ekonomi

Bu hafta açıklanan iktisadi veriler bakımından oldukça yoğun bir hafta oldu.  Her biri birbirinden önemli veriler bir bir açıklandı. İlginç olan nokta kamuoyunda işgücü istatistiklerine yönelik ortaya çıkan tartışmalar, bu veriler bağlamında ortaya çıkmadı.  10 Eylül günü işgücü piyasasına yönelik veriler açıklanırken, 11 Eylül günü de Gelir ve Yaşam Koşulları Anketinin 2019 yılı sonuçları açıklandı.  Bu araştırmanın özelliği ülkedeki gelir dağılımı ve yoksulluk konusunda fikir veren bir araştırma olması.  Bu araştırmada elde edilen ve kamuoyuna açıklanan rakamlar da ülkenin resmi gelir dağılımı ve yoksulluk verileri olarak kayıtlara geçmektedir.

Bu araştırmanın sonuçlarının bizler için önemli olmasının nedenlerden biri, gelir eşitsizlikleri bakımından ülkemizin OECD ülkeleri arasındaki en kötü gelir dağılımına sahip ülkelerden biri olmasıdır.  Yaşanılan yeterince büyüyememe sıkıntısı ve salgının yarattığı ekonomik yavaşlamanın etkisiyle bu dağılımın nasıl bir seyir izlediğini görebilmek bu veriler yardımıyla mümkün olmakta.

Cuma günü açıklanan verileri değerlendirmeden önce 2019 araştırmasının ekonominin hangi dönemine yönelik gelir ve yaşam koşullarını gösterdiğini belirtmekte fayda var.  Bu araştırma 2019 yılında yapılmış olsa da, araştırmadaki hanehalklarının bir önceki yılki, yani 2018 yılındaki gelirlerini dikkate almaktadır.  Dolayısıyla 2019 gelir-yaşam koşullarının durumu ancak gelecek yıl açıklanacak olan 2020 Gelir ve Yaşam Koşulları Anketinde görülebilecektir. Salgının gelir dağılımı ve yoksulluk üzerindeki etkilerini ise ancak 2022 yılında açıklanacak olan Gelir Yaşam Koşulları Araştırmasında görebileceğiz.

Öner Günçavdı - Yazarın Kitapları
Yolun Sonu: Türkiye’nin Büyüme, Faiz Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi, Öner Günçavdı

Değerlendirme de dikkate alınması gereken ikinci önemli konu ise 2018-2019 döneminin bir seçim dönemine karşılık geliyor olmasıdır. Önce 24 Haziran 2018’de yapılan erken Genel Seçimler, hemen ardından 31 Mart 2019’da yapılacak Yerel Seçimlere yönelik kampanyaların başlaması, 2018 ve 2019 yıllarında ülkede bitmeyen bir seçim atmosferinin yaşanmasına yol açmıştır.  Bu yıllar mali dengelerin kötüleştiği bir seçim ekonomisi uygulamalarıyla geçirilmiştir.

Araştırma ne diyor?

TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Anketleri 2006 yılından itibaren kesintisiz yapmaktadır. En son 2018 yılı için açıklanan sonuçlarda ülkemizdeki gelir eşitsizliğinin ölçümünde kullanılan Gini Katsayısı 0,408 olarak hesaplanmıştı.  Gini Katsayısı gelir eşitsizliklerini ölçmek için yaygın bir şekilde kullanılan bir ölçüdür.  Bu katsayısı 0 ile 1 arasında değerler alır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında iyileşmeye, bire yaklaştıkça da kötüleşmeye işaret eder.

2018 yılı araştırmasında hanehalklarının 2017 gelirleri dikkate alınarak hesaplanan Gini Katsayısı son derecede yüksek bir katsayıdır. 2003 yılında 0,44 olarak ölçümlenen gelir eşitsizliği, 2018 araştırmasında 0,408 mertebelerine inmiş ve bir iyileşmeye işaret etmiştir.  Cuma günü açıklanan 2019 araştırmasında ise, bu katsayı 0,395 olarak elde edilmiştir. Çok küçük bir düzeyde de olsa Gini Katsayısında görülen bu düşüş gelir dağılımında bir iyileşme olarak düşünülebilir.

Bir iktisatçı olarak, bunun gibi yıldan yıla değişimlere ciddi bir anlam yüklemeden önce ilgili değişkenin belli bir dönem zarfında göstereceği gelişimin gözlemlenmesi gerektiğini düşünmekteyim. Gelir dağılımındaki gelişmeler konusunda da hemen bir yargıya varmadan önce, Gini Katsayısının belli bir dönem zarfındaki gelişimini dikkate almakta yara var.  Şekilde 2002’den itibaren bu gelişim açıkça görülüyor.  Başlangıçta da belirtildiği gibi, Gelir ve Yaşam Koşulları Anketinin başlangıç tarihi 2006 yılıdır.  Bu yıldan önceki Gini katsayıları TÜİK tarafından yapılan bir diğer araştırma olan Hanehalkı Bütçe Anketlerinden elde edilen verilere dayanmaktadır.

Şekilde gördüğümüz, ülkemizdeki gelir dağılımının 2007 yılına kadar ciddi ve süreklilik arz eden bir şekilde iyileşmesidir.  Bu tarihten itibaren gelir dağılımı yatay bir çizgi etrafında dalgalanan bir eğilim göstermiştir. Dolayısıyla en son açıklanan rakamın topyekûn gelir dağılımında ciddi ve kararlı bir iyileşmenin işaretçisi olup olmadığına bu aşamada karar verebilmek güçtür.  Ancak şekildeki verilerde görülen, Türkiye’nin gelir dağılımında 2007’den itibaren kayda değer ve süreklilik arz eden bir iyileşme trendine sahip olamamasıdır. Kanımca, iktisatçılar olarak bizlerin daha çok bunun nedenleri üzerine kafa yorması gerekmektedir.

Gini katsayısındaki düşüşün kaynağı nedir?

Açıklanan rakamlar detaylarda ilginç ve dönemin makroiktisadi politikalarının öncelikleriyle uyumlu birtakım özellikler göstermektedir.  Örneğin araştırmanın referans aldığı yıl itibariyle, inşaat faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin 2018 yılında %18,9’lik bir oranla artması dikkat çekicidir.  Bu oran ile inşaat gelirleri diğer iktisadi faaliyetlerin gösterdiği artış oranlarına göre en fazla artan iktisadi faaliyet gelirleridir.  Ancak bu gelirlerdeki artışın Gini Katsayısında sınırlı düzeydeki düşmenin kaynağı olduğunu söylemek çok doğru olmaz. Zira inşaat faaliyetleri, toplam katma değer içinde %7-8 mertebelerinde yer teşkil eden, göreli olarak küçük bir sektördür.

Gelir eşitsizliğindeki azalmanın nedenini 2018 yılında elde edilen gelirlerin kaynaklarına inildiğinde görebilmek mümkündür. Kamuoyu ile paylaşılan araştırmaya göre ücret ve yevmiye gelirlerinin toplam gelirler içindeki payında %2 mertebelerinde bir azalma dikkat çekmektedir.  Öte yandan yine aynı yıl içinde devletin ve hanehalklarının kendi aralarında yaptıkları gelir transferinin de %2 oranında arttığı gözden kaçmamaktadır.  Dönemin bir seçim dönemi olması nedeniyle, devlet kaynaklı transfer ödemelerinde bu dönemde meydana gelen %1,8’lik artışının ekonomi çapındaki gelir eşitsizliğindeki düşmenin temel nedenlerden biri olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Özellikle emeklilere yönelik dini bayramlarda uygulanan ikramiye politikası bu dönemdeki transfer ödemelerindeki artışın en önemli kaynağı olsa gerek.  Bu düzeyde transfer ödemelerinin süreklilik arz etmesini beklemek çok da mümkün olamayacağı için, gelir dağılımında bu şekilde elde edilen iyileşmelerin de uzun soluklu olmasını beklemek doğru olmayacaktır.

Hanehalklarının gelirlerini elde ettikleri gelir kalemlerinde 2018 yılında yaşanan gelişmelere bakıldığında ücret ve maaşların %13,9, yevmiyelerin %11,2 artığı görülmektedir.  Yine dönemin seçim dönemi olması ve bir nebze seçim ekonomisi uygulamalarına geçilmesi ve bu sebeple askeri ücrette artışa gidilmesi ücret gelirlerindeki yüksek artış oranının bir nedeni kabul edilebilir.  Öte yandan müteşebbis gelirlerindeki artışın da %8,2 seviyelerinde kalması, çoğunluğun ücret, maaş ve yevmiye şeklinde gelir elde eden geniş bir kitlenin gelirlerinin diğer gelir gruplarına göre iyileşmesine katkı yapmıştır.  Yine Türkiye ekonomisinin bugünkü ekonomik kısıtları altında, işgücü gelirlerinde bu şekilde meydana gelecek artışların sürekli olmasını beklemek mümkün görünmemektedir.  Dolayısıyla emek ve transfer gelirleri yoluyla gelir dağılımında elde edilen bu iyileşmenin konjonktüre bağlı bir gelişme olduğu ve yapısal bir değişime bağlı olmadığı son derecede açıktır. Bu eğilimin kaynak sıkıntısı içinde olan bir ülke bakımından sürdürülebilirliği de şüphelidir.

Hanehalklarını %20’lik beş farklı gelir gruplarına ayırdığımızda da iyileşmenin hangi gelir grupları üzerinden meydana geldiğini daha iyi anlayabilmemiz mümkündür. Bu amaçla hanehalklarının medyan (yani en çok tekrar eden) gelirleri esas alınmıştır. TÜİK’in açıkladığı verilerde en fakir %20’lik grubun medyan gelirlerinde %19,8’lik bir artış yaşanmış. Öte yandan en zengin %20’lik grubun gelirleri ise % 14,6 oranında artmıştır.  Bu artış oranları ister istemez alt gelir gruplarının üst gelir grubuna yakınlaşmasına imkan sağlamıştır. Bu iki gelir grubu dışında kalan gruplarda ise medyan gelirdeki artış oranları ise %20’ler civarında kalmıştır.

TÜİK’in en son açıkladığı 2019 Gelir ve Yaşam Koşulları Anketi içerdiği veriler itibariyle son derecede zengin ve kapsamlı bir araştırmadır.  Konuları böyle bir yazının boyutlarını aşan birçok araştırmaya ve bilimsel çalışmaya kaynaklık edebilir niteliktedir.  Ancak ilk bakışta 2018 yılı gelirlerini referans olarak hazırlanan bu araştırmanın, o günün ekonomik koşullarında uygulanan politikalar neticesinde gelir dağılımında yol açtığı etkileri görmekte yardımı büyük. Buna göre, 2018 yılı içindeki ekonomik konjonktürde Türkiye’deki gelir eşitsizliğinde, küçük çaplı da olsa bir iyileşme yaşandığı bir gerçektir.  Ancak bu iyileşmenin konjonktürel sebeplere bağlı olması, sürdürülebilirliği bakımından sahip olduğumuz endişe bugünkü etkileri tahmin etmek bakından asıl sorundur.