ekonomi 2021

2020 yılında blog sayfamda yazmış olduğum 19 yazım ve Görüş dergisinde yayınlanan 13 yazının ardından bir yeni yazımı daha kaleme alarak bu yılı bitirmeyi planlıyorum. Bu yazılarda küresel ekonomi ,teknolojik geişmeler ve koronavirüsün ekonomik etkileri konusunda bir çok uyarım olmuştu. Bu uyarılarımdan bir çoğunun da gerçekleşmesi gelecek yıl hakkında da birkaç durumu tekrar hatırlatmak gereği hissettirdi. Öncelikle 2021 yılı küresel ekonomiye ne getirecek bunları tartışmak istiyorum bu yazımda. Geçen yılki gibi yine pek umut vari bir yazı olmayacak okuyanlar açısından. Çehov tarzı mı yoksa Dostoyevski  tarzı mı sorusunda her zaman ki gibi Dostoyevski olarak cevap vermeye devam ediyorum.(Nuri Bilge Ceylan’a ve Zeki Demirkubuz’a bu senede selam etmeye devam…)

FED konusuyla tekrardan başlarsak 2020’de yapılan faiz indirimleri ile risk iştahı arttırıldı piyasalarda, daha sonrasında ise repo yoluyla para arzını arttırma hamlesi gelmişti ancak bu durdu ve koronavirüs ile birlikte de repo fonlaması yerini direkt yardımlar(Stimulus) almaya başladı. Sonuç olarak borsalarda yaşanan ralliler rekor üstüne rekor getirdi. Fed para arzına ve repo fonlamalarına bakar isek;


Grafikte görüldüğü üzere 2019 eylül ayında başlayan hareket ağustos ayında son bulmuş görünüyor. Yani repo kısmından etkili bir sonuç gelmediğini anladı Fed yetkilileri. Bu aracı daha fazla kullanmayacaklardır çünkü ABD 10 yıllık tahvil faizlerini mümkün mertebede stabil tutmak istiyorlar. 10 yıllık tahvil faizlerine de bir göz atalım o halde;

Peki S&P kısmında ne oldu diye bakalım bir de bu süreçte;

Ve son olarak faiz tarafına da bakalım ve durumları görelim;

FED’in para politikası yoluyla yönlendirmesi ile bir şeyleri sakladığı anlamı da çıkabilir. Peki neyi saklıyorlar? Gelir dağılımı adaletindeki sapma ,robotik teknolojiler yüzünden atıl kalmışlara istihdam yaratamama tehlikesi ve dünyanın ekonomik büyümesindeki resesyon durumu. Korona ile birlikte seyreden bu kısır döngü gelişmiş ülkelerde deflasyona sebep olurken, gelişmekte olanlarda yüksek enflasyon döngüleri yarattı. Özellikle salgın etkisi ile piyasalara giren paraların teknoloji hisselerinde yarattığı balon 2001 dot.com krizinden büyük durumda oluştu. Yardım paketleri bu yüzden mecburi olarak ABD’de uygulanıyor.

Bunu da çokça kaleme almıştım temel vatandaşlık maaşı ve zenginlik vergisi konuları o yüzden son dönemde dünya ekonomistleri arasında revaçta olan konular olarak göze çarpıyor. Özellikle Arjantin ve İngiltere’de tek seferlik olarak yasa teklifi verilmesi sosyal olgular açısından bir değişim süreci olarak da karşımızda duruyor.

Yani küresel kriz çanları artık çok daha fazla ses çıkarmaya başladı.

İşin FED ayağından çıkıp AB, Çin eksenine baktığımızda ise ekonomik büyüme rakamlarındaki daralmalar göze çarpıyor. Özellikle Çin ekonomisi uzun bir aradan sonra ilk defa küçülüyor.

Yukarıdaki şemada da görüldüğü üzere durumlar pek iç açıcı değil ki OECD’nin ve Dünya Bankası’nın raporları ileriye dönük tahmin rakamları da aynı şeyi söylüyor. Gelir adaletsizliği büyüme oranlarında gözle görülür bir azalmaya sebep oluyor ve bu durum her geçen gün daha da gelişmiş ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki makasın açılması anlamına geliyor.

Kapitalin ulusal yapısı zaten dünyada sağ iktidarların kuvvetlendiği bir yıl geçirmemizi sağlamıştı. Kapitalin küresel olduğu bu yönetim döngüsü yapısı da haliyle koca bir yalan gibi görünüyor bu açıdan bakınca. Despotik liderlerin sayısının artması bu durumdan hoşnut olmayan insanların birazda baskılanması için yapılan durumlar olarak göze çarptı ve bu durumu kontrollü bir kaos stratejisi ile korona ile bütünleştirerek uygulamaya başladılar.

Trump, Boris, Putin gibi isimler ile yönetim anlamında despotik olan Çin gibi faktörler dünyanın daha kaotik bir hal almasına çok daha fazla katkılar sundu. Honk kong olayları olsun, Fransa’nın son dönemde dış politikadaki agresif tutumları olsun, ABD’de yaşanan Floyd olayları olsun göze çarpan hadiseler olarak görüldü. Haliyle ödenemeyecek bir borç dalgası üzerinden daha fazla baskılanma ile çıkılmasının düşünülmesi sistemde çatallanmaya giden bir yolu açtı. Yani yeni sistem veya sistemlere de sebep olabilir. Şili’de oluşan sosyal hareketler, Guetamala’da olanlar ve son olarak Fransa’da başlayan hareketler ve kısmen de olsa AB’de görülen özgürlükçü hareketler ABD ekseninde de Biden dönemi ile yeni bir seyir oluştuğuna dairde sinyaller veriyor.

Bu yüzden ekonomistler yıllardır uyarıyor bu konularda. Piketty olsun Stiglitz olsun hepsi zenginlik vergisi ve temel vatandaşlık maaşı düzenini savunuyorlar. Ancak önümüzde teknofeodalizm gibi bir olguyu da görmekteyiz. Gelişmiş ülkeler arasındaki soğuk savaş artık sahadan ziyade verilerin elde edilmesi üzerinden dönmeye başladı. Yakın dönemin tüm büyük teknoloji firmaları bu verilerin işlenmesi ve buna göre alan parsellenmesi konusunda büyük bir savaş vermektedir.

Bu savaşın öncüleri haliyle tüm dünyada monopol sistemler kurmuş ve rekabette eşitlik olgusunu da bu alanda ortadan kaldırmışlardır. Devletlerden daha fazla veriye sahip bu firmaların getirdiği durumlar ise ekonomide de çatallanmanın oluşmasının asıl sebebi olarak görünüyor. Tüm bilgilerimize, harcama alışkanlıklarımıza,eğilimlerimize, arkadaşlarımızla sohbetlerimize kadar ne kadar geniş bir alanın söz konusu olduğunu düşünürseniz bunun ne kadar önemli olduğunu da görmüş olursunuz.

Gelişmiş ülkeler açısından bu savaşın kazananları şirketlerin devletlerden daha fazla veriyi işleyip kullanmasına da ön ayak olmuş ve devletlerden üstün bir yapıya erişen bu şirketlerin finansal piyasalar üzerinde yarattığı baskı yüzünden gelir adaletsizliğini de körüklediği ciddiyetle görülmelidir.

Bu dönem insanlık tarihindeki önceki dönemlerden tamamiyle bu yönleriyle ayrılmaktadır. Bu yapıların bir zararı da küresel iklim değişimi konularında devletlerin güçsüz yapılara bürünmesi sebebiyle aksiyon almalarında gecikmelere de maruz kalmalarına sebep olup, insanlığın yaşadığı virüs belaları, iklim felaketleri kaynaklı seller, kuraklık büyük fırtına tehlikelerinin artarak ilerlemesini de sağlamaktadır. Cedric Durand’ın teknofeodalizm incelemesi bu açıdan çok değerli bir eser olarak önümüzde durmaktadır.


Sonuç olarak 2021 yılında yaşanacak gelişmeler bu eksenden bakıldığında küresel bir ekonomik krizin ve iklim krizinin daha da çetrefilli hale geleceği çok da şaşırtıcı olmayacaktır. Bu konudaki çalışmaları okuyarak ve yazılarımda derleyerek gördüğüm durumlara göre naçizane küresel kriz sonucunda kontrollü kaosun gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir devlet modellerini yıprattığı, orta ve alt sınıflardaki insanların gelirlerinin düştüğü, gelişmiş ülkelerde yardım paketleri sayesinde nispetende olsa bir tepkiyi önlerken, gelişmekte olan ülkelerde ise siyasi değişimlere sebep olacağı da açıkça görülmektedir. Gelişmekte olan ülkeler bu açıdan çok maliyetli projelerden veyahut tutarlı olmayan hayalperest yatırımlardan ziyade daha reel elle tutulabilir şeylere yönelmeli, verimli büyümeyi gerçekleştirmek için akıllı politika setleri oluşturmalı, misal adaletli gelir dağılımı sağlanması, daha fazla sürdürebilir istihdam yaratılması, daha fazla özgürlük ve sürdürülebilir iklim politikaları için yeşil yeni enerjiye dönüş gibi.

Ülkemiz açısından da son dönemdeki tartışmalara da bu eksende bakıyorum ve dünyada oluşan bu yeni sistemlerin zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki uçurumu arttırması bizi derinden etkileyen bir ekonomik depresyon durumu içerisine soktu. Dünyadaki değişim hareketlerinden nasibimizi almamamız haliyle düşünülemez. Yapısal reformların bu anlamda önemi daha da öne çıkmaktadır. Etkin maliye politikaları ile bu süreci artık nihai anlamda bir bütünlük çerçevesinde değerlendirmeliyiz.

Herkese iyi seneler dilerim…

Kaynaklar:

https://www.worldbank.org/
http://www.oecd.org/

https://www.imf.org/external/index.htm

https://gorus21.com/author/mcagdas/

https://fred.stlouisfed.org/

https://mehmetcagdas.blogspot.com/2020/11/kuresel-piyasalarda-neler-oluyor.html