• Dünya
  • Ekonomi
  • Politika
  • Kültür & Sanat
  • Opinion Internatıonal
  • Gorüş TV
  • Görüş Podcast
  • Diğer
Görüş
  • Dünya
    • Tümü
    • ABD
    • Afrika
    • Asya
    • Avrupa
    • Kuzey Amerika
    • Latin Amerika
    • Orta Doğu
    israil, Iran ve Ortadogu

    Beş Günde Çöküş: İran, İsrail Ordusu’nun İkmal Zincirini Nasıl Çökertti?

    1. Mayis 2026

    Veriler İle Ekonomi-Politik Hâl-i Pür Melâl (imiz)[*]

    ibrahim kaypakkaya

    İbo’nun ‘Ölümsüzlüğü’nün 53. Yılında Patika’nın Sorularına Yanıtlar[*]

    Rusya ve S 400ler

    Suriye’de Yeni Dönem: S-400’ler Dengeleri Değiştiriyor

    Dr. Jan Campbell

    Bir Geçit Töreninin Ardından

    Prof. Sergei Karaganow: Rusya Yeni Bir Dünya Savaşını Nasıl Kazanabilir?

    Prof. Sergei Karaganow: Rusya Yeni Bir Dünya Savaşını Nasıl Kazanabilir?

  • Ekonomi
    Bir Gecede 1 Trilyon Dolar Buhar Oldu: Algoritmaların Gazabı

    Bir Gecede 1 Trilyon Dolar Buhar Oldu: Algoritmaların Gazabı

    istanbul üniversitesi

    Neoliberalizm Üniversiteleri Ele Geçirdi: Öğrenciler Müşteri, Akademisyenler Taşeron

    Kredi karti bocrlanmasi

    Türkiye’de Kredi Kartlarının Krize Dönüşen Yükselişi

    Paranın İktidarı: Wall Street’in Altında Ezilen Emek

    Paranın İktidarı: Wall Street’in Altında Ezilen Emek

  • Politika
    Dr. Jan Campbell

    İnsan Haklarının Geleceği

    devlet ve millet / Hüseyin Demirtas

    Kalıcılaştırılmış KHK Rejiminin Röntgeni: AİHM Şaban Yasak Kararıyla Tescillenen Anatomi

    Sibel_özbudun

    “Aykırı Kadınlar” Tarihinden: Vilma Espín

    üc fidan

    Ölüme Giderken Rodriguez Dinlemek: Üç Fidan, Deniz Gezmiş ve 68 Kuşağının Kısa Estetik Tarihi

  • Kültür & Sanat
    • Tümü
    • Edebiyat
    • Sinema
    ibrahim kaypakkaya

    MÜZİĞİN HATIRLATTIKLARI[*]

    Türkiye’nin 68 Kuşağının Sanat, Kültür ve Estetik Tarihi

    Türkiye’nin 68 Kuşağının Sanat, Kültür ve Estetik Tarihi

    üc fidan

    Ölüme Giderken Rodriguez Dinlemek: Üç Fidan, Deniz Gezmiş ve 68 Kuşağının Kısa Estetik Tarihi

    cisel aktimur

    Yılmaz Güney, Yol ve Şiddetin Dışına Çıkmak: Seyit Ali Üzerine

  • Opinion Internatıonal
    • Tümü
    • Culture
    • Economy
    • Philosophy
    • Politics
    • World
    S400 Sistemleri

    Syria’s Sky: The S-400 Gambitand the New Architecture of Middle Eastern Air Power

    opinion international

    Crisis(es), War(s), Rebellion and Women

    Jean-Marie Jacoby

    Schleichender Faschisierungsprozeß in der EU oder Wer in der Demokratie schläft, wacht in der Diktatur auf

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

  • Gorüş TV
    humboldt

    Liyakatsız Bir Devletin Eğitim Reformlarıyla Yeniden Yapılandırılması: Wilhelm von Humboldt (2. Bölüm)

    humboldt

    Humboldt Kardeşler, Akademik Özgürlük ve Eğitim İdeali (1. Bölüm)

    Hüseyin Demirtaş

    Bir Askerin Gözüyle Rusya – Ukrayna Savaşı (2. Bölüm)

    Hüseyin Demirtaş

    Bir Askerin Gözüyle Rusya – Ukrayna Savaşı (1. Bölüm)

  • Görüş Podcast
    Cingeneler ve romanlar

    Görünmeyen Tarih: Çingenelerin Sürgün, Kölelik ve Kültürel Direniş Hikâyesi

    Ortadoğu’da Yeni Dönem: İran – İsrail Savaşı

    Ortadoğu’da Yeni Dönem: İran – İsrail Savaşı

    AKIN öztürk

    Uluslararası Hukuk Ne Diyor, Türkiye Ne Yapıyor? Akın Öztürk Örneği

    Kura Çözüldü: Kenan Karabağ’ın Sözlü Tarihle Örülen Romanları

    Kura Çözüldü: Kenan Karabağ’ın Sözlü Tarihle Örülen Romanları

  • Diğer
    sibel özbudun

    Onların “Ahlâk”(sızlığ)ı, Bizim Etiğimiz…[*]

    ÖHD Avukatları ve TUAD Üyeleri İçin Uluslararası Kurumlardan Ortak Açıklama

    ÖHD Avukatları ve TUAD Üyeleri İçin Uluslararası Kurumlardan Ortak Açıklama

    sibel özbudun &temel demirer

    İki Yarım İsyan ve Beyhude Bir “Başkaldırı”(*)

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Dünya
    • Tümü
    • ABD
    • Afrika
    • Asya
    • Avrupa
    • Kuzey Amerika
    • Latin Amerika
    • Orta Doğu
    israil, Iran ve Ortadogu

    Beş Günde Çöküş: İran, İsrail Ordusu’nun İkmal Zincirini Nasıl Çökertti?

    1. Mayis 2026

    Veriler İle Ekonomi-Politik Hâl-i Pür Melâl (imiz)[*]

    ibrahim kaypakkaya

    İbo’nun ‘Ölümsüzlüğü’nün 53. Yılında Patika’nın Sorularına Yanıtlar[*]

    Rusya ve S 400ler

    Suriye’de Yeni Dönem: S-400’ler Dengeleri Değiştiriyor

    Dr. Jan Campbell

    Bir Geçit Töreninin Ardından

    Prof. Sergei Karaganow: Rusya Yeni Bir Dünya Savaşını Nasıl Kazanabilir?

    Prof. Sergei Karaganow: Rusya Yeni Bir Dünya Savaşını Nasıl Kazanabilir?

  • Ekonomi
    Bir Gecede 1 Trilyon Dolar Buhar Oldu: Algoritmaların Gazabı

    Bir Gecede 1 Trilyon Dolar Buhar Oldu: Algoritmaların Gazabı

    istanbul üniversitesi

    Neoliberalizm Üniversiteleri Ele Geçirdi: Öğrenciler Müşteri, Akademisyenler Taşeron

    Kredi karti bocrlanmasi

    Türkiye’de Kredi Kartlarının Krize Dönüşen Yükselişi

    Paranın İktidarı: Wall Street’in Altında Ezilen Emek

    Paranın İktidarı: Wall Street’in Altında Ezilen Emek

  • Politika
    Dr. Jan Campbell

    İnsan Haklarının Geleceği

    devlet ve millet / Hüseyin Demirtas

    Kalıcılaştırılmış KHK Rejiminin Röntgeni: AİHM Şaban Yasak Kararıyla Tescillenen Anatomi

    Sibel_özbudun

    “Aykırı Kadınlar” Tarihinden: Vilma Espín

    üc fidan

    Ölüme Giderken Rodriguez Dinlemek: Üç Fidan, Deniz Gezmiş ve 68 Kuşağının Kısa Estetik Tarihi

  • Kültür & Sanat
    • Tümü
    • Edebiyat
    • Sinema
    ibrahim kaypakkaya

    MÜZİĞİN HATIRLATTIKLARI[*]

    Türkiye’nin 68 Kuşağının Sanat, Kültür ve Estetik Tarihi

    Türkiye’nin 68 Kuşağının Sanat, Kültür ve Estetik Tarihi

    üc fidan

    Ölüme Giderken Rodriguez Dinlemek: Üç Fidan, Deniz Gezmiş ve 68 Kuşağının Kısa Estetik Tarihi

    cisel aktimur

    Yılmaz Güney, Yol ve Şiddetin Dışına Çıkmak: Seyit Ali Üzerine

  • Opinion Internatıonal
    • Tümü
    • Culture
    • Economy
    • Philosophy
    • Politics
    • World
    S400 Sistemleri

    Syria’s Sky: The S-400 Gambitand the New Architecture of Middle Eastern Air Power

    opinion international

    Crisis(es), War(s), Rebellion and Women

    Jean-Marie Jacoby

    Schleichender Faschisierungsprozeß in der EU oder Wer in der Demokratie schläft, wacht in der Diktatur auf

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

  • Gorüş TV
    humboldt

    Liyakatsız Bir Devletin Eğitim Reformlarıyla Yeniden Yapılandırılması: Wilhelm von Humboldt (2. Bölüm)

    humboldt

    Humboldt Kardeşler, Akademik Özgürlük ve Eğitim İdeali (1. Bölüm)

    Hüseyin Demirtaş

    Bir Askerin Gözüyle Rusya – Ukrayna Savaşı (2. Bölüm)

    Hüseyin Demirtaş

    Bir Askerin Gözüyle Rusya – Ukrayna Savaşı (1. Bölüm)

  • Görüş Podcast
    Cingeneler ve romanlar

    Görünmeyen Tarih: Çingenelerin Sürgün, Kölelik ve Kültürel Direniş Hikâyesi

    Ortadoğu’da Yeni Dönem: İran – İsrail Savaşı

    Ortadoğu’da Yeni Dönem: İran – İsrail Savaşı

    AKIN öztürk

    Uluslararası Hukuk Ne Diyor, Türkiye Ne Yapıyor? Akın Öztürk Örneği

    Kura Çözüldü: Kenan Karabağ’ın Sözlü Tarihle Örülen Romanları

    Kura Çözüldü: Kenan Karabağ’ın Sözlü Tarihle Örülen Romanları

  • Diğer
    sibel özbudun

    Onların “Ahlâk”(sızlığ)ı, Bizim Etiğimiz…[*]

    ÖHD Avukatları ve TUAD Üyeleri İçin Uluslararası Kurumlardan Ortak Açıklama

    ÖHD Avukatları ve TUAD Üyeleri İçin Uluslararası Kurumlardan Ortak Açıklama

    sibel özbudun &temel demirer

    İki Yarım İsyan ve Beyhude Bir “Başkaldırı”(*)

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

    The Penguin Illusion: The Majority, Power, and the Kurdish Question

No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Görüş
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Görüş Yazılar Dünya Avrupa

Reformasyon’un beş yüzüncü yıl dönümü: Herkes kendi papazı oldu

Turan Altuner Turan Altuner
21 Ocak 2020
in Avrupa, Dünya, Politika, Tarih
0
martin luther
0
SHARES
0
VIEWS
Facebook'ta PaylaşX'te PaylaşPinterest'te PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsApp'ta PaylaşTelegram'da PaylaşE-Mail ile Paylaş
martin luther
Turan Altuner
Turan Altuner

Turan Altuner, uluslararası ağırlıklı iktisat, uluslararası işletme yönetimi, kültürlerarası iletişim, kültür antropolojisi ve endüstri işletmeciliği okudu. İşletmeci, danışman ve kültürlerarası iletişim koçu olarak çalıştı. İlgi alanları ekonomi, uluslararası ilişkiler ve kültürlerarası iletişimdir.

Aşk, varlığında, yokluğunda belli olur

Egemenlik, varlığında, yokluğunda belli olur

Bir özgürlük var, sularca, havalarca olağan

Varlığında değil, yokluğunda belli olur.

Özdemir Asaf

Sekülerizm bir erkler ayrılığıdır aslında. En temel işlevi uhrevi ve dünyevi gücün tek elde, kişi veya kurumların tekelinde yoğunlaşmasını önlemek ve gücü elinde tutan kişinin/kurumun güç istismarının, gücü kötüye kullanmasının önüne geçmektir.

Martin Luther 1520 yılında, papanın kiliseye egemen olmasının yanı sıra dünyevi gücü de ele geçirdiğini krallar/kontlar üzerinde egemenlik kurduğunu belirtip, papanın bu yönüyle bir anti – Hristiyan olduğunu belirtip, dünyevi gücün kendine has özelliklerinin olduğunu söyleyip, uhrevi güçten ayrılması gerektiğini dile getirmiştir. Bunun da ancak kilisenin ruhani ve dünyevi gücü tekeline almasının önüne geçmekle mümkün olabileceğini belirtmiştir. Reformasyon kilisenin/papanın dünyevi ve uhrevi gücü tekeline almasına bir itiraz harekatı olarak doğmuştur. Her ne kadar dini bir akım olarak başlasa da Reformasyon’un, krallar, prensler, güç sahipleri tarafından Roma kilisesine, papaya karşı sahiplenilmesi ile birlikte, Reformasyon kısa bir süre içinde siyasallaşmış, Protestanlık Roma kilisesine karşı siyasal bir silah haline gelmiştir. Reformasyon’un en temel talebi olan uhrevi ve dünyevi erkler ayrılığı paradigmasından kısa zaman içinde geri dönüş yaşanmış ve bu seferde ulusal kiliseler ortaya çıkmıştır. Her ne kadar kralların ve prenslerin hegemonyası, Roma kilisesinden bağımsızlık kazanan bu yeni ulusal kiliselere egemen olmuş olsa da, Reformasyon uhrevi ve dünyevi gücün ayrılmasına teolojik bir zemin ve meşrutiyet kazandırmış, yüzyıllara yayılan seküler ve laik hareketlerin önünü açmış, Reformasyon’un bir erkler ayrılığı hareketi olması, bu teolojik zemini ve meşrutiyeti sağlamasından gelmiştir. Kilise bölünmüş, birbirleriyle rekabet eden kiliseler ortaya çıkmış, Hristiyanlık içinde mezhepsel bir çoğulculuk/pluralizm doğmuş, 100 yıl süren mezhep savaşları yaşanmış, 1648 Münster Vestfalya Anlaşması’yla bu mezhepsel çoğulculuk artık kabul edilmesi gereken bir “modüs vivendi” olarak kabul görmüş, Avrupa Katolik ve Protestan mezhepleri olarak ikiye bölünmüştür.

ERKLER AYRILIĞI YOKSA ÖZGÜRLÜK YOKTUR!

Luther’in uhrevi ve dünyevi erkler ayrılığı paradigmasından çok daha sonraları Charles de Secondat Montesquieu hümanizmi, insan hakkı ve onurunu, siyasal özgürlükleri temel alan “The Spirit of the Laws”, (Yasaların Ruhu – 1748) adlı yapıtında “tek elde” toplanan gücün istismarının her zaman için var olduğunu ve bunun mutlak önlenmesinin ancak birbirini dengeleyecek ve kontrol edecek bir erkler ayrılığı mekanizmasıyla önlenebileceğini belirtip, erkler ayrılığı paradigmasını siyasal ve hukuksal zemine taşımıştır. Martin Luther uhrevi ve dünyevi gücü birbirinden ayırmış, Montesquieu ise bugünkü çağdaş devletlerin / demokrasilerin temelini teşkil eden dünyevi, yani devletin ve siyasal iktidarların gücünü sınırlayan yaşama- yürütme – yargı üçlüsü, denge ve denetleme mekanizmasının teorik temellerini atmıştır. Burada ilginç olan Montesquieu’nun erkler ayrılığı mekanizmasının olmadığı Osmanlıyı – Osmanlı sultanlarını ve dönemin İtalya’sını, erkler ayrılığı olmayan despotik rejimlerle yönetilen ülkeler ve rejimler olarak nitelemesidir. Montesquieu erkler ayrılığı ilkesini özgürlüğün ve insan haklarının ön şartı sayar. Yani erkler ayrılığı yoksa özgürlük de yoktur! Erkler ayrılığının olmadığı despotik ülkelerde, iktidarı elde tutmanın yegane aracının vatandaşların özgürlüklerinin kısıtlanması, zor ve şiddet olduğunu belirtmiştir. Montesquieu’nun ne kadar haklı olduğu bugün Türkiye’de yaşananlar göz önüne alınınca çok daha iyi anlaşılır.

Din ve devlet ilişkilerinin ayrılmasına (sekülerizm/laiklik), diakronik (geçmişten bugüne, bugünden geçmişe) bir perspektiften bakılınca dünyevi ve uhrevi erkler ayrılığı prensibinin demokrasinin en temel kuramını oluşturduğu tarihi tecrübelerle görülür. Din ve devlet işlerinin sağlıklı bir şekilde ayrılmadığı, din ve vicdan özgürlüğünün olmadığı bir ülkede demokrasi ve insan haklarından bahsetmek mümkün değildir. Nitekim insan hakları kavramı tarihte ilk defa Reformasyon’la birlikte kavramlaştırılmış, insan onurunun dokunulmazlığı, din ve vicdan özgürlüğünün insanın en temel hakkı olduğu dile getirilmiştir. Reformasyon hareketinin bu en temel kuramı daha sonra Avrupa ve ABD’deki çağdaş anayasaların temelini oluşturmuştur. Bunu ABD ve Almanya anayasasından birer örnekle belirtmek yerinde olur:

ABD anayasası: giriş bölümü (4 Temmuz 1774)

“Aşağıdaki hakikatlerin ispata lüzum kalmayacak kadar bedihi olduklarına inanıyoruz: Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır. Bütün insanlara yaradan tarafından devir ve ferağ edilemeyen bazı haklar bahşolunmuş- tur. Bu haklar meyanında hayat, hürriyet ve saadetin aranması vardır. Hükumetler, insanlar tarafından bu hakların teminat altına alınması için tesis olunmuştur ve bu hükumetlerin iktidarlarının meşrutiyeti idare olunanların rızalarından doğar. Her ne zaman bir hükumet tarzı bu gayeyi yok edecek bir hal alırsa, halkın bu hükumeti değiştirmeye veya ıskat etmeye ve kendisine emniyet ve saadeti sağlamaya en uygun görünen prensiplere istinat eden ve bu şekilde teşkilâtlandırılmış olan yeni bir hükumet tesis eylemeye hakkı vardır.” (Çeviri: Prof. Dr. Muvaffak Akbay)

Alman faşizminin Avrupa’daki savaşı, ağır tahribatları , Yahudi ve diğer azınlıklara yaptığı soykırım tecrübesinden sonra, faşizmin bir daha asla tekerrür etmemesi amacı ile insan haysiyeti, hak ve hürriyetleri anayasal güvenceye alınmış, insan hak ve hürriyetine, insan onuruna aykırı olan her yasanın, karara bağlansa bile geçersiz olduğu anayasal yükümlülük haline getirmiştir. Anayasa (das Grundgesetz) devlet erkini insan haysiyetini korumakla yükümlü kılmıştır.

Alman Anayasasının giriş bölümü (Präambel, Mayıs 1949):

“Madde 1: İnsanın onur ve haysiyetinin korunması:

  • İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.
  • Alman milleti, bu nedenle dokunulmaz ve devredilmez insan haklarını, yeryüzünde her insan topluluğunun, barışın ve adaletin temeli olarak kabul eder.
  • Aşağıda belirlenen temel haklar, yasama, yürütme ve yargı organlarını doğrudan doğruya bağlar.” (Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası / Federal Meclis Yayınları)

İnanç (din) ve vicdan özgürlüğü çok temel bir haktır. Aklın özgürlüğünden önce vicdan özgürlüğü gelir. Vicdanı özgür olmayan insanın aklı da özgür değildir. Nitekim tarihsel bir vaka olarak da göz önünde bulundurursak, sekülerizm ve laikliğin temelinin atılması Avrupa’da 1517 yılında başlayan ve bu yıl 500’üncü yıl dönümü kutlanan Reformasyon ve buna müteakip kanlı din savaşlarından sonra mümkün olmuştur.

Martin Lutherin Wittenberg'deki heykeli
Martin Lutherin Wittenberg’deki heykeli

VİCDANI HÜR, FİKRİ HÜR BİREY ORTAYA ÇIKIYOR

Aklın özgürleşmesi diye tabir edebileceğimiz Rönesans ise çok daha sonra 18’inci yüzyılda din, inanç ve vicdan özgürlüğünün açtığı yoldan gelişip yükselebilmiştir. Reformasyon’la birlikte insan düşünen, sorgulayan ve karar veren bir süje haline gelmiştir. Tanrı, din, insan ilişkisinin herhangi bir dini kurum, otorite tarafından değil de, insanın kendisinin içinden geçtiği gibi, sübjektif, genellemeci olmayan, dışarıdan herhangi normatif bir müdahalenin olmadığı, özgürce tayin edilen, yeni bir ilişki tarzını esas alan, tanrı ile insan arasında ahenkli, eşit, bireyin tanrı sevgisini esas alan yeni bir ilişki türü oluşmuştur. Reformasyon ve Rönesans’la birlikte insanın inancını, tanrı insan ilişkisini kendi öz iradesi ve aklıyla aktif düzenlenmesini Bertrand Russel “Avrupa sübjektizmi” olarak adlandırır. Böylelikle “Vicdanı hür, fikri hür” birey ortaya çıkmıştır. Aklın hür olması, vicdanın hür olmasından geçiyor. Reformasyon’la vicdanı hür, Rönesans ile aklı hür birey ortaya çıkmıştır.

Peki Reformasyon’un modern toplumların oluşmasında hangi temel etkileri olmuştur? Günümüze kadar gelen belirleyici bu etkilerini üç ana başlıkta toparlamak mümkün:

  • Avrupa’da kilisenin katı monozentrik (tek merkezci), katı hiyerarşik yapısına son verip toplumda ekonomi, hukuk, politika, bilim ve din ayrıştırmasıyla polyzentrik (çok merkezci) bir toplumsal yapının oluşmasını sağlamıştır. Din ve Roma/Katolik kilisesi toplumun yaşamında tek belirleyici bir kurum olmaktan çıkıp, toplum çok işlevli (functional differentiation of the society) bir toplumsal yapının oluşmasına neden olmuştur.
  • Avrupa’da kilisenin ve dinin monozentrik yapısına son verilmesinin ikinci önemli etkisi bireyselleşme (individualism) olmuştur. Din ve vicdan özgürlüğü teolojik bir kuram haline gelip, insan tanrı ilişkisi bireyin özgür iradesine tabi kılınmış, ortaya insanların “kendi papazı olduğu” seküler bir din anlayışı, buna binaen seküler birey çıkmıştır. Birey kendi kararlarını göreceli olarak verme hakkını kazanmış, Kilise ve kurumlarının dikte ettiği sosyal rollere itiraz hakkını kazanmış, kiliseye ve devlete eskiye nazaran daha az bağımlı hale gelmiş, sosyal, sınıfsal ve dini aidiyetler ve toplumsal değer yargılarına daha mesafeli yaklaşmak mümkün olmuş, dini aidiyet duygusu totalİter, belirleyici bir kimlik -olmaktan çıkıp, göreceli olarak daha özgür olmuştur. En büyük işlevi de bireyin kendi gücünün farkına varıp, dini kilisenin belirlediği normlara göre yaşamazsa “ne bu dünyada ne diğer dünyada iflah olmayacağı” korkusunu yenmesi olmuştur. Korku ve dehşet odaklı tanrı ve din inancından, daha özgür, sevgi ve vicdan odaklı bir din anlayışının yolu açılmıştır.
  • Geçen yüzyıllar içinde bireycilik (individualism) çeşitli aşamalardan geçmiş, Reformasyon’dan bugüne tarihsel olarak gelişen “üç bireyselci dalga” vuku bulmuştur.

Reformasyon’un ilk yüzyıllarında, yani 15’inci yüzyıldan başlayıp, 17’nci yüzyıla uzanan süreç içerisinde “theonom individualısm /theonom bireycilik” diye anlandırılan bu dönemde, birey tüm düşüncelerini / eylemlerini tanrının tartışılmaz bir otorite olmasına dayandırır. Tanrı otoritesi belirleyicidir. Toplumsal repertuvarda henüz ateistlik, deistlik, agnostlik vs. genel anlamıyla yoktur. Tanrı odaklı yaşamak ve inanç temel önceliktir.

Bireyciliğin (individualism) gelişmesinde ikinci dalga Rönesans ile birlikte 18’inci yüzyılda “otonom individualizm/otonom bireycilik” diye tabir edilen dönemde olmuştur. Vicdan özgürlüğünden sonra aklın özgürlüğü ile ortaya otonom birey çıkmış, her şeyi sorgulamaya başlamıştır. Otonom bireycilik, yani Rönesans dönemi ile birlikte deyim yerindeyse toplumsal repertuvar daha da genişlemiş Protestanlık dahil olmak üzere din ve tanrı otoritesi tartışılır hale gelmiş, dünyayı anlamak için din veya tanrının değil, bilimin rehber edinilmesi temel çıkış noktası olmuş, tanrı ve din, insanın anlam dünyasındaki yerini göreceli olarak yitirmeye başlamış, yerini akılcılığa bırakmış, tarihsel toplumsal paradigma değişmiştir.

“Rönesans insanın, eşyanın, dünyanın yeniden tanımlanmasıdır. Rönesans’ın temel düşünce merkezinde hümanizm vardır. Hümanizm her şeyin ölçüsü olarak insanı kabul etmektir. Kilisenin skolastik Orta Çağ anlayışı reddedilerek bilimde, felsefede, sanat ve edebiyatta özgür insan anlayışının savunulmasıdır. İnsan her alanda yüceltilmektedir. İnsanların özgürlüğü, eşitliği, aklın egemenliği savunulmuştur. Ortaya ferdiyetçi, akılcı ve yaşama her şeyden fazla değer veren “rasyonel birey” çıkmıştır Avrupa Aydınlanması’nda, Antik Yunan ve Anadolu Aydınlanması’nda olduğu gibi kendi düşünürlerini / felsefecilerini tarih sahnesine çıkarmıştır. Locke, Hume, Smith, Kant gibi düşünürler eserlerini Rönesans’ın getirdiği özgürlük ortamında kaleme almıştır.“ (Halis Çetin, Liberalizmin tarihsel kökenleri)

>Makelenin Devamı Diğer Sayfada

Sayfa 1 'nin 2 'si
12Sonraki
Tags: avrupabireydemokrasierkler ayriligifikir hürriyetikiliselaiklikmartin lutherortacagreformasyonsecularizmvicdan hürriyetiwittenberg
Önceki

Türk Tipi Laisizmin Tarihsel Kökenleri

Sonraki

Laiklik: Türkiye’nin kültür devrimi ve üç stratejik hatası*

Sonraki
Laiklik: Türkiye’nin kültür devrimi ve üç stratejik hatası*

Laiklik: Türkiye'nin kültür devrimi ve üç stratejik hatası*

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

  • Dünya
  • Ekonomi
  • Politika
  • Kültür & Sanat
  • Opinion Internatıonal
  • Podcast
  • Gorüş TV
  • Diğer

Sayfalar

  • Anasayfa Yedek
  • Ansayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Görüş Hakkında
  • Görüş’te Yazmak | Become an Opinionmaker
  • İletişim | info@gorus21.com
  • Künye
  • Yayın ilkelerimiz
  • Anasayfa Yedek
  • Ansayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Görüş Hakkında
  • Görüş’te Yazmak | Become an Opinionmaker
  • İletişim | info@gorus21.com
  • Künye
  • Yayın ilkelerimiz

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

Hoş Geldiniz!

Hesabınıza aşağıdan giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz? Kayıt Ol

Yeni Hesap Oluşturun!

Kayıt olmak için aşağıdaki formları doldurun

Tüm alanlar zorunludur. Giriş Yap

Retrieve your password

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş Yap
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Politika
  • Kültür & Sanat
  • Opinion Internatıonal
  • Gorüş TV
  • Görüş Podcast
  • Diğer

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.