trump ve covid

2020 yılından ne hatırlayacağız? Küresel bir salgın, tekrarlanan sokağa çıkma yasakları, ırkçılık ve polis vahşetine karşı protestolar, mitingler, gösteriler, devrimler, tarihi ABD başkanlık seçimleri, büyük çaplı siber saldırılar, küresel ısınmanın kötüleşmesi ve Sahra altı Afrika’da terörizmin yayılması, 2020’nin önemli olaylarına verebileceğimiz örneklerden bazıları.

2020 yılı, kolektif hafızaya önemli bir tarih olarak kazınmış olarak kalacak. Tüm gezegende günlük hayat bireysel düzeyde altüst olurken, kolektif olarak pandemi, Batı’nın politik ve ekonomik sistemlerini ciddi şekilde sarstı. Demokrasiler, zaten daha önceden gözlemlendiği üzere yavaş yavaş otoriter hareketlere doğru kayarken kapitalizm ve kurumlarındaki bozulmalar çoğalmaya devam etti. ABD ve AB, geç çözülen sağlık krizinin sonuçları altında çökerken, Çin 2020’nin galibi görünüyor. Batı’nın geleceği kaygı verici mi? Siyasi açıdan bakıldığında, 2021’de dünyayı neler bekliyor?

Ufukta bir umut ışığı

Yeni yıl, ülke nüfuslarının bir kısmının Covid-19’a karşı aşılanmasıyla olumlu bir havayla başlayacak. Kanada ve ABD gibi ülkeler aşı rezervlerini güvence altına alırken, gelişmekte olan ülkeler beklemek zorunda kalacaklar. Her zamanki gibi Çin, Batı’nın açtığı iki dünya arasındaki genişleyen uçurumdan yararlanırken, nüfuslarını aşılamakla ve pandeminin ekonomik sonuçlarıyla yüzleşmekle meşgul. Teknoloji açısından en basit olan geleneksel aşısı  ile Çin, dünya çapında ağını örerek Afrika, Latin Amerika ve Asya‘da birçok sözleşme imzaladı.

Aşının yaygınlaşması ve Biden’ın seçilmesiyle DSÖ rahatladı. Organizasyon, Trump göreve başladığından beri görevini yapabilmek için mücadele ediyordu. Başkan seçilen Biden’ın göreve başlaması, özellikle de ABD Covid-19 ile savaşmak için küresel liderliği üstlenirse, DSÖ’nün varlığı açısından faydalı olabilir. MAGA’nın (*) sonuçları ve Trump’ın politikaları, Covid-19’un tamamen dize getirdiği ABD’yi ve dünyayı zayıflattı. Covid-19’a yönelik bu küresel savaştan sonra, dünyanın iyileşmek için bir Marshall Planı 2.0’a ihtiyacı var. ABD yardım edecek mi? Bu, tamamen gelecek dönem başkanına bağlı olacak.

ABD: İmkansız görev (mission impossible)

2021’de tüm gözler ABD’nin üzerinde olacak. Bugünden, Başkan seçilen Biden’in göreve başlamasına kadar, eski Başkan Trump’ın tepkisi mercek altında. Biden’ın başkanlığının ilk 100 günü kritik olacak. Zorlu bir görev onu bekliyor. Trump, Biden için her anlamda bir savaş alanı bıraktı.

Ulusal düzeyde, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki bölünmeler, yeni seçilen cumhurbaşkanının icraatları önünde zorluklar oluşturmaya devam edecek. ABD’nin 1. Dünya Savaşı, Vietnam savaşı ve Kore savaşında ölen ABD askerlerinin toplamından yüzbinlerce fazla Amerikalıyı kaybettiği yönündeki istatistik göz önüne alındığında, aşının lojistiği onu meşgul edecek. Trump’ın açıklamaları ve eylemleriyle güçlenen aşırı sağ gruplar, ciddi bir iç tehdit oluşturuyor. Ekonominin toparlanması, Amerikan nüfusunun büyük bir bölümünü uzlaştırmaya yardımcı olmak için bir zorunluluk.

Uluslararası düzeyde, ABD’nin imajını ve itibarını geri kazanmak bir başka zor görev olacak. Trump kendisini dünyadan uzaklaştırırken, diğer güçler ABD olmadan konum aldılar, güçlendiler ve hatta nüfuzlarını artırarak çok kutuplu dünyanın mümkün olduğunu gösterdiler. Çin ve AB ile ilişkiler zarar gördü. Aynısı NATO, BM ve kurumları için de geçerlidir. Ve liste uzayıp gidiyor. ABD dünya lideri konumuna nasıl tekrar kavuşacak? Diğer güçler bunun olmasına izin verecek mi? Çin ve Rusya kesinlikle ABD’nin egemenliğini yeniden sağlamasını, ülkeleri tehlikeli bir şekilde istikrarsızlaştırmayı sürdürmesini (örneğin Venezuela, Bolivya) ve Neo-Nazilerle (örneğin Ukrayna’da) işbirliği yapmasını istemeyecek.

Çin: Sessiz sedasız faaliyet ve kazanımların pekiştirilmesi

Dünya Bankası ve IMF’nin son istatistiklerine göre Çin, 2024’te ABD’yi tahttan indirecek. Rüzgar, tıpkı 2020’de olduğu gibi sessizce ve özenle hareket etmeye devam edecek olan Çin gemisinin yelkenlerini dolduruyor. Çin aşı diplomasisi ile, genel olarak Asya ve Latin Amerika’da ve özelde Afrika’da kendisine borçlu hissedecek ülkeleri kollarıyla saracak. Dahası, yumuşak gücünden ve otokratik Afrika rejimlerine mükemmel bir şekilde uyan müdahale etmeme politikasından yararlanarak, Çin’in Afrika’daki varlığı, çeşitli projelerle (örneğin altyapı, 5G, çevresel işbirliği, kültür) yoğunlaşacak.  

Çin’in uluslararası ekilebilir arazi ve tatlı su kaynaklarını satın alması ve kontrolü (ve su korsanlarının su alımları / tatlı suyu ticarileştirmeleri), gıda ve suyun ne kadar değerli, önemli kaynaklar oldukları anlaşıldıkça kritik faktörler haline gelecektir. ABD’nin ekonomik büyüme için askeri teknoloji / silah ihraç etmeye sürekli ihtiyaç duyması, küresel ısınma okyanus seviyelerini yükselttikçe dünya çapında yeni üslere olan “ihtiyacı” ile birlikte hak edilmiş bir tepki yaratacaktır.

Dünya sağlık kriziyle meşgulken Çin, Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi’ndeki yayılmacı hedeflerini sürdürecek. Özellikle ABD’nin kışkırtma eğilimi göz önüne alındığında, Halk Kurtuluş Ordusu’nu ve yeteneklerini gösterme fırsatları 2021’de artacaktır. Çin’in, 2019’da ABD Savunma Bakanlığı tarafından açıklanan ancak salgın nedeniyle bir kenara bıraktığı askeri hareketleri ve kademeli olarak askeri üsler kurma (Pakistan, Orta Doğu, Batı Pasifik)  planları gerçeğe dönüşecek.

Hindistan ile ara sıra meydana gelen çatışmalar, dikkati ulusal gündemden (halkın hoşnutsuzluğu, yolsuzluk, Sincan’da artan gerginlikler) uzaklaştıracaktır. Ne yazık ki dünya, ekonomik / siyasi çıkarları sürekli olarak etik ve insan haklarının önüne koyan çekingen tepkilerle Uygurların soykırımını seyretmeye devam edecek.

Büyük ölçüde Çin’in aşılama programları sayesinde Covid-19 salgınının kontrol altına alınmasıyla, Kuşak ve Yol Girişimi projeleri 2021’in ikinci yarısında kademeli olarak devam edecek. Kasım 2020’de imzalanan, Avustralya’yı içeren ve ABD’yi hariç tutan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık sayesinde ekonomi canlanacak. Ayrıca, Avrupalıların izlediği, Avustralya ile Çin arasındaki soğukluğun yoğunluğu azalabilirse de, 2021’de de sürecektir. Biden Kabinesinin Çin-Avustralya ihtilafına ve Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşına tepkisi ve atacağı adımlar ‘merakla’ bekleniyor.

Son olarak, ülkenin (2021-2025) Mart ayında Ulusal Halk Kongresi’nde açıklanacak olan beş yıllık planı da, Çin’in Covid-19 sonrası yönünü belirleyeceği için merakla beklenen bir olay. Çin’in, korkunç yoksulluktan milyonları kurtarmada kendisine ait olağanüstü dünya rekorunu geliştirmeye yönelik başlıca öncelikleri şu şekilde olacaktır: Sağlık hizmetleri (salgının bir sonucu), teknoloji (Batı ile şiddetli bir savaş alanı), çevre (Başkan Şi Cinping’in BM Genel Kurulu’nda sunduğu hedefler) ve ekonomik büyüme (Covid-19 sonrası ve Trump sonrası).

Rusya: Batı’ya karşı devam eden muhalefet ve gerginlik noktalarının takviyesi

Çin, 2021’de izlenmesi gereken tek güç değil: Rusya da dikkat çekiyor. Moskova, bir önceki ABD seçimlerine karışmakla suçlanmış, bu suçlama Rusya’nın işlerine karışanın ABD olduğunu iddia eden Başkan Putin tarafından reddedilmişti. Bununla birlikte, Washington Post’un yazdığı üzere Putin, “Kremlin’in Rus hükümet korsanlarının, İç Güvenlik Bakanlığı, Devlet, Hazine ve Ticaret bakanlıkları ve Ulusal Sağlık Enstitülerini vuran yakın tarihli bir dijital casusluk operasyonunun arkasında olduğunu inkar etmesi konusuna fazla girmedi.” Gelecek dönem Biden’ın başkan seçilmesi ile iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlaması bekleniyor. Yine de, Putin’in Biden’ı zaferinden ötürü kutlamak için altı hafta beklediği ve Rus kamuoyunun (% 70) ABD’yi düşman olarak gördüğü düşünülürse fazla da umutlanmamak lazım.

Müdahale suçlamaları yalnızca ABD’ye özgü değil (Rusya’nın çıkarlarını ilerletmek için denetimsiz siber uzay kullanması gibi). Avrupa ülkeleri de aynı iddialarda bulunuyor ve bu son on yıldır sürüyor. Bu müdahale, Rusya’nın gücünün tek alamet-i farikası değil. Yabancı toprakları zorla ele geçirmek (Kırım’ın ilhakı), komşularının (örneğin Ermenistan, Moldova) siyasi özgürlüğünü baltalamak ve otokratik rejimleri (örneğin Suriye) terörle mücadele çabalarında desteklemek Putin’e özgü örnekler. Batı’ya (özellikle ABD) sistematik olarak karşı çıkmak ve karşı saldırmak temel öncelikleri (örneğin, Rusya’nın Cezayir’i desteklemesi ve ABD’nin Fas’ın Batı Sahra Egemenliği konusundaki tutumunu kınaması).

Putin hala Rusya’da dümendeyken başarılı olmasına yardımcı olan bu stratejiler, Eylül 2021’deki parlamento seçimlerine rağmen sürdürülecek. Revize edilen Anayasa ile Putin, teknik olarak 2036’ya kadar cumhurbaşkanı olarak kalabilir. Rakibi Navalny’nin varlığına rağmen, kendisi olmasa bile kuklalarından biri cumhurbaşkanı olabilir. Hükümetin eylemlerine veya yaklaşan seçim sonuçlarına karşı gelen protestolar 2021’de de devam edecek. Eski Sovyet Cumhuriyetlerinin işlerine burnunu sokmak, Moskova’nın onları etki alanı içinde tutması için bir öncelik olmaya devam edecek. Bu cumhuriyetler Rusya, Türkiye, İran, Çin ve AB / ABD arasında her zamankinden daha fazla parçalanacak. Rus ekonomisi salgından etkilenirken, Çin’e kıyasla Rusya’nın durumu başkalarına yardım etmeye uygun değil.

Son olarak, Japonya-Rusya ilişkileri şu nedenlerden dolayı yakından izlenmelidir: 1) RUSI tarafından bildirildiği üzere, “bölgesel imtiyazları yasaklayan ve böylece Japonların Rusya’nın kontrolündeki Güney Kuril Adaları’nı yeniden kazanma umutlarını daha da yıkan” revize edilmiş Rus Anayasası; 2) Eylülde Japonya’da yapılacak olan LDP başkanlık yarışı ve Başbakan Suga’nın yeniden seçilip seçilmeyeceğini gösterecek olan genel seçimler ve 3) Eylüldeki Rusya seçimleri.

Kuril Adaları anlaşmazlığı çözülecek mi? Bu, Japon hükümetine ve dış çevre tehditleri nedeniyle değişen önceliklerine bağlı olacaktır.

Japonya bir sürü güçlükle karşı karşıya. Ulusal düzeyde, diğer sorunların yanı sıra, 1) yaşlanan bir Japon nüfusunu etkileyen salgın, 2) 2020’de zaten çökmüşken ve Shinzo Abe’nin ekonomi politikaları tarafından birçok kez canlandırılırken ağır darbe almış bir ekonomi, 3) ertelenen Olimpiyat Oyunları ve sonuçları ve 4) Shinzo Abe’ninkine denk olacak ya da onu aşabilecek gerçek bir liderliğin yokluğu. Uluslararası düzeyde Japonya, komşuları Çin, Kuzey Kore ve Rusya’dan gelen tehditlerle karşı karşıya ve büyüyen bir çevre hareketi ABD askeri üslerinin artan varlığını reddediyor. Japonya, Trump ile ABD’ye güvenmemeyi öğrendi. Biden ile ne olacak? Bunu zaman gösterecek. Bu arada, izole Japonya için durum, özellikle Çin ile Rusya arasında gözlemlenen ‘işbirliği’ eğilimleri Japonya’nın aleyhine çevrilirse, kolay değil.

Dünyanın geri kalanı: Yeni gerginlik noktalarının çoğalması ve mevcut çıkmazların yoğunlaşması

ABD, Çin ve Rusya’nın dünya lideri statüsünü kazanmak için birbirleriyle uğraşmakla meşgul olduğu 2021’de izlenmesi gereken başka sorunlar da var. Birincisi Brexit, ölümcül bir pandeminin sonucu ve olağan iç çekişmeleri ve üyeleri için uyguladığı çifte standartlar nedeniyle AB  kırılgan kalmaya devam edecektir. AB, ABD ile ilişkilerini yeniden şekillendirecek ve sağlık krizi, ekonomi, göçmenler ve milliyetçi hareketler gibi bölgesel / ekonomik konulara odaklanmaya devam edecektir.

İkinci olarak, İsrail’in Mart 2021’de sandık başına giderken, Ortadoğu’da Türkiye, Rusya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki güç oyunları gelişiyor. Petrol sorunu, Suriye sorunu gibi her zaman gündemde olacak. Ancak, potansiyel bir Türk saldırısıyla tüm dikkatleri üzerine çekecek olan Kürdistan (özellikle Irak) olacaktır; bu durum (gerçekleşirse), Birinci Dünya Savaşı’nın koşullarını oluşturan Balkan barut fıçısının sonuçlarıyla karşılaştırılabilir sonuçları olacak bir barut fıçısı olma riski taşımaktadır. Bu, en son teknolojilerin ön planda yer alacağı yeni bir tür dünya savaşı olabilir (dronlar, hassas güdümlü silahlar, siber saldırılar).

Üçüncüsü, salgın nedeniyle dünyanın ‘unuttuğu’ krizler var: Rohingyalar, Yemen’deki savaş, Venezuela’daki durum, Sahra-altı Afrika’daki cihatçı terörist saldırıları, Arap ülkelerindeki ekonomik sorunlarla birleşen sosyal krizler, dünyada Aşırı Sağ’ın yükselişi, Ebola salgını… Bunlar 2020’de de sürdüler. Hatta bazıları daha da şiddetlendi.

Özetle, bencil mantığıyla uygulanan Trumpizm felaketle sonuçlandı. ABD, diğer güçlerle olan ilişkileri sayesinde dünya lideriydi. ABD’nin gücü, diğer devletlerin yardımı ve desteği olmaksızın, dünyanın geri kalanı gibi kendi başına savunmasız hale geliyor. Hikayenin anafikri: Karşılıklı faydaya dayalı uluslararası ilişkiler, tüm devletlerin barıştan ve ürün ve insan akışından yararlanmasına izin vererek ekonomiyi güçlendirir. Dünya güçleri, insanlığın refahı için bilinçli seçimler yapmak zorunda kalacak. Kendilerini yenilemek, küresel sağlık krizinden dersler çıkarmak ve bir sonraki pandemiye hazırlanırken ve gereksiz ve yıkıcı çatışmaları ve savaşları bir kenara bırakırken, değer yaratan olumlu şeylere odaklanmak için ayrım gözetmeksizin birlikte çalışmak zorunda kalacaklar.

Dünya 2021’de bir dönüm noktasına gelecek: kimileri için umut yılı, turizm ve yenilenebilir enerji gibi endüstriler için yeniden keşif ve küresel ekonomi için yeniden yapılanma yılı olacak.

(*) Amerikan siyasetinde kullanılan ve Donald Trump tarafından başarılı 2016 başkanlık kampanyasında ve 2020’deki başarısız yeniden seçim kampanyasında popüler hale getirilen bir kampanya sloganı “Make America Great Again“.

Bu makalede ifade edilen görüş ve görüşler yazara aittir.

Bu makale The Geopolitics’te yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş