Pax Americana (*) ABD’nin 45. Başkanı ile birlikte öldü. Donald Trump, ustalaşmak için çaba göstermediği bir sanat olan diplomasinin (aslında, görünüşe göre diplomasi Trump’ın aşağıladığı bir şey) zarar görmesi pahasına da olsa, her şeyden önce, para kazanmak isteyen bir iş adamı. Bu yüzden, bir yandan dünya güçlerinden bazılarıyla bir ticaret savaşı yürütürken, bir yandan da diğerleriyle siyasi barış arayışında olması şaşırtıcı olmamalı. Bu strateji ikinci bir başkanlık dönemini güvence altına almasına yardımcı olacak mı? Bekleyip göreceğiz.

Ihtilaf: Ticaret Savaşı ve Kıyametin Kopuşu

2018 yılında, aşırı himayeciliğiyle tanınan Başkan Trump, çelik, alüminyum, çamaşır makineleri ve güneş panelleri gibi çeşitli ürünlere bir dizi gümrük vergisi engeli koyarak bir ticaret savaşı başlattı. Bu düşük yoğunluklu ticaret savaşı Kanada, Meksika, AB ve Çin’i etkiledi. Aynı biçimde cevap verdiler. Sonuç olarak bu misilleme, her bir ülke ile olan karşılıklı ilişkilere göre değişen üç farklı şekilde kendini gösterdi.

Birincisi, bir hükmeden-hükmedilen ilişkisi coğrafi komşularıyla (Meksika ve Kanada) olan ticaret savaşına damgasını vurdu. Her iki tarafında da tercih ettiği silah belagattır. ABD komşularının çok da korkutucu olmadığını çok iyi bildiği için tehdit ediyor; bunlar, siyasal söylemle “yumuşak”, ekonomileri büyük ölçüde ABD’ye bağımlı olan ülkeler. Dolayısıyla, NAFTA aylarca süren belirsizlikten sonra yeniden müzakere edildi. Amerika Birleşik Devletleri – Meksika – Kanada Anlaşması 30 Kasım 2018’de Buenos Aires’teki G20 Zirvesi sırasında imzalanarak, kimilerini rahatlatırken, kimilerini de hayal kırıklığına uğrattı. Kanada ve Meksika ile ilişkilerin dengesi ABD lehine döndüğü için, tweetler ve gazetecilerle yapılan yorumlar yoluyla ağız dalaşı zaman zaman alevleniyor.

İkinci olarak, cepheden bir taarruzun olmaması Avrupalılarla yapılan ticaret savaşının ayırt edici özelliği. Bunun yerine, bu savaş hem Protestan hem de Katolik değerler tarafından temsil edilen, Batılı değerlerin iç kültürel bir şoka maruz kalan ekonomik maneviyattından kaynaklanıyor. AB, kolayca pes etmeyecek önemli bir rakiptir. Gümrük vergisi engelleri her iki tarafa da uygulanırken, ABD ve AB arasında incelikli bir dengenin sağlanması için düşünme, müzakere ve uzlaşma çağrıları dikkate alınmaktadır.

Üçüncü olarak daha sert, daha açık ve doğrudan bir çatışma, Çin’le olan ticaret savaşının ayırt edici özelliğidir. Tercih edilen silah, her iki tarafta da bumerang etkisi yapan gümrük vergisi engellerinin uygulanması. Amerikan hegemonyasını tehdit eden komünist otoriter bir rakiple girilen bu savaş, uzun vadeli bir savaş ve dişe diş bir dizi misillemenin bir parçasıdır. Yüksek teknolojiyle ilgili olanların da dahil olduğu finansal piyasalar ve endüstriler, devler arasındaki bu savaşın yarattığı karışıklıktan nasiplerini alıyorlar. ABD seçimleri yaklaşırken ve COVID-19 salgını nedeniyle eşi görülmemiş bir küresel depresyon tehdidi yaşanırken, Çin ile ilişkilerin güç taktiklerinin duruma göre taraflardan birine avantaj sağladığı ve yenişememe noktasında kilitlenmesiyle, Çin’le olan ticaret savaşı ara sıra kızışmaya devam etmektedir.

Engeller: Pax Americana – küresel bir tektonik kargaşa

Mevcut durumda, her şey göz önüne alındığında, Başkan Trump her şeyden önce geliri ve kârı düşünen bir iş adamı. Yönetiminin ilk stratejik yaklaşımı, yönetime ayak bağı olan şeylerin yarattığı kaybı sınırlandırmak üzere yurt dışındaki yükümlülüklerinden kurtulmak. Trump, Avrupalıların gayri safi yurt içi hasılalarının % 4’ünü savunmaya ayırarak, NATO bütçesini devralmaları konusunda ısrar etti. Trump buna ek olarak, Almanya’nın bakım ve lojistik harcamalarını finanse etmesi gerektiğinde ısrar ettiği gibi, sonrasında Japonya ve Güney Kore’nin ülkelerinde Amerikan ordusunun varlığı için milyarlarca dolar daha fazla ödemesini talep ederken, Amerikan silahlarını satın almalarını vurgulayıp teşvik etti. Trump, örneğin UNESCO’dan çekilip WHO’dan desteğini çekerek, BM ve kurumlarından bile ayrılıyor. Amerika böylece ağır sikletten, tüy siklete düşüyor.

Buna rağmen Trump, selefleri tarafından başlatılan savaş dönemini, özellikle Irak’ta (İran’a yarayan bir kayıp) ve Afganistan’da (Taliban’ın kazandığı), sona erdirmeye çalışıyor. Bununla birlikte, küresel sonuçları olan iki gerginlik kaynağını yeniden canlandırdı. 8 Mayıs 2018’de Obama tarafından imzalanan JCPOA‘dan çekilerek Trump, veto hakkı olan güçlerin ilk tepkisini tetikledi ve Almanya’yı, batılı “dostlarını”, özellikle herkes tarafından kabul edildiği üzere İran taahhütlerini yerine getirmiş olduğu için, karşısına aldı. Trump maç devam ederken oyunun kurallarını değiştirdi, bu da mantıklı bir kafa için akıl almaz bir şey. Çekilme, ABD’nin Ekim 2017’deki, İran’ın boyun eğmediği, tehditlerinden önce hazırlanmıştı. Tüm bunlara ek olarak, öncesinde, 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak, Trump tüm Müslüman dünyasını karşısına aldı ve İran tehdidine karşı koruma kisvesi altında Suudi Arabistan ve BAE’ne silah satarak BM tarafından empoze edilen statükoyu bozdu. Trump düşmanlarını uyandırıp ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki ateşi sönmüş bölgelerin közlerini körüklerken, kendisine karşı savaşmaları için de silah satıyor. Dahası, Trump’la birlikte ortaya çıkan yeni küresel savaşta Pakistan, Çin Pakistan Ekonomik Koridoru, Taliban’a yakın Peştunlar ve İranlılar aracılığıyla Çin ile kurduğu sıkı ilişkileri nedeniyle, bir müttefikten potansiyel bir düşmana evrildi.

Eylem açısından Trump aynı şekilde hareket ederek, kendisini diğer güçlerden ayırıyor ve kibri (ve cehaleti?) sayesinde yalnız kovboyu oynayarak, uluslararası satranç tahtasını kendisinin en büyük holdingin, yani ABD’nin, CEO’su olduğu, kafasındaki dünya resmine uygun biçimde yeniden yapılandırıyor. Trump ile Amerika’nın ahlaki otorite ve etkisi tüm kıtalarda önemini kaybetti, bu da Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye ve İran’ın her birinin baskın bölgesel bir rol oynadığı ve Batı’nın rolünün azaldığı ve hatta yok olduğu çok kutuplu bir dünyanın kapılarını açtı.

Doruk: ‘Roma yanarken şarkı söyleyene yazıklar olsun’ (Lamartine)

Mevcut küresel bağlam zaten karmaşık bir duruma bir karmaşa katmanı daha ekliyor. Uluslararası düzeyde, Trump’ın eylemleri ve sonuçları geçmişi anımsatıyor. Dünya savaşları arasındaki sosyal koşulların atavistik bir şekilde yeniden canlanması bu bakımdan dikkat çekicidir. Doğrusu, İspanyol gribi dünya çapında 50 milyon insanı öldürdü. 1929 Wall Street Borsa Çöküşü ABD’den dünyanın geri kalanına yayılan Büyük Buhran’a yol açtı. Osmanlı, Rus ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarının çöküşü, ABD gibi yeni oyuncuların yükselişi ve SSCB’nin ortaya cıkması uluslararası güç ilişkilerini yeniden şekillendirdi. Faşizm ve Nazizm gibi ideolojiler ortaya çıktı. Afrika ve Asya’daki sömürge imparatorlukları zirvelerine ulaştılar. Son olarak, diktatörlerin varlığı ve insani, politik ve askeri vahşetle birleşen demokrasi eksikliği, İkinci Dünya Savaşı’na yol açan milliyetçiliğin yükselişini daha da artırdı.

Bugün neler oluyor? COVID-19 salgını dünyayı kötü bir şekilde vuruyor, her yerde sokağa çıkma kısıtlamalarına, borsada iniş çıkışlara, servetin daha da az sayıda elde yoğunlaşması ile birlikte küçülen ekonomilere ve 2020-2021’de ortaya çıkacak büyük bir bunalıma dair kötümser tahminlere yol açıyor. Uluslararası ilişkiler, Batı’nın zayıflaması (AB nin bölünmüşlügü, ABD izolasyonu ve halkının öldürücü ırkçılığa karşı patlaması), yeni bölgesel güçlerin (Rusya, Çin, Türkiye, İran, Hindistan), popülist ve aşırı sağ hareketlerin (Brezilya, İtalya) ortaya çıkması, yeni bir sömürgeciliğin (Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi) ortaya çıkması ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkıp çıkmayacağına dair endişe yaratan, demokrasideki endişe verici  küresel düşüş

Ulusal düzeyde, Amerikan toplumu her zamankinden daha fazla Trump taraftarları ve aleyhtarları ile zenginler ve fakirler arasında bölünmüş durumda. Pandemi, küresel olarak en çok mağdurun bulunduğu ülkeyi ve derme çatma ve toplumun alt katmanlarındaki kişilere karşı sistematik olarak adaletsizce davranan sağlık sistemini ciddi şekilde vurdu. Aynı zamanda, George Floyd’un bir polis memuru tarafından katledilmesini takiben yaşanan sivil ayaklanma, medya ve sosyal medya tarafından aktarılarak her yerde ivme kazanmaya devam ediyor. Siyahlara, Latinlere ve Amerikan Yerlilerine (yerli halklar) yönelik polis şiddeti ve ırkçılık, geçmişteki şiddet ve ayrımcılık, onlarca yıl boyunca mutasyona uğramış bir ayrımcılığı tekrarlıyor. Trump sadece anlamsız tweetler, tartışmalı ifadeler ve çok şey anlatan sessizlikleri ile yaraya tuz basıyor.

Tıpkı İmparator Neron’un Roma’yı yakıp günlerce yanışını izlemesi gibi, Trump da dünyada ve kendi ülkesinde aynısını yaptı! Bu, ‘saldırı’ karşısında olduğunda tabanının etrafında toplanmasıyla bir sonraki seçimleri kazanmak için bilerek ve kasten izlediği Trumpçı bir taktik mi, yoksa Trump’ın kontrolünü kaybettiği ve sonucu bilinmeyen bir olaylar zinciri mi?

(*) Pax Americana (Latince: “Amerikan Barışı”), II. Dünya Savaşı‘nın ardından 1945’ten günümüze kadar Batı dünyasında süregelen ve Birleşik Devletler‘in dünyanın en büyük askeri ve diplomatik gücü olduğu döneme rastlayan görece barış dönemini tanımlamak için kullanılan terim. (Kaynak: Wikipedia)

Çeviri: Irmak Gümüşbaş

Bu makale İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir. Çeviri: Irmak Gümüşbaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz