Scott Ritter

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın önderliğinde Türkiye, dışişleri ve güvenlik politikalarında bağımsız bir yol çizdi. Türkiye, uzun zamandır NATO üyesi olmasına rağmen, Rusya ile hem gaz hem de nükleer enerjiyi içeren stratejik öneme sahip enerji anlaşmalarına girdi ve Suriye krizinin çözümü konusunda çıkarlarını Rusya ve İran ile uyumlu hale getirdi. Ancak koronavirüs pandemisinin gelişi, ekonomik sorunları jeopolitik aktörlükten daha öncelikli hale getirerek, Türkiye’yi ekonomik çöküşü önlemek üzere Batı ile yeniden saf tutmaya zorladı. Ancak Türkiye eski müttefikleriyle köprüleri atmakla, tek başına ve hayatta kalması için gereken ekonomik can damarindan mahrum kalacak kadar ileri gitmiş olabilir.

Daha geçen sonbahar gibi yakın bir zamana kadar Türkiye, kararlı bir şekilde Batı ile on yıllardır süren ilişkilerinden uzaklaşarak, Rusya ve İran gibi ülkelerle ekonomik ve sosyal etkileşimin egemen olacağı bir geleceğe meyleder gibi görünüyordu. Kuzey Suriye’de ABD ile işbirliği yapan Kürtlere yönelik askeri operasyonlar, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerinin satın alınması ve Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının yeniden çizilmesi de dahil olmak üzere Türk dışişleri ve güvenlik politikası kararlarının tamamı, Türkiye’nin ABD ve NATO’dan uzaklaşarak Rusya’yla yakınlaştığı ana planın bir parçası gibi görünüyordu. Rusya ile daha yakın bağlar kurulması, doğuya doğru daha büyük bir jeopolitik kaymanın bir parçasıydı.

Birkaç ay ne kadar büyük fark yaratabiliyor. 2019’den 2020’ye geçilirken, Suriye’deki Rus Hava Kuvvetleri ve Libya’daki Rus paralı askerleriyle karşı karşıya kalan Türkiye, Batı’daki müttefiklerinden de yardım isteyemedi. Türkiye ve Rusya, Türk Akımı doğal gaz boru hattı ve Akkuyu nükleer santrali gibi enerji ile ilgili bazı önemli projelerde hala işbirliği yaparken, Rusya ile olan bu enerji bağlantılarının avantajları, Türkiye ekonomisinin uçuruma doğru kaymasını önlemek için yeterli değildi.

Bu jeopolitik ve ekonomik fırtına şiddetlenirken, Türkiye koronavirüs salgını tarafından vuruldu. Küresel ekonomik kapanma halihazırda zor olan durumu daha da kötüleştirerek Türkiye ekonomisini tamamen çökme tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. Türkiye, Rusya’yla kurduğu yeni ilişkide ekonomik talihsizliğinin çözümünü bulamıyor. Bu sorunun çözümü, Türkiye’nin sırtını döndüğü Batı müttefiklerinde yatmakta, bu da Türkiye’yi radikal ve dramatik bir fikir değişikliğine zorlamaktadır. Washington’daki Türk ulusal Mirası Vakfı‘nda yakın zamanda yapılan bir sunumda Türkiye’nin eski savunma bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin stratejik değil, taktiksel olduğunu ve Türkiye’nin ileriye yönelik yolunun NATO ve ABD ile birlikte olduğunu belirtti – ki bu, geçen sonbaharın politikalarından tamamıyla bir geri adım anlamına geliyor.

 “Rusya’yı çok iyi tanıyoruz” diyen Işık, “Özellikle ekonomik alanda yakın ilişkilere sahip olmak, bu ilişkilerin stratejik ilişkiler olduğu anlamına gelmez… bu ilişkiler stratejik değil, taktikseldir” dedi. Işık, “Türkiye, NATO’nun sadık bir üyesi olmaya devam edecek. Fakat Rusya da bizim komşumuz. Arkadaşlarınızı ve müttefiklerinizi seçebilirsiniz, ancak komşularınızı seçemezsiniz. Komşularınızla iyi ilişkileriniz olmalı” dedi.

Trump’la Flörtleşme

Işık’ın yorumları, Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın koronavirüs salgınıyla ilgili “dayanışma ruhunu” öven kişisel bir mektubu eşliğinde, ABD’ye tıbbi yardım yüklü iki Türk Hava Kuvvetleri uçağının gelmesiyle aynı zamana denk geldi. Erdoğan’ın mektubu Trump’a hitaben yazılmış olsa da, S-400 sisteminin satın alınması nedeniyle Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uygulamakla tehdit eden ABD Kongresi ile olan ilişkilerini düzeltmeye yönelikti. Erdoğan mektubunda, “Umarım önümüzdeki dönemde, pandemi sırasında gösterdiğimiz dayanışma ruhu ile Kongre ve ABD medyası ilişkilerimizin stratejik önemini daha iyi anlayacaktır” diyordu. Türk cumhurbaşkanı, “ortak sorunlarımıza karşı ortak mücadelemizin gerektirdiği şekilde” hareket edeceklerini umduğunu söylüyordu.

Erdoğan’ın mektubu, Türkiye’nin pandeminin başlangıcını bahane ederek S-400 hava savunma sistemini aktif hale getirmeyi erteleme kararının hemen ardından gönderildi. Üst düzey bir Türk savunma yetkilisine göre, bu gecikme Türkiye’nin S-400’ü faaliyete geçirme taahhüdünden vaz geçildiği anlamına gelmiyor. Üst düzey yetkili, “S-400’leri etkinleştirme kararına geri dönüş yok [ancak] [koronavirüs salgını] nedeniyle … Nisan ayında hazır edilme planları ertelenecek,” dedi. Bu yetkiliye göre, gecikme “birkaç ay” sürebilir.

Bu gecikme önemsiz bir mesele değildir. ABD, Rusya’nın Temmuz 2019’da Türkiye’ye teslim ettiği S-400’lerin sadece Nato hava savunma sistemleriyle uyumlu olmamakla kalmayıp, aynı zamanda gelişmiş ABD F-35 hayalet uçaklarını tehlikeye attığını savunuyor. Bunun sonucunda ABD, Türkiye’nin bu uçağın planlanan alımını iptal etti. Eğer Türkiye S-400’ü aktif hale getirirse, Rus yapımı askeri teçhizat satın alan ülkeleri cezalandırmayı amaçlayan yasalar uyarınca ABD yaptırımlarıyla karşılaşacak.

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin Trump’a yardımı stratejik olmaktan ziyade taktiksel görünen, ABD Federal Rezerviyle swap anlaşması yaparak çok ihtiyaç duyulan ekonomik rahatlamayı müzakere ederken zaman kazanmak için yapılmış bir manevradır. Erdoğan sadece Batıdan sağlayabileceği mali yardımlara muhtaçtır ve ABD Kongresi ile siyasi bir çatışmanın önüne geçilmesi de gelecekteki yardım paketleri için bir ön koşuldur. Ancak Erdoğan zorlu bir mücadele ile karşı karşıya – pandemi vurmadan önce bile, Türkiye’nin durgun ekonomisi cari açıklarla başa çıkmak için uluslararası finansmanı sağlamada güçlük çekiyordu. Türkiye pandemi öncesi borç yüküyle Venezuela, Arjantin ve Ukrayna’nın ardından dünyanın dördüncü en riskli ülkesi olarak sıralanıyordu. Pandemi sonrası, Türkiye’nin durumu daha da kötüleşti, Türk lirasının değerindeki düşüş, ülkeyi ekonomik temerrütten kaçınmak için umutsuzca ekonomik bir can halatı aramaya zorlayan, yabancı gelirlerdeki hızlı düşüşle birleşti.

Nisan 2020 itibariyle, Türk merkez bankasının net uluslararası rezervleri, Şubat ayı sonundaki 43 milyar dolardan, 27.14 milyar dolara geriledi. Türkiye bütçe açığı ile mücadele ederken bu seviyenin daha da düşmesi beklenmektedir. Türkiye döviz rezervlerinin bu kaybını yavaşlatmak üzere, iki merkez bankasının piyasanın stresli dönemlerinde likidite koşullarını düzeltmek ve yerli bankalara döviz finansmanı sağlamak amacıyla döviz takası yaptığı mali anlaşmalar olan, swap anlaşmaları arayışına girdi. Türkiye, geçtiğimiz yıl 1 milyar dolarlık swap sağladığı Çin ile ve yakın zamanda ve 2018’deki 5 milyar dolarlık swap anlaşmasını üç katına çıkartarak 15 milyar dolarlık bir swap anlaşması yaptığı Katarla olmak üzere, geçmişte de bu tür swap anlaşmaları yapmıştı.

Ancak swap anlaşmaları, kendi para birimlerini kullanan iki ülke arasındaki ikili ticareti kolaylaştırmaya yöneliktir. Türkiye’nin uluslararası ticaretinin büyük bir kısmının AB ülkeleri ve ABD ile olduğu göz önüne alındığında, Çin ve Katar ile yapılan döviz takaslarının etkisi sınırlıdır. Türkiye ekonomisi, daralan dış rezervleri yüzünden harareti önlemek üzere AB ve ABD ile swap anlaşması yapmaya son derece ihtiyaç duyuyor.

Erdoğan, ABD ile swap anlaşması yapabilmek için Trump’la olan kişisel ilişkisine fazlasıyla bel bağlıyor. Erdoğan, tıbbi yardım gönderilmeden önce bu fikri ilk olarak 31 Mart’ta Trump’la paylaştı. Ancak Trump Türkiye’nin durumuna anlayış göstermiş olsa bile, Amerikan merkez bankasını buna ikna etmek güç olacaktır. Siyaset bir yana, Amerikan merkez bankası Türk merkez bankasının aşırı siyasallaşmış olarak gördüğü yapısına bulaşmakta tereddüt ediyor.

Ancak en büyük engel, Rus S-400 hava savunma sistemi sorunu olmaya devam ediyor. Trump yönetimi, Türkiye bu sistemle devam etmeyi planladığı sürece döviz takasının yapılamayacağını açıkça belirtti. Türkiye’nin pandemi kaynaklı gecikmesi bu eşiği karşılamıyor, yani ABD doları can haladı büyük olasılıkla uzatılmayacak. Erdoğan, Rusya’yı ABD ve NATO’ya karşı kullanarak kendi ördüğü ağa dolandı. Erdoğan’ın manevraları ister stratejik, ister taktiksel olarak adlandırılsın, bunlar Türkiye’yi jeopolitik bir çıkmazda mahsur bırakıyorlar.

Türkiye, Suriye ve Libya’daki Rus çıkarlarına meydan okudukça önümüzdeki aylarda Rusya ile ilişkileri daha da zorlaşacak. Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini aktifleştirme ısrarı, ABD ve NATO ile temelde çelişen bir duruma düşmesine neden oluyor. Bu arada, Türkiye ekonomisi, koronavirüs pandemisinin tetiklediği küresel ekonomik durgunluktan zarar görmeye devam ediyor. ABD ya da Türkiye’nin S-400 hava savunma sisteminin statüsüne ilişkin politikasında büyük bir değişiklik olmadığı sürece, Türkiye, Erdoğan’ı da beraberinde götürecek gibi görünen ekonomik bir felakete doğru gidiyor.

Scott Ritter Kimdir?

Scott Ritter, 20 yılı aşkın kariyeri, eski Sovyetler Birliği’nde silah kontrol anlaşmalarını uygulama görevi, Körfez Savaşı ve sonrasında ABD’li General Norman Schwarzkopf’un personeline hizmet görevlerini de içeren eski bir ABD Deniz Piyadeleri istihbarat subayıdır. 1991-1998 yılları arasında Irak’ta BM baş silah müfettişi olarak görev yaptı.

Bu makale ENERGYINTEL.com’da yayınlanan İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir.

Çeviri: Irmak Gümüşbaş


*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş ve iceriklere açık bir platformdur. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.