kazakistan meselesi

“Emekçi insanlığını, ancak burjuvaziye nefret ve isyanla kurtarabilir.”[1]

Eduardo Galeano’nun ifadesiyle, “Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmi birinci yüzyıl da, önceki yüzyılın izinden gitmekte”yken; BBC’ye bile, “Kıyamet filmlerinden çıkmış gibi”[2] dedirten bir fırtına koptu Kazakistan’da.

2022’de kopan fırtınaya dair üç söylem öne çıktı: i) “Nazarbayev-Tokayev”in diktatörlüğünü hedef alan halk isyanı”, ii) “ABD/ Batı’nın renkli devrim komplosu”, iii) “Rusya”nın jeopolitik hamlesi.”

Somut veriler ile neden-sonuç ilişkilerini “es” geçen “komplo teorileri”ne itibar edenlerden olmadığım için fırtınaya “halk isyanı” diyenlerdenim.

Kolay mı? Tupac Amaru Shakur’un, “Adalet yoksa barış da yok”; Halil Cibran’ın, “Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir,” saptamalarını doğrularcasına Kazakistan’da halk, 30 yıllık Nazarbayev hanedanlığını sarstı. Direniş, Putin, Lukaşenko, Erdoğan gibi otokratları da tedirgin etti.

Akaryakıt zammı, 30 yıldır hüküm süren Nazarbayev hanedanına karşı bardağı taşıran son damla olurken; israf, yolsuzluk, elitizm, lüks tüketim karşısında sokaklara dökülen Kazakistan emekçileri kokuşmuş sistemin kökten değişmesi talebini yükseltti.

Hayat pahalılığı protestolarıyla başlayıp ülke çapında yolsuzluk ve gelir dağılımı adaleti isyanına dönüşen Kazakistan başkaldırısı bastırılsa da tartışmaları hâlâ gündem maddemiz.

Tablo netleşirken; tahminler, varsayımlarla değil, verilerle konuşmak gerek. Çünkü “ABD/ Batı’nın renkli devrim komplosu” ya da “Rusya”nın jeopolitik hamlesi” benzeri veya protestoların “teröristlerce” gerçekleştirildiği “iddiaları”nın dayanaksızlığı ortaya çıktı.

Batı Avrupa büyüklüğünde bir Orta Asya ülkesinde yozlaşmış yönetime isyan ederek sokaklara dökülenler, otoriter hükümetlerin görünürdeki “istikrarı”ının nasıl da kırılgan olduğunu gösterdi.

Otoriter liderler/yönetimler ne kadar görmezden gelirlerse gelsinler, biriken soru(n)ların ateş alması için küçük bir kıvılcımın dahi yeterli olduğunu ortaya koyan Kazakistan İsyanı dünya işçi sınıfı ile emekçi halkların üzerine kafa yorması gereken bir deneyimdir.

Malum üzere emekçi sınıflar birbirlerinin mücadelesinden öğreni; burjuva sınıflarına karşı mücadelenin bir kaldıracı hâline getirirler.

Kazakistan’daki isyan ders alınacak gelişmelerle doluyken; halk ayaklanması, geri çekilse ya da iktidarın terörü karşısında yenilgiye uğrasa bile bu geçicidir; ayaklanma, er ya da geç tekrar ortaya çıkacaktır. Evet, gerici iktidarın terörü halk ayaklanmasını bastırabilir. Ancak egemenlerin şiddeti, terörü isyanı var eden temeli ortadan kaldırmaya muktedir değildir.

Uzun süredir Kazakistan’ı bir hanedan keyfiliğiyle yönetenlerin simgesi Nur Sultan Nazarbayev’in heykelinin nasıl yıkıldığını unutmamak gerek!

Nazarbayev ve ardılı Tokayev diktatörlüğü bir avuç oligarkı temsil eden, meşruluktan yoksun bir yönetimdi. Kokuşmuş rejimin tarihin çöplüğüne süpürülmesi haklı ve meşru bir eylemdi. Ve elbette kendiliğinden gelişen kitle hareketlerinin başarıya ulaşma şansı Kazakistan’da da zayıftır ve ol(a)madı da!

VERİLİ DURUM

Neyzen Tevfik’in, “Ne ceket kaldı ne metelik cebinde ceketin./ Kurtaracağız diye geldiler içine ettiler memleketin,” dizeleriyle müsemma Kazakistan’daki durum Étienne Balibar’ın, “Bir kral kendini zorba ilan eder etmez krallığın bütün kötüleri ve alt tabakası ganimetten pay kapmak için zorbanın etrafında öbekleşir ve büyük zorbanın altındaki zorbacıklar olmak için onu desteklerler,” betimlemesiyle uyum içindeyken; siyasi baskılar, kısıtlanan özgürlükler, bastırılmışlıklar halkın canına tak etti; nefes alabilecek durumda değil Kazaklar…

Kolay mı?

“Kazakistan 1991’de Sovyetler Birliği dağılıp bağımsızlığını ilan ettiğinden beri despotça yönetiliyorken; feodal monarşik, adı cumhuriyet olan bir yapıya sahipti.

1985’te Gorbaçov döneminde Kazakistan KP içinde yükselmeye başlayan ve KP Birinci Sekreteri, ardından Başbakan, ardından da Kazakistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Prezidyumu Başkanı ve SBKP MK Politbürosu üyesi olan Nazarbayev bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra 28 yıl yani 2019’da istifa edene kadar Kazakistan Cumhuriyeti’ni yönetti.

İstifa ettikten sonra da kendisini yaşam boyu “Ulusun Lideri” ilan etti. Henüz yaşamdayken kendi adını verdiği yeni şehirler, havalimanları kurdu ve heykelleri dikildi. Küçük bir azınlığın muazzam servete sahip olduğu, kapitalist sömürünün ve yoksulluğun bir arada yaşandığı kapitalist bir toplum oluştu. Devlet bürokrasisinde rüşvet ve yolsuzluk kol gezdi.”[3]

Bilindiği üzere, Kırgız, Hiung-nu, Uygur, Karluk ve Göktürk gibi toplulukların antik zamanlarda hükmettikleri geniş Kazakistan bozkırları, 1206’dan sonra Moğol istilasına uğramıştı. Ancak 1465’te Kazak hanlığı bir araya gelen bozkır halkları tarafından, federatif yapı oluşturarak üç bölgeli bir süreçte hüküm sürmüştü. Büyük, orta ve küçük Orda diğer deyimle ulu cüz, orta cüz ve küçük cüz biçiminde üç bölgeli yönetime bölünmüş bu deneyim başarısız olmuş, iç çatışmaları büyütmüştü. Ağır aksak da olsa Kazak Hanlığı 1847’ye kadar varlığını sürdürmüş, bu tarihten sonra Rus egemenliğine girmişti.

1917 Ekim devrimi sonrası Sovyetler Birliği ile bütünleşen Kazakistan 1991’de biçimsel bağımsızlığına kavuştu. Nursultan Nazarbayev liderliğinde şekillenen Kazakistan yönetimi 1993 Anayasasını iki kez değiştirerek, demokrasiyi rafa kaldırmaya başladıkça yozlaştı, kitlelerden tamamen koparak yolsuzluk girdabında bir avuç oligarkın diktatoryasına dönüştü. Bu serüven Türkî Cumhuriyetler denen bütün coğrafyada hemen hemen aynı olacaktı.

2.724.900 km2’ye yayılan 19 milyon nüfuslu Kazakistan halkı yüzde 68 Kazak, yüzde 19 Rus, yüzde 3.5 Özbek yüzde 9.5 ise diğer azınlıklardan oluşuyor.

30 milyar varil petrolü ile ilk 12 de, 55.5 trilyon metreküplük doğalgaz rezervi ile ilk 20’de yer alan, uranyum, krom, kurşun, çinko, bakır, demir, altın, kömür gibi değerli mineral ve madenlere sahip olan Kazakistan’ın dış ticaretinde ihracatının yüzde 59’unu petrol ile yan ürünleri, yüzde 19’unu demir ile metaller, yüzde 5’ini kimyasallar, yüzde 3 ünü makine, yüzde 14’ünü ise, yün, et, tahıl, kömür vb. ürünler oluşturuyor.[4]

Zenginliklerine rağmen halkın yoksulluk içinde yaşadığı Kazakistan’da emekçilerin payına düşen yoksulluk ve açlıkken; Kazakistan’daki devasa doğal kaynaklar, küçük bir oligark kesimi inanılmaz ölçüde zenginleştirdi. Halkın çoğunluğu yoksulluk sınırlarında yaşarken; neo-liberal sistemle ekonomik entegrasyon servetlerin bir avuç insanın cebine girmesine yol açtı.

Kolay mı? Petrol ve doğal gaz açısından zengin olan Kazakistan, Orta Asya’nın en nüfuzlu ülkesi. Bölgenin gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 60’ına sahip otoriter bir devlettir.

Nazarbayev her yere heykellerini diktirip, yeni başkente adını vererek ülkede bir tür şahıs kültü yarattı. Ancak 2019’da, ülkede pek sık rastlanmayan hükümet karşıtı gösterileri durdurmak için istifa etti.

Kendi elleriyle seçtiği halefi Tokayev, uluslararası gözlemcilerin eleştirdiği bir baskın seçimle işbaşına geldi. Nazarbayev iktidarda olmamasına rağmen yönetim üzerindeki etkisini sürdürdü.

Nazarbayev’in istifasından sonra geçen yaklaşık üç yılda fazla bir değişiklik olmadı. Halk reform yapılmamasından, yaşam standartlarının düşük, özgürlüklerin de sınırlı olmasından şikâyetçiydi.

Çünkü ‘The New York Times’ın aktardığı üzere, kişi başına düşen milli gelir 27.000 ABD Doları ve petrol rezervleri 35 milyar doları aşan Kazakistan bölgenin en zengin ülkesiydi. Ancak gazete, kişi başına düşen bu kadar büyük servete karşılık, ülkede yoksulluğa dikkat çekiyor ve “Fiyat artışı, coronavirüs ciddi gelir eşitsizliğini ve ülkede ekonomik zorlukları ve sefaleti artırdı,” diyordu.

Ülkede maaşlar ortalama 570 dolarken, yüz binlerce kişi bunun altında bir ücretle geçinmeye çalışıyor. Göstericilerden birini şu saptaması önemliydi: “Kazakistan zengin ama doğal kaynakları herkesin çıkarına çalışmıyor; küçük bir grup insanın çıkarları için çalışıyorlar.”[5]

“Nasıl” mı?

Örneğin ‘The Telegraph’ın aktardığına göre Kazakistan’ı uzun yıllar yöneten Nazarbayev’in Londra’da yaşayan kızının serveti ile ilgili kapsamlı haberde Aliya Nazarbayeva’nın lüks jet, Londra’da ev aldığı ve milyonlarca doları olduğu kaydedildi.

Gazete Nazarbayeva’nın 300 milyon dolar ile lüks harcamalar yaptığını aktarırken, genç kadının iki profesyonel finans danışmanına ev, özel banka, lüks jet satın alma talimatı verdiğini yazdı. Nazarbayeva’nın harcamaları arasında 25 milyon dolara Challenger Bombardier özel jet, Londra’nın kuzeyinde İngiltere’de oturma izni almak için 9 milyon dolardan fazla ödeyerek ev aldığı kaydedildi.

Nazarbayeva’nın 14 milyon dolara Dubai’den konut satın alma talimatı da verdiği belirtildi. Nursultan Nazarbayev’in en küçük kızı olan Nazarbayeva hakkında gazete, “2019’a kadar görevde olan Nursultan Nazarbayev, daha sonra görevini bıraktı ama gücünün çoğunu bırakmadı. Kızının Londra’da harcama yaptığı sırada ülkeyi yöneten Nazarbayev, ufak bir azınlığın çok zengin olmasının önünü açarken nüfusun genelinin yoksul kalmasına göz yumdu” yorumunu yaptı.

41 yaşındaki Nazarbayeva’nın 312 milyon dolarlık servetini danışmanlarının, “Bu parayı ülkede tutmak tehlikeli olur” önerisinden sonra ülkeden çıkardığı da kayıtlara geçti.

Nazarbayeva’nın bazı Kazak şirketlerindeki hisselerini satarak 325 milyon dolar elde ettiği de belirtildi. Telegraph gazetesinde yer alan haberde Nazarbayeva ile iki danışman arasındaki anlaşmazlık sonrasında bu finansal verilerin ortaya çıktığının da altı çizildi.[6]

Bunları böyle yapan bir iktidar varsa, direniş de kaçınılmazdır. Direniş yoksa, özgürlük de yoktur.

Kazakistan’daki tablo bunun örneğiydi. Akaryakıt zammı isyanın vesilesi olurken; yoksullaştırılan kitleler kleptokrasiye (hırsızlar düzeni) daha fazla tahammül edemezdi. Nursultan Nazarbayev’in “yüceliği”, 30 yıllık büyük “aşırmaya” dikilmiş bir kılıftı. Kleptokrasiyi başarıyla yürüten otokratın artık “büyüsü” kalmadı. Kral çıplaktı!

Asıl konuşulması gereken akaryakıta ne kadar zam yapıldığı değil, bu zammın kim tarafından yapıldığı. Kleptokrasinin başını çekenlerden biri Timur Kulibayev’dir. Kazakistan’da nerdeyse tüm üretim araçlarını (petrol, doğalgaz, madenler, emlak, otomotiv vb.) tekelinde tutan Kulibayev, “ALMEX” adlı holdingin sahibiydi.

‘The Forbes’e göre serveti yaklaşık 3 milyar dolar civarındaki Kulibayev, aynı zamanda Nursultan Nazarbayev’in “damadı”ydı! Eşi Dinara Kulibayeva da ‘The Forbes’in listesindeyken onun da serveti 3 milyar doları geçiyordu.

Timur Kulibayev, aynı zamanda Gazprom’un yönetim kurulu üyesiyken; dolayısıyla Putin yönetiminin halkın direnişi karşısındaki telaşı gayet anlaşılabilir durumdu.

Tıpkı Charles Fourier’nin, “Uygarlıkta yoksulluk, bolluğun kendisinden doğar,” ifadesindeki gibiydi Kazakistan’daki “bolluk”/ “zenginlik”! Lakin söz konusu bolluğun sahibi oligarşik yapıydı…

Mevcut oligarşinin mensuplarından birisi de Nursultan Nazarbayev’in diğer kızı Dariga Nazarbayeva’dıydı. Dariga ve oğlu Nurali Aliyev’in Londra’da milyonlarca sterlin değerinde gayrimenkulü vardı ve en ünlüsü de kurgusal dedektif Sherlock Holmes’un evini satın almalarıydı.

Rusya’dan Sol Cephe’nin (Left Front) aktardığına göre, Sherlock Holmes’un evi 140 milyon sterline satın alınmış. Birçok otokratın “sığınağı” İngiltere’deki servetleri aynı zamanda Dariga’nın gizemli eşi Rahat Aliyev’den tevarüs etmişti. Çift, 2007’de boşanmıştı. Ve de 2015’de Avusturya’da “intihar” ettiği belirtilen damat Rahat Aliyev hakkında çok sayıda suçlama vardı: Kara para aklama, insan kaçırma, cinayet, yolsuzluk vs…

“Mübarek” aile içerisinde aykırı tek bir ses vardı: O da uyuşturucu bağımlısı Aysultan Nazarbayev’di. Dariga-Rahat Aliyev çiftinden doğan Aysultan, ailenin sır perdesini aralayacak bazı hamlelerde bulunmuşsa da; Moskova ile Kazakistan hükümeti arasındaki yolsuzlukları açıklayacağı esnada baskılar uygulandı ve Londra’ya sığınmak zorunda kaldı. Burada 16 Ağustos 2020’de “kalp krizinden” öldüğü iddia edildi!

Nazarbayev hanedanının sonu gelmez “iktidar fantezileri” bununla sınırlı değildi! Bir de Nursultan Nazarbayev’in gayri meşru eşi Assel Kurmanbayeva vakası var. Bir zamanlar Kazakistan’ın “en güzeli” seçilen Kurmanbayeva (40) ile Nursultan Nazarbayev (80) arasındaki ilişki Kazakistan halkının gündemini sık sık meşgul etti. Bu ilişki hakkında bazı paylaşımlarda bulunan Rahat Aliyev’in “intiharı” hâlâ akıllarda soru işaretidir.

En son Virgin Adaları’nda birkaç offshore şirket üzerinden Kurmanbayeva’ya 30 milyon dolarlık bir “ödeme (ne karşılığında olduğu hâlâ belli değil)” yapıldığı ortaya çıkmıştı. Offshore şirketler ise Kazakistan’ın iki Kore kökenli oligarkı Vladimir Ni ve Vladimir Kim’e ait. Bunlardan Vladimir Ni, Sovyet döneminden itibaren Nursultan Nazarbayev’in “silahtarı” gibiydi.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılmasıyla birlikte özelleştirilen madencilik sektöründe bir anda “oligark” oluvermişti. Kendisi 2010 yılında çok sevdiği “şaşaalı” hayata gözlerini yumdu. Diğer Koreli oligark Vladimir Kim’in serveti ise yine ‘The Forbes’a göre yaklaşık 5 milyar dolar civarında. Bütün bu entrikalar, desiseler, israflar, debdebeler, yolsuzlukların bir bedeli olacaktı.

XXI. yüzyılda bu kadar “cürümün” üstünü örterek yaşamaya çalışmak akla aykırıydı. Nursultan Nazarbayev’in Kazakistan’ı “cüze” dönüştürme ve onu bir “han” gibi yönetme ülküsü artık sona yaklaşmıştı.[7]

Ki öyle de oldu; “Akılları başlarına gelene dek asla isyan etmeyecekler ama isyan etmeden de akılları başlarına gelemeyecek,”[8] ifadesindeki üzere George Orwell’ın…

İSYAN

Kazakistan’da isyan tüm gerçekliğiyle patlamasına patladı da; yine de Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in, “Tarihten aldığımız ders, tarihten ders almadığımızdır,” saptamasında ifadesini bulan zırvalar tedavülden kalkmadı!

Kazakistan isyanı gerçeğinden kopartılarak; “Bir anda 20 bine yakın kişi silahlı olarak stratejik yerlerin de bulunduğu seçilmiş binalara saldırdı. Bunun doğalgaz zammı ile bir ilgisi yoktu! Saldırılan yerler arasında altı medya bürosu ve bir iletişim kulesi vardı. Bunun da önceden özenle seçilmiş bir hedef olduğu anlaşılıyor”![9]

Veya “Kazakistan’daki gerilimi, sadece bu ülkenin iç dinamikleriyle anlamak yanlıştır”![10]

Ya da “Kazakistan’daki olaylar, sadece halkın zamlara yönelik tepkisiyle açıklanamaz. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, hayat pahalılığı gibi sorunlar yıllardır birikse de olayların bu noktaya varmasında farklı yapıların rolü vardır. Köktenci, Selefî örgütlerin faaliyetleri bilinmektedir. Bunların sayısının 20 bine yakın olduğu açıklanmıştır… ABD/Batı destekli ‘Renkli Devrimler’ benzeri bir hareket görülmektedir. ABD, Kazakistan’da Rusya’yla mücadele edecek altyapıya sahip olmasa da bölgede yaratacağı istikrarsızlık, Rusya için büyük güvenlik tehdidi demektir,”[11] türünden zırvalara[12] kurban edilmeye kalkışıldı!

İsyanını ele alınırken; öncelikle V. İ. Lenin’in, “Cinayete tanıklık edince tarafsız olamazsın. Durdurmak istemezsen taraf tutmuş olursun,” uyarısı unutulmamalıdır.

Sonra da Pyotr Kropotkin’in, “Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz,” saptamasındaki gerçeğe sırt dönmeden; Komutan Yardımcısı Marcos’un, “Kesinliklerimiz ve pratiğimize göre, isyan liderlere ya da kişiliklere, mesih ya da kurtarıcılara ihtiyaç duymaz. Kavga etmek için ihtiyaç duyacağınız şeyler, utanma duyusu, belirli miktarda onur ve bir sürü örgütlenmedir,” ifadesi anımsanmalıdır.

Kazakistan İsyanı sadece bir itiraz değil, bir kırılmaydı: “Git ihtiyar!” Almatı sokaklarına çıkanların bağırdıkları slogan buydu. Sosyal medya aracılığıyla dünyaya yayılan bir Kazak kadının yakınmaları da ilginçti: “Kazakistan Nazarbayev’in aile şirketi oldu. Çocuklarımızın geleceği için sokaklardayız.”[13]

Kazakistan’daki ayaklanma, birbiriyle mücadele eden iki büyük küresel gücün operasyonu olarak yorumlanmaya kalkışılsa da; herhangi bir gücün, eğer içeride uygun dinamikler ve halk hareketi yoksa, bir başka ülkede, sıfırdan, düğmeye basarak ayaklanma çıkarabilmesi mümkün müydü?

Ucuz “komplo teorileri”ni bir kenara bırakın; yüzünüzü/ zihninizi gerçeğe yöneltin: Nazarbayev’in 30 yıllık yönetimi altında kaynak zengini bir ülkede ekonomik sıkıntıları bitmeyen geniş bir halk kitlesi vardı Kazakistan’da ve soru(n)ların ciddi bir toplumsal patlamaya dönüştüğü de aşikârdı!

Görmezden gelemezsiniz: Kazakistan Sosyalist Hareketi liderlerinden Aynur Kurmanov, ülkedeki protestoların, 30 yıllık kapitalist reform sürecinin biriktirdiği bir sosyal sonuç olduğunu söylerken;[14] “Petrol zengini Kazakistan’daki protestoların temelinde, işçi sınıfının sefaleti pahasına zenginleri ve güçlüleri nemalandıran ‘serbest’ piyasa reformları yatıyor”du![15]

Rusya Federasyonu Komünist Partisi Merkez Komitesi Üyesi, aynı zamanda Rusya Meclisi Başkan Yardımcısı, Rusya Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Dmitriy Novikov da, “Birikmiş sosyal ve ekonomik sorunlar Kazakistan’da protestolara yol açtı. Yüzeyin altında olgunlaşan sıkıntılar bugün patlak verdi” tespitini yapıp ekliyordu: “Bunlar Batı tarafından kullanılabilir. Unutmayalım Kazakistan vatandaşları sosyo-ekonomik haklarına yönelik saldırılara tepki gösterdi. Bu bir gerçek”. Novikov’un şu sözleri de hayli çarpıcı: “Çoğu eski Sovyet ülkesinde sosyo-ekonomik politikaların gözden geçirilmesi gerekiyor”.

Sonuç olarak; emperyal fırsatçılığı, bozgunculuğu elbette ıskalamadan, halkın taleplerini göreceğiz, görmeliyiz. Olayların arkasında “ABD, dış güçler, batılılar” var diyerek, bir halkın hak arama kavgasına ters düşme tehlikesinden kaçınılmalıdır elbette![16]

Kazakistan’da işçi eylemleriyle başlayan ve tüm ülkeye yayılan protestolara ilişkin olarak Doç. Dr. Hakan Güneş’in yorumundaki üzere: “Kazakistan’daki hareket işçi eylemleriyle başladı ve işçi eylemlerinin çok yaşandığı bir yerde başladı. Yeni yılda 1 Ocak’ta Zhanaozen’de başladı. Burası daha önce işçilerin öldürüldüğü bir yer. Kazakistan halkının da bildiği bir şehir. Burası petrol doğal gaz açısından zengin, büyük işletmelerin olduğu ama çok uluslu şirketlerin dev kârlar elde ederken işçilere asgari ücreti doğru dürüst vermediği bir yer. Basında ağırlık olarak LPG protestoları olarak geçiyor ama konu bununla sınırlı değil. Ücretler eridi, tenge değer kaybetti ve pek çok ürüne zam geldi. Bir şeyden patlaması gerekiyordu. Bu bir bisküvi fiyatı da olabilirdi, doğal gazda oldu. Ama tabii doğal gaz zengini bir ülkenin ve doğal gaz çalışanı işçilerin başlatmış olması bakımından önemli. Gelinen aşama başlangıç noktasından bir hayli farklılaşmış durumda. Tüm ülkeye yayıldı.”[17]

Halk, görevdeki cumhurbaşkanının ile tüm Nazarbayev yetkililerinin istifasını; 1993 Anayasasının restorasyonunu ve buna bağlı olarak parti, sendika kurma hakkının tanınmasını; siyasi mahkûmların serbest bırakılmasını ve baskılara son verilmesini talep ederken;[18] Kazakistan Sosyalist Hareketi, işçi eylemleriyle başlayıp, tüm ülkeye yayılarak/ genişleyen hareketin şiddetle bastırılmasına tepki gösterip, “Asker ve polis terörüne karşı örgütlü direnişi sağlamak için toprak ve üretim bazında birleşik eylem komitelerinin oluşturulması acildir,” dediği açıklamada dünyadaki işçi hareketleri, komünist ve sol hareketlere de dayanışma çağrısı yaptı:

“Kazakistan’da bugün gerçek bir halk ayaklanması var. Protestolar en başından beri sosyal ve sınıfsal nitelikteydi. Gösteriler tam da tüm protesto hareketinin bir tür siyasi merkezi hâline gelen Janaozen’de petrol işçilerinin insiyatifiyle başladı”![19]

Bunun üzerine Yunanistan Komünist Partisi’nin uluslararası ilişkiler başkanı Aliseus Vagnas de şu açıklamayı yaptı:

“Kazakistan’daki halk ayaklanmasının ve işçi ayaklanmasının kökleri kapitalist rejimdedir, başka hiçbir şeyde değil… Milyonlarca Kazak, artan hayat pahalılığıyla baş etmek zorunda kalıyor, ancak maaş veya emekli maaşlarından elde ettikleri gelir yetersiz. Zor bir gelecek. Ancak korkunç sosyal durumun yanında ince bir tabaka var. Amerikan Chevron şirketi gibi yabancı şirketlerle birlikte ülkenin ana hazinesini yağmalayan yerel kapitalistler: enerji kaynakları ve madenler…”[20]

Evet iktidardaki despotik yönetime karşı ayaklanma, Rusya ile uydusu diktatör ülkeler tarafından bastırıldı. Demokratik protesto hakkını kullanan göstericilere karşı uygulanan şiddet sonucunda onlarca insan katledilirken, on bini aşkını gözaltına alındı. Yıllarca ülkeyi sömüren talancı Nazarbayev iktidarı yerine onunla birlikte halklara karşı aynı suçların faili Tokayevi ikame etti. Yaşanan sürece ilişkin birçok şey söylendi.

Kapitalist sistemin arızalı hâlinin sonucu olarak son yıllarda dünyanın birçok bölgesinde Kazakistan’dakine benzer halk ayaklanmaları yaşandı. Sistemin kaotik hâli dikkate alındığında halkların hak arayışı ve isyanları gelecekte de hedefe ulaşana kadar sürecektir. Bu toplumsal doğanın şaşmaz kanunudur. Halk ayaklanmaları ve benzeri toplumsal infiallerin ana nedeni bu toplumsal kanun gereği sistem güçler ile sistem dışı güçler arasındaki antagonist çelişkinin sonucudur.

Yaşanan sürecin sistem güçlerinin ikisi arasında cereyan ediyormuş gibi göstermek, söylemi bunun üzerine kurmak öncelikle bir tarafı yok saymak demektir. Halkları nesneleştirmektir, görünmez kılmaktır.

Sistem güçleri karşısında yer alan ikinci tarafı yani halkları görünmez kılmaktır. Böylece toplumlar iradesiz, bilinçsiz, kendini gerçekleştirmeyen ve sürekli hegemon güçlerin ya da nam-ı diğer “dış güçlerin” kışkırtmasına göre hareket eden bir varlık olarak hiçleştirilmektedir.

Halk ayaklanmaları ve isyanlarında asıl tarafların ezen ve ezilen güçler olduğu gerçeği görülmeden yapılan her haber, yorum ve okuma, bu kanlı denklemi kuranların değirmenine su taşımanın ötesine geçmez.

Tüm bunlara eklenmesi gereken bir de şudur: Her gerçek halk ayaklanması ve devrimci kalkışma, çok çeşitli grupların sürece dahil olduğu alabildiğine girift hareket olarak gelişir.

V. İ. Lenin’in anlatımıyla söylersek: “… ‘Saf’ bir toplumsal devrim bekleyen kimsenin ömrü, bunu görmeye yetmeyecektir. Böylesi, gerçek bir devrimin ne olduğunu hiç anlamayan sözde-devrimcidir.

1905 Rus devrimi bir burjuva demokratik devrimdi. Bu devrim, nüfusun hoşnut olmayan bütün sınıflarının, grup ve öğelerinin vermiş oldukları bir dizi savaşı içerdi. Bunlar arasında en barbar önyargılara sahip bulunan en muğlak ve akıl almaz amaçlar için savaşan yığınlar vardı. Japonlardan para alan küçük grupçuklar vardı, spekülatörler, serüvenciler vb. vardı. Nesnel olarak, yığınların hareketi Çarlığı sarsıyor ve demokrasi yolunu açıyordu. Onun için bilinçli işçiler hareketin başında idiler.”

Kazakistan ayaklanmasında da benzer süreçler yaşandı…

RUSYA MÜDAHALESİ

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) olağanüstü zirvesinde, teröristlerin asıl amacının ülkede “iktidara el koymak” olduğunu söyleyip; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, Rus askerlerin Kazakistan’ın isteği üzerine orada olduğunu açıkladığı tabloda Rusya müdahalesi devreye girdi.[21]

Tokayev, Kazakistan’da 2 bin 30 KGAÖ barış gücü ve 250 askeri aracın bulunduğunu ifade ederken; Kazakistan Cumhurbaşkanı ile konuştuğunu vurgulayan Putin, “Kanımca bu, Rusya’nın komşularımızın egemenliğine verdiği desteğin, onu her şekilde güçlendirmesinin ikinci çok iyi örneğidir. Kazakistan örneği de politikamızı teyit etmektedir. Bildiğiniz gibi, uluslararası terörizmin dış saldırganlığı ile bağlantılı olarak Kazak liderliğinin talebi üzerine KGAÖ bünyesinde Kazakistan’a destek verdik. Bu sorun çözülür çözülmez Kazak liderliğinin talebi üzerine KGAÖ bünyesindeki tüm silahlı kuvvetlerimizi geri çektik ve Kazakistan ile her alanda işbirliğine devam ettik. Kuşkusuz bu çalışma hem Rusya’nın hem de Kazakistan’ın çıkarınadır ve Kazakistan’ın egemenliğini güçlendirmektedir,”[22] dese de; Dmitri Trenin’in ifadesiyle, “Kazakistan’a askeri müdahale, Rusya için önemli bir hamle ve risklerle dolu,”[23] idi!

Yani olan biten, “Kendi iktidarını oligarşik yapılara dayandırmış olan Putin’in, Kazak oligarkların imdadına yetiştiği gerçeği”ydi.[24]

Burada durup; “Eski Sovyet ülkelerinin yönetimleri genel olarak gerici ve baskıcıdır, işçi-emekçi hareketlerini acımasızca baskı altında tutarlar. Kimilerinde ise komünist partiler, sosyalist örgütler, hatta sendikal hareket bile yasaktır,”[25] gerçeğini hatırlatarak ekleyelim:

“Sömürgecilik kelimesi artık Rusya için olduğu kadar dünyanın herhangi bir yeri için geçerli değil. Onunki en kaba ve ilkel anlamıyla bir sömürgeciliktir. Bir ülkenin aynı anda hem Rusya’ya komşu hem de özgür olması yasaktır. Rusya’nın komşusu güvende olmak için egemenliğinden vazgeçmeli, önemli kararların alımını varsa ulusal parlamentosuna değil Moskova’ya bırakmalıdır. Dolayısıyla söz konusu devletin hem Rusya’ya komşu olması hem de halkının iradesine saygılı ve ona göre hareket eden bir demokrasi olması yasaktır,”[26] diyor Hazım Sağiye!

DEVLET TERÖRÜ

Ve Cenap Şahabettin’in, “İnsan tarihe her istediğini söyletebilir; çünkü ölüler itiraz edemezler,” ifadesiyle müsemma devlet terörü…

Devlet 2 Ocak 2022’de akaryakıt zamlarına karşı işçi eylemleriyle başlayıp, kısa sürede bir halk ayaklanmasına dönüşen protestoları, “darbe girişimi” diye lanse ederek Kazakistan cadı avını devreye soktu.

Zam kararının geri alınmasına ve hükümetin istifasına rağmen sokakların durulmadığı Kazakistan’da Cumhurbaşkanı Tokayev, sokakta gösterileri “asiler ve teröristler” olarak niteleyip, emniyet güçlerine gösterilere devam edenler için “Vur emri” verildiğini ifade etti.[27]

Ayrıca Tokayev, protestoları “uluslararası müdahale” olarak nitelendirip, “Ana hedef belliydi, anayasal düzenin altını oymak, hükümet kurumlarını yıkmak ve iktidarı ele geçirmek. Bu bir darbe girişimiydi,” diyen sunmaya kakışırken; devlet terörü kapsamında gözaltına alınan kişi sayısının 10 Ocak 2022’de 7 bin 939’a ulaştığını ve protestolarda 2’si çocuk 164 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.[28]

Tokayev yönetiminin çağrısı üzerine ülkeye yabancı askerler gitti. Olağanüstü hâl ilan eden Tokayev yönetimi protestoların en yoğun olduğu Almatı kentini kana buladı. Polis sözcüsü Saltanat Azirbek Rus haber ajanslarına yaptığı açıklamada, “Aşırı güçler idari binalara, Almatı Emniyet Müdürlüğü’nün yanı sıra bazı polis karakollarına saldırmaya çalıştı. Düzinelerce saldırgan etkisiz hâle getirildi,” diyerek onlarca eylemcinin öldürüldüğünü duyurdu.

Sağlık Bakan Yardımcısı Azhar Guiniyat, 6 Ocak 2022’deki açıklamasında, Kazakistan’ın farklı bölgelerindeki eylemlerde binden fazla kişinin yaralandığını, yaklaşık 400’ünün hastanede tedavi gördüğünü, 62 kişinin ise yoğun bakımda olduğunu söyledi.

Kazak devlet televizyonu (Khaber 24) ise protestolar sırasında 13 emniyet görevlisinin hayatını kaybettiğini, 350’den fazlasının ise yaralandığını aktardı.[29]

Ayrıca Kazakistan İçişleri Bakanlığı 26 eylemcinin ve 18 güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, 3 bini aşkın protestocunun da gözaltında olduğunu ifade ederken; Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan 58 yaşındaki Saule isimli inşaat işçisi, güvenlik güçlerinin eylemcilere ateş açtığını söyledi ve “Ölümleri gördük. En az 10 kişi öldü,”[30] dedi.

Daha sonra da Kazakistan Sağlık Bakanlığı, ülkedeki protestolar esnasında 164 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.[31]

“SON” DEĞİL; DAHASI VAR

Kazakistan İsyanı “son” değil; dahası var!

Kolay mı? İsyanı devlet terörüyle bastıran yönetim, ülkede gözle görülür hâlde olan eşitsizliği dile getirmek zorunda kalırken; Tokayev, ülkedeki protestoların “zengin ile fakir arasındaki uçurumun kabul edilemez bir düzeye ulaşmasından kaynaklandığını,” açıkladı.[32]

5 Ocak 2022’de görevden aldığı Askar Mamin’in yerine Alihan Smailov’u başbakanlığa atayan Tokayev, oylamanın yapıldığı Parlamento’ya videoyla bağlanarak eylemler nedeniyle Nazarbayev’i suçladı. Parlamentodaki konuşmasında, ülkeyi yaklaşık 30 yıl boyunca yöneten Nazarbayev’in zengin insan katmanı yarattığını söyledi.[33]

Evet, Nazarbayev’in kendi yerine getirdiği Tokayev’in, Nazarbayev’i ve ekibini diskalifiye ettiği görülürken; Nazarbayev’in bir adamını da vatan hainliğinden tutukladı ve ipler tamamen Tokayev’in eline geçti.

Böylece Nazarbayev’in “ömür boyu başkanlık” yetkilerini kaldıran parlamento kararının ardından parti liderliği de sona erdirildi.[34]

Ancak Kazakistan egemenleri -Fernando Pessoa’nın, “İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar. Onları baskı altında tutmak ve yalanlarla aldatmak!” uyarısındaki üzere!- sorunu silahı bir omuzdan (Nazarbayev), öbür omuza (Tokayev) geçiren devlet terörüyle “hâllettiği”ni sansa da; kazın ayağı hiç de öyle değil!

Çünkü Toronto Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Edward Schaz’ın, “Kazakistan’da yaşananlar otoriter yönetimlerin görünürdeki istikrarının ardında pek çok şeyin değişime uğradığını hatırlatıyor,”[35] deyişindeki üzere, yaşananlar “son” değil; dahası var!

Bu konuda sadece Erich Fromm’un, “İtaatsizlik isyan değil, uyumdan vazgeçmektir ve uygarlık itaatsizlikle başlar”; Antoine de Saint-Exupéry’nin, “Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir,” sözlerini anımsamak yeterde artar![36]

N O T L A R

[1] Friedrich Engels.

[2] “Kazakistan: Zam Hükümeti İndirdi”, Cumhuriyet, 6 Ocak 2022, s.7.

[3] Hurşit Sağıroğlu, “Kazakistan’da Ne Oldu?”, Politika, Yıl:8, No:71, 20 Ocak 2022, s.3.

[4] Nihat Veli Yüce, “Orta Asya Satrancında Stratejinin İkinci Evresi: Kazakistan”, 8 Ocak 2022… https://www.avrupademokrat.com/orta-asya-satrancinda-stratejinin-ikinci-evresi-kazakistan-nihat-veli-yuce/

[5] Orhan Bursalı, “Kazakistan’da İktidarda Tasfiye ve Zenginliğin Paylaşılmaması”, Cumhuriyet, 10 Ocak 2022, s.6.

[6] “Eski Kazak Liderinin Kızının Lüks Hayatı: Milyonlarca Dolara Jet ve Ev Almış”, Sözcü, 10 Ocak 2022, s.20.

[7] İsmet Konak, “Kazakistan’da ‘Putlar’ Yıkılıyor”, Yeni Yaşam, 10 Ocak 2022, s.9.

[8] George Orwell, 1984, çev: Celal Üster, Can Yay., 1984.

[9] Mustafa Balbay, “Kazak Yetkili: Amaç Yeni Afganistan mı?”, Cumhuriyet, 9 Ocak 2022, s.5.

[10] Barış Doster, “Kazakistan’daki Olaylar ve Rusya’nın Tutumu”, Cumhuriyet, 15 Ocak 2022, s.12.

[11] Vusal Hasanzadeh, “Kazakistan’daki Gerilim ve Türk Dünyası”, Cumhuriyet, 19 Ocak 2022, s.2.

[12] “Keşke Kazakistan’da Türk Devletleri Teşkilâtı (TDT) bir şeyler yapabilseydi, ya da keşke Kazakistan ve benzeri yurtlarda halkın boğulmadığı daha sağlıklı yönetimler oluşsaydı.” (Ahmet Taşgetiren, “Keşke Almatı’ya Barışı TDT Getirseydi!”, Karar, 9 Ocak 2022, s.8.)

[13] Sertaç Eş, “… ‘İhtiyar’ı Kimler İstemiyor?”, Cumhuriyet, 9 Ocak 2022, s.7.

[14] “Kurmanov: Patlama, Son 30 Yılın Kapitalist Reform Politikasına Karşı Gerçekleşti”, Evrensel, 10 Ocak 2022, s.9.

[15] Belihar Sanghera-Elmira Satybaldieva, “Kazakistan’da Kapitalizm ve Sınıf Savaşı”, Birgün, 26 Ocak 2022, s.11.

[16] Mustafa Kemal Erdemol, “Halk Hareketinin Arkasında Ne Var?”, 9 Ocak 2022… https://halktv.com.tr/makale/halk-hareketinin-arkasinda-ne-var-659784

[17] Hakan Güneş, “İşçi Eylemleriyle Başlayan Protestoların Devam Ettiği Kazakistan’da Neler Oluyor?”, 7 Ocak 2022… https://www.evrensel.net/haber/452152/isci-eylemleriyle-baslayan-protestolarin-devam-ettigi-kazakistanda-neler-oluyor-doc-dr-hakan-gunes-anlatti

[18] “Kazakistan’da Ne Oluyor?”… https://www.evrensel.net/haber/452077/kazakistanda-ne-oluyor

[19] “Kazakistan Sosyalist Hareketi Çağrı Yaptı”, 6 Ocak 2022… https://www.evrensel.net/haber/452024/kazakistan-sosyalist-hareketi-cagri-yapti-orgutlu-direnis-genel-grev-uluslararasi-dayanisma

[20] “YKP’den Elishaus ve Agnas ile Söyleşi: Komünistler ve Kazakistan’daki Ayaklanma”, 28 Ocak 2022… https://sokaginsesigazetesi.com/yunan-komunist-partisinden-elishaus-ve-agnas-ile-soylesi-komunistler-ve-kazakistandaki-ayaklanma/

[21] “Tokayev: Durum Yanlış Yorumlanıyor”, Cumhuriyet, 11 Ocak 2022, s.7.

[22] “Putin: İmparatorluk Peşinde Değiliz”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2022, s.7.

[23] Dmitri Trenin, “Rusya’nın Kazakistan Kumarı”, 7 Ocak 2022… https://www.evrensel.net/haber/452163/rusyanin-kazakistan-kumari

[24] Pakrat Estukyan, “Kazakistan Ne Söylüyor?”, Yeni Yaşam, 11 Ocak 2022, s.10.

[25] “Kazakistan’da Halk Ayaklanması”, 6 Ocak 2022… https://mucadelebirligi10.net/index.php/makaleler/editor/8180-kazakistan-da-halk-ayaklanmasi

[26] Hazım Sağiye, “Putinizm Sömürgeciliğin En Yüksek Aşamasıdır”, 12 Ocak 2022… 12 Ocak 2022… https://turkish.aawsat.com/home/article/3409731/haz%C4%B1m-sa%C4%9F%C4%B1ye/putinizm-s%C3%B6m%C3%BCrgecili%C4%9Fin-en-y%C3%BCksek-a%C5%9Famas%C4%B1d%C4%B1r

[27] “Kazakistan: Ölümcül Vur Emri”, Cumhuriyet, 8 Ocak 2022, s.7.

[28] “Protestolara ‘Renkli Devrim’ Suçlaması”, Birgün, 11 Ocak 2022, s.13.

[29] “Sokağı Terk Etmiyorlar”, Birgün, 7 Ocak 2022, s.13.

[30] “Katliam Tehditleri Halkı Susturamaz”, Birgün, 8 Ocak 2022, s.11.

[31] “Saparbekuly Siyasi Partilere Bilgi Verdi”, Cumhuriyet, 12 Ocak 2022, s.7.

[32] “Kazakistan’da Eşitsizlik Yönetimin Gündeminde”, Birgün, 22 Ocak 2022, s.13.

[33] “İsyanın Nedeni Artan Eşitsizlik”, Birgün, 12 Ocak 2022, s.13.

[34] “Nazarbayev’in İzleri Yönetimden Silindi”, Birgün, 29 Ocak 2022, s.13.

[35] “Yoksula Zorbalık Zengine Güvence”, Birgün, 9 Ocak 2022, s.13.

[36] CHP Genel Başkan Başdanışmanı Ünal Çeviköz, AKP, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi (SP), DEVA ve Gelecek partilerinin Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly’le bir araya geldiği vurgusuyla “Türkiye’de her düzeyde Kazakistan’a destek açıklaması yapıldı. Partilerin görüşü Kazakistan’ın istikrara kavuşması yönünde” dedi. (Sarp Sağkal, “Çeviköz’den Kazakistan’daki Protestolara Dair Açıklama”, Cumhuriyet, 11 Ocak 2022, s.8.)