve doğrudan bir seçmen listesi ile seçme yetkilerini kullanmalarını isteyecektir.

Bunu yaparken, Trump, Yargıtay’ın yirmi yıl önce Florida’daki oy sayımını durdurmak ve seçimi Bush’a vermek üzere müdahale ettiği, Yargıç Antonin Scalia’nın Bush’a karşı Gore davasındaki argümanına dayanarak hareket edecektir.

Trump bir seçim kampanyası yürütmüyor. Bir Başkanlık diktatörlüğü kurma planını harekete geçiriyor. Bu, 1 Haziran’daki İsyan Yasası’nı hatırlattığı ve orduyu ülke içindeki protestolara karşı konuşlandırmakla tehdit ettiği konuşmasıyla başlatılan kapsamlı bir komplonun bir devamıdır.

Trump ve yardımcı komplocularının planlarını uygularken sergiledikleri acımasızlık ile Demokrat Parti’nin ve başkan adayı Joe Biden’ın beceriksizliği ve korkaklığı arasında şaşırtıcı bir tezat var. Trump, yasadışı olarak iktidarı ele geçirmesini kolaylaştırmak için Yüksek Mahkeme’de kadrolaşmayı planlarken bile, Demokratlar, kasım seçimlerinden önce Trump’ın başka bir hakim atamasını durdurmak için yapılabilecek hiçbir şey olmadığını beyan ettiler.

Cumhuriyetçi Senatör Mitt Romney salı günü Trump’ın Ginsburg’dan boşalan kadroyu doldurmasını destekleyeceğini duyurduktan sonra, Demokratlar, Trump ve Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnell’den ayrılıp onaya karşı oy verecek dört Cumhuriyetçi bulma şeklindeki “direniş” stratejilerini terk ettiler.

Senato Azınlık Lideri Charles Schumer, ancak Yüksek Mahkeme adayı onaylandıktan sonra ve ancak sonrasında Demokratlar hem Senato hem de Beyaz Saray’ın kontrolünü kazanırsa, “tüm seçeneklerin masada” olduğunu açıkladı. Ancak Yüksek Mahkeme seçimi, Trump’ın Beyaz Saray’daki konumunu koruma stratejisinin merkezinde yer alıyor.

Elinde bir sürü “koz” bulunduğunu ilan eden Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, salı günü Hazine Sekreteri Stephen Mnuchin ile federal hükümetin finansmanını seçimlerden sonraya kadar uzatmak ve Trump’ın Yüksek Mahkeme adaylığını zorlama çabalarına yanıt olarak hükümetin işlevsiz tehdidini ortadan kaldırmak için bir anlaşmaya vardı.

Bu korkak teslimiyetle Demokratlar, yalnızca Yüksek Mahkeme’deki bir sandalyeden vazgeçmiyorlar. Trump’ın darbesine teslim olma yolunda uzun bir mesafe kat ediyorlar.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi başkanı Adam Schiff çarşamba günü yaptığı açıklamada, Trump’ın “milyonların oylarını gözden düşürmek, milyonları haklarından mahrum etmek üzere Yüksek Mahkeme’de kadrolaşmak ve yönetimini sürdürmek” istediğini söyledi ve “demokrasilerin sonunun böyle geldiği” uyarısında bulundu.

Trump’ın eylemlerinde “dış yardım”ı suçlamanın yanı sıra Schiff’in tek tepkisi, gelecekteki başkanları dizginlemek için yasalar önermekti. Schiff, seçmen katılımının “Trump ve Trumpizm için heyelan gibi bir yenilgiye neden olacak kadar büyük bir sayıya ulaşacağı” umudunu dile getirdi.

Anayasa, bir başkan adayının görevdeki kişiyi devirmek için ezici bir seçim zaferi kazanmasını şart koşmuyor. Schiff’in açıklaması, Biden’ın ezici bir zaferden daha azıyla kazanması durumunda Demokratların Trump’a teslim olacağına dair bir beyan anlamına geliyor.

İstihbarat teşkilatlarına en yakın Temsilciler Meclisi Demokratlarından Elissa Slotkin dün Trump’ın darbe yapmaya çalıştığını belirterek, üst düzey bir destekle hareket ettiğini ima etti. “Başkan, kendisine yardım eden çok sayıda üst düzey yetkili olmadan seçim sonuçlarını tanımazlık edemez,” diye tweet attı.

Ancak Slotkin’in tepkisi yalnızca orduya çağrıda bulunmak oldu ve Trump’ın sonuçları reddetmesi halinde Pentagon yetkililerinden iktidarın devredilmesini sağlayacaklarına dair güvence istediğini belirtti. “Başsavcı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve İç Güvenlik Bakanı dikkatine: tarihi bir kararla karşı karşıyasınız ve bir seçim yapmanız gerekecek,” dedi.

Demokrat Parti’nin ve başkan adayının Trump’ın komplosuna verdiği acınası yanıtı belirleyen, her şeyden önce, herhangi bir direniş çağrısının kontrolden çıkarak kapitalist oligarşiyi tehdit edecek bir taban hareketini tetikleyeceğinden duydukları korkudur.

Demokratlar her şeyden çok böyle bir gelişmeden korkuyorlar. Son dört yılda odaklandıkları tek şey, Trump’a karşı popüler muhalefeti, Rusya’ya karşı daha saldırgan eylem talebi çevresinde dönen dış politika üzerinden, egemen sınıf içindeki çatışmalara yönlendirmek olmuştur.

Trump’a karşı mücadeleyi Demokrat Parti’ye tabi kılmak, yalnızca siyasi bir felakete yol açabilir.

İşçiler, Amerikan demokrasisinin çökmekte olduğunu kabul etmelidir. Trump’ın dili faşizmin, diktatörlüğün ve iç savaşın dilidir. Bu arada Demokratlar, Trump’a darbesini gerçekleştirme imkanı sağlıyor ve iktidara gelecek olurlarsa, Demokratlar da aynı temel sınıf politikasını uygulayacaklar.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi krizin altında ortaya çıkan şey, hem siyasi partileri hem de işçi sınıfını kontrol eden şirket ve finansal aristokrasi arasında büyük bir çatışmadır. Trump’ın darbe planı, egemen sınıfın “sürü bağışıklığı” politikasına, işçileri genişleyen pandeminin ortasında çalışmaya devam etmeye ve okulları yeniden açmaya zorlama hırsına ve zenginliğin, zenginlere kitlesel olarak tekrar geri dönmesini yönetmek üzere pandeminin kullanılması ile tamamen bağlantılıdır.

İşçi sınıfı için ise, pandemiye, kitlesel toplumsal krize, bitmeyen polis şiddeti dalgasına ve diktatörlük tehdidine karşı mücadele, tamamen sosyalizm mücadelesine bağlıdır.

Şimdi kritik mesele, işçi sınıfının kitle hareketinin gelişmesidir. Hızla gelişen krizin mantığı, emekçilerin önüne siyasi bir genel greve hazırlanma ihtiyacını ortaya koymaktadır. Trump’ın suç komplosuna karşı direnişi örgütlemek üzere, emekçiler tarafından kontrol edilen kitlesel örgütlenmeler kurulmalıdır.

Artan grev dalgası, protestolar ve gösteriler – Louisville’deki Breonna Taylor polis cinayetinin dün örtbas edilmesiyle alevlenenler de dahil olmak üzere – Trump’ın görevden alınmasını talep eden bir genel greve dönüşmelidir.

Joseph Tanniru Kishore, Amerikalı bir sosyalist aktivist ve yazardır. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Ulusal Sekreteri ve World Socialist Web Sitesi yazarıdır. İlk olarak 2008 yılında SEP Ulusal Sekreteri seçilmiş ve 2010, 2012, 2014, 2016 ve 2018’de düzenlenen SEP Kongrelerinde yeniden seçilmiştir

David North, Amerikalı bir Marksist teorisyendir. Eskiden İşçiler Birliği olan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ulusal başkanıdır. Partinin 2008’deki kongresine kadar SEP’in ulusal sekreteri olarak görev yapmıştır.

Bu makale World Socialist Web Site sitesinde yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevirilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş