Fotoğraf: ABD Deniz Piyadeleri (Fotoğraf, Personel Çavuş Victor Mancilla)

Kabir Taneja ve Muhammed Sinan Siyech

Afganistan’daki savaşı Taliban kazandı. Amerika ve müttefikleri kaybetti. Taliban basın toplantıları düzenlerken, binlerce çaresiz Afgan, ülke dışına uçabilmek için çaresizce Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’ndaki pisti kuşatıyor. Bazıları, kalkış sırasında bir ABD askeri uçağına tutunmaya çalışırken yüzlerce metreden düşerek öldü.

Kısa vadede mümkün olduğu kadar çok Afgan’ı kurtarma zorunluluğunun yerini, yakında yeni Afganistan’ın uluslararası güvenlik için ne anlama geldiğine dair bir değerlendirme alacak. Güney Asya’daki ülkeler – özellikle Hindistan – için ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi, Afgan ordusunun çökmesi ve Taliban’ın yükselişi büyük bir terörle mücadele tehdidi oluşturuyor. El Kaide ve IŞİD gibi ulusötesi grupların yanı sıra onlara bağlı örgütler ve bölgesel kolları, faaliyetlerini Taliban kontrolündeki Afganistan’dan hızlandıracak. Leşker-i Tayyibe ve Ceyş-i Muhammed (Muhammed`in Ordusu) gibi Hindistan karşıtı terörist gruplar, 1990’larda yaptıkları gibi, zamanla Keşmir’e veya Hindistan’ın diğer bölgelerine saldırılar düzenlemek için ülkeyi bir üs olarak kullanabilirler. Pakistan Talibanı gücünün çoğunu kaybetmiş olsa da, Afganistan’da yeniden kurulabilir ve Pakistan’a saldırılar düzenleyebilir. Bütün bunların Güney Asya ve ötesindeki cihatçılığın geleceği için muazzam etkileri olacak.

Zamanla, Afganistan’dan çekilmenin ABD için doğru bir karar olduğu anlaşılabilir. Sonunda ABD siyasi ve askeri liderlerinin Çin ve Rusya’ya odaklanması için gerekli kaynakları serbest bırakabilir. Bununla birlikte, Washington için şu anda zorluk, Güney Asya’da çok daha az kaynakla bir terörle mücadele stratejisini yürütmektir. Afganistan’da binlerce asker olmadan, ABD artık Pakistan sınırındaki terörist faaliyetleri takip edecek istihbarat yeteneklerine sahip olmayacak. Afgan hedeflerine yönelik gelecekteki hava saldırıları, maliyetli bir lojistik sorunu olacak ve Washington’un Taliban’ı El Kaide’den ayrılmaya ikna etme şansını kesinlikle baltalayacaktır. Hindistan dışında, Amerika’nın Güney Asya’daki potansiyel ortaklarının hepsi sorunlu: Pakistan on yıllardır Taliban’ı ve Hakkani ağını destekledi, Rusya’nın gücünü kaybeden Amerika’ya yardım etmek gibi bir niyeti yok, İran ağır ABD yaptırımları altında ve Çin-Amerika ilişkilerinin düşüş eğilimi göz önüne alındığında, Çin ile terörle mücadele işbirliği muhtemelen sınırlı olacaktır. ABD birlikleri yakında Afganistan’dan ayrılıyor olabilir, ancak oradan gelen terör tehdidi öngörülebilir bir gelecekte devam edecek.

El Kaide ve Hindistan Alt Kıtasında El Kaide

El Kaide ve onun Güney Asya kolu, Hindistan Alt Kıtasındaki El Kaide, Afganistan’da Taliban’ın yeniden dirilişinden faydalanacak. Ülke, El Kaide’nin ve birçok kolunun doğum yeriydi. Şu anda, çekirdek grubun liderlerinin ve Güney Asya fraksiyonunun ülkede aktif oldukları ve Taliban ile birlikte ABD’ye karşı savaştıkları biliniyor. Yeni tahminler Afganistan’da en fazla 600 El Kaide savaşçısı olduğunu öne sürse de, gizli güçleri kayda değer.

Taliban, Şubat 2020’de ABD ile yaptığı anlaşmanın bir parçası olarak El Kaide ile bağları kesmeyi kabul etse de, geçmişe bakıldığında Taliban’ın sözünü tutacağına dair çok az kanıt var. Gerçekten de, El Kaide defalarca Taliban’a bağlılık sözü verdi. Üstelik liderlerinin, Mart 2021 gibi yakın bir tarihte Taliban topraklarında olduğu öğrenildi. Taliban’ın, El Kaide’nin Afganistan’ı dünya çapında saldırılar düzenlemek için kullanmasını önlemek için nedenleri olacağı doğru. Bununla birlikte, bu nedenlerin, El Kaide ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma arzusu, tarihi bağlar ve Batı baskısına muhalefet kadar güçlü olması muhtemel değildir.

İşin aslı, Taliban, ABD ile olan anlaşmayı tek taraflı olarak revize ediyor gibi görünüyor. Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid, ABD ile El Kaide ile ilgili yaptıkları anlaşmaya yeni uyarılar ekledi ve “Anlaşmanın hiçbir yerinde kimseyle bağımız olup olmadığı belirtilmedi. Aslında, ilişkiler konusu dikkate alınmıyor. Mutabık kalınan şey, Afgan topraklarından ABD ve müttefiklerine hiçbir tehdit oluşturulmaması.” Uzman İsfendiyar Mir’in başka bir açıklamasına göre, “[ABD ile Taliban arasındaki] müzakereler sırasında bir noktada, El Kaide’nin 11 Eylül saldırısını gerçekleştirdiğine dair hiçbir kanıt olmadığı konusunda ısrar eden Afgan Taliban’la görüşme kesintiye uğradı.”

Taliban’ın tarihi bağlar, iki grubun üyeleri arasındaki evlilikler yoluyla ailevi ilişkiler kurulması, Afganistan’ın durumu ve saldırgan cihat hakkındaki ortak görüşleri (yani, Allah’ın hükmünü hakim kılmak) nedeniyle ABD’ye verdiği sözleri yerine getirmesi pek olası değil. Her iki grup da Afganistan’da Allah’ın hükmü olduğunu düşündükleri şeyi istiyor. Ancak El Kaide çok daha küresel bir bakış açısına sahipken, Taliban daha içe dönük ve yerel geleneklerden etkileniyor. Taliban, El Kaide ajanlarının bulunduğu bildirilen Bagram Hava Üssü’ndeki hapishane de dahil olmak üzere, yönetimi devraldığından bu yana Afgan hapishanelerinden binlerce mahkumu serbest bıraktı. Ayrıca, Kabil’in güvenliğini El Kaide ile yakın bağları olan ve Afgan savaşının en ölümcül saldırılarından bazılarından sorumlu olan Hakkani ağına devretmesi, gruba yakınlığını daha da net göstermektedir.

Afganistan’daki Taliban ve El Kaide arasındaki kalıcı ilişki, bölgesel güvenlik için rahatsız edici sonuçlar doğuracak. Hindistan Alt Kıtasındaki El Kaide, ABD’nin çekilmesini şimdiden bir zafer olarak ilan etti ve Nawai Afgan Cihad (Afgan Cihadının Sesi) olan dergisinin adını, bu yılın başlarında Nawai Ghazwat-ul-Hind‘e (Hindistan’ın Fethinin Sesi) olarak değiştirerek, enerjilerinin ileriye dönük nereye odaklanabileceğini gösterdi.

Terör grupları Afganistan’ın yanı sıra Güney Asya’daki diğer ülkelerde de faaliyet gösteriyorlar. Hindistan Alt Kıtası’ndaki El Kaide’yle bağlantılı Cemaat-ül-Mücahit Bangladeş gibi örgütler, Hindistan ve Bangladeş’te hala aktif. Temmuz 2021 gibi yakın bir zamanda, Hintli yetkililer kuzeydeki Uttar Pradeş eyaletinde Ensar Gazve Hind üyesi iki Keşmirli’yi tutukladı. Uttar Pradeş Terörle Mücadele Birimi’ne göre, iki kişinin eyalet başkenti Lucknow’da saldırılar düzenlemeyi planladıkları iddia ediliyor. Buna ek olarak, aynı ay içinde Bangladeş Cemaat-ül Mücahidin‘in üç Bangladeşli üyesi de Kalküta’da bağlar kurdukları iddiasıyla tutuklandı.

El Kaide’nin Güney Asya’daki bölgesel örgütlere destek ve ilham verme riski önemli ve büyüyor. Bangladeşli yetkililer, Ansar el-İslam’ın (Ansarullah Bangla Ekibi olarak da bilinir) üç üyesinin Taliban’ı desteklemek için Afganistan’a gittiğini ve bunun cihatçı operasyonlara yeniden ilgi uyandırma potansiyeli bulunduğunu kaydetti.

Güney Asya’daki uluslararası terörle mücadele çabalarının çoğu Afganistan, Hindistan ve Pakistan’a odaklanırken, Güney Asya’nın bazı küçük ülkeleri de (örneğin Sri Lanka, Maldivler ve Myanmar) El Kaide için birer hedef. Grup, 2019 yılında Maldivli bir gazetecinin öldürülmesiyle ilişkilendirilmişti. Ayrıca El Kaide, Myanmar’daki Rohingyalara (Arakanlı Müslümanlar) yönelik muameleyi konu edindi ve daha fazla zulüm görmeleri durumunda intikam alacakları konusunda uyardı. Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu lideri Ataullah ebu Ammar Junni, Pakistan’da doğdu ve direnişine yardım aramak için hem Pakistan’a hem de Afganistan’a gitti. Görünen o ki, terörist ağlar Güney Asya’daki sınırları aşıyor.

IŞİD ve Güney Asya’daki Diğer Terörist Gruplar

Taliban ve IŞİD Afganistan’da birbirlerine rakipler. Taliban, IŞİD’i bir rakip olarak görüyor ve Afganistan’da bağımsız hareket etme çabalarından hoşlanmıyor. IŞİD’in, Taliban’ın Pakistan istihbaratıyla çalıştığına dair iddiaları, Taliban’ı utandırmayı amaçlıyor. Yakın zamanda yayınlanan bir BM raporu, Taliban içindeki fikir ayrılıklarının Afganistan’daki IŞİD Horasan Eyaleti’ni, ABD’nin geri çekilmesi konusunda ABD ile müzakerelerinde Taliban liderliğiyle aynı fikirde olmayanlar için uygun bir alternatif haline getirebileceğini vurguluyor.

IŞİD Güney Asya’nın tamamında saldırılar düzenledi. Pakistan’da grup, 2019’dan beri Wilayah-al-Bakistan (veya “Pakistan Bölgesi IŞİD’i”) olarak faaliyet gösteriyor. Taliban ile olan rekabeti, IŞİD’in Pakistan’ın Peşaver kentinde bir Taliban liderinin öldürülmesini üstlenmesiyle şimdiden bir miktar yayılma etkisi gösterdi. Wilayah-al-Bakistan, Pakistan’da 2019’da 22, 2020’de 13 saldırıyı üstlendi.

IŞİD, propagandalarıyla Güney Asyalı kitleleri hedef alıyor. Çevrimiçi bir IŞİD yanlısı propaganda dergisi olan Sawt-al-Hind (Hint’in Sesi), Şubat 2020’de Yeni Delhi’deki toplumsal ayaklanmalar sırasında Hintli Müslümanları hedef aldı. Aylık dergi tartışmalı bölgesel ve yerel meseleleri (örneğin, , 1990’ların başından beri Hindistan’da Hindular ve Müslümanlar arasında oldukça çekişmeli bir konu olan Ayodhya tapınağındaki gelişmeler) araştırıyor. Düzenli olarak, kişi başına bir zamanlar bölgede IŞİD’e katılan en fazla yabancı savaşçıya sahip bir ülke olan Maldivli yazarların makalelerine yer veriyor.

Güney Asya tarihinin en kanlı terör saldırısı Sri Lanka’da gerçekleşti. 2019 Paskalya bombalamaları 270’den fazla insanı öldürdü. IŞİD saldırıyı üstlenmiş olsa da, kolluk kuvvetleri bombalamalarla grup arasındaki doğrudan bağlantıları kanıtlamakta zorlandı. Bombalamalar, yine IŞİD adına düzenlenen ve 22 sivilin hayatını kaybettiği Dakka’daki terör saldırısından üç yıl sonra gerçekleşti. Bu saldırılar, yerel terör aktörleri tarafından avantaj ve tanınırlık elde etmek için tercih edilebilecek olan IŞİD markasının akışkanlığını vurgulamaktadır.

Üst düzey IŞİD yetkilileri, örgütün faaliyetleri için açıkça Güney Asya’yı önemli bir bölge olarak seçtiler. IŞİD’in yeni sözcüsü Ebu Hamza El Kureyşi, kısa süre önce Hindistan ve Pakistan’daki IŞİD ekosistemlerini övdü. Bölgedeki bazı başarılı saldırılara rağmen, grubun stratejisi kopuk kalmaya devam ediyor. Güney Asya için bir lider atayamadılar, bölgede güçlü bir emir-komuta zinciri oluşturamadılar, orada şubeler kuramadılar.

IŞİD dışında, Hindistan’ın Afganistan’daki en büyük endişesi, Taliban’ın Kabil’de yeniden iktidara gelmesiyle Leşker-i Tayyibe ve Ceyş-i Muhammed (Muhammed`in Ordusu) gibi gruplara ve Pakistan istihbaratındaki sözde temsilcilerine özgürce çalışmaları için alan sağlayacak olmasıdır. 1990’larda, Keşmir’deki terör şiddetinin yılda 1.000’e yakın can kaybıyla zirveye ulaştığı yıllarda yaşanan tam da budur. Afganistan’daki ortamın halihazırda Leşker-i Tayyibe ve Ceyş-i Muhammed’e hem eğitim alanları hem de adam toplama fırsatları sağladığı bildiriliyor. Yeni Delhi, bu gelişmeleri yakından izlemek için elinden geleni yapacak, ancak Kabil’de faal bir büyükelçilik olmadan bu zor olabilir.

Afganistan’da artık daha özgürce faaliyet gösterecek olan farklı grupların belirli sıcak noktalara farklı yaklaşımları var. Leşker-i Tayyibe, Ceyş-i Muhammed ve IŞİD’in Keşmir ile ilgili çok farklı anlatıları var. Leşker-i Tayyibe ve Ceyş-i Muhammed, kaybedilen topraklar için savaşan Keşmir milliyetçileri olarak kabul ediliyorlar. Dahası, 1990’lardan başlayarak birbirleriyle ve Pakistan’daki aktörlerle olan tarihsel bağları, her iki örgütün de, kendisini en başta milliyetçi bir hareket olarak gören Taliban’a karşı iyi niyetli olmalarını sağlıyor. Buna karşılık IŞİD, Keşmir’i Müslüman çoğunluk bölgesi olarak görüyor ve kendisini Hindistan veya Pakistan’dan bağımsız bir varlık olarak kabul ettirmeyi planlıyor.

Post-Amerikan Afganistan’da Cihatçılığın Geleceği

Taliban’ın Afganistan’daki başarısı, Güney Asya’da saldırılar düzenlemek isteyen diğer grupların direnci üzerinde geniş kapsamlı etkilere sahip olacak. Öncelikle, Taliban’ın ABD’ye karşı zafer kazandığı algısı, muhtemelen cihatçı gruplara ilham verecek. Suriye ve Filistin‘deki çeşitli gruplar, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesini kutladı. Diğerleri, özellikle diğer ülkeler Kabil’deki hükümeti resmen tanımaya başlarsa, Taliban’ın yeni kaynaklarından ve uluslararası prestijinden ilham alacak.

İkincisi, Afganistan bir kez daha Güney Asya aşırılık yanlıları (ve dünyanın diğer bölgelerinden cihatçılar) için neredeyse kesinlikle çekici bir yer haline gelecektir. Taliban ile farklılıklarına rağmen, IŞİD Afganistan’daki konumunu Taliban’ın haklarından mahrum edilmiş fraksiyonlarından katılanlarla güçlendirebilir ve daha fazla Güney Asyalı çekmeye devam edebilir. Bazı Hintliler 2016 ve 2017 yıllarında Afganistan’a giderek IŞİD Horasan Eyaletine katıldı. Hint Mücahitleri ve Hindistan Öğrenci İslami Hareketi gibi dağılmış grupların bazı eski üyeleri de IŞİD Horasan Eyaletine katıldı. Taliban’ın zaferinin, aşırılık yanlılarının Afganistan’a girmesini kolaylaştıracağı kesin.

Üçüncüsü, yabancı savaşçılar Afganistan’da deneyim kazanacak ve nihayetinde kendi ülkelerine geri dönerek, bu deneyimi yanlarında götürecekler. 1980’lerin Afgan cihadı, Güney Asya’daki pek çok cihatçı hareketin öncüsüydü. Bunun nedeni kısmen ülkelerine geri dönen yabancı savaşçıların oralarda örgütlenmesiydi. Bu dinamiğin tekrarı, yalnızca güvenliğe değil, aynı zamanda bölgenin siyasi dokusuna da zarar verebilir.

Son olarak, Taliban’ın ilerleyişi şimdiden büyük kaynaklara ve silahlara erişmesini sağladı. Taliban bunları başka gruplara aktarabilir. Mali kaynaklardaki artış, Güney Asya’daki orta ve üst düzey operasyonları finanse etmeye de yardımcı olabilir.

Amerika Şimdi Ne Yapabilir?

ABD, Afganistan’dan çekildikten sonra terörle mücadele çıkarlarını güvence altına almak için bölge devletleri, özellikle Hindistan ile terörle mücadele işbirliğini artırmalıdır. Washington, sınırlı terörle mücadele hedeflerinde Pekin ve İslamabad ile işbirliği yapmayı veya koordine etmeyi bile yararlı bulabilir. ABD ayrıca Güney Asya ülkelerini terörle mücadele konusunda daha yakın çalışmaya teşvik etmelidir. Bu seçeneklerin çoğu yetersiz, ancak ABD’nin çekilmesinden sonra Washington’un başka seçeneği kalmadı.

Amerika’nın Hindistan ile terörle mücadele işbirliği özellikle ABD çıkarları için önemli olacaktır. Yeni Delhi, özellikle Afgan ordusunun çöküşünden sonra, Washington’un Güney Asya’daki en yetenekli savunma ve istihbarat ortağıdır. Hindistan’ın terör saldırılarını önlemesine yardımcı olmak, Yeni Delhi’nin dikkati ve kaynaklarını Çin ile rekabete odaklamasına imkan sunacak.

Pakistan’ın Taliban‘ı ve Hakkani şebekesini desteklemesi on yıllardır Afganistan’daki ABD çıkarlarını baltalamasına rağmen, Birleşik Devletler bazı özel bölgesel terörle mücadele çabalarında Pakistan ile çalışmayı gerekli görebilir. İki ülke, El Kaide ve IŞİD’in ortak tehditleriyle karşı karşıya. Tehrik-i-Taliban (veya “Pakistan Talibanı”) yeniden toparlanarak, Pakistan ve ABD güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Pakistan’ın Taliban hakkındaki bilgileri ve Afganistan’daki gelişmeler ABD-Pakistan istihbarat ilişkileri için değerli olabilir. Ne var ki, bu işbirliği ancak bir yere kadar gidebilir. ABD’li yetkililer, Pakistan’ın Amerika’nın Afganistan’daki çabalarını sabote etmedeki rolünü uzun süre hatırlayacaktır ve İslamabad’ın Hindistan karşıtı terörist gruplara verdiği destek, Güney Asya’da bir nükleer kriz riski yaratabilir.

Aynı şekilde ABD, Güney Asya’da artan etkisi ve Pakistan ile güçlü bağları nedeniyle Çin ile ilişki kurmaya çalışabilir. Washington, siyaset mümkün kılarsa – her iki grup da sorumluluk almamış olsa da iddiaya göre Tehrik-i-Taliban Pakistan ve Doğu Türkistan İslami Hareketi tarafından gerçekleştirilen – Pakistan’da Çin vatandaşlarına yönelik son terör saldırısını, ayrı bölgesel konularda gelecekte işbirliği yapmak üzere bir başlangıç ​​noktası olarak kullanabilir. Bununla birlikte, Çin-Amerika ilişkilerinin mevcut durumu göz önüne alındığında, bu işbirliğinin gerçekleşmemesi muhtemeldir. Yine de, Afganistan’dan kaynaklanan terör tehditlerinin tüm bölge devletlerinin çıkarlarını tehdit ettiği göz önüne alındığında, işbirliği için ortak bir zemin olabilir.

ABD ayrıca bölgesel terörle mücadele işbirliğini teşvik edebilir. Bunun için de Yeni Delhi bölgedeki terörle mücadele söylemini yönlendirmede önemli bir rol oynayabilir. Böyle bir mekanizma aynı zamanda diğerlerinin yanı sıra Sri Lanka, Bangladeş ve Maldivler gibi daha küçük ülkelerin yerel ve hiper-yerel stratejiler perspektifinden kurumsallaştırılmış terörle mücadele çözümleri yoluyla, terörizmle mücadelede kendi potansiyellerini kazanmalarına imkan sağlayacaktır.

Geleceğe Bakış

ABD ordusunun Afganistan’a müdahalesinin sona ermesi, Afganistan’dan kaynaklanan terör tehditlerinin sonu anlamına gelmiyor. Ülke, bölge ve ötesinde çok sayıda devletin çıkarlarını tehdit eden çok sayıda terör örgütüne ev sahipliği yapmaya devam edecek. Afganistan, 11 Eylül’den hemen önce olduğu gibi teröristlerin güvenli sığınağı olmayabilir, ancak ABD ve müttefikleri ortaya çıkan tehdide karşı daha az yetenek ve kaynağa sahip olacak. Amerika Birleşik Devletleri ve diğerleri, Kabil’de sahadaki acil krize yanıt verdikten sonra, Afganistan için eskisinden daha az imkanla bir terörle mücadele stratejisi oluşturmakla baş başa kalacaklar. Yeni yaklaşımlar geliştirmek, Afganistan’da ve Güney Asya’da faaliyet gösteren çeşitli grupların derinlemesine anlaşılmasını gerektirecektir.

Kabir Taneja, Hindistan’daki Observer Research Foundation’da Batı Asya Girişimi üyesi ve başkanıdır. The ISIS Peril: The World’s Most Feared Terror Group and its Shadow on South Asia (IŞİD Tehlikesi: Dünyanın En Korkulan Terör Grubu ve Güney Asya’daki Gölgesi) (Penguin Viking 2019) kitabının yazarıdır.

Muhammed Sinan Siyech, Edinburgh Üniversitesi İslam ve Ortadoğu Çalışmaları Bölümü’nde doktora adayıdır. Daha önce, Singapur’daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda Uluslararası Siyasi Şiddet ve Terörizm Araştırmaları Merkezi’nde kıdemli analistti.

Bu makale War on the Rocks’ta yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş