Entropi

Olasılık iktisattan genetiğe birçok bilimde temel bir rol oynar. Yine de, Olasılığın bir zihin durumundan ibaret olduğu fikri varlığını sürdürmüştür.Artık bir adım daha atıp olasılığın fiziğin (klasik fiziğin ya da kuantum fiziğini) yasalarına nasıl girdiğini göstermek zorundayız…Entropinin bilgisizliğin göstergesi olduğu savları savunulamaz. Bu savlar temodinamiğin ikinci yasasına yol açan şeyin kendi bilgisizliğimiz, işlenmemişliğimiz olduğunu ima eder. Laplace’ın hayal ettiği inlis gibi, iyi eğitilmiş bir gözlemci için dünya tamamıyla zamanda tersine çevrilir görünecektir.

Zamanın ,evrimin çocuğu değil, babası olacağı hususunda düşünmeliyiz. Bizim bakış açımıza göre,geleneksel yoldan formülleştirilmiş halleriyle fizik yasaları, içinde yaşadığımız istikrarsız, evrim halindeki dünyadan epey farklı, idealleştirilmiş, istikrarlı bir dünyayı betimler. Zamanın tersinir düşüncesinde sıradanlaştırılmasını bir kenara atmanan artık zaman okunu düzensizlikteki artışla bir tutamıyor oluşumuzdur.

Dengesizlik ,fizik ve kimya bilimlerindeki son gelişmeler ile ters yöne işaret etmektedir. Zaman okunun bir düzen kaynağı olduğunu hiçbir belirsizliğe yer vermeden göstermekedir. Tersinir düşüncenin yapıcı rolü, dengesizliği yeni bağdaşıklık biçimlerine yol açtığı dengeden uzak biçimlerde daha da çarpıcıdır.

Klasik kuramlar, entropi artışıyla birlikte anılan tersinir düşüncenin süreçlerini içermediği için aslında tamamlanmamıştır. Bu süreçlerde tersinir düşünceyi kullanmak için istikrarsızlık ve bütünleştirilemezliği de hesaba katmamız gerekiyor. Bütünleştirilebilir sistemler kendi içinde bir istisnadır. Üç-beden sorunundan hareket eden- ki felsefi anlamda aristonun eflatundan öğrendiği sonrasında decartes ın kullandığı açıdan bilinç nörobiyolojiye ve fiziğe indirgenemez çünkü üç beden sorunundan hareket eden sistemlerin çoğu bütünleştirilemezdir.

Bu açıdan yaşadığımız dönemin sanat ve bilim alanında kapalı bir sistem olan kapitalizm olguları içinde gelişmesi bozulum anlamında doğayı, insanı ve çevresini olağan ölçüde kötü etkilemektedir. Bunun iktisadi açıdan gelişimi de eski kuramlar ile açıklanmaya başladığında newtoncu klasik fizik bakış açısının ne kadar yetersiz olduğu görülmektedir.  

O halde geçmiş zamanın insanları tarafından koyulan kuralların anlamsızlığını yaşadığımız kaotiklik çerçevesinde sosyal,kültürel ve siyasi açılardan toplum üzerinde yaşattığı baskıyı da anlamalıyız.

Düzenli sistemler kapalı sistemler olup bozunuma uğrayan yapıda ilerlerler. Entropinin bizlere anlattığı da zaman oku ile ilerleyen bir yapıda düzensizliğin baki olduğu ve istisnai haller dışında düzenli yapıların süremeyeceğidir. O halde zamanımızda yaşanan gelişmelerin tarihsel bütünlüğüne baktığımızda son 250-300 yıldır yoğun bir kapital sistemde yaşıyoruz ve bize getirdiği gelir adaletsizliği,eşitsizlikler ve doğada yaşanan tahribatın eserinin kapalı sistemlerin kendi içiden gelen özelliği olduğunu anlamalıyız.

Sürdürülebilir yapılar sürekli gelişen yapılar olmalı yani evrimin kaçınılmaz sonucu olarak ilerlemeli ancak bunu kapalı bir sistemde yaptığınızda sonuç hep aynı olmaktadır. Uzayın sürekli genişlediğini bulan fizikçiler bu günlerde kara deliklerin ufuk noktasını dahi modelleyebilecek noktaya gelmiş iken insanlığı siyasi ve iktisadi yönetim biçimi olarak kapitalizmin serüveninden hala çıkamamış olması kendi kurduğu sistemle birlikte bozulumunu getirmektedir. Bu kadar açık olan bir şeyi zaten akademik olarak da incelediğimizde son zamanlardaki teorik çalışmaların azalmasından ve ampirik çalışmalarında arttığını görmekteyiz.

Issık deneyi olarak da geçen gözlemcinin fotona baktığı zaman perdeye düşen foton görüntüsündeki değişiklik aynı zamanda bunun gözlemci tarafından etkilenebilir kıldığını göstermektedir. Çünkü gözlemcinin kendisi de zamanın içinde büyümüş gelişmiş ve o toplumun yapısına sahip olmuştur yani zaman okundan bağımsız değildir. Bunun yansıması olarak da foton hareketlerinin değişmesi belirlenemezliğin aslında zamanın tersinir özelliğine bağlamaktadır.

Günümüzde yaşanan bir çok bilim çalışması bu açıdan yeni zamanın bilimlerine açılmış iken insanlığın bu bilginin uzağında kaldığı bir yapı aynı zamanda sosyal açıdan teorik olarak da daha sert siyasi yönetimleri çıkarmaya adaydır.

Radikalleşen toplumları bu açıdan değerlendirdiğimizde aslında güç olarak gördükleri bu değişimin sonucunu anlamadıkları için bu yöntemi seçtiklerini görüyoruz. Bunları bu gözle multidisiplinler altında işlediğimizde gördüğüm şu ki siyasi yönelimler kendi açısından eşitler açısından bir eşitlik sunarken yani sıralı kast sistemlerini oluştururken bunun yansıması olarak da gücü güçsüz sınıfın bilgisizliğinden faydalanarak elde etmeye çalışmaktadırlar.

Bunun kapalı sistemlerde toplumsal bozulumlara sebep olması alt sınıfın eşitsizlikler konusunda bilincinin kapalı tutulmasına bağlı olduğunu biliyoruz. Bertolt Brecht’in Tahterevalli şiiri bu açıdan okunması gereken bir eserdir.

Denge ve dengesizlik arasındaki bütünlüğü o kadar güzel işliyor ki şair, tüm az önce anlattığım durumun özetini burada bizlere sunuyor. Yaşadığımız evreni ve insanlığın kendisini anlayabilmesi için belirli bir matematik ve fizik bilgisine bunların sonucunda mekanik bilimlerde üretime ve uzay bilimlerine ve sonrasında insanın kendi içine yönelimi gerekmektedir. Ancak böyle insanlığın birey olarak var olması ve aklını doğru şekilde kullanabilmesi mümkündür.

Şu anda olan her şeyde ki bozulmuşluk birazda tahterevallideki dengenin iyice bozulmasından ötürü değil midir? Bunun doğal bir sonuç olarak ortaya çıkması ve yine doğal bir sonuç olarak da çevresindeki her şeye zarar vermesini neden garip karşılıyoruz ki.

Her kapalı sistem mecburen bozulur sonrasında düzensizlik oluşur ve tekrar tesadüfi biçimde kendi dengesine kavuşur. Evrenin yasalarını anlamadan buna uygun yönetim biçimleri ya da yasalar üretmek ne kadar mümkündür?