Ekonomik büyüme ve KADINLAR

Tarihsel süreç içerisinde kadının iktisadi faaliyetlere gerektiği kadar dahil edilmemesi her zaman tartışma konusu olmuştur. Ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleşmesi yoksulluğun azaltılabilmesi için kadınların daha üretken hale gelmesi gerekir. Bir ülkenin medeniyet seviyesi kadına verdiği değerle ilgilidir. Ülkeler kadına verdikleri öneme göre gelişmiş ve ilerlemişlerdir. Kadınlara verilen değer artırmalı yaşam seviyesi yükseltmelidir. Kadınların yaşam şartlarındaki adaletsizlik toplumsal statülerini de etkilemektedir.

Hükümetler toplumun refah seviyesinin korunması ya da refah seviyesinin yükseltilebilmesi için çeşitli politikalar uygulamaktadırlar. Kişi başına düşen reel üretim miktarını artırarak, toplumun demografik yapısı incelenerek, ekonomik büyüme sağlanarak refah seviyesi artırmaya çalışmaktadırlar.

Ekonomik büyüme ve kalkınma ülkelerin ekonomik amaçları arasındadır. Kalkınma sürecinde beşerî sermaye faktörü önem arz etmektedir. Beşerî sermayenin geliştirilebilmesi için bireye yatırım yapılması gerekmektedir. Kalkınmanın gerçekleşmesi için kadına değer verilerek kadının toplumdaki konumunun güçlendirilmesi gerekmektedir.

KALKINMA VE KADIN İLİŞKİSİ

Literatür

Smith’in yönteminde kalkınma konusuyla ilgili farklılıklar ayrılıklar söz konusu olmuş ve ekonomik kalkınmayla ilgili açıklamaların yetersiz olduğu görüşü oluşmuştur. Sistematik olarak bu konuyla ilgili birçok ekonomist çalışma yapmıştır. Ricorda’da bu konuda çalışma yapan belirgin isimlerden biridir (Cozzi, 1979: 91).

Ekonomik kalkınma ekonomi içinde en çok tartışılan konulardan biridir. Kalkınma konusu ekonominin içersinde hükümetin davranışlarına göre değişmektedir. Ticaret içindeki materyallerden birindeki değişim, milyonlarca disiplini içersine alan her alanı etkilemektedir. Ekonominin alt gruplarına/kalemlerine kadar uzanmaktadır (Hogendorn, 1990:4).

Şimşek’e göre; kadın ve kalkınma arasındaki bağlantı karşılıklı etkileşim içerisindedir. Ekonomik kalkınma hızlandıkça, kadının ekonomik ve buna bağlı olarak sosyal ve toplumsal statüsü güçlenecektir. Öte yandan, kadınların gerek ekonomik gerekse sosyal ve toplumsal anlamda daha güçlü olmaları ekonomik kalkınmanın artmasına neden olacaktır (Şimşek, 2008:1). Şahin’e göre; kadın ve sürdürülebilir kalkınma meselesinin kadınların hak ve statüleri ile ilgili boyutu olmakla birlikte, kadın haklarından daha aşkın; dünya ekonomisi ve geleceği ile ilgili bir boyutu da vardır. Yani kadının ekonomik hayata katkısı arttıkça, aynı zamanda ekonomik yönden güçlenecek ve kendi ayakları üzerinde durabilecektir. Bu ise kadına hem aile içinde, hem de toplumda daha itibarlı bir statü kazandıracaktır. Ancak bununla birlikte, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun azaltılması da ancak kadınların daha üretken hale gelmesi ile mümkün olabilecektir (Fatma Şahin, agis, 2009).

Gönüllü ve İçli’ye göre; kadınların sosyal ve ekonomik kalkınmadan yararlanmaları toplumların gelişmişlik derecesine göre farklılık göstermektedir (Gönüllü ve İçli, 2002:82). Özellikle eğitim, sağlık, istihdam, çalışma hayatı alanlarındaki göstergeler gelişmekte olan ülkelerde kadınların erkeklerin gerisinde kaldıklarını göstermektedir Demir’e göre; dünya nüfusunun yarıya yakınını kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlar hayatın sürdürülebilirliğine sağladıkları önemli katkılarına karşın, kalkınmanın nimetlerinden erkekler kadar yararlanamamaktadırlar (Gelir, eğitim, kararlara katılım, kaynakların kontrolü, kredi kullanımı vb.) (Demir, 2002). Gökkaya ve Kocacık’a göre; bu durum her ne kadar ülkelerin gelişim düzeyleriyle ilişkilendirilse de genelde kadınların tüm toplumlarda erkeklerin gerisinde kaldıkları bir gerçektir.

Kadınların, ekonomik ve toplumsal alanda ikincil konumda olmalarının çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenler, toplumların yapısal özellikleriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenler “erkek egemen” kültüre dayalı (her alandaki) toplum ayrımcılığı, kadınların eğitim olanaklarından daha az yararlandırılması, kadının erkekten fizyolojik olarak farklılığı, yasal düzenlemelerdeki eksikler ve yanlışlıklar gibi nedenlerdir. Kadının, insan olarak var olma mücadelesi, içinde bulunduğu toplumsal yapıya bağlı olarak değişmiş ve gelişmiştir. Kadına ve onun tarihsel açıdan bulunduğu konuma bakıldığında birçok evreden geçtiğini görürüz. Bu evrelerde kadınlar, kimi zaman özgür kimi zamanda hükmedilen konumdadır. Kadınlar, yüzyıllarca üretimin her aşamasına katkıda bulundukları halde, kalkınmanın olanaklarından yeterli pay alamadıkları gibi dünyada yoksulluktan en fazla etkilenen kesimi de oluşturmaktadır (Gökkaya ve Kocacık, 2005: 196).

As Rai’e göre; kadın ve kalkınma ve cinsiyet ve kalkınma literatürü liberal yapı içinde büyük ölçüde geliştirilmiş ve bu bazı yapılan stratejiler için kadınlara olası yetkiler verilirken aynı zamanda alternatif alanları kapatmaktadır. Kalkınmayı sağlamak amacıyla çeşitli projeler yapılmakta ve bu projelere kadınlar da dahil edilmektedir.

Ghai’ye göre; kadın ve kalkınma kavramı 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Kadın ve kalkınma içerisinde baskın yönlere dikkat çekilmiş ve kalkınmak amacıyla kadınlarla ilgili konularda araştırma yapılmıştır. Kalkınmak amacıyla kadına yapılan yatırımlar pozitif sinerji göstermekte ve ekonomik büyüme açısından da yarar ve kazanç sağlamaktadır.

Razavi ve Miller’e göre; gelişmekte olan ülkelerde kadınla ilgili araştırmalar, ekonomist Ester Boserup tarafından ortaya çıkarılmıştır ve oldukça etkili olmuştur. Kalkınma ve kadın ilişkisinde Boserup ekonomik kalkınmada kadının rolüne dikkat çekmiştir ve kadınların tarım ekonomisinde önemli rol oynadığını belirtmiştir. Kadın ve kalkınma kavramı kadının üretim ve ekonomik yapı içerisindeki önemini vurgulamaktadır. Kadın ve erkeklerin ekonomiye yaptıkları katkıya bakıldığında erkeklerin statü ve güç bakımından kadından üstün görülmekte ve kadınlar ekonomik yaşamdan uzak tutulmaktadırlar. Fakat kadınlar ekonominin her alanına dahil edilerek kalkınmaya katkıları artırılmalı ve erkekler karşısında statülerini güçlendirmek gerekmektedir (Razavi and Miller, 1995).

Kadınlar, tarihin ilk dönemlerinden beri, ekonomik hayatın faal birer öğesidirler. Fakat kadınların faaliyetleri, önceleri savaş dönemleri haricinde tarım kesiminde, çoğunlukla da kendi işletmeleri ile sınırlı kalmıştır. Kadına geleneksel yapı içinde yüklenen temel görevler üreme ile ev ve ailenin bakımıdır (Doğramacı, 1993: 46).

Kalkınmada kadın gündeminde iki hedefe odaklanılmıştır: Kalkınmada kadının rolünü araştırmak ve tartışarak yerini oluşturmak, kalkınma ajanslarının içinde kadını kurumsallaştırmak ve hükümetle birlikte kalkınma programlarının içersinde kadını dahil etmek. Kalkınmada kadın farklı sosyal gerçekleri görmeden kadın ve erkekleri eşit olarak bakılmalıdır.

Başarılı kalkınma proje ve program için cinsiyet, plan ve uygulama için önemli bir faktördür. Bu durumun yansımaları değişimi vurgulamakta ve kadınlar kalkınma aktivitelerinin içine dahil edilmekte ve cinsiyete saygı duyularak kadının kalkınmaya dahil edildiği vurgulanmaktadır. Kadın ve erkeğin rolü ve sorumluluğu arasında ilişki kurulmaktadır (Women 2000, 1992).

Kadınlar tarihin her döneminde dönemlerin koşul ve niteliklerine göre değişen biçim ve statülerde ekonomik faaliyetlere katılmışlardır. Ancak onların ücretli olarak çalışma hayatında yer alışında sanayi devriminin önemli rolü olmuştur. Kadın işgücü istihdamındaki yönelişi sektörlerin nisbi büyümesi ile yakından ilgilidir. XIX. Yüzyılda batı ülkelerinin çoğunda sanayileşme dokuma imalatı ile başlarken toplam işgücünün önemli bölümünü kadınlar oluşturmuştur. Aynı yüzyılın sonlarına doğru metalürji, kimya ve otomotiv sanayilerinin yükselmesi kadınların istihdamını azaltmıştır. XX. Yüzyılın ortalarına doğru erkek işgücünde orantısız bir büyüme gerçekleşmiştir. Daha sonraki aşamada kadınlar erkeklere oranla daha düşük ücretlerle hizmet sektöründe çalışmaya başlamışlardır. II. Dünya savaşından sonra kamu ve hizmet sektöründeki büyüme kadınların toplam işgücündeki oranının artmasına yol açmıştır.

Teknolojik gelişme sonucunda yeni alanların işin örgütlenmesinde yeni yöntemlerin ve üretim süreçlerinin ortaya çıkması kadınlar için yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamıştır (Tokol, 2000:19). 2000 yılında Avrupa komisyonu, cinsiyet eşitliği stratejisine yönelik toplulukta (2001-2005), kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği yok etmek için araştırmayı, ana hatlarıyla hedefleri belirlemiştir. Avrupa Birliği Temel Haklar Sözleşmesinde, Aralık 2000, sözleşme kapsamına eşitlik konusunu alınmış ve eşit muamele ilkesi dahil edilmiştir. Bu ayrım, cinsiyet, ırk, renk, etnik ve sosyal köken (soy), genetik özellikler, dil, din, politik ya da farklı fikirler, ulusal azınlıklara üyelik, servet, yetersizlik, doğum, yaş ve cinsiyet yönlü yasaklılara dayanmaktadır. Sözleşme, kadın ve erkek arasındaki bütün alanlarda eşitliği sağlamak, olarak devam etmiştir (hizmet, iş ve maaş dahil olmak üzere) (Yeşilyurt Gündüz, 2004).

Birlik üyesi ülkelerde toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirmeye yönelik politikalara ve söz konusu politikaların pratikteki etkilerine baktığımızda karşımıza çıkan bu tablo, kadınlar ve erkekler arasındaki asimetrik güç dağılımından mağdur olan kesimin, yani kadınların, güçlendirilmesinde söz konusu politikaların hayata geçirilişinin önemini göstermektedir. Nitekim AB normlarının ve politikalarının henüz tam anlamıyla gerçekleşmemiş olması, AB’deki kadın örgütleri tarafından da sıklıkla dile getirilmektedir (Demirler, agis, 2009).

Kadınlar ve erkekler arasında eşitliğin sağlanması yönünde geliştirilen politikaların oluşturulma süreçlerine etki etmeye çalışan ve AB sayesinde faaliyet gösteren kadın örgüt ağlarının en kapsamlısı ve en etkilisi olan Avrupa kadın lobisi (European Women’s Lobby) (1990), AB ile sivil toplum kuruluşları tarafından oluşturan 4000’ den fazla üyesi olan en geniş bütünleşme hareketidir. Dikkat çekmek istediği nokta, kadın ve erkek arasındaki göz alıcı farklılığı azaltmak, bütün alanlarda (özel yaşam dahil) eşitliği sağlamak, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını sağlamak, kadın liderliği karar verici özelliği vurgulamaktadır. Kadının insan hakları, kadına karşı şiddet ve kadın farklılığı konularına odaklanılmıştır. Avrupa kadın lobisi demokratik çalışma ortamı içerisinde çalışan haberleşme prosedürüdür. Bağımsız olarak karar veren, finansal sorumluluk içerisinde bir çalışma ortamı mevcuttur. Avrupa kadın lobisi aktiviteleri arasında (Womenlobby, agis, 2009);

• Kadınların ekonomik ve sosyal haklarını ilerletmek,

• Kadınların karar alma-verme pozisyonlarını tüm alanlarla geliştirmek ve Avrupa Birliği’nin siyasi süreçleriyle demokrasiye ulaşmaya çalışmak,

• Kadına karşı şiddeti yok etmek,

• Avrupa’da ve uluslararası alanda kadın haklarını ilerletmek,

• AB cinsiyet eşitlik yasasını takip ederek, AB üye devletlerinin kadının kalkınma ve gelişim hareketlerini desteklemek,

• Kadınların çifte ayrımcılığa karşı hak ve çıkarlarını desteklemek

Günümüzde kadın emeğinin önemli oranda ev içinde kullanıldığı bir gerçektir. Kadın çalışma hayatı içinde hangi etkinlikte yer alırsa alsın, ev kadınlığı sorumluluğunu sürdürmektedir. Kadın ev kadınlığı ortak paydasının altında kırda veya kentte, ev içinde veya dışında, tarımda, sanayide, hizmetler sektöründe çok farklı sorumlulukların bir parçası olarak yaşamını sürdürmektedir (Korkmaz ve Uçar Tüfekçi, 2007:38).

DÜNYADA KADINA EKONOMİK AÇIDAN BAKIŞ

Tarihsel süreçten günümüze kadar ekonomik büyüme ve büyümenin niteliği konusunda çalışmalar büyük önem arz etmektedir. 1950 ve 1960’ların tecrübesiyle, birçok gelişmekte olan ülke, ekonomik büyüme hedefine ulaştıkları halde, insanların yaşam düzeylerinde bir değişim olmadığını görmüşlerdir. Dolayısıyla, iktisatçılar kalkınmanın yeniden tanımlanması üzerinde durarak, işsizlik ve gelir eşitsizliği gibi konulara dikkatleri çekmişlerdir (Şimşek, 2008:11).

Gelişmekte olan ülkelerde cinsiyet eşitsizliği önemli bir konudur. Cinsiyet eşitsizliği, ekonomik büyüme ve kalkınmayı olumsuz yönde etkileyen verimsizliği yaratmaktadır. Kadın ve erkeklerin, ekonomik büyüme ve kalkınmadan elde edecekleri faydalar arasında denge sağlanabilmesi için, cinsiyet eşitsizliğinin çözümü gerekir. Ekonomik anlamda, kadın ve erkeler arasındaki eşitsizlik, istihdam, çalışma saatleri ve koşulları; en önemlisi, kazançlar konusunda görülecektir (Pirmana, 2000:4). Ecevit’e göre (2003), ekonomik faaliyet alanında başlıca cinsiyet eşitsizlikleri şunlardır:

• Düşük ücretli ve kötü koşullu işlerde çalışma, pazarlık yönünden yoksun olma,

• Kayıt dışı sektörlerde, geçici, gündelik, yarı zamanlı, sözleşmeli ve evde çalışmaya dayalı istihdam; standart dışı işlerde çalışma,

• İşe alınmada, ücretlerde ve yükseltmelerde ayrımcılığa uğrama,

• Ücret karşılığı olmayan işlerde çalışma (aile işçiliği)

• Ev içi emeğin kullanımında toplumsal cinsiyet ilişkilerinden kaynaklanan eşitsizlikler (Ecevit, 2003:84-88)

Gelişmekte olan ülkelerde, tarımda çalışan kadın işgücü oranı yüksek, sanayi ve hizmet sektöründe istihdam edilen kadın işgücü oranı düşüktür. Yaşanılan bu durum gelişmekte olan ülkelerde kalkınma sorunu yaşandığının da bir göstergesidir. Dünya genelinde, kadın işgücü daha çok ücretli işçi olarak çalışmaktadır. ABD gibi gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelere göre kendi adına çalışan kadın girişimcilerin yüksek olmasının nedenleri, bağımsızlık isteği ve kararları kontrol edebilme isteği gibi çekici faktörlerdir (Yetim, agis, 2009).

Kadın işgücünün yaşadığı en derin sorunlardan biri, eşit işe eşit ücret konusudur. Avrupa Birliği’nde, kadın ve erkek için eşit işe eşit ücret ilkesinin geçmişi, Roma Anlaşması’na (1958) dayanmaktadır. Roma Anlaşması’nın 119. Maddesi (yeni 141.madde), kadın ve erkek için eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanmasına dair üye ülke hukuklarının uyumlaştırılmasına yöneliktir. Eşit işe eşit ücret ilkesinin roma anlaşmasına girmesinin en önemli nedeni Fransa olmuştur. Roma anlaşması görüşmeleri esnasında, Fransa’nın gümrük tarifelerindeki indirimlerden doğabilecek kayıpların giderilmesi amacıyla istediği en önemli ödünlerden biri, eşit ücret ilkesinin Roma Anlaşması’na koydurmak olmuştur (Halat, 2007: 14).

TÜRKİYE’DE KADINA EKONOMİK AÇIDAN BAKIŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen, eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı ülkesinden önce tanınmıştır (BKSGM, 2007).

Küreselleşme süreciyle ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “Kadın Bakış Açısıyla Yaklaşma İlkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili çalışmalar yürütmektedir. II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına açılmış, Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine sunmak zorundadırlar. Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş raporunu 1997 yılında, Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel Ülke raporunu 2005 yılında sunmuş ve savunmuştur. 6. Dönemsel Ülke Raporu’nun hazırlıklarını tamamlayan KSGM, söz konusu Raporu 2008 yılı içerisinde CEDAW komitesine sunulmuştur (BKSGM, 2009).

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranları erkeklere göre daha düşüktür. Kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olmasının önemli nedenleri arasında kadın işgücüne olan talebin düşük olması gelmektedir. Yaşanılan bu durum cinsiyet ayrımcılığının bir göstergesi olup çözümlenmesi gereken bir konudur. Diğer yandan kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olması, Türkiye’ de kadının ekonomik konumunun zayıf olduğunun bir göstergesi olarak algılanabilir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olmasının nedenleri arasında kadının eğitim yetersizliği nedeniyle, uzman işgücü olma yeteneğinin zayıf olmasıdır.

Kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasının sebepleri de şunlardır: (Türk-İş, 2005).

-Yüksek nüfus artış hızı,

-Kadın işgücü arzını kısıtlayan ataerkil zihniyet ve yapıların etkinliği,

-Çalışma çağındaki nüfusun dolayısıyla istihdama girenlerin yıllık artış hızının o yıl içinde yeni yaratılan işlerin yıllık artış hızından daha fazla olması,

-Kadınların eğitim imkânlarından yeterince yararlanamamaları,

-Tarımsal istihdamın azalma eğiliminde olması ve kente göç,

-Yüksek işsizlik ortamında kişilerin iş bulmaktan ümidini kesmesi ve iş aramaması,

-Ülkemizde ortalama eğitim süresinin uzaması,

-Erken emeklilik, -Kayıt dışı ve enformel ekonominin varlığı,

-Sermaye birikiminin yetersizliği

SONUÇ

Ülkelerin ekonomik kalkınma süreci, ülkelerin ekonomik büyümesinin yanı sıra çok önemli yapısal değişim süreçlerini de içermektedir. Ekonomik olarak büyüme sağlandığı halde kalkınma sürecinin gerisinde kalmış ülkeler vardır.

Ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi anlamda yaşanılan Cinsiyet eşitsizliği ortadan kaldırılarak kadınların işgücüne katılımı teşvik edilmelidir. Uygulanacak teşvik politikaları ekonomik büyüme ve kalkınma üzerinde etkili olacaktır.

Kadınların işgücüne katılmaları için gereken bir faktörde eğitimdir. Eğitim ve eğitimli işgücünün ekonomiye kazandırdıkları kaçınılmazdır. Gelişmekte olan ülkelerde kadınların eğitimine verilen önem gelişmiş ülkelere oranla oldukça düşüktür.

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasının sebepleri arasında eğitim yer almaktadır. Kadınların eğitime katılma oranı oldukça düşüktür. Bu durum kalkınmanın yavaşlamasına ve toplumda erkek egemen hegemonya artarak devam eder. Yaşanılan bu durum kadınların kendilerine olan güvenlerini yitirmelerine neden olmaktadır.

Eğitim seviyelerinin benzerlik göstermesine rağmen erkeklerin kazanç oranı kadınlardan daha yüksektir. Kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi ekonomik büyüme ve kalkınma açısından önem taşır. Üniversite mezunu bir kadınla ilkokul mezunu bir kadının marjinal verimliliği oldukça farklıdır. Kadınların eğitim seviyesi yükseltmek amacıyla hükümetler ve sivil toplum kuruluşları ortaklaşa çalışarak eğitime ve çalışma hayatına katılıma ilişkin politikalar uygulamalıdır.

Kadınların işgücü piyasalarında daha fazla yer alarak ekonomik kalkınmaya katkılarını artırmaya yönelik olarak yapılabilecek başlıca uygulamalar aşağıdadır:

•Hükümetin aktif bir kadın istihdamı stratejisi belirleyerek, işsizliği azaltıcı kadın istihdam politikaları oluşturması,

•Hükümetin bütçe ve para politikalarına ilişkin çalışmalarını, kadın-erkek eşitliğini dikkate alarak sürdürmesi,

• Kalkınma Planlarının, cinsiyet eşitliği bakış açısı dahil edilerek hazırlanması,

• Bakanlıklarda toplumsal cinsiyet uzmanlarının yer alması,

• Partilerin hedeflerinde kadın istihdamını artırmaya ilişkin hedeflerin olması,

• İşe alım sürecinde uygulanan cinsiyete dayalı ayrımcılığın önüne geçilmesi için, İş Kanunu’nda caydırıcı bir uygulamaya geçilmesi,

• Esnek çalışma saatlerinin sosyal güvenlik sistemiyle daha sağlam bir şekilde bütünleştirilmesi,

• Kadınların üzerindeki çocuk, ebeveyn, yaşlı bakımı gibi sorumlulukların, toplumsal bir sorumluluk olarak kabul edilerek; bu hizmetlerin kamu ve özel sektör tarafından sağlanması,

• Çalışma saatlerinin yeniden gözden geçirilerek, daha adil ve iş-özel yaşamı dengeleyici bir hale getirilmesi,

• Ücretli ebeveyn izni uygulamaya konularak, gerektiğinde diğer ebeveyn tarafından da kullanılabilmesi,

• Kadınların iş arama süreçleriyle ilgili rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması olarak sıralanabilir.

Kadın istihdamını teşvik etmek için uygulamaya konulması planlanan bir başka çalışma; “Kadın Dostu Projesi’dir. Bu proje kapsamında şirketlerin ve kurumların; toplumsal cinsiyet eşitliğine, kadının güçlenmesine duyarlı olup olmadığına, istihdam yapılarına, insan kaynakları politikalarına, kadınların işe alım süreçlerinde ve şirket içinde yaşadıkları her türlü (eğitim, yükselme gibi) uygulamalara olan duyarlılığı ve bakış açısı belli bir denetleme sürecinden geçirilerek, başarılı bulunanlara bir sertifika verilmesi planlanmaktadır. “Kadın Dostu” iş yerlerine verilecek olan bu sertifika bir ödül niteliğinde olup, aynı zamanda şirket ve kurumların kamuoyunda görünürlükleri sağlanmış olacaktır. Bu sertifikayı almış iş yerlerinin ürettiği ürünlerin özellikle kadın tüketiciler tarafından tercih edilmesi de ayrı bir başarı göstergesidir.

Kadının çalışma yaşamına katılımının bu kadar düşük olmasının; ekonomik özgürlükten kadının ailedeki konumuna, insan kaynaklarından kadının kamusal alanındaki varlığına kadar pek çok önemli sonuçları vardır. Ancak bu alandaki açığın sorumluluğunu sadece STK’lere yüklemek haksızlık olur çünkü kadınların işgücüne katılımının azlığı birçok yapısal boyutu olan büyük bir sorundur. Kadının işgücüne katılımının artırılması, 2000’lerde kadın hareketinin ilgi ve enerjisini en çok hak eden ve üzerinde önemle durulması gereken konuların başında gelmektedir ve bu konuda devletin desteğine gereksinim vardır.

KAYNAKÇA

BETAM, “Türkiye’de Kadın ve Sivil Toplum: Örgütlenme ve Son Eğilimler”, BETAM Araştırma Notu, 06.11.2008,http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/wp-ontent/uploads/2008/11/ArastirmaNotu015.pdf (07.03.2021), s. 4.

COZZI, Terenzio (1979), Teoria Dello Sviluppo Economico, Il Mulino Bologna Nuova Edizione.

ECEVİT, Yıldız (2003), “Toplumsal Cinsiyetle Yoksulluk İlişkisi Nasıl Kurulabilir? Bu İlişki Nasıl Çalışılabilir”, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 25(4) Özel Eki.

EUROPEAN WOMEN’S LOBBY (2007) “Equal Rights, Equal Voices Migrant women in the EuropeanUnion”,http://www.womenlobby.org/SiteResources/data/Media Archive/Publications/1817%20BR%20en%20MP01LR.pdf, (E.T.: 07.03.2021).

EROĞLU, Kafiye (2004), “Kadın Kuruluşları İçinde Üniversite Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezlerinin Yeri ve Önemi”, Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokul Dergisi, 8(2).

GÖKKAYA, Veda B. ve Faruk KOCACIK (2005), “Türkiye’de Çalışan Kadınlar ve Sorunları”, Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 6(1).

PİRMANA, Victor (2006), “Earnings Diffrerential Between Male-Female in Indonesia: Evidence From Sakernas Data”, Working Paper in Economics and Development Studies, Department of Economics Padjadjaran University, August.

ŞAHİN, Fatma (2009), http://www.fatmasahin.net/basinaciklamalari/cinkadin.doc, (E.T.: 07.03.2021).

TOKOL, Aysen (2000), Hukukta Kadın Sempozyumu, BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü] yayınları, Ankara.

T.C BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü] (2007), Stratejik Plan 2008- 2012, Afşaroğlu Matbaası, Ankara.

T.C BKSGM [Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (2009), Türkiye’de Kadının Durumu, Ankara, Ocak.

TOKSÖZ, Gülay ve Alev Özkazanç, vd. (2001), “Kadınlar, Kalkınma ve Sosyal Adalet, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”, Ankara http://kasaum.ankara.edu.tr/gorsel/dosya/1215414822KadinlarKalkinmaveSosyal Adalet.pdf, (E.T.: 07.03.2021).

WOMEN 2000 (1992) “Women in Development” http://www.un.org/womenwatch/daw /public/women%20in%20development%201992.pdf, (E.T.: 07.03.2021).