
Turan Altuner Yazdı
Türkiye’nin 68 Kuşağı denince insanların aklına hemen gençlerin sokaklara çıkışı, anti-emperyalist sloganlar, üniversite işgalleri ve devrimci örgütlenmeler geliyor. Aslında, Türkiye’nin 68 hareketi basitçe siyasi bir başkaldırı değildi. Burada kültürden sanata, estetikten gündelik hayata uzanan bir gerçekliğe dokunmak lazım.
Bu gençler sadece devleti / siyasal sistemi eleştirip, değiştirmek arzusu ile isyan etmedi, köhne yaşam tarzını biçimlerini, kullanılan dili, dönemin müziğini, giyim tarzını, edebiyatını ve hatta insan ilişkilerini de baştan yazmaya çalıştı. Bu kuşak için devrim, iktidarı ve siyasal sistemi değiştirmekten çok, insanı ve toplumu yeniden inşa etmekti. Tabii burada genel anlamıyla kültür ve kültür kavramını tanımlamak lazım:
Bunu hayal etmek için, bir grup insanla ıssız bir yerde mahsur kaldığınızı düşünün. Zamanla yiyecek bulmak ve barınak inşa etmek için kendi yöntemlerinizi geliştirmeniz gerekecektir. Aynı zamanda kendinize özgü bir dil de bulmanız gerekecek. Belki birlikte şenlikler düzenler ve giderek daha fazla gelenek geliştirirsiniz. Tüm bunlar sizin kendi kültürünüzü oluşturur. Kültür, birlikte yaşamı şekillendirir ve nesilden nesile aktarılır.“
Yani, kültür siyasetten çok ama çok derindir. Özü itibarıyla siyaset, söz konusu ülkedeki kültürel altyapının ürünüdür, tersi değil.
Buradan (Almanya) gördüğüm kadarıyla Türkiye’de 68 isyanı ağırlıklı olarak siyasal bir isyan olarak değerlendirildi. Bu satırların yazarına göre politika bu muhteşem estetik isyanın sadece ama sadece küçük bir bölümünü oluşturuyordu.
Kültürel bir devrim yapmak için elbette önce siyasal sistemi hedef almak gereklidir. Burada tartışılacak fazla bir şey yok ama bu siyasal sistemi değiştirme girişiminin / arzusunun altinda yatan daha derin kültürel ve sosyo-kültürel nedenleri de göz önünde bulundurmak gereklidir. 68 Hareketi hem küresel çapta hem de Türkiye’nin kültürel-tarih açısından değerlendirildiğinde, bu kuşak, gençlerin ilk kez kendini bağımsız bir kültürel özne olarak ortaya koyduğu dönemi birlikte getirdi.
Dünyada 1960’lar başlı başına hem estetik, bununla birlikte siyasal bir dönemdi. Paris’te öğrenciler sokaklarda, Amerika’da hippie hareketi, Vietnam Savaşı karşıtı gösteriler ve Che Guevara…
Burada Hippi kavraminin etimolojik bağlamına bir göz atmak yerinde olur:
Her yerde özgürlüğü arayan gençlik ve bunun etrafında şekillenen yeni müzik akımları, sinema, sanat akımları da geliştirdi. Türkiye’deki öğrenciler de bu dalgadan fazlasıyla etkilendi ama, Türkiye’nin 68’i Batı’daki gibi bireysel özgürlüklerden çok bağımsızlık, anti-emperyalizm ve halkçılık etrafında gelişti. Ama bu Bati’daki 68‘lilerin anti-emperyalist olmadığı anlamına gelmiyor. Batı’daki gençlik hareketi refah toplumunun getirdiği bir sonuç olarak daha çok bireysel özgürlük taleplerine ağırlık verirken, Türkiye’de ise 68 Hareketi, özgürlük buna paralel olarak taleplerini ulusal bağımsızlık ve toplumsal eşitlikle buluşturdu. Siyasi tercihlerle sanat ve kültür iç içe geçtiği için, hareketin anlamı bambaşka bir derinliğe ve sürekliliğe ulaştı ve adeta yakın döneme ait bir estetik ve kültür karakteri kazandı.
68 için adeta bir eylem, düşünme ve tartışma merkezi olan üniversitelere gelince 68 kuşağı burayı sadece eğitim görülen bir kurum olarak görmedi. Üniversiteler bu kuşak için düşüncenin, tartışmanın, sanat ve estetiğin ve ortak yaşamın tam merkezinde yer alıyordu.
Kampüslerde şiir okunuyor, duvarlara siyasi içerikli resimler çiziliyor, halk müziği yeniden yorumlanıyor, tiyatro grupları kuruluyor ve sinema gündemi tartışılıyordu. Unutulmuş gibi görünüyor ama şunu hatırlatmakta yarar var, Türkiye sinemasının bir ikonu olan diğer bir 68’li olan Yılmaz Güney’in filmleri doğrudan ezilenleri, yoksulluğu ve adaletsizliği anlatıyordu. Bu konular, 68 kuşağının sol görüşleriyle nerdeyse birebir uyumluydu. Zaten “Çirkin Kral” lakabı ve halk kahramanı imajı sayesinde işçi sınıfı ve öğrenci hareketi için bir sembol haline gelmişti. Özellikle Umut (1970) gibi filmlerinden yayılan mesajlar, sosyalist bir bakışla kolaylıkla okunuyor ve hâlâ güçlü birer referans olarak ortada duruyor.
Günümüzde neredeyse unutulmuş görünüyor ama bugün,
„Yılmaz Güney, 12 Mart döneminde 68 kuşağının devrimcilerine yardım eden bir kişi. Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinde sakladığı gerekçesiyle Mart 1972’de gözaltına alındıgini“. Kaç kişi hatırlar günümüzde? Yilmaz Güney bu tutukluluk döneminde cezaevi arkadaşı olan Cahit Özsever, Duvar Gazetesi’nde yayımlanan bir makalesinde
„Zahit bizi tan eyleme” türküsünün Yilmaz Güney’in en çok sevdiği türkü olarak belirtir. „Yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan bu nefes, inanç özgürlüğü ve tasavvufi anlayışın sembol eserlerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle Bektaşi ve Melami geleneğinde önemli bir yere sahiptir.
Burada dikkat çekmek istediğim diğer bir nokta Anadolu’da isyan, düşünme ve inanç özgürlüğü için yapılan çok sayıda isyanın, 68 hareketinin bir nevi tarihsel, kültürel ve estetik altyapısını oluşturduğudur.
Üniversiteler böyle olunca, öğrenci hareketleri yeni bir kamusal alan yarattı. Gençler sadece dersleri dinleyen “akıllı” çocuklar olmaktan çıktı; toplumun kültürel dönüşümünü üstlenen, kendi estetiğini yaratan aktif birer özne oldular.
68’in Estetik Başkaldırısı: Sakal, Parka, Şiir ve Türkü
Bu hareketin estetik boyutu en çok gündelik hayatta kendini gösterdi. Giyim tarzı, saç biçimi, konuşma dili ve beden dili bile birer kültürel ve siyasal mesaj taşıyordu. Uzun saç, sakal, parkalar ve kıyafetler moda değil, sisteme karşı bir duruştu artık. Sakal ve bıyık “isyankâr gençlik” sembolüne dönüştü.
68’in estetiği gösterişli değil; sade ve samimi, halkçı bir kimliğe sahipti. Onlar için güzellik, lüksle değil, özgürlükle ilişkiliydi. Şiir okumak, türkü söylemek, halk oyunlarıyla ilgilenmek ve köy enstitüsü geleneğine sahip çıkmak birer siyasal anlam taşıdı.
Batılı pop kültür ile Anadolu halk kültürü bu gençlerin dünyasında birlikte düşündü. Adeta bir sentez oluşturdular. Bir yanda Bob Dylan dinleyenler, bir yanda Aşık Mahzuni ile kucaklaşanlar… Bu sentez, Türkiye’de özgün ve tarihsel referansları olan devrimci bir kültür yarattı.
Şiirle Gelen İsyan
Türkiye’nin 68 hareketiyle şiir arasında çok özel bir bağ kuruldu. O dönemde şiir, sadece edebiyat değildi; duyguların ve politikanın bir ifadesiydi. Cemal Süreya’dan Ahmed Arif’e, Can Yücel’den Ataol Behramoğlu’na kadar pek çok şair gençleri derinden etkiledi.
Ahmed Arif’in şiirleri, Anadolu’nun acısını ve direnişini anlatması nedeniyle devrimci gençlik içinde çok güçlü bir karşılık buldu. Şiir mitinglerde okundu, duvarlara yazıldı, ezberlendi.
68 – Kusagi için edebiyat, halktan kopuk bir entelektüel uğraş olmadı. Bilakis, edebiyat hayata karıştı. Romanlar, şiirler, denemeler devrimci düşüncenin duygusal zeminini oluşturdu.



Müziğin Dönüşümü
1968 hareketi, dünya genelinde olduğu gibi müziği de bambaşka bir yöne taşıdı. Geleneksel halk müziğini yeniden keşfetti ve ona siyasal içerik kazandırdı. Ruhi Su’nun türküleri, gençlik hareketinin müzikal ruhu oldu. Anadolu’nun sesi şehirdeki üniversite gençliğiyle buluştu.
Müzik, eğlence olmaktan çıkarak dayanışmanın ve ortak hafızanın aracı oldu. Marşlar, türküler, protest müzik toplulukları hareketin ruhunu taşıdı.
Dünyada rock müzik nasıl sisteme karşı bir enerjiye dönüştüyse, Türkiye’de de halk türküleri benzer bir işlev gördü. Bu sayede 68 kuşağı “yerli ama evrensel” diyebileceğimiz bir estetik ortaya çıkardı.
Sinema ve Yeni İnsan Arayışı
Sinema, özellikle toplumsal gerçekçi yaklaşımıyla hareketten etkilendi. Yılmaz Güney gibi yönetmenler sadece sanatçı değil, toplumsal muhalefetin kültürel temsilcileri haline geldi.
Sinema artık eğlendirmekle yetinmiyor; yoksulluğu, eşitsizliği ve devlet baskısını anlatan bir siyasal alan haline gelmişti.
68’in sanatçıya yüklediği anlam net: Sanat halkın yanında olmalı, toplumsal sorumluluğu hiç bırakmamalı.
Estetiği ve Hayatı Yeniden Kurmak
Türkiye’nin 68 hareketinin belki de en önemli yanı, sadece siyasal değil, ahlaki ve estetik açıdan yeni bir yaşam biçimi aramasında yatıyor. Dayanışmayı, sadeliği ve paylaşımı öne alan bir tarz geliştirdiler.
Onlar için devrim:
– Daha güzel bir toplum inşa etmek,
– İnsan ilişkilerini değiştirmek,
– Bencilliği aşmak,
– Halkla birleşmek,
– Ve yaşamı estetik ve eşitlikçi bir dünya görüşüyle yeniden şekillendirmek demekti.
Bunun için sadece protesto eden gençler olmadılar; şiir okuyan, film tartışan, resim yapan, türkü söyleyen ve yeni ve nezih bir insan ortaya koymaya çalışan bir kuşak oldular. Bu yaklaşım, hareketin kültürel hafızada hem küresel çapta hem de Türkiye’de neden bu kadar güçlü kaldığını da gösteriyor.
68’in Bugüne Kalan Mirası
Bugün Türkiye’de protest müzikten alternatif tiyatroya, üniversite kültüründen bağımsız sinemaya kadar pek çok yerde 68’in etkisini hissedebiliyoruz.
68 hareketi basit bir siyasal mücadele değil, “başka bir yaşam mümkün” fikrinin kültürel estetik ifadesiydi. Bugün hâlâ 68 konuşulunca, insanların aklına sloganlardan çok o yılların şiirleri, fotoğrafları, türküleri, parkaları ve romantizmi geliyor. Bu, 68 Hareketi’nin estetik gücünden kaynaklanıyor.
Birçok araştırmacı 68 kuşağının kültürel yaşamı derinden etkileyen toplumsal bir uyanış olduğunu vurguluyor ve bu konuda kesinlikle haklılar.
Sonuç
Türkiye’de 68 öğrenci hareketi, devlete karşı ayaklanan bir politik gençlik hareketinin ötesinde, sanatın, kültürün, şiirin, müziğin ve gündelik yaşamın yeniden tanımlandığı büyük bir estetik başkaldırıydı. Bu nedenle bu kuşağın estetik tarihini yazmak ve derinlemesine incelemek şart oldu. Bu satırların yazarı da bu makaleyle mütevazı küçük bir katkı sunmaya çalıştı. Umarım ilerleyen yıllarda Türkiye’deki üniversiteler de 68’in estetik tarihini yüksek lisans ve doktora çalışmalarıyla kapsamlı biçimde araştırarak bu efsane kuşağa karşı tarihsel görevlerini yerine getirirler…
Bu kuşak üniversiteyi bir estetik ve kültür alanına dönüştürdü, sanatı halka taşıdı, şiiri politize etti, müziği direnişin sesi haline getirdi ve estetik bir yaşamı devrim fikrinin tam merkezine yerleştirdi.
Bu yüzden Türkiye’nin 68’i, sadece tarihin değil, kültürün ve sanatın da en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Onların mirası, meydanların ötesinde, bugün hâlâ şiirlerde, türkülerde, filmlerde ve özgür bir hayat düşleyen insanların hafızasında yaşıyor.
1968 hareketinin diğer önemli öğrenci liderlerinden biri de İbrahim Kaypakkaya’dır. Kaypakkaya’yı da ilerleyen zamanda bir makalede ele alacağız.

Turan Altuner, uluslararası ağırlıklı iktisat, uluslararası işletme yönetimi, kültürlerarası iletişim, kültür antropolojisi ve endüstri işletmeciliği okudu. İşletmeci, danışman ve kültürlerarası iletişim koçu olarak çalıştı. İlgi alanları ekonomi, uluslararası ilişkiler ve kültürlerarası iletişimdir.
Kaynakca:
Türkiye 68 Hareketi — Genel ve Siyasal-Kültürel Çerçeve
Polat S. Alpman, “Toplumsal Hareketler, Etkileşimler ve Türkiye 68’inin Oluşum Safhası” — Academia.edu
Türkiye’de 68 Kuşağı Öğrenci Hareketleri” (New Era Journal, 2022) Newerajournal
“68 Kuşağının Türk Erkeğini Çizmek: Sakal ve Bıyık Modasında ‘İsyankâr Gençlik’in Siyasal İnşası” (ResearchGate, 2024)
4. Berrin Kalsın, Türk Sinemasında Toplumsal Gerçekçilik ve Yılmaz Güney Sineması —Amazon
5. “Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojisi” (Academia.edu, 2011) Academia.edu
6. “Yılmaz Güney Sinemasında Mekân Kullanımı: Umut (1970) Örneği” (ResearchGate, 2023) ResearchGate
7. “1960–1980 Yılları Arasında Türkiye’de Müziğin Gelişimi ve Değişimi” (STRASAM, 2025). Strasam
8. Ahmed Arif, Hasretinden Prangalar Eskittim (Metis Yayınları, ilk baskı 1968) Metiskitap
9. Ahmet Oktay, Karanfil ve Pranga (Metis Yayınları, 1990) 1000Kitap
10. “Cumhuriyet Modernleşmesinin Anadolu Ateşi: Köy Enstitüleri” (MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2014) Dergipark







































