tekno fasizm

Dünyada son zamanlarda Trump etkisi ile başlayan tekno-faşizm etkileri ve teknoloji firmalarının inanılmaz karlar elde ettiği ve vergi muafiyetlerinden faydalanarak tekelleştiği ve son dönemde koronavirüs ile birlikte karlarını maksimize edip aynı zamanda merkez bankalarının yaklaşımlarını kendilerine uymaya zorladıkları bir dönemi izledik. Bu dönem son 3 yılı kapsar iken, bu zamanda olan biten ilginç işlere siyasiler açısından grift ilişkiler ağları da göze çarpmıştı (Wikileaks).

Despotik politikaların hakim olduğu son dönemin yaklaşımlarının ilk değişim hareketini ABD’de George Floyd olayları üzerinden görmüş olduk. Trump’ın seçimleri kaybetmesine sebep olan bu olaylar şimdilerde hala Trump yanlıları tarafından sokak olaylarına mahal verse de, Biden seçilmiş başkan olarak kabul edildi. Yakın zamanda görevini devralıp tekrardan tipik ABD hegemon siyasetine döneceğini de açıkça belli etti.

Bu durumun yarattığı global etkilere bakar isek son 3 yılda Polonya’da Moraviecki, Fransa’da Le pen, Macaristan’da Orban hükümeti, Brazilya’da Bolsanaro ve Filipinlerde Duterte gibi demokrasiden ziyade daha çok bireysel despotizme hakim isimler yönetimleri devralmaya başlamıştı. Neoliberalizm olgusu açısından Trump’ın zenginleri yüceltip, alt ve orta kesimin gelirlerini azalttığı ve tüm vergi yüklerini bu sınıflara yüklediği yaklaşımları tüm bu isimlerde benzer şekilde uygulamaya geçmişti. Böylece sadakaya muhtaç insan kitleleri yaratıp oyun para ile satın alındığı dönemlere yakınsama konusunda ulus devlet modelini kullanarak kendi çıkar modellerini yaratma imkanlarını bulmuşlardı.

Son dönemde gördüğümüz ise özgürlükçü hareketlerin bir anda çoğalmaya başlaması ile vuku buldu. Önce Şili hükümeti sonra Guatemala ve Fransa da belli başlı Merkez Bankalarını da hedef alan yaklaşımları izledik.

Yeni dünya konjektüründe simetrik ilişkilerden ziyade ülkeler arasında asimetrik yaklaşımların vuku bulması aynı zamanda çıkar ilişkilerinde sınıra dayanan zengin sınıfların gelirlerini arttıramama sorunundan dolayı ortaya çıktı. Bu sorun ülkeler arasındaki yaklaşımlarda haliyle eskiye nazaran bloglar üzerinden sürülen yaklaşımlardan ziyade tekel olarak oligopol yapıların birbiriyle çıkar anlaşmaları ya da anlaşmazlıkları yaşamalarına sebep oluyor.

Sorunların giderilmesi için daha fazla para talebi olsa da bunun halk sınıflarına yansıması anlaşmalar olsa dahi eksi gelir olarak vuku buluyor. Gıda ve emtia enflasyonunda ciddi derecede artış yaşanırken diğer yandan finansal piyasaların karları açıklanan merkez bankaları para politikaları ile  artmış durumda idi.

Bunun 2 şekilde yansıması oldu. Birincisi hammadde üreticisi ülkeler iç karışıklığa girer iken ki Afrika ve Asya ve Ortadoğuda son yıllarda yaşanan olayların asıl temeli budur. İkincisi de pazar olarak değerlendirilen ülkelerin borçlandırılarak daha fazla oligopol yapıya büründüğünü gördük. Elde edilen karların büyük bölümü kara para piyasalarına akarken aynı zamanda vakıflar ve paravan şirketler yoluyla Kayman adaları veya İsviçre Bankaları vs. üzerinden transferleri yoluyla ucuz yollu kredi olarak tekrar bu sistemlere sokulup halkın üzerindeki vergi yüklerinin arttırılması ve gelirlerin düşmesine sebep oldu. Eskiye oranla Balkan ülkelerinde zaten uzun zamandır bulunmayan üretim yapıları halkların fakirleşmesine sebep olarak zombi şirket sayılarını arttırdı. Çünkü oligopol yapılar kendi içinde ayrı bir sermaye sınıfı oluşturdular.

Şimdi dile getirilen vergilerin adaletli dağıtımı veyahut temel vatandaşlık gelirleri ve miras haklarının tekrardan düzenlenmesi gibi yasalar bu durumların düzeltilmesi ve oligopol ekonomilerin ya da şirket odaklı tekelleşmenin önüne geçilerek, GDP (ekonomik büyüme) rakamlarında tekrardan artış sağlanması üzerine kuruldu. Çünkü gelişmiş ülkeler, pazarlarını koruyamaz ise zaten üretimin de bir mantığı kalmıyor.

Koronanın tetiklediği bu durumlar aynı zamanda bana göre bu olayların öne çekilmesini sağladı. Hem ABD’de hem AB ülkelerinde hemde Asya ülkelerinde yaşanan ekonomik ve sınıfsal problemlerin temelini ancak bu konuları ciddi anlamda görebilirsek anlayabiliriz. Dün itibariyle İngiltere’de tek seferlik gelir vergisi yasası çıkarılması yine Arjantin’de daha önce izlediğimiz üzere benzeri bir durumun yaşanması bu olayların artık yadsınamayacak seviyeye çıkmasından mütevellit olaylardır. Bu ülkelerin aldığı kararlar diğer ülkeler açısından da bağlayıcı olacaktır nitekim son dönemde yaşanan küresel ısınma ile alakalı rekolte düşüşleri gıda ve su kıtlığı yaratabilecek seviyelere ulaştı. Bu sorunların giderilmesi için Biden-Harris tarafı göreve geldikleri gibi Paris anlaşmasını tanıyacaklarını açıklamaları da bu açıdan bakılınca tesadüf değildir.

Doğa kendi yöntemleri ile tüm insanlığa sarı kartını göstermiş iken küresel iklim anlaşmalarının globalde daha ciddi değerlendirileceği ve yeşil yeni enerji sistemleri yoluyla karbon oranlarında düşüşe yol açacak yeni bir döneme giriyoruz. Bu işin sınıfsal ya da toplumsal tarafından ziyade doğa ana ile mücadele edilemeyecek olmasının anlaşılması gerekiyor. Çünkü bu konuda toplu olarak anlaşılmaz ise doğa kırmızı kartını da göstermeye çekinmeyecek ve insanları doğadan temizleme yolunu açacaktır.

Siyaseten ABD ve AB ülkelerinde şu anda yaşanan tüm eko-politik reformları bu açıdan değerlendirebiliriz. Hem insanların tercihleri değişiyor hem de özgürlük ve insan hakları konusunda daha fazla etkinlik içerisinde olması gereken devletlerin politikalarında değişime yol açıyor.

Buradan yola çıkarak senelerce oy kullanma oranlarında düşüklük olan ABD ve AB gibi ülkelerde refah içerisinde yaşayan insanların dahi sıkıntıya girdiği ve bunun çözümünün ortak insanlık değerleri ile bulanabileceğini anlamalarında yatıyor.

Oligopol ve şirket tekeli oluşan yapılarda olan ülkelerde bu değişimden nasibini alacaklardır. Jean-Jacques Rousseau ‘un ‘’bilimler ve sanat üzerine söylevi’’ni bu açıdan okumanızı tavsiye ederim. Zamanla oligopol ve şirket tekelinde olan yapıların nerelere kadar acımasızlığını gösterebildiğinin kanıtı bugün ki AB devletleridir. En fazla insan sömürüsü yapan halklar aynı zamanda kendi halklarınıda en az sömürdükleri kadar sömürmüşlerdir. Bunun kanıtlarını Fransa ve İngiltere gibi Sanayi devrimine ilk adım atan ülkelerden de görüyoruz (21. Yüzyılda Kapital).

Teknolojik gelişimin aynı zamanda ekonomiyi büyütmesi kadar tekelleşme aracı olması sebebiyle birikimlerini arttırması halkın emeğindeki artık değerin tamamiyle sömürülmesine ve ülkelerin durağanlık içine girmesine de sebep olmaktadır. Bunu destekleyen para politikası güdücülerinin amacı halen daha zombi şirketleri yüzdürüp insanların emeklerini sömürmekten faydalanmak ise, bu işin sonu Fransa Devrimlerinde olduğu gibi olacağı da tarihten çıkarılan dersler olarak önümüzde durmaktadır.

Robespierre dönemindeki Jacoben ve Jironden kavgalarının terör dönemi olarak da anılan giyotinlerle sonlanması ve despotik bir yönetim olan Napolyon dönemini başlatması da insanlığın bu olayları süregelen açıdan rasyonel olarak değerlendirmediğini kanıtlamaktadır. Ancak ve ancak doğa ile mücadele kısmında son 200 yıldır atmosfere salınan karbon oranının artarak iklim değişikliğine sebep olması ormanların yok edilmesi çevre kirliliği felaketlerine sebep olan üretim yapıları ve buna rağmen aldıkları vergi indirimleri ve karıştıkları olaylara rağmen sürekli olarak aklanmaları da bizlere insanoğlunun, kapitalizm olgusunun değişimine açık olmadığını göstermektedir. Bunun için son gelmeden akıllanılmaz ise doğanın acımasız yöntemleri ile başbaşa kalınıp kader denilemeyecek bir kıyameti gerçekleştirmeye doğru giden bir yolu açacaktır.

Değişmeyen tek şey çünkü değişimimin ta kendisidir. Kaotik durumlarla eski yöntemler ile mücadele etmek mümkün değildir. Komünel ama aynı zamanda entegre yapılar ile çağımızda bulunan teknolojiden de yararlanarak ekonomik büyümeyi gerçekleştirmek mümkündür. Bunda sadece oligopol yapıların engellenmesine karşı insanlık bir olmalı ve korkusuzca durabilmelidir.

Irk, din, dil gibi feodalizm zamanı ayrıntılarından ziyade artık tekno-feodalizme dönen yapıların oluştuğunun farkına varmalı ve insanlığın geleceği konusunda insanların kendi kararlarını özgürce verebildiği refah,eşitlik ve özgürlük alanları sağlanmalıdır.