Nihayet beklenen rakamlar geldi. TÜİK 2020’nin ikinci çeyreğine yönelik Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) verilerini açıkladı.  Veriler hem pandemi dönemi, hem de sonrası için ciddi ipuçları vermektedir.

Mart, Nisan ve Mayıs aylarını kapsayan bu veriler beklendiği gibi, ekonomide ciddi bir küçülmeye işaret etmektedir.  Pandemi süresinde birçok sektörde duran veya yavaşlayan iktisadi faaliyetlerin ilk resmi sonucu olarak 2020’nin ikinci çeyrek rakamları, ekonominin %9,9 daraldığını göstermektedir. Bu daralma hiç kimse için sürpriz olmamıştır. Bu boyutta bir daralma ekonominin Haziran başında, görece erken bir zamanda, açılmasının arkasındaki neden olarak düşünülebilir.

Pandemi öncesi başlamış olan iktisadi krizin, salgınla birlikte ekonomide daha da ciddi boyutlarda tahribat yaptığı bu rakamların detaylarında gizli. İktidar salgın sonrası ekonomiyi toparlamayı, ekonomik büyüme hızını arttırmaya çalışa dursun, açıklanan bu veriler böyle bir politik amacının orta ve uzun dönemde gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğuna işaret ediyor.  Açıklanan veriler ışığında gerekçelerimi kısaca şu şekilde toparlayabilmek mümkün:

  1. Kısa dönemde ekonomik büyüme harcamalar kanalıyla yönetilmeye çalışılır ve bu kapsamda özel ve kamu harcamalarının önemi büyüktür.  Özel kesim açısından harcamalar büyük ölçüde gelir ve kredi imkanları tarafından belirlenir.  Ekonomide son zamanlarda düşen gelirler ve artan ekonomik riskler nedeniyle hanehalklarının tüketime daha fazla kaynak aktarmalarını beklemek doğru değildir.  Öte yandan kredi imkanları bakımından bankacılık sektöründe yaşanan daralma hanehalklarının kredi kullanma arzuları olsa da, kredi arzında zorunlu olarak yaşanan daralma bu ihtimali de imkansız hale getirmektedir.
  2. Kamu harcamaları bakımında da durum çok farklı değildir. Zira bütçe açığının ilk yedi ayda ulaştığı mertebe hükümeti ciddi bir bütçe kısıtı altına almıştır. Geçen sene açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP)’de 2020 için 130 milyar TL açık öngörülmüşken, daha yılın bitmesine beş ay kala bu rakamın 139 milyar TL’yi aşması bu kısıtın en önemli nedenidir. Bu husustaki bir diğer kısıt ise, gerek TCMB, gerekse hazine sahip oldukları kaynakları daha çok faiz ve döviz kuru gibi fiyatları baskılama amacıyla kullanmasıdır.  Hükümetin mevcut politikaları bunun her iki kuruma da zorlamaktadır. Özellikle hazine kaynaklarının böyle bir amaç için kullanılmasının doğrudan harcamalara etkisi, en azından kısa dönemde yoktur.
  3. Kamu harcamalarının salgın döneminde %0,8 oranında azalması ise, son derecede hayret vericidir. Zira böyle dönemlerde, piyasanın ve özel sektörün harcama yapmakta isteksiz davranması ve birtakım sağlık ve sosyal harcamalara yönelik ihtiyaçların artması nedeniyle kamunun daha fazla harcaması beklenir.  Açıklanan bu rakamlardan da görüldüğü gibi, bizim hükümetimiz böyle bir dönemde harcamalarını azaltmak zorunda kalmış.  Aslında itiraf etmek gerekirse, bu çok da şaşırtıcı bir sonuç olmadı. Pandemi süresince aralarında Türkiye’nin de bulunda bir grup ülkenin kamu harcamalarını bir kenara bırakarak, salgına daha çok finansal piyasalardaki likiditenin piyasa kurallarına göre kullanılabilmesini kolaylaştırarak müdahale ettikleri IMF’nin bile vurguladığı bir gerçekti. Bu aslında ülkemizdeki kamu kesiminin ne kadar şiddetli bir bütçe kısıtı altında olduğuna da işaret etmektedir.
  4. İkinci çeyrekteki en çarpıcı gelişmelerden biri de ihracatın çökmüş yaşanmış olmasıdır.  Ülkemiz için en önemli pazar olan Avrupa Birliği ülkelerindeki ekonomilerin dışa kapanması ve ekonomik yavaşlamanın ihracatımız üzerinde önemli bir etkide bulunmuş ve ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %35,3 oranında azalmıştır.  Bu çok ciddi bir azalmadır.  Maalesef ithalat aynı dönemde benzer düzeyde bir tepki gösterememiş ve sadece %6,3 oranında daralmıştır.  Bu durumun cari açık üzerinde, arttırıcı yönde bir etkide bulunması beklenebilir ve ülke ekonomisi için ciddi bir risk unsuru oluşturur. Zaten bunu emarelerini en son ithal araçlara getirilen ÖTV artışında görebiliyoruz.
  5. İhracattaki toparlanma büyük ölçekli dış talep koşullarına ve AB ülkelerindeki ekonomik toparlanmaya bağlıdır. Bu konuda son zamanlarda umut verici gelişmeler olduğu da inkar edilemez. Ancak AB ülkelerinde çok kırılgan olan bu toparlanma salgının ikinci dalga riskinin tehdidi altınadır. Öte yandan ihracata ayrılan özel bir üretim kapasitesinin olmayışı, iç talebi canlandırmaya çalışan bir ekonomi yönetimi bir başka kısıttır.
  6. Turizm gelirlerinin arzu edilen düzeylerin çok altında olduğu bir dönemde ihracat gelirlerinde yeterince artışın sağlanamaması, ülke ekonomisinin dışarıdan sermaye girişine ihtiyacını arttırmaktadır.  Ancak son zamanlarda uygulanan para politikasının neticesinde baskılanan kur ve faiz bırakın sermayenin ülkemize gelmesini, neredeyse dışarıya gitmesini teşvik etmektedir. Bu gelişmeler ışında ülkemizin kısa dönemde yabancı kaynak ihtiyacının artacağını tahmin etmek çok da zor olmayacaktır.
  7. Orta ve uzun vadede gerçekleşecek büyüme için yatırımların önemi büyüktür.  Özellikle büyümenin sürdürülebilmesi için üretim kapasitesindeki artışlara ihtiyaç duyulmaktadır.  Bu itibarla her bir çeyrekte açıklanan gayrisafi sermaye oluşumu miktarının önemi büyüktür. Maalesef son yıllarda bu husustaki performansımız hiç iyi değil. 2019’un son çeyreğini bir tarafa bırakırsak, neredeyse beş çeyreklik dönemde yatırımlara sürekli negatif bir seyir izlemektedir.  2019’un son çeyreğinde ise bu rakam sadece %0,6’lık bir artış göstermiştir.  Genel olarak Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından biri yatırımlarda görülen bu düşüştür ve tez zamanda bunun önü alınmalıdır.

Bir yanda artan işsizlik, diğer yanda giderek istikrarını kaybetmiş ve sürekli artan bir döviz kuru ile Türkiye ekonomisi ciddi bir sınavdan vermektedir. Mart atı itibariyle etkisi altına girdiğimiz salgının da bu sınavı zorlaştırdığı açıktır. Daha salgın öncesinde sinyallerini vermeye başladığı düşük büyüme döneminin içindeyken yakalandığımız salgın mevcutta kötü giden ekonomide işlerin karışmasına ve iktidarı ciddi bir mücadelenin içine sokmuştur. Gündemin giderek ellerinden kaydığını gören iktidar temsilcileri mücadelelerini ekonomik gelişmelere yönelik “yeni bir gerçeklik” yaratmaya başlamışlardır. Ancak bu gayretler son derecede kısa dönemli olmakta, ekonomiye ait veriler gelmeye başlayınca yaratılan sanal gerçekler ortadan kalkmaktadır. 

En son açıklanan GSYİH verileri de hükümetin bir süreden beri ekonomide yaratmaya çalıştığı olumlu algının ortadan kalkmasına neden olmaktadır.  Bu veriler sadece geçmiş bir pandemi dönemine ait ekonomik gelişmelerin bilançosunu vermesi değil, aynı zamanda bu verilerin detayında çıkan birtakım göstergelerin iktidarın ekonomik bakımından maruz kaldığı kısıtların sınırları hakkında işaretler içermesi bakımından önemlidir.

Görünen o ki iktidarın izlemekte olduğu makroekonomik politikaların bu kısıtları ortadan kaldırıcı bir niteliği yoktur. Dahası mevcut kısıtları arttırıcı ve orta ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi zora sokucu bir özelliği vardır.