Türkiye Ekonomisi

Gelir dağılımı bir ülkenin ekonomik açıdan refah seviyesini göstermektedir. Zaman içerisinde ülkelerin yapısında meydana gelen değişiklikler ülkede yaşayan kişilere karşı milli gelirin dağılımında adaletsiz bir ortam oluşturmaktadır. Gelir dağılımındaki eşitsizlik sadece ekonomik bir sorun olmakla kalmayıp aynı zamanda sosyo-ekonomik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum barışı ve huzuru için bu sorun çözülmelidir. 

Gelir dağılımındaki adaletsizlik sadece bir ülkede değil dünya genelinde karşımıza çıkan en önemli sorunlardan biri olmuştur. Bu adaletsizliğin varlığı sonucu bazı kesimler daha iyi, daha lüks, daha kaliteli yaşam sürerken bazı kesimlerde daha zor şartlar altında yaşamaktadır. Düşük gelirli kesim lehine devletler maliye politikaları uygulayarak (yaşlılık maaşları, gıda ve yakacak yardımları vb.) bu kesimin yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlamışlardır. Ülkeleri bu denli derinden etkileyen gelir dağılımındaki eşitsizlik makro ekonomik göstergeleri de etkilemektedir. Makro göstergelerimizden biri olan büyüme üzerindeki etkisi ve bu etkinin ne yönde olacağı çalışmamızın temel motivasyon kaynağıdır.

Neo liberal görüş genel olarak gelir eşitsizliğinin büyüme üzerinde pozitif yönlü bir etkisinin  olduğunu dile getirmiştir. Daha sonraki çalışmalarda modern teoriler bu etkinin ters yönlü olduğunu iddia etmişlerdir. Son olarak 1980’lerden sonra Dünya’ya hakim olan liberal görüş savunucularının görüşleri ise bu 2 parametre arasındaki ilişkinin doğrusal olmadığı yönündedir.

Büyüme; Ülke ekonomisinin üretim hacminde reel olarak bir ya da birkaç dönemde artış yaşanmasıdır. Ülkelerde uygulanan iktisat politikalarının temel amacı ekonomik büyümedir. Dünya ülkeleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler diye sınıflandırıldığında gelişmekte olan ülkeler büyüme yanında kalkınmanın da hedeflendiği görülmektedir. Ekonomik büyüme kişi başına reel hasılanın sürekli artmasıdır. Reel gelirin sürekli artması uzun dönemli dinamik bir olgu olduğunu göstermektedir. Buradaki reel gelir kavramına daha detaylı baktığımızda reel hasıla bir ülkenin sınırları içinde belirli yılda üretilen nihai malların temel bir yılın piyasa fiyatı üzerinden değerine denir.(Uras,2014:3-4)

İktisadi büyümenin yaşanmasını sağlayan önemli unsurlar  3 kategoriye ayrılmıştır.

Bunlar; İş gücü (Beşeri Sermaye) – Sermaye -Teknoloji

Büyümenin gerçekleşebilmesi için bu 3 unsurun beraber gerçekleşip üretime dahil edilmesi gerekmektedir. Bu unsur yanında ilave olarak (maden, petrol yatakları, arazi vb.) yani doğal kaynakların varlığı da büyümeyi artıcı etki yaratır.(Uras,2014:4)

Gelir dağılımı; Ülkenin milli gelirinin bireyler, hane halkı, toplumsal gruplar, bölgeler gibi sosyal sınıflar arasında nasıl dağıldığını gösterir.(Peçe ve diğ. , 2016: 137)

Gelir dağılımının dört çeşidi vardır. Bunlar; 1-Fonksiyonel gelir dağılımı, 2-Kişisel gelir dağılımı, 3-Sektörel gelir dağılımı, 4-Bölgesel gelir dağılımı

Lorenz Eğrisi; nüfus, gelir dağılımı ve diğer birtakım ekonomik konularda bir bütünün parçaları arasındaki dengesizlikleri parçaların oransal dağılım içindeki paylarını kullanarak analiz yapılmasına olanak sağlayan grafiksel bir gösterimdir. (Karagöz,  Gövdere: 2004)

Gelir dağılımını ölçmek için kullanılan ikinci yöntem ise Lorenz Eğrisinden türettiğimiz Gini Katsayısıdır. Bu katsayı matematiksel kavram olduğu için ekonomik analizlerde daha fazla kullanılır.

Gini katsayısı: A/A+B ile bulunur.  0 <Gini katsayısı < 1

0 mükemmel eşitliği 1 ise mükemmel eşitsizliği temsil eder. Aslında her iki değerde imkansızdır. Katsayı sıfıra yaklaştıkça dağılımdaki eşitsizliğin azaldığı bire yaklaştıkça bu adaletsizliğin arttığı biçiminde yorumlanmaktadır.

Bu çalışma Türkiye ekonomisinde gelir dağımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma 2002-2018 dönemini kapsamaktadır ve üç aylık veriler kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini yakalamak için Johansen eş bütünleşeme analizinden ve hata düzeltme modelinden yararlanılmıştır. Bu araştırma da eviews 10 paket programı kullanılmıştır. 

Gelir dağılımı eşitsizliği küresel bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik ve sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkan gelir dağılımı eşitsizliğini iyileştirmek amacıyla ülkeler birçok iktisadi politika uygulamaktadır. Çalışma sonucuna göre ele alınan dönem aralığı içinde ekonomik büyüme ve gini katsayısı arasında ilk etapta pozitif yönlü bir ilişki vardır.

Gini katsayısının bir gecikmeli değerinin  ekonomik büyüme üzerinde +74,7429 oranında bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin artması bu yıllar arasında Türkiye ekonomisinin büyüme performansını artırırken bir sonraki dönemde etki ters yöne evrilerek ekonomik büyümeyi engelleyici duruma gelmiştir.

Gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkiyi engellemek için daha önemli tedbirlerin alınması gereklidir. Türkiye’de resmi sayı olmamakla birlikte yaklaşık 10 milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. Türk-iş verilerine göre Aralık 2019 açlık sınırı 2162 TL, yoksulluk sınırı ise 7044 TL’dir. Yoksulluk sınırının altında çalışan 10 milyon asgari ücretliden alınan vergi oranları düşürülmelidir. Gelir dağılımı eşitsizliğinin önüne geçebilmek için ciddi bir vergi reformuna ihtiyaç vardır.

Dolaylı vergilerin %65-70, dolaysız vergilerin %30-35 olması yoksulluk sınırı altında yaşayan kesimin vergi yükünü arttırmaktadır. Bu oranların yer değiştirmesi ile hem devlet gelirleri artacak hem de düşük gelirli kesimin lehine refah seviyesi artacaktır. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir hale gelmesi için eğitim yatırımlarının artırılması gereklidir özellikle düşük gelirli kesimin eğitim harcamaları karşılanmalı ve bu sayede nitelikli işgücü oluşturulmalıdır. Devletin ekonomide ihtiyaç duyulduğu her anda aktif şekilde rol alabilecek seviyeye sahip olması gereklidir.

Çeşitli istihdam politikaları uygulanarak işsizlik azaltılmalıdır. Gelişmekte olan ülke statüsüne sahip olan Türkiye’nin ülkeye gelen yabancı sermaye üzerinde ciddi bir denetim mekanizması kurması gereklidir. Fonların üretken kaynaklara aktarımını sağlayarak üretim kapasitesini arttırmalıdır. Bu sayede devlet gelirleri artış gösterecek ve düşük gelirli kesime sosyal yardım ve hizmet için ihtiyaç duyulan maddi güce sahip olunabilecektir. Fonların verimli alanlardakullanılması istihdam oranlarında ciddi artışa sebep olacaktır. İşsizlik azalacak kişi başına gelir artarak refah seviyesi yükselecektir.

KAYNAKÇA 

KARAGÖZ,M.& GÖVDENE B. (2004) Türkiyenin İhracatının Mekansal Yayılmasının Analizi Lorenz Eğrisi Yaklaşımı

PEÇE,M.A.& CEYHAN,M.S.&AKPOLAT,A. (2016) Türkiye’de Gelir Dağılımının Ekonomik Büyümeye Etkisi Üzerine Ekonometrik Bir Analiz – International Journal of Cultural and Social Studies, sy. 135-148

URAS,Ömür (2014) Türkiye’de İstihdamsız Büyümenin Analizi, T.C İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı İktisat Politikası Bilim Dalı

https://fred.stlouisfed.org/ 20.02.2020

https://www.evrensel.net/haber/394086/ 05.02.2020

https://www.worldbank.org/ 20.02.2020