Üst düzey uluslararası bankacılık yetkilileri ve kuruluşları, küresel finansal sistemin çöküşünü simüle eden küresel bir “savaş oyunu” tatbikatı için geçen ay bir araya geldi. Masaüstü tatbikatı, COVID-19 küresel sahneye girmeden hemen önce gerçekleşen pandemik simülasyon egzersizi “Event 201”i andırıyordu.


Dr. Michael Nevradakis

Üst düzey uluslararası bankacılık yetkilileri ve örgütleri geçen ay, küresel finans sisteminin çöküşünü simüle eden küresel bir “savaş oyunu” tatbikatı için İsrail’de bir araya geldi.

Masaüstü tatbikat, COVID-19’un küresel sahneye girmesinden kısa bir süre önce, Ekim 2019’da gerçekleşen pandemik simülasyon tatbikatı olan “Event 201″i andırıyordu.

9 Aralık 2021’den başlayan ve 10 gün süren “Kolektif Güç” girişimi, Kudüs’teki İsrail Maliye Bakanlığı’nda gerçekleştirildi. Tatbikat, Omicron varyantıyla ilgili endişeler nedeniyle Dubai World Expo’dan Kudüs’e taşındı.

ABD, Avusturya, Almanya, İtalya, Hollanda, İsviçre, Tayland ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden hazine yetkililerinin de yer aldığı 10 ülkeden oluşan bu gruba İsrail liderlik etti.

Buluşmaya, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) gibi uluslarüstü kuruluşların temsilcileri de katıldı.

Simüle edilmiş bir “savaş oyunu” olarak tanımlanan tatbikat, “Karanlık Web” üzerinden küresel döviz sistemini hedef alan hassas finansal verilerin sızdırılması, küresel finans sistemini hedef alan bilgisayar korsanlarının saldırıları ve bunu müteakip hesap sahiplerinin bankalara hücumunu ve “sahte haberler” tarafından körüklenen piyasa kaosu da dahil olmak üzere, çeşitli varsayımsal büyük ölçekli siber saldırılara karşı alınacak önlemleri modellemeye çalıştı.

Ancak “Kolektif Güç”ün ana teması, bu tür siber saldırıların simülasyonundan çok, girişimin adından da anlaşılacağı gibi siber güvenlik ve finans sektöründe küresel işbirliğinin güçlendirilmesi gibi görünmektedir.

Reuters tarafından bildirildiği üzere, simülasyondaki katılımcılar varsayımsal bir küresel mali krize verilen çok taraflı tepkileri tartıştılar.

Önerilen politika çözümleri arasında borç geri ödemesiz dönemler, SWAP/REPO anlaşmaları, eşgüdümlü banka tatilleri ve anapara birimlerinden eşgüdümlü bağlantı kesilmesi yer aldı.

Büyük para birimlerinden eş zamanlı olarak ayrılma fikri, zamanlaması nedeniyle biraz şaşkınlık yarattı – katılımcıların “Kolektif Güç”ü başlatmak için bir araya geldiği gün, Biden yönetiminin Rusya’yı Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication’ın kısaltması olan SWIFT olarak adlandırılan küresel elektronik ödeme-mesajlaşma sistemi çıkarmayı düşündüğüne dair haberler yayıldı.

Bu önlem, ABD’nin Ukrayna’ya saldırması durumunda Rusya’ya karşı uygulayacağı ekonomik yaptırım paketinin bir parçası olacak.

Ancak, daha da fazla merak uyandıran şey, IMF ve Dünya Bankası’nı ve dolaylı olarak Dünya Ekonomik Forumu’nu (WEF) içeren “Kolektif Güç” simülasyonuna katılanların listesidir.

Ekim 2019’da “Event 201” simülasyonunu yürüten, Bill & Melinda Gates Vakfı ve Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu ile birlikte Dünya Ekonomik Forumu (WEF) idi.

The Defender tarafından daha önce bildirildiği üzere, WEF ayrıca kredi ve banka kartları gibi “müsaade edilen kişisel karbon miktarlarını” bireyselleştirilmiş bir temelde takip edecek finansal araçların geliştirilmesini de destekledi.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı tarafından WEF ile ortak olarak Kasım 2020’de yayınlanan bir idari rapor, tam da “Kolektif Güç”ün bir parçası olarak simüle edilen senaryo türünden bir özet sunuyordu.

Raporun yazarları Tim Maurer ve Arthur Nelson, finansal sistemi “koronavirüs pandemisi tarafından hızlanan benzersiz bir dijital değişim…”den geçen bir dünyayı betimliyorlardı.

Yazarlar, böyle bir dünyada “siber güvenliğin her zamankinden daha önemli olduğunu” savunuyordu.

Küresel finansal sistemin korunmasını “örgütsel bir imtihan” olarak nitelendiren rapor, küresel finansal sistemi veya dijital altyapısını korumaktan sorumlu net bir küresel aktör bulunmadığına dikkat çekiyordu.

İdari rapor, “finans, ulusal güvenlik ve diplomatik topluluklar arasında bir kopukluk” tanımlayacak kadar ileri gidiyordu.

Maurer ve Nelson tarafından belirlenen çözümler şunları içeriyordu:

  • Roller ve sorumluluklarla ilgili “daha ​​fazla netlik” ihtiyacı
  • Uluslararası işbirliğini güçlendirmek
  • “Yalıtılmış” finansal kurumlar arasında parçalanmayı azaltmak ve “uluslararasılaşmayı” artırmak
  • Belirtilmeyen “diğer” sektörlerde de kullanılabilecek bir model geliştirmek.

Ama hangi “diğer” sektörler?

Bu öneriler dizisi, yazarlar tarafından hazırlanan “Dijital Dönüşüm: Finansal Kapsamanın Korunması” başlığı altında sınıflandırıldı.

Bu tavsiyelerden biri şuydu:

“G20, siber güvenliğin sonradan düşünülerek kapsamak yerine, başlangıçtan itibaren finansal katılımı geliştirmek için kullanılan teknolojiler olarak tasarlanması gerektiğini vurgulamalıdır.”

“Başlangıçtan itibaren finansal katılımı geliştirmek için kullanılan” teknoloji, dijital “sağlık pasaportlarını” ve beraberindeki “dijital cüzdanları” içeriyor gibi görünüyor.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleriyle, özellikle de 2030 yılına kadar yeni doğanlar da dahil olmak üzere herkes için dijital bir yasal kimlik sağlanmasını öngören Hedef 16.9’u ile de uyumlu görünüyor.

Hedef 16.9, Avrupa Birliği’nin birçok Avrupa ülkesinde aşısızları ve doğal bağışıklığı olanları her türlü kamusal ve özel alandan menetmek için kullanılan “Yeşil Geçiş Kartı” adı verilen aşı pasaportunun bireylerin mahremiyetine koruma sağladığı konusundaki ısrarını da akla getiriyor.

Küresel finans sisteminin güvenliği ve halk sağlığı gibi iki farklı konu arasındaki bir başka bağlantıda, GAVI Aşı İttifakı, “hayat kurtaran aşılara en çok ihtiyacı olan çocukları belirleme ve kaydetme sürecini modernize etmek için yeni teknolojilerden yararlanan yenilikler” çağrısında bulundu.

Ancak, bu teknolojilerin kullanımı çocukluk aşılarının kaydedilmesiyle bitmeyecektir. GAVI, bu “yeni teknolojilerin” geniş bir biçimde tanımlanan “finansal hizmetler” de dahil olmak üzere, “diğer hizmetlere erişimde” kullanılma potansiyeli olduğunu belirtti.

Carnegie Endowment idari raporunun yazarları, “finansal katılım” konuları dışarıda bırakılsa da, IMF’nin web sitesinde yer alan 2021 baharındaki bir makaledeki önerilerini yansıtıyorlardı.

Carnegie raporunun iki yazarı ve “Kolektif Güç” girişiminin katılımcıları, finansal sistemin ve onun dijital verilerinin daha iyi korunması ihtiyacını vurgularken, tamamen dijital, bulut tabanlı bir ortam yönünde kesintisiz dönüşümün nasıl güvenli sayılabileceği hala belirsizliğini koruyor.

Örneğin, İsrail maliye bakanlığının finansal siber yöneticisi Micha Weis’in “Kolektif Güç” ile ilgili şu sözlerini ele alalım: “saldırganlar savunanlardan 10 adım öndedir.”

Bu tür sözler, halihazırda “FinTech”e (Finansal Teknoloji) veya “Big Tech” (Büyük Teknoloji) ile “Big Finance” (Büyük Finans) arasındaki artan yakınlığa karşı zaten temkinli olanları pek rahatlatmıyor.

Benzer şekilde, büyük ölçekli ve yıkıcı bir küresel felaketin başka bir “simülasyonu”, kimilerine, 20 Mart 2020’de o zamanki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından “canlı bir tatbikat” olarak nitelendirilmesiyle kötü şöhret kazanmış “Event 201” ve sonrasında yaşananları hatırlatacaktır.

Bu makalede ifade edilen görüş ve fikirler yazarlara aittir ve Children’s Health Defense’in görüşlerini yansıtmayabilir.

Michael Nevradakis, Ph.D.

Dr. Michael Nevradakis, Atina, Yunanistan merkezli bağımsız bir gazeteci ve araştırmacıdır.

Bu makale The Defender’da yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş