tekno fasizm

Yaşadığımız evren içerisinde şu ana kadar ulaştığımız bilgi seviyesi ile ürettiğimiz fizik kuramlarını düşündüğümüzde insanlığın tarih boyunca ne kadar yol katettiğini görüyoruz. Bu kurallar matematik formülleri ile ortaya konulduktan sonra ise bilinmeze yolculuk başlamıştır.

Bu dönemin en önemli buluşlarından biri fizik alanında entropi kavramı olarak anılabilir. Termodinamik yasaların ikincisi olan entropi her düzenli sistemin giderek düzensiz hale gelmesidir. Yani örnek olarak bir insan açısından değerlendirmemiz gerekir ise insan bebek olarak doğduğunda enerjisi en yüksek entropisi en düşük yoğunluktadır. Hücrelerin yenilenmesi ve gelişmesi ile hızlı şekilde büyüyen bu bebek zamanla çocukluk, ergenlik ve yaşlılık evrelerine girer. Entropi burada dışsal etkilerin de katkısı ile harekete geçer ve hücre yaşlanmasına sebep olur ve insan sonunda dünyaya veda eder. Kalıtsal faktörleri neticesinde oluşan bu döngü zamanın vektörel hareket etmesinden dolayı sonlu bir sistemdir.

Bunların aynı şekilde dünyamızdaki maddeler olarak düşünürsek her kimyasal yapıdaki sistemin fiziksel ölçütleri bir nihai sınır doğrultusunda hareket ettiğini görürüz. Bu nihai sınır geçildiğinde ise geri dönülemez bir hale gelir bu maddeler. Yaşadığımız evin yapı elemanlarından örnek verecek olursak tasarım yüküne göre yapılan kolonlar ve kirişler taşıyıcı sistemin ana elemanlarıdır. Ancak yapısında bulunan betonarme elemanlarında sonlu bir tarafı vardır. Yani ömürleri sınırlıdır. Bu yapı elemanlarının taşıyabileceği yük kapasitesi zaman geçtikçe çevresel faktörlerden dolayı azalırken depreme karşı da güçsüzleştiğini görürüz. Burada anlatmak istediğim ana nokta mühendisler açısından bakıldığında gerilme-şekil değiştirme diyagramlarında çokca gördüğümüz akma ve kopma dayanım değerleridir. Bunlar sistem için belirlediğimiz nihai sınırlardır. Bu sınırların üstündeki değerler ise yapının diyagramda akma sınırına kadar yapıyı ayakta tuttuğu ve sonrasında doğrusal bir hareket biçiminde sonlandığı şeklindedir.

görüs21

İnsanlığın gelişimi anlamında tüm bu anlatım ve örneklemelere bakar isek nihai sınırların çerçevisini daha rahat ortaya koyabileceğimizi ve bunun yarattığı sosyal etkileri de anlayabileceğimizi düşünüyorum. Endüsti 1.0 dönemi ile başlayan insanlığın atılımı endüstri 4.0 süreci ile günümüzde tüm bulut sisteminin oluşmasına da yardımcı olup insanların birbirleriyle iletişimini kolaylıkla internet alt yapısı ile sağlamasına, elde ettiği verileri dijital ortamda saklayabilmesine ve bir çok yeniliğe de öncü olacak yapay zeka uygulamalarının yapılmasına öncü olmuştur.

Bunu yaparken ancak doğada yaratılan tahribatın kapitalist olgular yüzünden geldiği hali görmemek ise imkansızdır. İnsanlık kendini kapitalist olgular içerisindeki bir alana yüzyıllardır sıkıştırmış ve kapital sistemin gereği sürekli para biriktirme kazanma arzusu bitmemiş ve bunun içinde tüm doğa dengelerini alt üst etmiştir. Bir virüs gibi doğaya saldıran kapital sistemin yol açtığı felaketleri ise günümüzde küresel ısınma sebepli bitmeyen salgınlar ile ortaya koymaktadır.

Bunun finansal tarafına baktığımızda ise tüm dünyada basılan para miktarlarının büyük çoğunluğu hane halkları yerine finansal piyasalara girmiş ve teknoloji şirketleri monopol biçimler halini almışlardır. Rekabetten yoksun ve sürekli kar üzerine kurulu bu yapıların yansıması ise hisse piyasalarında aynı nihai sınırın geçilmesi üzerine gerçekleşen doğrusal bir düzlem halini oluşturmuştur. Bunun da yansımaları ise gelir adaletsizliği ve eşitsizlikler üzerinden sosyal olgular olarak ortaya çıkmıştır.

Sosyal olguların bu yeni dönemde değişmesi bulut sistemi içerisinde iletişim halinde olan kitlelerin aynı zamanda başlarındaki siyasi figürlere karşı hareketlenmelere ön ayak olmuş bir çok devletin yönetim sistemi değişmiştir. Arap baharı dönemleri yakından izlemleyebildiğimiz olaylar haline gelmiştir. Haliyle bu yeni dönemde devlet olgusununda kendini kurtarma çabaları olacaktır.

Oligopol veya monopol sistemlerin oluşturduğu küresel ticaret ağında devletler olmaksızın hakim olabilecek kaosun faturası tüm insanlığı yönetebilmek için günümüz devlet anlayışının sürekli kaos’u yönetsel bir biçim olarak karşımıza koymasına sebebiyet vermiştir. Nihai sınır değerler doğada aşıldığından dolayı içinde bulduğumuz durumun vehametini iktisatçılar, sosyologlar ve siyaset bilimciler ayrı ayrı bu anlatmış olduğum çerçeveden değerlendirmektedirler.  

Haliyle günümüz devlet yapıları karşı koyamadığı kapitalizm olgusuna yenik düştüğünü kabul etmeyerek doğaya karşı olan süreçte zayıf kalmışlar ve bunun çözümünü de kontrollü bir kaos hareketi içerisinde bulmuşlardır. Çünkü yüzyıllardır doğanın sömürülmesi yoluyla elde edilen zenginlikleri paylaşma yoluna da gitmeyerek insanları kapitalist olguda olduğu gibi bir sınır içerisinde hapsetmişlerdir.

Bu döngünün de uzun sürmeyeceğini fizik yasaları bizlere yazının başında da anlattığım üzere söylemektedir ancak kaybetmeye alışık olmayanlar için bunun kabul edilmesi de imkansızdır. İnsanlığın sonunu getirebilecek bir dönemin içinde olduğumuzu küresel ısınma alanında çalışan tüm bilim adamları dile getirir iken, bu bilimlere yatırım yapan sermayedarların sonuçta aynı kişiler olması bilimi de zapt etmeye ve taraflı yayınlar yapılmasına sebep olmuştur ve hala da olmaktadır.

Büyük bir yalan denizinde hep birlikte yol alıyoruz bu işin sonunda doğanın yaratacağı daha büyük fırtınalarda içinde bulunduğumuz gemi battığında insanlığın yaşacayacağı çaresizlik durumunun ise tarifi kıyamet günü senaryolarından farksız olmayacaktır.

Bu durumlara karşı bir an önce bir bütün halinde harekete geçmesi gereken devletlerin yöneticileri ve bu yapının kurulmasına öne ayak olan şirket yaklaşımları, toplumlar bunu anlayana kadar yaşamlarını refah içerisinde sürdürmek istemeleri de bencilliklerinin yegane kanıtı olarak karşımızda durmaktadır.

Sonuç olarak içerisinde bulunduğumuz dönemin sosyal anlamda kontrollü bir kaos içerisine sokulması bu durumların konuşulması ya da anlaşılmasını engellemek üzerine yapılan illüzyon yaratımlarıdır. Gerçeklik ise yakınlarımızı ve sevdiklerimizi bir bir kaybederken, devletlerin kendi yapılarını korumaktan başka bir şeye başvurmamalarından anlaşılmaktadır. Sonuçta büyük fabrikaların enerji giderleri halen büyük oranda karbon salınımları sayesinde üretilmektedir. Küresel ısınmaya çare olamayacak bu yapıların dünyanın sonunu getirmesi ise bir trajedyadan farksızdır.  İyi seyirler….