Bugün dünyanın % 1’i zar zor yaşanabilir bir sıcak bölge.

2070 yılına kadar bu oran % 19’a kadar çıkabilir.

Milyarlarca insan bu topraklara yurdum diyor.

Nereye gidecekler?

Abrahm Lustgarten | Fotoğraflar Meridith Kohut

ALTA VERAPAZ, GUATEMALA. Mısırları mahsul vermeyen yerli bir çiftçi olan Carlos Tiul, çocuklarıyla birlikte.

2019’un başlarında, dünya sınırlarını tamamen kapatmadan bir yıl önce, Jorge A. Guatemala’dan çıkması gerektiğini biliyordu. Toprak ona kafa tutuyordu. Beş yıl boyunca neredeyse hiç yağmur yağmamıştı. Sonra yağmur yağdı ve Jorge elinde kalan son tohumlarını ekti. Mısırları sağlıklı yeşil filizler verdi ve umut verdi– ta ki, nehir suları hiç bir uyarı vermeden taşana kadar. Jorge hâlâ yiyebileceği koçanları kurtarmak için göğsüne kadar balçığa batıp çıkarak tarlalarında dolaştı. Kısa süre sonra, son bir umutla 1.500 dolarlık bamya tohumu alabilmek için karısı ve üç çocuğuyla birlikte yaşadığı teneke çatılı kulübesini ipotek etti. Ancak selden sonra yağış tekrar durdu ve her şey mahvoldu. Jorge, Guatemala’dan çıkamazsa ailesinin de mahvolabileceğini biliyordu.

Yüz binlerce Guatemalalı son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru kuzeye kaçsa bile, Jorge’nin bölgesindeki – kahve tarlaları ve yoğun, kuru ormanlarla kaplı yalçın dağların geniş ve yumuşak vadilere dönüştüğü Alta Verapaz eyaleti –nüfusun büyük çoğunluğu yerlerinde kaldı. Ancak, amansız bir kuraklık, sel, iflas ve açlığın bir araya gelmesiyle, artık onlar da ayrılmaya başladılar. Buradaki hemen herkes bir sonraki yemeğinin nereden geleceği konusunda bir miktar belirsizlik yaşıyor. Çocukların yarısı kronik açlık yaşıyor ve birçoğunun boyu yaşlarına göre kısa, kemikleri zayıf ve karınları şiş. Aileleri, Jorge’nin yüzyüze kaldığı aynı acı verici kararla karşı karşıya.

ALTA VERAPAZ. Başarısız bir mahsulden mısır koçanı.

Çoğu kişinin bu acıların nedeni olduğunu düşündüğü garip meteorolojik olgunun– El Niño olarak bilinen kuraklık ve ani fırtına örüntüsünün – gezegen ısındıkça daha sık görülmesi bekleniyor. Guatemala’nın birçok yarı kurak bölümü yakında bir çöl gibi olacak. Yağışın ülkenin bazı bölgelerinde yüzde 60 oranında azalması bekleniyor ve akarsuları besleyen ve toprağı nemli tutan su miktarı yüzde 83’e kadar düşecek. Araştırmacılar, 2070 yılına kadar, Jorge’nin yaşadığı eyalette bazı temel ürünlerin veriminin yaklaşık üçte bir oranında azalacağını tahmin ediyor.

Bilim adamları dünyadaki bu değişiklikleri şaşırtıcı bir hassasiyetle öngörmeyi öğrendiler, ancak – yakın zamana kadar bu değişikliklerin insani sonuçları hakkında çok az şey biliniyordu. Toprakları onları yüzüstü bırakırken, Orta Amerika’dan Sudan’a, Mekong Deltası’na kadar yüz milyonlarca insan göç ile ölüm arasında seçim yapmak zorunda kalacak. Sonuç neredeyse kesinlikle dünyanın gördüğü en büyük küresel göç dalgası olacak.

Mart ayında Jorge ve 7 yaşındaki oğlu, birer çift pantolon, üçer tişört, iç çamaşırı ve birer diş fırçasını iple bağladıkları tek bir ince siyah naylon torbaya doldurdu. Jorge’nin babası geçişlerini ödemek için son dört keçisini 2.000 dolara rehin verdi, bu da ailenin yüzde 100 faizle geri ödemesi gereken başka bir krediydi. İnsan kaçakçısı saat 10’da arayarak o gece gideceklerini haber verdi. Nereye gidecekleri ya da oraya vardıklarında ne yapacaklarına dair hiçbir fikirleri yoktu.

Karar vermeleriyle gitmeleri arasında üç gün vardı. Ve sonra gittiler.

ALTA VERAPAZ. Jorge A.’nın karısı, Eva María H., evde çocuklarından ikisiyle.

İnsanlık tarihinin çoğunda insanlar, iklimin bol miktarda gıda üretimine elverişli olduğu yerlerde şaşırtıcı derecede dar bir sıcaklık aralığında yaşamışlardır. Ancak gezegen ısındıkça, bu sıcaklık kuşağı aniden kuzeye doğru kayıyor. Ulusal Bilimler Akademisi Proceedings dergisinde yapılan çığır açan yeni bir araştırmaya göre, dünyamız önümüzdeki 50 yılda, son 6.000 yılın tamamında olandan daha büyük bir sıcaklık artışı yaşayabilir. 2070 yılına gelindiğinde, Sahra’da olduğu gibi, şu anda dünyadaki kara yüzeyinin yüzde 1’inden daha azını kapsayan aşırı sıcak bölgeler, karaların beşte birini kapsayarak,  potansiyel olarak her üç kişiden birini, insanların binlerce yıl yaşadıgı gelişmenin dışında bırakabilir. Birçoğu yerinde kalarak sıcak, açlık ve politik kaostan dolayı acı çekecek, ancak diğerleri göç etmek zorunda kalacak. Science Advances’da 2017’de yapılan bir araştırma, 2100 yılına kadar sıcaklıkların, Hindistan ve Doğu Çin’in bazı bölgeleri de dahil olmak üzere, bazı yerlerde sadece birkaç saat dışarı çıkmanın “en sağlıklı insanlar için bile ölümle sonuçlanacağı” bir noktaya yükselebileceğini ortaya koydu.

İnsanlar şimdiden kaçmaya başladılar. Dünya Bankası, giderek öngörülemez hale gelen muson yağmurlarının ve kuraklığın çiftçiliği zorlaştırdığı Güneydoğu Asya’da sekiz milyondan fazla kişinin Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göçtüğüne dikkat çekiyor. Afrika Sahel’inde, kuraklık ve yaygın ürün yetersizliğinin ortasında kırsalda yaşayan milyonlarca insan kıyılara ve şehirlere doğru akıyor. Sıcak iklimlerden kaçış, mevcut araştırmanın önerdiği olası ölçeğe ulaşırsa, bu durum dünya nüfusunun büyük bir kısmının yeniden konumlanması anlamına gelecektir.

Göç, sadece göçmenlere değil, gittikleri yerlere de büyük fırsatlar sağlayabilir. Amerika Birleşik Devletleri ve küresel Kuzey’in diğer bölgeleri demografik bir düşüşe maruz kaldıkça, örneğin yaşlanan bir iş gücüne yeni insanların katılması herkesin yararına olabilir. Ancak bu faydaları güvence altına almak bir seçim yapmakla başlar: kuzey ulusları, en hızlı ısınan ülkeler üzerindeki baskıları hafifleterek daha fazla göçmenin sınırlarından kuzeye geçmesine izin verebilir ya da sınırlarını kapatarak, giderek yaşanmaz hale gelen yerlerde yüz milyonlarca insanı hapsedebilir. En iyi sonuç için sadece iyi niyet ve çalkantılı siyasi güçlerin dikkatli yönetimi yetmez; hazırlık ve planlama olmadan, ciddi boyuttaki bu değişim inanılmaz bir dengesizliğe yol açabilir. Birleşmiş Milletler ve diğer kurumlar, en kötü senaryo olarak, tüm bölgelerin savaşmaya başlamasıyla iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ulusların hükümetlerinin devrilebileceği konusunda uyarıyorlar.

Katı politik tercihler çoktan görünür olmaya başladı. Mülteciler Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya ve Orta Amerika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne akarken oluşan göçmen karşıtı tepkiler, milliyetçi hükümetleri dünya çapında iktidara taşıdı. Arka planda insanların nasıl ve ne zaman hareket edeceğinin daha iyi anlaşılması hedeflenen alternatif, daha büyük değişikliklerin gerçekleşmesi için buna hem maddi hem de politik olarak aktif olarak hazırlanan hükümetler.

Geçen yaz, Jorge gibi insanların iklim değişikliklerine nasıl tepki vereceğini öğrenmek için Orta Amerika’ya gittim. Kırsal Guatemala’daki insanların kararlarını ve bölgenin en büyük şehirlerine, ardından kuzeyde Meksika’dan, Teksas’a giden yollarını izledim. Şaşırtıcı bir gıda ihtiyacı gözlemledim ve yerinden edilenler arasındaki rekabete ve yoksulluğun kültürel ve ahlaki sınırları nasıl ortadan kaldırdığına tanık oldum. Ancak ortadaki tablo karmakarmaşık. Daha geniş bir alanda iklim göçünün güçlerini ve ölçeğini daha iyi anlamak için, New York Times Dergisi ve ProPublica, insanların sınırlar arasında nasıl hareket edeceğini ilk kez modelleme çabası yönününde, Pulitzer Center’la iş birliği yaptı.

Orta Amerika’daki değişikliklere odaklandık ve çeşitli senaryoları incelemek üzere iklim ve ekonomik kalkınma verilerini kullandık. Modelimiz, iklimden bağımsız olarak göçün her yıl artacağını, ancak iklim değiştikçe göç miktarının önemli ölçüde artacağını öngörüyor. En uç iklim senaryolarında, önümüzdeki 30 yıl içinde30 milyondan fazla göçmen ABD sınırına yöneliyordu.

Göçmenler elbette birçok farklı nedenden dolayı hareket ediyorlar. Model, hangi göçmenlerin öncelikle iklim tarafından yönlendirildiğini görmemize yardımcı oluyor ki, bunların sayılarının toplamın yüzde 5’ini oluşturduklarını buluyoruz. Hükümetler iklim emisyonlarını azaltmak için mütevazı önlemler alırlarsa, bugün ile 2050 yılları arasında Orta Amerika ve Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 680.000 kişi iklim nedeniyle göç edebilir. (Bu rakamların hiçbiri, sayıları iki kat daha yüksek olabilen kayıt dışı göçmenleri içermemektedir.)

Model, hem iklim değişikliğine hem de göçe karşı alınacak siyasi kararların önemli ölçüde farklı geleceklere yol açabileceğini gösteriyor.

Birçok modelleme çalışmasında olduğu gibi, burada amaç somut sayısal tahminler sunmaktan çok, olası gelecege göz atmak. İnsan hareketliliğinin modellenmesi çok zordur ve birçok iklim araştırmacısının belirttiği gibi, kaçınılmaz olarak herhangi bir göç tartışmasını çevreleyen siyasi savaşlara yanıltıcı bir kesinlik atfetmemek önemlidir. Ancak modelimiz, politika yapıcılar için çok daha değerli bir şey sunuyor: ülkeler kapılarını kapatırlarsa ortaya çıkacak muazzam insani acılara ayrıntılı bir bakış.

Son aylarda, koronavirüs pandemisi insanlığın öngörülebilir – ve öngörülmüş – bir felaketi önleme kapasitesine sahip olup olmadığı konusunda bir deneme sürüşü olanağı sundu. Bazı ülkeler diğerlerinden daha başarılı bir sınav verdiler. Ancak ABD başarısız oldu. İklim krizi gelişmiş dünyayı daha büyük ölçekte ve daha yüksek risklerle tekrar test edecek. Kitlesel göçün en istikrarsızlaştırıcı yönlerini azaltmanın tek yolu, buna hazırlanmaktır ve hazırlık, insanların nereye ve ne zaman gideceklerinin daha net bir şekilde düşünülmesini gerektirir.

I. FARKLI BİR İKLİM MODELİ TÜRÜ

Kasım 2007’de, eşitsizlik konusundaki istatistiksel çalışmalarıyla tanınan bir çalışma ekonomisti olan Alan B. Krueger, önde gelen iklim jeobilimcisi Michael Oppenheimer’ı Princeton Üniversitesi’ndeki ofisinde ziyaret ederek, iklim değişikliğinin insanların nasıl ve nereye göç etmelerine neden olacağını ölçmek üzerine daha önce bir çalışma yapılıp yapılmadığını sordu.

O yılın başlarında Oppenheimer, BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin ilk kez iklim bozulmasının küresel nüfusun büyük kesimlerini nasıl köklerinden koparacağına dair derinlemesine incelediği raporunun yazılmasına yardımcı olmuştu. Ancak rapor ne kadar çığır açıcı olursa olsun–BM Paneli yaptığı çalışmayla Nobel Barış Ödülü’nü kazandı- sentezlediği akademik disiplinler büyük ölçüde birbirinden yalıtılmıştı. Nüfusbilimciler, tarımbilimciler ve ekonomistler iklim değişikliği üzerine çalışmalarını tek başlarına yapıyorlardı, ancak göç sorununun anlaşılması için hepsinin bir araya gelmesi gerekecekti.

Oppenheimer ve 2019’da ölen Krueger ile birlikte, ekonomistler tarafından genellikle kullanılan araçların, çevrenin insanların göç etme kararı üzerindeki etkileri hakkında fikir verip veremeyeceği sorusunun cevabını araştırmaya yöneldiler. Meksika’daki çiftçilerin kuraklığa nasıl tepki verdiğini anlamaya çalışmak için, örneğin nüfus sayım verileri ve mahsul verimleri ile tarihi hava durumu modelleri arasındaki istatistiksel ilişkileri incelemeye başladılar. Veriler, Krueger’in maliye politikalarını değerlendirebileceği şekilde kullanabileceği, ancak gelecekteki göçü modelleyebileceği bir faktör olan, çiftçilerin çevresel değişime duyarlılığının matematiksel bir ölçütünü oluşturmalarına yardımcı oldu.

2010 yılında Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı‘nda yayınlanan çalışmaları, Meksika’nın kuraklık dönemlerinde Amerika Birleşik Devletleri’ne göçünün arttığını ve 2080 yılına kadar iklim değişikliğinin Güney ABD sınırına doğru 6.7 milyon daha fazla insanı harekete geçirebileceğini öngörüyordu. Oppenheimer’a göre, “Bu, ekonometrik modellemenin iklim-göç sorununa ilk uygulamalarından biriydi.”

Guatemala, Alta Verapaz’daki pirinç mahsulünün getirisinde 2070’e kadar öngörülen düşüş yüzdesi

32

TABASCO, MEKSİKA. Orta Amerika’dan göçmenler Bestia yük demiryolu hattında kuzeye gidiyor.

Modelleme bir başlangıçtı. Ancak küresel yerine aşırı yereldi ve önemli,örneğin kültürel farklılıkların sonuçları nasıl değiştirebileceği veya daha büyük bölgelerde nüfusun nasıl değişebileceği gibi soruları cevapsız bırakıyordu. Ayrıca, modelleme çabasına “desteksiz varsayımlar” üzerine inşa edilmiş “varsayımlar” olarak saldıran ve bir modelin, iklim değişikliğinin etkisinin insanlara bu kararı aldırarak göç etmelerine neden olan diğer tüm karmaşık etkilerden ayırt edemeyeceğini savunan, iklim değişikliği konusundaki kuşkucular arasında bir tepkiyi ateşlemesi nedeniyle de çok tartışmalı bir konuydu. Bu argüman nihayetinde, çoğu kesin göç rakamlarını modellemeye hala isteksiz olan göçmen araştırmacıları arasında bir miktar taraftar topladı.

Ancak Oppenheimer ve Krueger’e göre, bu geçerliliği kabul edilmiş ama sınırları belirsiz  tehdide belli bir şekil vermek icin risklerini almaya değer görünüyordu. Ne de olsa, 1970’lerin başında, birçok araştırmacı, bilim adamlarının tahmin ticareti yapmaması gerektiğini savunarak, iklim değişikliğini tahmin etmek için bilgisayar modellerinin kullanılmasına karşı benzer bir argüman öne sürmüşlerdi. Bazıları bu tavsiyeyi görmezden gelerek, iklim değişikliğinin korkunç etkileri hakkında en erken tahminlerde bulunup ve onun yanında, bu kaderden uzak durmak için en erken fırsatlardan bazılarını ürettiler. Oppenheimer’a göre iklim kaynaklı göçün sonuçlarını öngörmeye çalışmanın benzer şekilde kışkırtıcı çabalara ihtiyacı vardı. 2010 yılında, “başkalarının iklim değişikliğinin göçü nasıl etkilediğini tahmin etmek için daha iyi fikirleri varsa, onları yayınlamaları gerekir,” diyordu.

O zamandan beri Oppenheimer’ın yaklaşımı yaygınlaştı. Düzinelerce daha cok çalışma, iklim değişikliği ile ilgili sorunlara ekonometrik modelleme uyguladı, çevresel değişim ve çatışmanın nasıl göçe yol açtığını ve döngünün nasıl işlediğini daha iyi anlamak için veri hazinelerinden yararlandı. Çalışmalardaki bulgular genellikle, iklimin nadiren göçün ana nedeni olduğunu, ancak neredeyse her zaman bunu şiddetlendirdiğini gösterdi.

Göçmen araştırmacıları, daha yakından inceledikçe, neredeyse her yerde iklimin güç algılanan parmak izlerini buldular. Kuraklık, birçok Suriyelinin savaştan önce şehirlere yönelmesinde etken olarak, gerginlikleri körükledi ve artan hoşnutsuzluğa neden oldu; ürün kayıpları, Mısır ve Libya’da Arap Baharı ayaklanmalarına neden olan işsizliğe yol açtı; Brexit bile, müteakip savaşların Avrupa’ya getirdiği göçmen akınının muhtemel bir dalgalanma etkisiydi. Ve tüm bu etkiler sadece iki milyon insanın hareketiyle bağlantılıydı. İklim göçünün mekanizmaları olan gıda kıtlığı, su kıtlığı ve sıcaklık daha gözle görünür hale geldikçe,büyük ölçekli hareketin gizli potansiyeli daha astronomik boyutlarda görünmektedir.

TABASCO. Bayron Coto (önde), bir kasırga yerel mısır, fasulye ve kahve mahsullerini yok ettikten sonra ailesini desteklemek için Honduras’taki evini terk etti.

Kuzey Afrika’daki Sahel buna bir örnektir. Kıta boyunca Moritanya’dan Sudan’a uzanan dokuz ülkede, olağanüstü nüfus artışı ve yüksek çevresel kötüleşme kaçınılmaz bir felakete doğru ilerliyor. Büyük olasılıkla iklim değişikliğinin neden olduğu geçmiş kuraklıklar, şimdiden oradaki 100.000’den fazla insanı öldürdü. Ve 150 milyondan fazla insanın bulunduğu ve nüfusu artmaya devam eden bölge, hızlı çölleşme, daha da şiddetli su kıtlığı ve ormansızlaşma nedeniyle tehdit altında. Bugün Birleşmiş Milletler araştırmacıları, tarım arazilerinin yüzde 65’inin şimdiden vasfını kaybettiğini tahmin ediyor. Berkeley, Kaliforniya Üniversitesi’nde bir iklim araştırmacısı ve ekonomist olan Solomon Hsiang, “Benim büyük korkum, Afrika’nın iklim değişikliği sonrası bir medeniyete geçişi, insanların kesintisiz olarak orayı boşaltmasına neden olacak” diyor.

Hikaye, küresel nüfusun yaklaşık dörtte birinin yaşadığı Güney Asya’da da benzer. Dünya Bankası, bölgenin yakında dünyadaki en yüksek gıda güvensizliği yaygınlığına sahip olacağını öngörmektedir. Dünya Bankasına göre, çoğunlukla Basra Körfezi’ne yerleşen 8.5 milyon kadar insanın göç etmiş olmasının yanı sıra, 17 milyon ila 36 milyon daha fazla insan çok yakında yerinden olabilir. Geçmişteki örüntüler ölçüt alındığında, birçoğu Hindistan’ın Ganj Vadisi’ne yerleşecektir; yüzyılın sonuna gelindiğinde, burada ısı dalgaları ve nem o kadar aşırı olacak ki klimasız insanlar düpedüz ölecekler.

Çok sayıda insanı kaçmaya zorlayan kuraklık ve ürün kıtlığı olmasa bile, yükselen denizler olacaktır. Şu anda, iklim bilimcilerin, gelgitlerdeki artıştan kaynaklanacak gelecekteki göçü üç kat hafife aldıklarını ve olası sayının dünya çapında yaklaşık 150 milyon kişi olduğunu öğreniyoruz. Yeni öngörüler, 2050 yılına kadar – şu anda 18 milyon insana ev sahipliği yapan Mekong Deltası’nın büyük kısmı dahil – Vietnam’ın çoğunu kapsayan, Çin ve Tayland’ın bir kısmı, Güney Irak’ın çoğu ve Mısır’ın tahıl ambarı olan olan Nil Deltası’nın neredeyse tamamının da dahil olduğu, yüksek gelgitleri gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok kıyı bölgesi de risk altında.

Tüm araştırmalar sonucunda, toplam küresel iklim göçünün ölçeği hakkında kabaca tahminler ortaya çıktı – bunlar 50 milyon ila 300 milyon insan arasında değişiyor – ancak küresel veriler sınırlı ve belirli yerlerdeki belirli insanlara davranış kalıplarının nasıl uygulanacağı konusundaki belirsizlik hala yerini koruyor. Ancak şimdi, her iki cephede yapılan yeni araştırmalar, modelleri muazzam bir şekilde iyileştirme fırsatı yarattı. Birkaç yıl önce, Columbia Üniversitesi ve New York Şehir Üniversitesi’nden iklim coğrafyacıları, gelecek için makul göç senaryoları oluşturmak üzere yeni nesil bir araç oluşturmak için Dünya Bankası ile birlikte çalışmaya başladı. Fikir, göçmenlerin gidebileceği yerleri matematiksel olarak tahmin edebilecekleri umuduyla varış noktalarının göreceli çekiciliğini değerlendiren “yerçekimi” modeli de dahil olmak üzere, diğer analiz yöntemleri ile çevreye verilen tepkinin Oppenheimer tarzı ölçüsünü oluşturmaktı. 2018’in başında yayınlanan sonuç raporuna altı Avrupa ve Amerikan kurumu dahil oldu ve tamamlanması yaklaşık iki yıl sürdü.

Dünya Bankası’nın çalışması Sahra altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’daki sorunlu iklim bölgelerini hedef alarak, insanların yalnızca doğal afetlerden dolayı acil olarak yerlerinden edilmelerine değil, araştırmacıların çevrede “yavaş başlayan” kaymalar olarak adlandırdıkları, önceden planlanmış tepkilerine odaklanıyordu. İklim değişikliği sadece bu üç bölgede ilerledikçe, 143 milyon kadar insanın kendi sınırları içinde yerinden edileceğini ve çoğunlukla kırsal bölgelerden yakın kasaba ve şehirlere taşınacağını belirlediler. Bununla birlikte çalışma, yeraltı sularının azalması gibi belirli iklim değişikliklerini saptayacak biçimde tasarlanmamıştı. Hatta kimsenin bahsetmek istemediği aşikar sorunu ele almaya bile çalışmıyordu: İklim, insanları uluslararası sınırların ötesine göç etmeye nasıl zorlayacaktı?

CHIAPAS, MEKSİKA. Coto (sağda) diğer göçmenlerle trene biniyor.

2019’un başlarında The Times Magazine ve ProPublica, Pulitzer Center’ın da desteğiyle, modeline çevresel veri katmanları ekleyip, iklim değişikliğine daha hassas hale getirmek ve erişimini genişletmek üzere Dünya Bankası raporunun yazarlarından birini -Baruch College’da bir coğrafyacı olan Bryan Jones’u çalışmaya karar verdi. Amacımız, ilk kez insanların, özellikle Orta Amerika ve Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru, ülkeler arasında nasıl hareket edeceğini modellemek üzere Dünya Bankası araştırmacılarının bıraktığı yerden model oluşturmaya devam etmekti.

İlk olarak, insanların karar alma sürecinin rengarenk karmaşıklığını tahmin etmek için – siyasi istikrar, tarımsal üretkenlik, gıda stresi, su mevcudiyeti, sosyal bağlantılar, hava durumu ve çok daha fazlası hakkında – mevcut veri setlerini topladık.

Sonra şu soruları sormaya başladık: Örneğin mahsul verimi kuraklık nedeniyle düşmeye devam ederse ve insanlar geçmişte olduğu gibi göç ederek tepki vermeye zorlanırsa, nereye gideceklerini öngörebilir miyiz ve hangi yeni koşulların ortaya çıkabileceğini görebilir miyiz? Bireysel bazda insanların nasıl düşündüklerini modellemek veya bu soruları münferit veri başlıklarını kullanarak cevaplamak çok zordur – genellikle bu veriler mevcut değildir. Model, Jorge A.’nin ne yapacağını tahmin edip daha sonra bu kararı benzer şartlardaki insan sayısıyla çarpmak yerine, tüm nüfuslara bakıyor, yerleşik kalıplara dayanarak toplu karar verme eğilimlerindeki ortalamayı alıyor, sonra bu eğilimlerin farklı senaryolarda nasıl sonuç verdiğine bakıyor.

Toplamda, modelimize 10 milyardan fazla veri noktası yükledik. Daha sonra modeldeki ilişkileri geriye dönük olarak test ederek, modelin geçmiş hakkındaki tahminlerinin gerçekten olanlarla eşleşip eşleşmediğini görmek üzere, geçmiş sebep ve sonuçlarının ampirik olarak nerede desteklenebileceğini kontrol ettik. Model inşa edildikten ve her iki yaklaşıma göre- ekonometrik ve vahamet bakımından – katmanlandıktan sonra, diğer faktörlerin yanı sıra, büyüme, ticaret ve sınır kontrolünün çeşitli kombinasyonlarını tasavvur eden beş farklı senaryoda insanların küresel karbon konsantrasyonları arttıkça nasıl hareket ettiklerine baktık. (Bu senaryolar iklim bilimciler ve ekonomistler arasında küresel sosyo – ekonomik kalkınmanın farklı yollarını modellemede standart hale gelmiştir.)

Sadece bir süper bilgisayar bu verilerin tümünü verimli bir şekilde işleyebilirdi; Orta Amerika ve Meksika’dan göçü tahmin ederken, bir keresinde, sorgulamamızın cevaplarını hesaplamak için verileri Cheyenne, Wyoming dışında, Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi tarafından işletilen ve küçük bir üniversite kampüsü büyüklüğünde bir binada yer alan, bir federal merkezi işlem birimine yüklemek zorunda kalmıştık. Orada bile bilgisayarın yanıtlarını hesaplaması dört gün sürmüştü. (Veri projesinin daha ayrıntılı bir açıklamasını propublica.org/migration-metodology adresinde bulabilirsiniz.)

Sonuçlar, tümü bilimsel olarak doğrulanmamış gerçek dünyadaki gelişmeler arasındaki ilişkiler hakkında birtakım varsayımlar üzerine oluşturulmuştur. Model ayrıca, karmaşık ilişkilerin – örneğin, kuraklık ve siyasi istikrarın birbiriyle nasıl ilişkilendiğini – zaman içinde tutarlı ve doğrusal kaldığını varsayar (gerçekte ilişkilerin değişeceğini biliyoruz, ancak nasıl değişeceğini bilmiyoruz). Birçok kişi de koşulları dolayısıyla oldukları yerde kalacaktır; bu insanlar göçemeyecek kadar fakir veya savunmasızdır ve modeller bunları hesaba katmakta zorlanırlar.

Bütün bunlar, modelimizin kesin olmaktan uzak olduğu anlamına gelir. Ancak, modelin ürettiği senaryoların her biri, şu anda hemen göze çarpmayan etkileri olan iklim değişikliğinin, büyük nüfusların yerinden edilmesine neden olacak, gittikçe artan bir bozulma kaynağı haline geldiği bir geleceğe işaret etmektedir.

2030’a kadar gecekondularda yaşayacak olan şehir sakinlerinin tahmini yüzdesi

40

GUATEMALA ŞEHRİ. Ürün başarısızlıkları daha fazla kırsal bölge sakininin kentsel alanlara göç etmesine neden olmaktadır.

II. İKLİM İNSANLARI NASIL GÖÇ ETTİRİYOR

Delmira de Jesús Cortez Barrera, El Salvador’un kırsal batı kıyısındaki –Jorge A.’nın Guatemala’daki köyünden sadece 90 mil mesafedeki – hayatı yerle bir olduktan sonra, altı yıl önce San Salvador’un eteklerine taşındı. Şimdi, gençlerin Mara Salvatrucha çetesi için gözcülük yaptığı bir caddenin yakınında bazlama satıyor. Geçen yaz tanıştığımızda, haftada altı gün çalışıyor, günde 7 dolar, ya da ayda 200 dolardan az kazanıyordu. Ona iş yerinde ücretsiz yemek veren patronunun merhametine bel bağlamıştı. Ama kendisi ve bebek yaştaki oğlu için diğer tüm ihtiyaçlarını kendisi sağlamak zorundaydı. Cortez kız kardeşi ile birlikte yaşadığı, San Marcos’taki yoksul ara sokaktaki ucuz odasından işe gitmek için şafaktan önce yola çıkıyordu. Buna rağmen dairesinin aylık kirası 65 dolardı. Ve her ay ailesine 75 dolar gönderiyordu–geride bıraktığı iki kızına fasulye ve peynir almaya yetecek kadar. “Fakirleşiyoruz” diyordu.

Onun hikayesi – eğitimsiz, vasıfsız, çiftçi kökenli, şehirde yüksek ücretli işler bulamayan ve giderek daha da yoksullaşan bir kadının hikayesi – tanıdık, dünyanın her yerinde görülen klasik ülke içi göç modeli. Bu sırada San Salvador, çetelerin şehir merkezindeki sömürge döneminden kalma görkemli caddelerindeki meydanlarından, buralarda yaşayan politikacıların ofislerine kadar her şeyi uzun süredir kontrol ettiği bir başkent olarak, dünyanın en tehlikeli şehirlerinden biri olma şöhretine erişti. El Salvador’da yaşayan her altı kişiden birinin son birkaç on yıl boyunca ABD’ye kaçmasının ve yalnızca 2019’da ABD sınırında yaklaşık 90.000 Salvadorlu yakalanmasının arka planında bu savaş, şiddet, kasırga ve yoksulluk ortamı vardı.

Cortez, Guatemala sınırından bir mil kadar ötede, bir volkanın kenarında yer alan küçük bir kasaba olan El Paste’de doğmuştu. Ailesi, bölgedeki büyük mısır ve fasulye tarlalarında yevmiyeci tarım işçileriydi ve kerpiç duvarlı, toprak zeminli, iki odalı kiralık bir kulübede dokuz çocuklarını büyütüyorlardı. 2012 civarında, iklim değişikliğiyle kötüleşen bir kahve mantarı, El Salvador’un mahsulünü neredeyse tamamen silerek, hasadı yüzde 70 oranında düşürdü. Daha sonra kuraklık ve öngörülemeyen fırtınalar, BM’ye bağlı bir gıda güvenliği kuruluşunun Salvadorluların geçim kaynaklarının “artarak kötüleşen” olarak tanımladığı duruma yol açtı.

Cortez o zaman gitmeye karar verdi. Evlendi ve yakındaki Ahuachapán şehrindeki bir fabrikada tuğla işçisi olarak iş buldu. Ancak çeteler savunmasız çiftçilerin kolay av olduğunu farkettiler ve yerel esnafı haraca bağlayarak geçimlerini sağladıkları Salvador kırsalına ve çevresindeki şehirlere yayıldılar. Burada iklim değişikliğinin Savunma Bakanlığı yetkililerinin bazen “tehdit çarpanı” olarak adlandırdığı şey halini aldığını görebiliriz. Cortez için bu tehdit daha korkunç olamazdı. Ahuachapán’da iki yıl geçirdikten sonra, Cortez’in kapısını çalan çete bağlantılı bir tetikçi, eski kız arkadaşı bir çete üyesi olan kocasını alarak, bir sokak ötede güpegündüz öldürdü.

Şartlar farklı olsaydı Cortez evine geri dönebilirdi. Ancak El Paste’de iş ve su yoktu. Bu yüzden çocuklarını memlekete göndererek, San Salvador’a gitti.

SAN SALVADOR. Delmira de Jesús Cortez Barrera (solda) ve kız kardeşi (ortada), ailenin tarım ürünleri kuruduktan sonra bölgeye taşındı.

İnsan göçünün önceden tahmin edilmesigüç olmakla birlikte, bir eğilim açıktır: Dünyanın her yerinde, insanların yiyeceği azaldıkça ve çiftçilikten vazgeçtikçe, hızla kalabalıklaşan şehirlere yöneliyorlar. Göç araştırmacıları, yeni insan dalgalarının altyapıyı, kaynakları ve hizmetleri sınırlarına kadar zorladığı bu şehirlerde, toplum üzerindeki en şiddetli gerginliklerin ortaya çıkacağı konusunda uyarıyorlar. Gıdanın ithal edilmek zorunda kalınması, zaten ayakta kalmakta zorlanan çiftiklere bağımlılığı büyüterek maliyeti artırır. İnsanlar sel ve diğer felaketlere karşı daha savunmasız oldukları sınırlı su veya elektrik bulunan gecekondu mahallelerinde toplanırlar. Varoşlar radikalizmi ve kaosu besler.

Bu, halihazırda devam etmekte olan bir değişimdir; bu yüzden Dünya Bankası, nüfusun 2000 yılından bu yana iki katına çıktığı ve 2035’e kadar neredeyse bir o kadar daha katlanması beklenen Etiyopya, Addis Ababa gibi Doğu Afrika şehirlerine akıllara durgunluk veren göç hakkında endişelerini dile getirmiştir. Dünya Bankası, Meksika’daki en sıcak ve kurak bölgelerden 1.7 milyon insanın göç edeceğini, bunların çoğunun Mexico City’e gideceğini tahmin ediyor.

Ancak iklim hikayesinin geri kalanında olduğu gibi, kentleşme eğilimi de sadece bir başlangıç. Şu anda gezegen nüfusunun yarısından biraz fazlası kentsel bölgelerde yaşıyor, ancak yüzyılın ortalarında Dünya Bankası bu oranın yüzde 67 olacağını tahmin ediyor. Sadece on yıl içinde, her 10 kent sakininden dördü – dünya çapında iki milyar insan – gecekondu mahallelerinde yaşayacak. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, gelecekte kentsel büyümenin yüzde 96’sının, halihazırda yüksek bir çatışma riski ile karşı karşıya olan ve bununla en beceriksizce başa çıkabilen hükümetlere sahip olan, dünyanın en kırılgan şehirlerinden bazılarında olacağı konusunda uyarıyor. Bazı şehirler akınla baş edemeyecek. Dünya Bankası, Addis Ababa örneğinde, yüzyılın ikinci yarısında, oraya göçen insanların çoğunun tekrar hareket etmek zorunda kalacağını, çevresindeki yerel tarım kuruduktan sonra bu şehri terk edeceklerini öne sürüyor.

Modelleme çabamız, bu şehirlerin şu an oldukları duruma bakarak, gelecekteki büyümelerinin tohumlarını görebildiğimiz fikrine dayanıyor. Belirli mahallelerde hane halkı geliri, eğitim düzeyleri, istihdam oranları ve benzeri yaşam kalitesi faktörleri arasındaki ilişkiler ve bunların iklimle bağlantılı  olarak nasıl değiştiği – geleceğe yansıtılabilecek kalıpları ortaya çıkaracaktır. Nemin ahşabın dokusunu kabartması gibi, bilginin de yalnızca ortaya çıkarılması gerekiyordu.

El Salvador’un şu anda güvenilir bir gıda kaynağı bulunmayan 6.4 milyon vatandaşın yüzdesi:

42

Küresel iklim değişikliği için yapılan tüm bilimsel tahminlerde, El Salvador daha sıcak ve daha kuru hale geliyor ve modelimiz diğer araştırmacıların tahminleriyle uyumluydu: Sonuç olarak San Salvador büyümeye devam edecek, daha fazla insan nüfusun yoğun olduğu dış mahallelere yerleşmeyi sürdürecektir. Bununla birlikte, kırsalın kaderi, kuzeydeki hükümetlerin ısınan gezegenle başa çıkmak için hangi iklim ve kalkınma politikalarını uygulamayı seçeceğine bağlıdır. Yüksek emisyonlar, az sayıda küresel politika değişikliği ve nispeten açık sınırlar – Guatemala kırsalında olduğu gibi – şehirleri büyürken, El Salvador kırsalının da boşalmasına neden olacak.

Ancak – modele göre – Amerika Birleşik Devletleri ve diğer zengin ülkeler küresel politikanın gidişatını değiştirirlerse, örneğin, ülkelerinde iklim yumuşatma çabalarına yatırım yapar, aynı zamanda sınırlarını daha sert önlemlerle korursa, güneyde daha karmaşık bir dizi etkiyi tetikleyecektir. Orta Amerika ve Meksika şehirleri daha yavaş da olsa büyümeye devam ediyor, ancak genel zenginlikleri ve gelişmeleri büyük ölçüde yavaşlıyor, bu da büyük olasılıkla yoksulluğu daha da yoğunlaştırıyor. Ayrıca fırsatları olmadığı için çok daha fazla insan kırsal kesimde kalırken, her zamankinden daha fazla kıstırılmış ve çaresiz hale geliyorlar.

ALTA VERAPAZ. Bir zamanlar Nuevo Paraíso Yerli topluluğunun topraklarında akan nehirden kalan pınarın yakınında yaşayanlar.

İnsanlar şehirleri sığınak gibi gördükleri için göç eder. Bu sığınaklar, yüksek binaları ve hükümetin  varlığıyla görünüşte bir düzen vaadine servet serabı sunarlar. San Salvador ve Guatemala City’de güvenlik görevlisi olarak son derece tehlikeli bir işte çalışmak üzere tarım topraklarını terkeden birkaç adamla tanıştım. Trafik ışıklarında araba camları yıkayan, kavanozunda biriktirdiği bozuk paraların ebeveynlerinin topraklarını geri almasına yardımcı olacağına inanan, 10 yaşında bir çocukla tanıştım. Şehirler seçenekler sunar ve kaderinizi kontrol edebileceğiniz hissi verir.

Bununla birlikte, aynı şehirler, hızlı kentleşmeyle birlikte gelen zorluklar hızla yığıldıkça kolayca tuzak haline gelebilir. 2000 yılından bu yana San Salvador’un nüfusu, on binlerce insan ülkeyi terk etmeye ve kuzeye göç etmeye devam etmesine rağmen, kırsal alanlardan gelen göçmenlerle, üçte birinden daha fazla artış gösterdi. BM, yüzyıl ortasında – 6.4 milyon nüfusa sahip ve Orta Amerika’daki en yoğun nüfuslu ülkesi olan-El Salvador’un nüfusunun yüzde 86’sının kentsel olacağını tahmin ediyor.

Modellerimiz, büyümenin çoğunun, insanların elektrik veya tatlı su olmayan binlerce derme çatma yapıda yaşadıkları San Marcos gibi yerlerde, gecekondu mahallelerinde yoğunlaşacağını gösteriyor. Bu yerlerde, pandeminin çıkışı ve serpilmesinden önce bile, iyi işler bulmak zordu, yoksulluk derinleşiyordu ve suç artıyordu. Aile içi şiddet de artmaktadır ve kötüleşen sağlık koşulları daha fazla hastalık tehdidi oluşturmaktadır. Toplum zayıfladıkça, üye sayısı El Salvador’un bazı bölgelerinde polisten tahmini üç kat kadar fazla olan çeteler tehdit ve zor yoluyla yeni üyeler kazanıyorlar. Bu çeteler San Salvador’un cinayet oranını, dünyanın en yükseklerinden biri haline getirdiler.

Cortez şiddetten kaçmayı umuyordu ama başaramadı. Çeteler yaşadığı binayı talan edip, evlerdeki televizyonları çalıyor, koruma parası adı altında haraç topluyorlar. Yakın zamanda, bir tıp kliniğinde yemek teslim ederken bir cinayete tanık olmuş. Güvenlik eksikliği, uygun fiyatlı konut eksikliği, çocuk bakımı eksikliği, geçim zorluğu gibi unsurların tümü göçmen baskısı altındaki karmaşık kentsel sistemlerin evrimini etkilemektedir ve modelimiz suç, yönetişim ve sağlık hizmetleri ile ilgili verileri birleştirerek bu tür stresleri dikkate alır.  Bunlar, gelecekte olacak şeyler için birer işarettir.

Geçen yılki buluşmamızdan bir hafta önce Cortez neredeyse her türlü riski alarak ABD’ye gitme kararı almıştı. Aylarca “uzaklara gitme hayali” kurmuştu,ancak ailesini yanında götürmesi imkansızdı . Cortez, “İklim değişti ve bizi bunu yapmaya zorladı” derken, üç yıl içinde nadiren yağmur yağdığını söyledi. “Babam, geçen yıl artık kendini tamamen bıraktı.”

Cortez bundan sonra ne yaptığını anlattı. Patronu patates bazlamalarını fritöze atarken, Cortez ona dönüp ve akıl almaz bir istekte bulunmuş: Cortez’in bebeğini alıp almayacağını sormuş. Cortez, çocuğun hayatını kurtarmanın tek yolunun bu olduğunu söyledi. ABD’den para göndermeye söz vermiş, ancak yaşlı kadın hayır demiş–bir bebeğin bakımını üstlenmeyi hayal edemiyormuş.

Bugün San Salvador, coronavirus salgını yüzünden kapanmış durumda ve Cortez, San Marcos’taki dairesinde mahsur. Üç aydır çalışmıyor ve El Paste’deki kızlarını göremiyor. Ülkenin resmi sokağa çıkma yasağı sırasında kirasını ertelemesine izin verilmesine izin verilmişti, ancak bu sona de sonra erdi. ABD’nin onun tek kurtuluşu olduğuna inanmaya devam devam ediyor – sınır duvarlarına lanet okuyor. ‘İlk fırsatta” gideceğini söylüyor.

ALTA VERAPAZ. Isabel Max Mez ve kızı Katerin Michel Xol Max. Kızın, doktorların kontamine sudan kaynaklandığını söylediği bir cilt enfeksiyonu var.

Göçmen olacak çoğu insan evlerinden uzaklaşmak istemiyor. Bunun yerine, değişikliği en aza indirmek için önce daha büyük bir ilçeye veya şehre geçerek kademeli değişiklikler yapıyorlar. Ancak buralarda aradıklarını bulamayınca, araştırmacıların “kademeli göç” olarak adlandırdığı, daha riskli yolculuklar yaparak sınırları aşma eğilimindeler. Şehre gitmek için bir köyünden ayrılmak yeterince zordur, ancak hem siyasetine hem de kendi sosyal çalkantılarına karşı savunmasız oldukları bir yabancı ülkeye geçmek tamamen farklı bir sınavdır.

Guatemala’nın Meksika sınırını belirleyen Suchiate Nehri’nden yedi mil ötede, 9 metrelik duvarları, parmaklıklı pencereleri ve bir ceza hücresiyle, Meksika’nın en büyük göçmen gözaltı merkezlerinden biri olan Siglo XXI bulunuyor. 2019’un başlarında, Meksika göçmenleri gözaltına almak yerine geçmelerine izin verirken 960 yataklı tesis büyük ölçüde boştu. Ancak Mart ayından itibaren ABD, Orta Amerikalıların sınırlarına ulaşmasını engellemek üzere baskıyı artırınca, Meksika göçmenleri gözaltına alarak, yaklaşık 2,000 kişiyi Tapachula kenti yakınlarındaki bu merkeze doldurdu. Gözaltında tutulanlar, beyaz karo döşeli koridorlara atılan şilteler üzerinde uyudular, dışkıyla taşan tuvaletleri kullanmak için sıralarda beklediler ve metal bir tepside servis edilen konserve et yemeğini almak için saatlerce sıkış tıkış sırada beklediler.

Hapsedilen göçmenler 25 Nisan’da merkezin ana salonunda müstahkem bir güvenlik platformuna çıkan merdivenlere hücum ederek gardiyanları etkisiz hale getirip, ana kapıları açtılar. 1000’den fazla Guatemalalı, Kübalı, Salvadorlu, Haitili ve diğer ülkeden göçmen, gece Tapachula’ya akın etti.

Firardan beş hafta sonra Tapachula’ya vardığımda göçün zorlukları karşısında çatırdayan bir şehir buldum. Daha birkaç ay önce, anlayışlı Meksika halkı Meksika’nın güney sınırından geçen göçmenlere bazlama ve ilaç yardımında bulunuyordu. Şimdiyse göçmen aileler, sanki düşman askeriymişçesine silahlı milli muhafız birimleri tarafından kırsalda avlanıyorlardı.

Guatemala’nın birçok yerinde 2070 yılına kadar yıllık yağış yüzdesinde öngörülen azalma

60

Meksika her zaman göçmenleri memnuniyetle karşılayan bir ülke değildi, ancak Cumhurbaşkanı Andrés Manuel López Obrador ülkesini giderek daha açık hale gelen sınırlar için bir model yapmaya çalışıyordu. Bu idealist çaba aynı zamanda pragmatikti: Dünyaya, Birleşik Devletler’de ivme kaydettiğini gördüğü saldırgan, duvarlar inşa eden yabancı düşmanlığına bir alternatif göstermeyi amaçlıyordu. İlk olarak Orta Amerikalı göçmenlerin evlerini terketmelerini önleyecek stratejik dış yardım ve insan haklarıyla birlikte, daha açık sınırlar, tüm uluslar için daha iyi bir sonuca yol açacaktır. Göçmenlere çalışma izni ve geçici iş sözü veren López Obrador, “Onlara bize güvenebileceklerini söylemek istiyorum,” diyordu.

Meksika politikalarının mimarları, vatandaşlarının – ekonomik, çevresel ve sosyal olarak – böyle bir insan akışını absorbe etme sabrı ve kapasitesine sahip olduklarını varsaydı. Ancak Başkan Trump’ın kendi göçmen karşıtı kısıtlamalarını bastırmak için ekonomisini nasıl rehin tutacağını tahmin edemediler ve göç trafiğinin getirdiği yüklerin Meksika’nın kendi halkını üzerinde yarattığı etki karşısında hazırlıksız yakalandılar.

CHIAPAS. Honduras’tan bir iklim göçmeni olan Juan Francisco Murcia (solda), kuzeydeki tren güzergahlarının yakınındaki sığınma evlerini gösteren haritayı inceliyor.

Meksika Ulusal Göç Enstitüsü’ne göre, López Obrador’un Aralık 2018’de göreve başlamasından sonraki altı ay içinde yaklaşık 420.000 kişi belgeleri olmadan Meksika’ya girdi. Birçoğu, büyük şambrellerin üstüne bağlanan tahtalarda yaptıkları sallarla, rehberlere birkaç dolar ödeyerek Suchiate’in nehri üzerinden geldiler. Tapachula’nın dışındaki bir sınır kasabası olan Ciudad Hidalgo’da göçmenler meydanda kamp kurup sokaklarda mücadele ettiler. Cürüf briketinden inşa edilmiş ofisinde gece geç saatlerde yapılan bir röportajda, floresan ışıkların altında, kasabanın kamu güvenliği müdürü Luis Martínez López, gelenlerin etkileriyle ilgili istatistikleri bir çırpıda söyledi: Silahlı soygunlar yüzde 45, cinayetler yüzde 15 arttı.

Suçların göçmenlere gerçekten atfedilip atfedilemeyeceği önemli bir tartışma konusuydu, ancak bunların artan bir sabırsızlığa yol açtığı algısı tartışılmazdı. O yılın Mart ayında, Martínez bana, yaklaşık 400 göçmenden oluşan kalabalıkla yerel polis arasındaki bir çatışma çıktığını ve göçmenlerin şehir merkezinde beş polisi bağladığını söyledi. Kimse zarar görmemiş, ancak olay yerli halkın arasında işlerin kontrolden çıkma endişesini artırmış. Daha sonra memuriyetten ayrılan Martínez, “Onlara kardeşimiz gibi kapımızı açar, beslerdik” dedi. “Hayal kırıklığına uğramış ve kızgındım.”

Çok daha büyük bir kent olan Tapachula’da, turizm ve ticaret zarar görmeye başladı. Göçmenler aileleriyle, şehir merkezindeki kapı girişlerinde toplandı, kaldırımları doldurdu ve ince, yağ lekeli kartonların üzerinde uyudu. Normalde rezervasyonları neredeyse Aralık ayından dolan oteller –suçtan korkan ziyaretçilerin uzak durmasıyla yüzde 65 doluluğu tutturamadı. Kliniklerde ilaç yetersizdi. Etki savunmasız bir anda geldi: Birçok Kuzey Meksika eyaleti 2018’de yüzde 3 ila 11 arasında ekonomik büyüme yaşarken, en güneydeki eyalet olan Chiapas gayri safi yurtiçi hasılasında yüzde 3’lük bir düşüş yaşadı. Şimdilerde Tapachula’nın en büyük Katolik göçmen sığınağını işleten ve ilahiyat doktorasını Roma’da insan hareketliliği üzerine yapan Rahip César Cañaveral Pérez, “Bunalmış durumdalar,” diyor.

TAPACHULA, MEKSİKA. Genç göçmenler bir barınakta kahvaltı ederken.

Modeller iklim nedeniyle göçten kaynaklanabilecek kültürel baskı hakkında fazla bir şey söyleyemezler; öfke veya önyargı hakkında veri yoktur. Söyledikleri, önümüzdeki yirmi yılda, iklim emisyonları oldukları gibi devam ederse, Güney Meksika’daki nüfusun keskin bir şekilde büyüyeceğidir.

Aynı zamanda, Meksika’nın kendi ciddi iklim endişeleri vardır ve büyük olasılıkla kendi iklim göçünü yaşayacaktır. Bugün altı Meksikalıdan birinin geçimi tarıma bağlı ve nüfusun yarısına yakını yoksulluk içinde yaşıyor. Araştırmalar, iklim değişikliği ile birlikte kişi başına düşen su erişiminin kimi yerlerde yüzde 88’e kadar düşebileceğini ve kıyı bölgelerindeki mahsul veriminin üçte bir oranında düşebileceğini tahmin ediyor. Eğer bu değişiklik gerçekten de Meksikalı bir göçmen dalgasına yol açarsa, çoğu büyük olasılıkla Chiapas’tan gelecektir.

Buna karşın, nüfusun aynı anda net bir şekilde artması – ki bizim modellerimizin bunun olacağını varsaymakta – bir milyon kadar iklim göçmeni ABD sınırına ulaşsa bile, daha birçok Orta Amerikalının uzun süren geçişte sıkışıp kalacağını, yolculuklarına ileriye ya da geriye doğru devam edemeyerek, Güney Meksika’da kalarak mevcut gerilimi daha da kötü hale getireceğini gösteriyor.

Daha geçen yılın sonuna gelindiğinde, Meksika hükümetinin kötü planlanmış politikaları daha sinsi bir şeye dönüşmeye başlamıştı: artan kin ve nefret. Şimdi, koronavirüs pandemisinin sınırları bilfiil kapatmasıyla, bu düşüncelerin kontrolden çıkma riski var. Gidecek hiçbir yeri ve kendilerini alacak sığınakları olmayan göçmenler, sokaklarda dolaşıyor, sosyal mesafeyi koruyamıyor ve hatta temel sağlık koşullarından bile yoksunlar.

Bu durum, göçmenleri ekonomik parazitler olarak tanımlamaya ve Jorge A. ve Cortez’in geldiği yerlerde insanların kuraklıkla başa çıkmalarına yardımcı olmayı amaçlayan dış yardımları sorgulamaya başlayan birçok Meksikalı vatandaşı öfkelendirdi.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne göre, sosyal huzursuzluk riskinin yüksek olduğu dünyanın en kırılgan şehirlerinden bazılarında gerçekleşecek gelecekteki kentsel büyüme yüzdesi

96

Güney sınır kasabası Ciudad Hidalgo’da bir kanaat önderi olan Javier Ovilla Estrada, López Obrador’un Guatemala, Honduras ve El Salvador’a yapılacak milyarlarca dolarlık bir kalkınma planına katılımına atfen, “Burada biz hizmet alamazken, Başkan Obrador El Salvador’a nasıl 30 milyon dolar verebilir?” diye soruyor. Ovilla, göçmenlere karşı binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş organize eden, yeni “Önce Meksika hareketinin” sert bir savunucusu oldu. Koronavirüsün yayılmasından aylar önce, Ciudad Hidalgo’da sık sık ziyaret ettiği bir Çin restoranının steril yemek salonunda bir araya geldiğimizde ABD ve Avrupa’da yükselen aynı göçmen karşıtı duyguları tekrarlamıştı.

Göçmenler “bu ülkeyi sevmiyor” dedi. Göçmenlerin oy pusulalarını çaldığı ve Meksika cumhurbaşkanlığı seçimlerine hile karıştırdığı, cinayet işleyerek cezasız kaldıkları ve genelevler işlettikleri yönündeki söylentileri yayan göçmen karşıtı Facebook gruplarına dikkat çekiyor. Bana göçmenlerin hastalık taşıdığını, Suchiate’in yakında Ebola’dan kırılacağını boğulacağını söyleyen ilk kişi o değil. “Sınırları hemen kapatmalılar” dedi. Eğer bunu yapmazlarsa, ülkenin kanunsuzluk ve çatışmaya daha da batacağını söylüyor. “Evlerimizi ve ailelerimizi savunmak için sokaklara çıkacağız.”

SAN MATEO, MEKSİKA. Meksika Ulusal Muhafız askerleri, federal polis memurları ve göçmen ajanlarını içeren bir ortak operasyonda bir tren baskınında gözaltına alınan göçmenler.

Geçen yaz bir öğleden sonra, Meksika’nın yeni göçmen komiseri Francisco Garduño Yáñez ile konuşmak üzere Tapachula havaalanındaki geçici bir havaalanı güvenlik ofisinde yapay deriden bir koltukta oturdum. Garduño haftalarca ulaşmaya çalıştığım, daha açık sınırların güçlü bir savunucusu olan Tonatiuh Guillén López adında bir adamın hemen ardından göreve gelmişti ve kendisine selefinin misyonundan nasıl bu kadar uzaklaştığını sormak istiyordum.

Ancak bu arada Trump, başka bir üst düzey hükümet yetkilisinin anlattığına göre, “Meksika’nın kafasına silah dayarak”, yüzde 25’lik bir gümrük vergisi uygulama tehdidi ile Guatemala sınırında ciddi tedbirler almalarını talep etmişti. Böyle bir vergi, Meksika’nın ekonomisinin belini bir gecede kırabilirdi, bu nedenle López Obrador hükümeti sınıra yeni bir askeri güç göndermeyi hemen kabul etti. Guillén, kendisiyle buluşmayı umduğumdan dört gün önce istifa etti.

Kısa kır saçlı, kocaman gülümseyen ve durmaksızın el sıkışan neşeli bir adam olan Garduño, 36 saatten kısa bir süredir görevdeydi. Tapachula’ya uçmuştu, çünkü şehrin daha küçük müstahkem gözaltı merkezlerinden birinde başka bir isyan patlak vermişti ve kendisi ve küçük oğlu için yardım isteyen, açlıktan kırılan Haitili kadın bir mülteci bir haber ekibi tarafından filme alınmıştı. İşlerin birkaç ay içinde nasıl bu hale – uluslararası insani bir göçmen hakları belgesini imzalamaktan, bir gözaltı merkezinde yiyecek için yalvaran, suratı yere yapıştırılmış bir anneye-geldiğini bilmek istedim. İtiraz ederek suçu, bir “yoksulluk fabrikası” üreten ve bunu ele alacak bölgesel kalkınma politikaları olmayan neoliberal ekonomiye attı. İnsanları yüzüstü bırakan Meksika liderleri değil, sistem – kapitalizmin kendisi – idi. Garduño, “Ekonominin küreselleşmesinin, hukukun küreselleşmesinin… bu kadar yıkıcı bir etkisi olacağını tahmin etmemiştik” dedi.

Garduño’nun önceki rolünün Meksika’nın federal hapishaneler komiseri olması manidardı. Bu yeni ve cezalandırıcı bir Meksika’nın başlangıcı mıydı? Ona sordum. Kesinlikle hayır, diye yanıtladı. Ancak Meksika artık bir “sınırlama” politikası izliyordu ve ülkesinin “küresel bir göçü kabul etmekle yükümlü olduğu” fikrini reddediyordu.

Yine de hiçbir kanun, göçmenleri güneyden Meksika’nın sınırlarını yasal veya yasadışı bir şekilde ihlal etmeye iten güçleri – ki bunlar arasında giderek artan bir şekilde, iklim de bulunur – durduramayacaktır. Peki, hala daha fazla insan – milyonlarca insan – Suchiate Nehri boyunca yüzüp Chiapas’a indiğinde ne olur? Modelimiz bunun olacağını öne sürüyor – günümüz ve 2050 arasında, 300.000’den fazlası sadece iklim değişikliği nedeniyle olmak üzere, yaklaşık dokuz milyon göçmen, Meksika’nın güney sınırına doğru yola çıkacak.

Geçen yaz Meksika’dan ayrılmadan önce, Tapachula’nın 25 mil batısındaki küçük bir kasaba olan, göçmenler tarafından kullanılan Bestia yük demiryolu hattı üzerinde bulunduğu için, kuzeye giden Orta Amerikalılar için Meksika otobanında uzun zamandır bir ara nokta olan, Huixtla’ya gittim.Devriye gezen birkaç yerel polis memuruna katılıp, kamyonetimizin kırmızı ve mavi ışıklarının işgal edilmiş briket evlerin parmaklıklı pencerelerindeki yansımasını izledim. Sürücü yoldaki uyuz köpekleri ezmemek için manevra yaparak kasabanın dar sokak aralarında ilerlerken, arkada ayakta duran iki memur, siyah askeri botlarıyla kamyonet kasasına sağlam bir şekilde basıp, kamyonetin devrilme çubuğuna tutunuyordu.

Operasyon komutanı, José Gozalo Rodríguez Méndez adında yumuşak konuşan bürokratik bir tip, ön koltukta oturuyordu. Ona Meksika’nın yakında gelebilecek çok sayıda göçmeni kontrol edip edemeyeceği hakkında fikrini sordum. Meksika’nın çökmeye başlayacağını söyledi. Federal hükümetten para yok, hizmetleri karşılayacak personel yok, evi bırakın barınma bile yok, iyi niyet yok. “Altından kalkamayız.”

2050’ye kadar sadece deniz seviyelerinin yükselmesiyle yerlerinden olması öngörülen kişi sayısı

150

milyon

Rodríguez bu konuda kendi sınavını çoktan vermişti. Binlerce göçmenden oluşan ilk kafile 2018’in sonlarında Huixtla’ya ulaştığında, zayıflamış kollarında çocukları taşıyan yorgun, yoksul bir çok insandan oluşan kalabalık şehir merkezindeki meydanı doldurup, oradan ara sokaklara dağılmıştı. Rodríguez ve eşi, dolaplarını gözden geçirip mısır, kızarmış fasulye ve tortilla ekmeği toplayıp, çocuklarının küçülen giysilerini de alarak kilise ve sivil grupların çadır ve banyolar kurdukları şehir merkezine götürmüşlerdi.

Ancak kafileler gelmeye devam ederken, iyi niyetinin azalmaya başladığını söyledi. “Birini akşam yemeğine evinize davet etmek gibi” dedi. “Onları bir kez, hatta iki kez davet edersiniz. Ama kalkıp altı kez davet eder misiniz? ” Dördüncü göçmen kafilesi geçen Mart ayında şehre yaklaştığında, Rodríguez bana evde kaldığını söyledi.

Şehrin merkezinde kamyonet, üzerlerindeki plastik tentelerden süzülen mavi ışığın altındaki tezgahlarda sebze ve oyuncakların satıldığı kalabalık pazar yerinin ortasında durdu. Hemen yakında beş adam, yakıcı sıcaktan, 14 yıl önceki Stan Kasırgası’ndan sonra hiç onarılmadığı için çökmekte olan bir tren istasyonu platformundaki metal tentenin gölgesi altına sığınmışlardı. Rodríguez – ikisi Honduraslı, üçü Guatemalalı – grubu soru yağmuruna tuttu. Hepsi, Orta Amerika’nın sunduğu talihsizliklerin hepsine maruz kaldıklarını söylediler: gasp, çetelerin topladığı haraçlar ve çevre felaketi. Ya yiyecek yetiştirememişlerdi, ya da kuraklık satın almayı çok pahalı hale getirmişti.

Cılız yüzünden ter damlayan Honduraslı çiftçi Jorge Reyes,”Artık açlığa dayanamıyoruz,” dedi. Ayağının dibinde bir dükkan tezgahtarının hediyesi vardı: üzerinde sineklerin uçuştuğu, kanını salmış çiğ et dolu bir plastik poşet. Reyes’in eti pişirecek yeri yoktu. “Yine de öleceksek,” dedi, “bari Birleşik Devletler’e girmeye çalışırken ölelim.”

EL PASO. Gümrük ve Sınır Koruması giriş noktasında ABD’ye girmek için bekleyen insanlar.

Reyes kararını vermişti. Jorge A., Cortez ve diğer milyonlarcası gibi, ABD’ye gidecekti. Bir sonraki tercih- göçmenlere nasıl tepki verileceği ve hazır olunacağı – nihayetinde Amerika’nın seçilmiş liderlerine düşüyor.

2019 yılı boyunca, El Paso, Teksas, sınır geçişlerine yığılan insanlarla başetmek zorunda kaldı. Tapachula’da misafir olarak istenmeyen aynı Orta Amerikalı kafilelerin de buraya ulaşmasıyla, bu sayı bir günde 4,000’e kadar ulaşarak zirve yaptı. Bu durum, kimliği Meksika ile yakın bağlarından neredeyse ayrılmaz olan, kültürel farklılık açısından zengin,  büyük ölçüde Hispanik bir şehir olan El Paso’yu, politik bakımdan gergin göçmen karşıtı federal politikanın baskıları ile kendi derin kökleri arasında hassas bir konuma soktu. Ancak bu artış kentin kapasitesini zorladı. Göçmenler geldiğinde, kentin yetkilileri acil servisler, yardım ve barınma masraflarını kimin üstlenmesi gerektiği üzerine tartışıyordu; sonunda şehrin faal özel yardım kuruluşlarının durumu çözmesi için duacı oldular. Kilise grupları şehrin dört bir yanından binlerce otel odası kiraladı, yemek verdi, danışmanlık sundu.

Meksika’nın Juárez şehri ile birlikte düşünüldüğünde, El Paso bölgesi Batı Yarımküre’nin en büyük ikinci iki uluslu metropleksidir. Çorak ve ağarmış parlak kayalık doğanın ortasında yerleşik bir vaha olan Chihuahuan Çölü’nün tam ortasında yer alır. Günlük işgücünün çoğunluğu sınır ötesinden işe gelir ve İspanyolca İngilizce kadar yaygındır.

Şehir merkezinde, çizme ve rehin dükkanlarının tahta paravanlar ve parmaklıklarla korunan vitrin camları arasında rekabet ettiği yorgun bir ticaret bölgesinde yeni binalar yükseliyor. 800.000’den fazla insana ev sahipliği yapan Amerika tarafındaki sokaklar ve Juárez’deki meslekdaşları arasındaki tek engel, çoğu kurumuş Rio Grande’deki beton bir viyadük ve paslanmış çelik bir sınır parmaklığıdır.

EL PASO. Geçen yıl şehir, sınır kapılarında bir insan seliyle baş etti –insan sayısı tek bir günde 4.000 kişiye ulaştı.

Kimi göçmenler için burası cennet. Ancak iklim krizinin cephelerinden biri olan El Paso, aynı zamanda aşırı sıcaklığa ve çok az suya sahip bir yer. Burada sıcaklıklar, yılın üç ayı şimdiden 32 derecenin üstüne çıkıyor ve yüzyılın sonunda her iki günde bir sıcaklık bununla aynı olacak. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’deki araştırmacılara göre sıcaklıktan kaynaklanan ölümlerin sayısı yakında trafik kazaları ya da yüksek doz uyuşturucudan kaynaklanan ölümleri geçecek. Soğutma maliyetleri – halihazırda bazı sakinlerin bütçelerinin üçte biri  kadar- daha pahalı olacak ve ısınma ekonomik çıktıyı yüzde 8 azaltacak ve belki de El Paso’yu güneydeki yerler kadar yaşanmaz hale getirecek.

El Paso, 2014 yılında kısmen iklimle ilgili konuları kentsel planlamaya katmayı amaçlayan, belediye yönetiminde yeni bir makam yarattı: değişime uyum sağlama yöneticisi. Çok geçmeden, Guatemala’daki iklim krizi – sadece El Paso’daki kriz değil – şehrin en önemli endişelerinden biri haline geldi. Uyum şefi Nicole Ferrini, 2019’da Phoenix’teki bir su konferansında belediye başkanları ve diğer katılımcılara muazzam miktarlarda iklim mültecisi, ve toplum olarak bununla baş edip edemeyecekleri sorusunu gündeme getirirken “Konudan uzaklaşıyorsam özür dilerim,” dedi.

El Paso asıllı Ferrini üniversitede mimarlık eğitimi aldı. El Pasolu yöneticilerin ve ulusun, gezegenin ısınmasıyla daha da kötüleşmesi kaçınılmaz olan sorunu sistematik bir sorun olarak ele almak yerine günlük veya yıllık ani tepkilere tepki vermeye devam etmesi durumunda, duruma uyum sağlamakta zorlanacağından endişeleniyor. Kendi şehrini BM yetkililerinin ve iklim-göç üzerine çalışan bilim adamlarının uyardığı konularda ders alınacak bir örnek olarak görüyor: Giderek artan sayıda iklim mültecisini barınma, besleme ve istihdam etme konusunda iyi bir plan yapılmazsa, göç alan şehirler asla güvenle kendi ekonomik geleceklerine yön veremezler.

Şimdilik, koronavirüs pandemisi El Paso’ya yasal geçişleri büyük ölçüde durdurdu, ancak bu kriz er geç ortadan kaybolacak. Ve bu olduğunda, El Paso, her yerde, tüm zengin toplumların nihayetinde karşılaşacakları aynı kalıcı seçimle karşı karşıya kalacak: duvarlar ören bir toplum mu yoksa – göçü önlemek üzere altyapı ve dayanıklılığı güçlendirmek için çalışan yerel yardım kuruluşlarının ifadesiyle – kuyular inşa eden bir toplum mu olacağına karar verecek.

EL PASO. Orta Amerika’dan bir anne ve kızı, sığınma umuduyla kendilerini Sınır Devriyesi ajanlarına teslim ediyor.

Dünyanın dört bir yanında uluslar korunma duvarlarıni seçiyor. Pandemiden önce bile, Macaristan Sırbistan’la sınırlarını dikenli tellerle kapattı, bu, 1990’dan beri Avrupa Birliği ülkeleri etrafında inşa edilen 1,000 kilometreden fazla sınır duvarının bir parçasıydı. Hindistan, nüfusu deniz seviyesindeki yükselmeye karşı dünyadaki en savunmasız ülkeler arasında olan Bangladeş’le arasındaki yaklaşık 2.500 millik sınırın çoğunu dikenli tellerle kapattı.

Elbette, Amerika Birleşik Devletleri’nin de kendi duvar gündemi var – hem sözcüğün gerçek anlamında duvarlar, hem de daha büyük bir etkisi olabilecek mecazi duvarlar. Geçen Ağustos ayında El Paso’nun göçmen sığınaklarından biri olan Casa Vides adlı, göze çarpmayan bir tuğla evden dönerken, rahip Peter Hinde bana El Paso’nun güvenlik odaklı ekonomisinin 25 yıl önce buraya taşındığında var olmayan bir kültürel engel yarattığını söyledi. 97 yaşındaki Hinde, Juárez’de Karmelit cemaatinin çekilip çevrilmesine yardım ediyor, ancak hemen her gün gönüllü olarak Casa Vides’e gidiyordu. Şikago’da büyüyen eski bir Hava Kuvvetleri yüzbaşısı ve savaş pilotu olan Hinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin göç konusunda kendi korkularını gerçeğe dönüştürdüğünü, sınırdan geçen herkesin artan güvensizliğinde buna tanık olduğunu söyledi.

Bu korku başka duvarlar yaratır. ABD, iklimi gelecekteki göçün bir nedeni olarak kabul eden ilk anlaşma olan 2018’te küresel bir göç anlaşmasını imzalayan 164 diğer ülkeye katılmayı reddetti. Aynı zamanda, ABD, Guatemala’da Jorge A’nınki gibi açlık çeken ailelerin yiyecek üretmesine ve nihayetinde evlerinde kalmasına yardımcı olduğu kanıtlanmış olan – su altyapısından sera tarımına kadar her şey için para sağlayan — dış yardımı kesiyor. Yasal olarak El Paso’ya giren göçmenler bile geri çevrildiler, yasal hakları olan duruşmaları beklemek üzere Juárez’deki sıkış tıkış ve tehlikeli barınaklara sürüldüler.

Değişen bir iklime karşı göç etmekten daha doğal ve temel bir uyum yoktur. Bu, en erken Homo Sapiens’in Afrika’dan dışarı izlediği bariz ilerleme ve Mayaların 1,200 yıl önce denediği şey. BM Uluslararası Göç Örgütü’nden Lorenzo Guadagno’nun bana yakın zamanda söylediği gibi “Hareketlilik esnekliktir”. İnsanların nerede yaşayacaklarına kendilerinin karar verme esnekliğine imkan veren her politika seçeneği, onları daha güvende olmasını sağlar.

Ancak bu her zaman bu kadar basit değildir ve sınırların ötesine taşınmak kaçınılmaz olmak zorunda değildir. Guatemala’dan Jorge A.’yı düşündüm. Geçtiğimiz baharda çelik sınır bariyerine tırmanıp, 7 yaşındaki oğlunu 6 metrelik bariyerin diğer tarafına, Kaliforniya çölüne atarak Amerika’ya vardı (Göçmen belgesi olmaması nedeniyle bu makalede soyadını kısalttık). Şimdi, pandemiye kadar Jorge’nin bir inşaatta düzenli bir iş bulup, borçlarını ödeyecek ve eve biraz para gönderecek kadar kazandığı, Houston’da yaşıyorlar. Ancak eşi ve ailesinden ayrılmanın dayanılmaz olduğuna karar verdi; memlekette kalsa da, gurbette olsa da o kazanan olamıyordu ve Temmuz ayı başından itibaren Guatemala’ya dönüp dönmemeyi düşünmeye başladı.

Ve en kötü durum senaryosunun temeli burada yatıyor: Amerika ve gelişmiş dünyanın geri kalanı göçmenleri karşılamayı reddediyor, aynı zamanda onlara memleketlerinde de yardım etmiyor. Modelimizin gösterdiği gibi, kalkınmadan kısarken sınırları kapatmak, sıcaklıklar yükselse bile kısmen beklenilenin aksine bir nüfus artışı yaratarak, giderek artan sayıda nüfusu, insan yaşamı için uygun olma özelliğini giderek kaybeden yerlere hapseder.

Bu senaryoda, duvarların inşa edilmesine yönelik küresel eğilim derin ve ölümcül bir etkiye sahip olabilir. Araştırmacılar, küresel olarak sadece sıcaktan kaynaklanan yıllık ölüm sayısının nihayetinde 1,5 milyon artacağını ileri sürüyorlar. Ancak bu senaryoda sözü edilmeyen daha fazla insan, açlıktan veya gıda ve su güvensizliğinin getireceği gerilimlerden kaynaklanan çatışmalarda ölecektir.

JUÁREZ, MEKSİKA. Honduras’tan iklim göçmenleri José Cruz ve kızı Yakelin (ortada), sığınma taleplerinin sonuçlandırılması için aylarca bir sığınakta beklediler.

Bu olursa, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa, diğerlerini duvarın dışında tutarken, kendi çevrelerine bir duvar örme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Öyleyse soru şu: Politikaları belirleyenler ve planlamacılar bu konuda ne yapmaya hazırlar? Amerika’nın demografik yapısının bozulması, daha fazla göçmenin burada üretken bir rol oynayacağını düşündürüyor, ancak ulusun bu nüfus akışına hazırlanmak için yatırım yapmaya istekli olması gerekiyor, böylece tek başına nüfus artışı göçmenleri gittikleri yerlerde ayrılıkları ve artan eşitsizlikleri derinleştirmeyerek, endişe yaratmasın. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer varlıklı ülkeler, tarım ve su altyapısını modernleştiren kalkınmayı finanse ederek, korunmasız insanlara yaşadıkları yerlerde yardımcı olabilirler. Örneğin, El Salvador’da çiftçilerin sulanan seralar inşa etmesine yardımcı olan bir BM Dünya Gıda Programı girişimi, ürün kayıplarını önemli ölçüde azalttı ve çiftçilerin gelirlerini önemli ölçüde iyileştirdi. Bu, iklim değişikliğini tersine çeviremez, ancak zaman kazandırabilir.

ABD şimdiye kadar çok az şey yaptı. İklim değişikliği ve iklim göçü konusundaki bilimsel fikir birliği artarken bile, bazı çevrelerde konu tabu haline gelmiştir. Bu bahar, Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri, gezegen nüfusunun üçte birinin bir gün uygarlık için gereken geleneksel ekolojik nişin dışında yaşayabileceğini tahmin eden çarpıcı bir çalışmayı yayınladıktan sonra, çalışmanın yazarlarından Marten Scheffer bana, sonuçlarından bazılarını hakem değerlendirme sürecinden geçirmesinin istendiğini ve araştırmanın yayınlanması için çıkarımları “hafifletmeye” zorlandığını hissettiğini anlattı. Sonuç olarak göç, makalede sadece yüzeysel olarak incelenmiştir. (Dergi sözcüsü, inceleme süreci gizli olduğu için yorum yapmayı reddetti.)

Şu anda gördüğü şeyin kaçınılmaz, yani göçün küresel iklim krizinin bir parçası olacağını söyleyen Scheffer,”Basbayağı bir direnç var,” dedi. “Bununla yüzleşmek zorundayız.”

Modellememiz ve akademisyenlerin fikir birliği aynı sonuca işaret ediyor: Toplumlar iklim değişikliği ve göçe etkin bir şekilde tepki verir ve buna karşı esnekliklerini arttırırsa, gıda üretimi desteklenecek, yoksulluk azaltılacak ve uluslararası göç yavaşlayacak – bunların tümü dünyanın daha istikrarlı ve huzurlu kalmasına yardımcı olabilecek faktörler. Liderler iklim değişikliğine karşı daha az önlem alır veya göçmenlere karşı daha cezalandırıcı önlemler alırlarsa, gıda güvensizliği ve yoksulluk derinleşecek. Nüfuslar artacak ve sınır ötesi hareketlilik kısıtlanacak ve bu da daha fazla acıya yol açacak. Hükümetlerin bundan sonra buna karşı ne yapacakları – ve ne zaman yapacakları- bir fark yaratacak.

Eyleme geçmek için zaman daralıyor. Dünya artık her sıcaklık artışıyla kabaca bir milyar insanın binlerce yıldır yaşadıkları bölgenin dışına itilmesini bekleyebilir. Uzun zamandır, iklimin ekonomik maliyeti hakkında alarm zilleri çalıyor, ancak şimdi bundan zarar gören insanların sayısı da artarak endişe verici hale geliyor. Hinde’nin yürüyüşümüz sırasındaki sohbetimizde uyardığı üzere en büyük tehlike ise, duvar gibi çok zayıf ve geçici bir şeyin tarihin gelgitine karşı etkili bir kalkan olabileceğine inanmak. “Farklı bir tutum geliştirmezsek” diyor “cankurtaran sandalındaki, sandala tırmanmaya çalışanlara vuran insanlar gibi olacağız.”

ALTA VERAPAZ. Yerli bir tarım işçisi olan Martin Yat Chen, artık ekilemeyecek kadar kadar kurumuş tarım arazisinde.

Abrahm Lustgarten ve Meridith Kohut Kimdir?

Abrahm Lustgarten, ProPublica’da kıdemli bir çevre muhabiridir. Amerikan Batısındaki su kıtlığının nedenlerini inceleyen 2015’teki yazı dizisi “Killing the Colorado” (Colorado’yu Öldürmek), 2016 Pulitzer Ödülü ulusal haber dalında finalisti oldu.

Meridith Kohut, Latin Amerika’da on yıldan fazla bir süredir Latin Amerika’da küresel sağlık ve insani krizleri belgeleyen, Venezuela’nın Caracas şehrinde yaşayan ödüllü bir foto muhabiridir. Son çalışmaları arasında Venezuela’daki göç ve doğumun fotoğraflanması, Haiti’deki hükümet karşıtı protestolar ve Guatemala’da kadınların öldürülmesi yer alıyor.

Haberin hazırlanması ve çeviride Guatemala ve El Salvador’da Pedro Pablo Solares ve Meksika’da Louisa Reynolds ve Juan de Dios García Davish katkıda bulunmuştur.

Makalenin başında verilen grafik verileri Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı’ndaki “Future of the Human Climate Niche,” (İnsan İklimi Nişinin Geleceği) makalesinden.   Chi Xu, Timothy A. Kohler, Timothy M. Lenton, Jens-Christian Svenning ve Marten Scheffer. Grafik: Bryan Christie Design / Joe Lertola.

Orta Amerika grafik dizisindeki haritalar, BM’in Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli tarafından kullanılan SSP5 / RCP 8.5 ve SSP3 / RCP 8.5 senaryoları altında toplam nüfus kaymasını gösteriyor ve 15 kilometrelik bir örüntüde hesaplanıyor. En büyük zirveleri sıkıştırmak için bir küp kök ölçeği kullanıldı.

Projeksiyonlar, Pulitzer Center’ın desteğiyle yapılan The New York Times Magazine ve ProPublica’nın araştırmasına dayanır. Model grafikleri ve ek veri analizi,Matthew Conlen.

Ek tasarım ve geliştirme,Jacky Myint ve Shannon Lin.

Bu makale The New York Times Magazinede yayınlanan İngilizce orijinalinden çevirilmiştir.

Çeviri: Irmak Gümüşbaş