afrika
ZEKERİYA ŞİMŞEK Tanzanya İşbirliği Forumu Kurucusu

Kilimanjaro Havaalanı için alçalıyoruz. Pencereden bakınca Kilimanjaro, tüm heybeti ve asaletiyle karşımda. Sönmüş bir volkan. Afrika’nın en yükseği. Uhuru zirvesinde kar eksik olmazmış. Dağcılar için bir prestij mekânı; zirvesine en az altı günlük bir tırmanışla geceleri kamp yaparak ulaşılabilen Kilimanjaro! Serengeti Milli Parkı ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde.

Ernest Hemingway (1899-1961), Kilimanjaro’nun Karları öyküsünün girişinde der ki: Kilimanjaro, karla kaplı, 6500 metre yüksekliğinde bir dağ. Afrika’nın en yüksek dağı olduğunu söylerler. Masal dilinde, bu dağın Batı doruğuna “Ngaje Ngai”; senin benim anlayacağım dildeyse “Tanrı’nın Evi” diyenler var. Batı doruğuna yakın bir yerde, kurumuş, donmuş bir leopar iskeleti olduğu söylenir. Söylenir de kimse kalkıp o leoparın, o yükseklikte ne aradığını açıklayamaz…1

Serengeti, 1951’de Milli Park ilan edilir; Londra tarafından. Hayvan katliamı seferlerini planlı ve işlevsel birer zevk hale getirmek bağlamındadır bu ilan. Batı’nın av sahası, turistik seyir terasına dönüştürülürken Masailer’de tiyatro sahnesindedir artık. Tablo, Batı’nın tüm Afrika icraatları gibi “metalaştırmak/kültürsüzleştirmek” üzerinden menfaat maksimizasyonudur ki, -yadırgamamak gerekir- bu sömürge mekaniğinin özü ve özetidir. Buna rağmen, açıklanamayan ne çok şeyi vardır Afrika’nın. Hâlâ!

Güzergâhım, Arusha-Serengeti üzerinden Viktorya Gölü.

Viktorya, Doğu Afrika’da yer alan, kıtanın en büyük, Dünya’nın en büyük ikinci tatlı su gölü. Nil Nehri’nin başlıca su kaynağını oluşturan 68.800 kilometre karelik gölün, en büyük su kaynakları Kagera ile Katonga’dır. Gölün büyük bölümü Tanzanya ile Uganda arasındadır, küçük bir kısmıysa Kenya’da. Kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 337, en geniş yeri ise 240 kilometredir ki, Batı ve Doğu Rift vadileri arasında uzanan büyük platonun ortasındaki sığ çukuru dolduran gölün, Nil’e dökülen bölgesine Ripon Falls denir. Uganda’nın Kampala ve Entebbe şehirleri, göle “cepheli”dir; gölün güneydoğu köşesinde Speke, güneybatı köşesindeyse Emin Paşa2körfezleri vardır. Kenarları düzgün olmayan bir dörtgen görünümündeki göl, kıyılarındaki girintiler-çıkıntılar, bataklıkları ve uçurumlarıyla muhteşem bir güzellik! Çok sayıda adaya sahip olmakla birlikte en büyükler, Speke Körfezi kuzeyindeki Ukerewe ile kuzeybatıda altmış iki adadan oluşan Sese Adaları’dır. Adalara ulaşım için, yük ve insan taşıyan buharlı gemiler, ilkel tekneler ve feribotlar kullanılmakta. Gölün önemli limanları Kenya’da Kisumuku, Tanzanya’da Mwanza ve Bukaba, Uganda’da Bell ve Bukutata’dır. Uganda’nın Jinja bölgesindeki Owen Şelalesi üzerine baraj yapımı sonucu, göl, devasa bir su deposu görevi üstlenmiştir ki, gölün toplama havzasındaki su miktarı alanı, yaklaşık 238-239 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Göl suyunun, 7.1-9 arasında değişen PH sertliğe ve 84 metre derinliğe sahip olduğunu öğreniyorum.

Nil’in kaynağını arayan Avrupalılardan İngiliz gezgin John Hanning Speke (1827-1864), Richard F. Burton (1821-1890) ile birlikte 1858’de gölü keşfeder (!) ve daha önce Arapların Ukereve olarak bildikleri, Bantuların Nyanza dedikleri göle, İngiltere Kraliçesi onuruna Viktorya adını verir. Gölün oşinografik ve biyolojik araştırmasını 1901’de bir başka İngiliz, mühendis Sir William E.Garstin (1849-1925) gerçekleştirir.

Nereden doğduğu yüzyıllar boyu bin bir efsaneye konu olan Nil, Antik Mısırlılar için gökten geldiğine ve yeraltından gizli yollarla Mısır’a ulaştığına inanılan bir ilahtır; Antik Yunan tarihçisi Bodrumlu Herodot (MÖ 484-425)’a göre bütün dünyayı çevreleyen Okeanus Nehri’nden doğmuştur; Lidyalı gezgin-coğrafyacı Pausanias (MS 110-180) için Fırat Nehri’nin devamıdır; Farslı coğrafyacı İbn Hurdâzbih (MS 820-912), Nil’in kaynağının Yemen’deki Kamer Dağı olduğunu yazar; Arap tarihçi El-Mesûdi (MS 896-956), Kamer Dağı’nın altından çıktığını gösteren bir tasvir gördüğünü not düşer. Kaynağının cennetten çıkmış olduğu, “cennet bahçesi ırmağı” olduğu gibi kutsallıklar atfedilen ve Evliyâ Çelebi (1611-1683)’nin “Nil-i mübarek” dediği, kaynağının Mısır’ın güneyinde yedi aylık mesafedeki Kamer Dağı (Cebel’ül-Kamer) olduğunu yazdığı bir nehir-göl rekabeti. Seyahatnâme’nin 10. Kitabı’nda3 Evliyâ, Kamer şehri kavminden bir adama sorar: Sen Nil’in başına varıp gördün mü?

Evet, 3 kere gördüm. Bizim Laçna şehrine 10 günlük yoldur. Adı geçen göl içinde gemilerle Kamer şehrine varırız. …Ve Nil’in doğduğu Cebelü’l-Kamer’in güney tarafı göklere yükselmiş ulu korkunç dağlardır.

Hakir bu adamdan mübarek Nil’in kaynağı hakkında böyle korkunç, tehlikeli, kâfir ülkesi ve mamur olmadığının haberlerini işitince Nil’in başına gitmek arzuları içimden çıkıp teselli bulduk.

Afrika’nın dün-bugün-yarın sarmalında, Nil’in gerçek kaynağı burasıdır, Viktorya Gölü. Dünya’nın en uzun nehri olarak Nil (6.650 kilometre), havzasıyla kıtanın onda birini kaplar. Nil havzasında on bir ülke yer almakta: KDC, Tanzanya, Burundi, Ruanda, Kenya, Uganda, G.Sudan, Etiyopya, Eritre, Sudan ve Mısır. Güneyden kuzeye doğru akan ve üç ana kolu (Beyaz Nil, Mavi Nil, Atbarah Nehri) olan asıl Nil Nehri, bu gölden Viktorya Nili olarak çıkar.  Kıtanın “komiser” denetimli, “uluslararası konferanslar”a konu Göller Bölgesi’nde yer alan Viktorya; her ne kadar Afrika’ya Nil hayat veriyorsa da olayın gizli kahramanıdır.

Gölün balık çeşitliliği 200’den fazla olmakla birlikte bugün ekonomik açıdan en değerlisi tilapia’dır. Tilapia ile 1950’ler sonrası göle bırakılan “Viktorya levreği” bölge halkının başlıca yiyeceği ve gelir kaynağıdır. Araştırma amaçlı göle bırakılan bu balık, ekolojik dengeyi bozarak, gölde yaşayan pek çok türü yok etmiş; halk, bu balığı avlayarak geçimini sağladığından yok olan balık türlerini önemsenmiyor bugün. Ya yarın?

Rüzgârla dalgalara kafa tutan kano tipi tekneler, gölün yüzeyinde süzülerek ilerlerken gözüme ilişiyor: Göldeki balıkçıların değişmeyen kaderiymiş gün içinde üç-beş kez yön değiştiren rüzgâr! Göl kıyılarını, kahverengi sazlardan çatılarıyla çevreleyen irili ufaklı baraka evler ve köyler… Gölün etrafında 30-40 milyon insanın yaşadığı gerçeği. Balıkçıların günü, her yerde şafak sökmeden önce başlarmış. Burada da böyle. Delik kanolarındaki birikmiş suları boşaltarak, puslu havayla göle açılıyorlar. Hep bir ağızdan şarkılar söyleyip kimi kürek çekerek, kimi eski püskü yelkenleriyle rüzgâr alarak ufukta kayboluyorlar. Öte yandan, usta ellerin kano yapmak için dev bir kütüğü baltayla oyarken çıkardıkları sesler havada yankılanıyor. Göl halkı, tehlikeli Nil timsahına karşı hep tetikte. İnsanlarca yok edilmiş olsalar da gölün ıssız köşelerinde varlıkları biliniyor…

Göldeki balıkçılar, örgü balık tuzakları, papirüsten ağlar, olta iğneleri ve mızraklar gibi geleneksel yöntemlerle ihtiyaçları kadar balık avlasalar da açgözlülük, burada da kendini hissettiriyor. Trol teknelerine ve çok uzaklara kadar serilebilen ve daha derin sulardaki tonlarca balığı alabilen naylon ağlara geçişle birlikte, aşırı avlanma gölün ekolojisini tehdit ediyor. Güney Amerika menşeli su sümbülü ile Norveç menşeli Viktorya levreği ile “kontrolsüz çoğalma” gölün geleceğini tehlikeye sokan başrol oyuncuları.

Balık satıcılarının çoğu kadınlardan oluşuyor. Rivayet odur ki, kadınlar, satacakları deniz ürünlerini temin edebilmek için balıkçılarla ilişkiye girmek zorunda imiş. Balıkçılar ürünlerine karşılık çoğu kez cinsel ilişki talebinde bulunuyorlarmış. Göl çevresinde balık ticareti ile uğraşan kadınların zorla fuhuş yapmalarına “Jaboya” diyorlar. Balıkçılar kova ölçüyle balık satıyorlar; para artı kadın bedeni. Cinsel ilişki yoksa balık da yok! Kısacası, kadınların balık temini için balıkçılardan biriyle balığa çıkış öncesi ya da sonrasında ilişkiye girmesi “mesleğin kuralı”. Bu durum üç ülkede de geçerli. Göl çevresindeki bölgede HIV (AIDS) rakamları yüksek.

Göldeki Migingo Adası için özel bir parantez açmalıyım: Migingo 1800 metrekare yüzölçümüyle dünyanın en küçük adaları arasında ama gündem etkisi büyük. Migingo, gölün tam ortasında gibi. Bir futbol sahası büyüklüğünde. Teneke kaplı baraka evlerin sıklığından ve sıkışıklığından toprak görünmüyor. Balıkçılık tek faaliyet. Bir komün ülke sanki. 1991’de iskana açılan adanın, öncesi “kötü ruhun lanetine uğramışlık”. Dalmas Tembo ve Dorje Kibebe adlı Kenyalı balıkçılar, adaya çıkıp günlerce kötü ruhları kovarak adayı temizlemişler. Daha sonra arkadaşlarıyla ve aileleriyle adaya yerleşmişler. Bir süre sonra ada sakinleri, başkalarını adaya almamaya karar vermişler. Nüfus, tahminen 500-1000 kişi civarı. Net rakam bilinmiyor. Adada yaşam “balık istifi”. Kenya ile Uganda arasında sık sık krize yol açan ada, Kenya kara suları sayılmakla birlikte Uganda’da adaya kendi bayrağını çekmek uğraşında. İlginç olan; adada iki ülkeden de insanlar var, adanın yanındaki dev bir başka ada var ve kimse ilgi göstermiyor. (Kötü ruhlar?) Tüm kötü yaşam koşullarına rağmen, Migingo’dan ciddi bir balık ihracatı var; bar, otel, güzellik salonu, eczane var; hastane ve okul yok.

Viktorya, sadece bir göl değil. Avrupalı sömürgeciler, kıtadaki nehirlerden şehirlere, dağlardan göllere her şeyin adını “kendilerince” değiştirirken; kendi kültürünü empoze etmenin olmazsa olmazının yereli yok etmek olduğunu çok iyi bilmektedirler. Göl, yerel dilde adı (Araplar: Ukereve, Bantular: Nyanza) varken İngiliz Kraliçesi’nin adının verilmesi ile bir “kültürel tersyüz” organizasyonunun da tanığıdır.

Afrika’nın iki Viktorya’sı vardır: Viktorya Gölü ve Viktorya Şelalesi4. Adları , “Son Kraliçe” Alexandrina Viktorya (1819-1901)’dan yadigâr. Kimdir Viktorya? Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Kraliçesi (1837-1901) ve Hindistan İmparatoriçesi (1876-1901). Amcasının ölümü sonrası ailede başka erkek kalmamıştır ve on sekiz yaşında tahta çıkar, bir Alman prensi olan büyük aşkı, kuzeni, Albert5 (1819-1861) ile evlenir. Ülkesine dokuz çocuk ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” sözünü armağan ederken bir şey daha yapar; çocuklarının sekizini diğer Avrupa hanedanlarıyla evlendirir. Bunun anlamı şudur: Günümüzdeki birçok Avrupa monarşisi Viktorya’nın soyundan gelenlerce yönetilmektedir. İngiltere’yi İngiltere yapan, tüm Avrupa’yı birbirine akraba eyleyen, bu arada aşırı tutucu bir toplum yaratan, dünyayı parmağında oynatan minyon bir kadındır tarih sahnesindeki. Bir bakıma “Avrupa’nın büyükannesi”. Viktorya’nın en büyük destekçisi elbette ki 1.Endüstri Devrimi’dir: Fotoğrafın icadı, trenler, makineler, fabrikalar, işçiler, toplumsal hareketler, hava ve su kirliliğinden beslenen salgın hastalıklar, katlanarak artan nüfus ve şehirleşme olgusu… Hindistan’ın tamamen hâkimiyet altına alınması. Ve imparatorluğun önlenemez yükselişi… Altmış dört yıllık bir saltanattır bu, tarihe “Viktorya Çağı” adıyla kaydedilir. Viktorya Çağı, İngiltere’nin uluslararası üstünlüğünün “kurumsallaşma” yıllarını temsil eder. Dalgalara hükmeden yenilmez armada donanması ve endüstri devriminin mimarı olarak İngiltere, dünyanın dört bir yanına yayılır. 1901’de yani Viktorya öldüğünde dünya haritasının üçte biri İngiliz bayrağının gölgesindedir. Afrika’nın yaklaşık yarısı sömürgeleştirilmiştir, “Viktoryan ahlak” eşliğinde…

Viktorya Gölü’nün sömürge döneminden kalan adının değiştirilmesi için bugün aktif bir mücadele sürdürülmekte. Gölün etrafında yaşayan, gölde balıkçılık yapan Nalubaale, Nyanza, Ukerewe, Lolwe vb. etnik gruplar yani gölün asıl sahipleri, kendi hükümetlerine çağrıda bulunmakla kalmayıp gölün adının değişmesi için imza kampanyaları, protesto eylemleri düzenlemekte. “Tüm sömürge dönemi isimleri değiştirilmeli. Viktorya, köleliğin önde gelen temsilcilerinden biriydi” diyerek… Toplumları güdülemenin, tek tipleştirmenin en önemli araçlarından biri isimler ve markalar. GAC E.Devlet Başkanı Jacob G. Zuma (1942-)’nın, 2019’da, EALA-East African Legislative Assembly/Doğu Afrika Meclisi’nde Viktorya’nın adının değiştirilmesi teklifi kabul görmemiş olsa da teklife destek veren devletlerin liderleri, gölün yeniden adlandırılmasının Afrika’da zihinsel değişimin başlangıcı olacağına inanıyorlar.

En etkin sömürgeleştirme aracı olarak kültür kutsal görevinin başındadır: Viktorya, arada bir, ilkel yaşam görselleri ile haber konusu yapılır Batılı haber ajansları tarafından. Bir altyazı eşliğinde: Son dakika… Viktorya Gölü’nde feribot/tekne battı, x ölü…6Sebep yüz kişilik gemiye üç yüz kişi binmiştir. İmkânları budur ya da imkânsızlık işte! Hepsi bu kadar mı?

İnsanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar,7 diyen Oscar Wilde (1854-1900) geliyor aklıma. Viktorya döneminin en başarılı oyun yazarlarından, hani şu ironik toplumsal yorumlarıyla ünlü, aykırı zekâ İrlandalı. Yüzyıllardır Afrikalıların kendi yerel dillerinde zaten bir adı olan göllerini, şelalelerini keşfedip (!) adını Kraliçe’ye ithaf ile Viktorya koymak; yüzde doksanı yok sayan yüzde onun “uygar insan davranışı”na güzel bir örnektir!

Aklın yolu bir ise; Afrika’nın her yanında yerli halkların yaşadığını zaten biliyorduk. Avrupalıların “keşif” dedikleri, “dağdan gelip bağdakini kovmak”tan öte nedir?

Bulgar şair Nikolay Vaptsarov (1909-1942), Afrika için en büyük tehlike nedir? Tabii ki Balkanlılaşma!8 derken acaba ne demek istemiştir?

  1. Hemingway, Ernest (1999) Kilimanjaro’nun Karları (Çev.A.Üstel-N.Başman), Ankara: Bilgi Yayınevi, s.7.
  2. Emin Paşa, Sudan’ın İngiliz Askeri Valisi Charles Georges Gordon (1833-1885) tarafından keşfedilen, Afrika’daki İngiliz sömürgecilerinin paşasıdır. Bir Alman Yahudisi.Asıl adı İzak Eduard Schnitzer. (1840-1892) Doktor ve Almanya’da ırkçılık nedeniyle iş bulamayınca Osmanlı ülkesine geliyor. 1870’de Arnavutluk Valisi İsmail Hakkı Paşa’nın hizmetine girip doktorluk yapıyor.1873’te İsmail Hakkı Paşa ölünce, Paşa’nın dul eşi ve çocuklarını yanına alıp onları kendi ailesi olarak tanıtarakAlmanya’ya dönüyor. 1875’te Kahire’dedir ve Dr. Mehmet Emin’dir artık. Afrika’daki Batı sömürgecilerinin ajanlarından topladığı objeleri Avrupa müzelerine satmaktadır ve fildişi ticaretine başlamıştır. Ve C.G.Gordon’la tanışır. Mısır, şeklen bağlı olduğu Osmanlı’nın elinden çıkmıştır. Paşa unvanı İngiliz denetimindeki Mısır Hidivi’ne bağlılık kaynaklıdır; Gordon Paşa’ya bağlı Ekvator Valisi olunca Emin Paşa unvanını alır. Bu arada, Sudan’da, Batı sömürgeciliğine ve İngilizlere karşı İslamcı Mehdi Hareketi patlar ve Afrika halklarının sömürgecilere nefreti eyleme dönüşmüştür. Gordon Paşa öldürülür; Mehdi Hareketi, Emin Paşa’nın peşine düşer ve o da Kongo’da öldürülür. Viktorya Gölü’nün bir körfezine adı verilen Emin Paşa budur. Ayrıntılı bilgi için: Akalın, Durmuş (2017), İngı̇ltere’nı̇n İmperial British East Africa Company’den Uganda’yı Alması ve Osmanlı Devletı̇’nı̇n Bölgeye Bakışı (1887-1894), www.dergipark.org.tr, erişim tarihi: 31.08.2021.
  3. Evliya Çelebi (2011), Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, (Haz. Seyit Ali Kahraman), İstanbul: YKY Yayını, 10. Kitap-2. C., s.993.
  4. Viktorya Şelalesi, Zambiya ile Zimbabve arasında, Zambezi Nehri üzerindedir. Bir not olarak, Kenya tarafında da 25 kilometrelik Viktorya Koyu bulunduğunu belirtmeliyim.
  5. Aynı coğrafyada, 1864’de, Dönemin Mısır’ın Sudan Valisi Samuel Baker (1821-1893) tarafından keşfedilen bir başka göle de Albert’in adı verilir.
  6. En yakın tarihli kaza; 21 Eylül 2018’de 200’ü aşkın insanın ölümüyle sonuçlandı.
  7. Carroll, Sean B. (2019), Serengeti Yasaları, (Çev.Ç.Tarhan), İstanbul: Ginko Bilim Yayını, s.144.
  8. Buket Uzuner’in Şehir Romantiği’nin Günlüğü (1999) gezi kitabının 125.sayfasında geçmektedir. Şaire ait asıl kaynağı tüm aramalarıma rağmen bulamadım, Türkçe’ye çevrilmiş kitabını da. B.Uzuner’e teslim oldum ve alıntı yapmaktan vazgeçemedim.