cevre kirliligi

“Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz, sanki bu gezegende yaşamayı becerebilmişiz gibi.”[1]

Sürdürülemez kapitalizmin yıkım tablosunu Howard Zinn, “Bütün dünya çürüyor. Su zehirli, hava kirlenmiş, siyaset çirkinleşmiş, toprağın bağırsakları dışarı uğramış, orman yağmalanmış, sahiller yok edilmiş, kasabalar yakılmış, insanların yaşamları mahvedilmiş,” diye betimlerken; anımsanması gereken ilk şey; Mahatma Gandhi’nin, “Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, herkesin hırsına yetecek kadarını değil,” uyarısı olmalıdır!

İkincisi de Mark Twain’in, “Uygarlık gereksiz gerekliliklerin sınırsızca çoğaltılması mıdır?” sorusu!

İlk saptama ile ikinci soru(n), sürdürülemez kapitalizm eliyle müthiş bir ekolojik yıkıma kapı açmıştır

* * * * *

“Yıkım” dedik…

‘Frontiers in Forests and Global Change’deki araştırma, dünya ekosistemlerinin yalnızca yüzde 3’ünün bozulmadan kaldığını ortaya koydu.[2]

Maryland Üniversitesi’ne bağlı ‘Global Forest Watch’, dünyanın önemli tropikal bölgelerinde 2020’de toplamda 42 bin kilometrekare ormanlık alanın yok edildiğini açıkladı. Tahribatı, 20 yılda yaşanan en kötü üçüncü kayıp olarak niteledi.[3]

‘Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nce (INPE) her ay yapılan ölçümler de, Amazonlarda katliam yaşandığını gözler önüne seriyor. Resmi verilere göre, Ağustos 2019 ile Temmuz 2020 arasındaki 12 aylık dönemde en az 9 bin 200 kilometrekarelik ormanlık alan yok oldu. Bu bir önceki döneme oranla yüzde 34.5’lik bir artış demek. Greenpeace verilerine göre de, 2020’nin Ağustos ayının ilk 10 gününde Brezilya topraklarındaki Amazon ormanlarında 10 bini aşkın noktada yangın çıktı. Bu da 2019’a oranla beşte bire yakın bir artış olduğunu gösteriyor. Ormanların yüzde 13 kadarı Peru, yüzde 10 kadarı da Kolombiya’da bulunuyor. Amazon Ormanları, aynı zamanda tüm dünyadaki tropikal ormanların da yarısını oluşturuyor. Bölge aynı zamanda 40 bini aşkın ağaç, 2 bini aşkın kuş ve memeli hayvan ile binlerce balık çeşidine ev sahipliği yaparken, 128 binin üzerinde omurgasız hayvan türünün olduğu da biliniyor.[4]

Yerkürede her yıl 12 milyon hektar çölleşiyor, arazi bozunumu ve çölleşmenin ekonomiye verdiği senelik kaybın 42 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Dünyada yaklaşık 1.5 milyar insanın yaşamı bozunmakta olan arazilere bağlıyken, En fakir kesimin yüzde 42’si çoktan bozunmuş arazilerde yaşıyor. Tarım alanlarının yüzde 52’sinin ise orta veya ileri düzeyde bozunuma uğramış durumda olduğu belirtiliyor. Yoksulların iklim değişikliğinin etkileri ve çölleşme sebebiyle artan gıda fiyatlarına karşı çok kırılgan oldukları ifade ediliyor. Bu konuya örnek olarak 2010 yılında gıda fiyatlarındaki artışa bağlı, büyük çoğunluğu kentlerde yaşayan 44 milyon insanın aşırı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamaya itilmesi gösteriliyor.[5]

‘Scientific Reports Dergi’sindeki araştırma, Pasifik Okyanusu’nun en derin çukurlarında benzeri görülmemiş miktarda, yüksek derecede zehirli cıvanın biriktiğini ortaya koyup; Okyanus’taki çukurlarda toplanan cıva nedeniyle oluşan kirliliğin alarm verici düzeyde olduğunu gösterdi.[6]

Türkiye’de orman alanlarındaki endüstriyel ağaç kesimi 2003’de 7.3 milyon metreküp iken 2018’de yaklaşık 19 milyon metreküpe yükseldi. Endüstriyel ağaç kesimi, 17 yılda beş katına çıkarken;[7] Orman Genel Müdürlüğü ormancılık istatistiklerine göre 2012-2020 kesitinde 334 bin 35 hektar orman alanı kamu yararı gerekçe gösterilerek orman vasfından çıkarıldı. 2012’den 2021’e incelendiğinde maden ve enerji sektörü için tahsis edilerek kaybedilen orman alanı yanan ormanlardan kat kat daha fazla![8]

Ayrıca biyolojik çeşitliliğin hızla yok olduğunu ve dünyadaki türlerin yüzde 25’inin neslinin tehlike altında olduğunu belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, 1970’den beri memelilerde, kuşlarda, balıklarda, çift yaşamlılarda ve sürüngenlerde azalışın yüzde 68’e ulaştığına dikkat çekti.

Dünyada 1 milyon türün nesli tehlike altında ve insanların neden olduğu yok oluş geçmiş yılların 1000 katı olduğunun altını çizerek, “Ülkemizde 1284 bitki türü ile 139 hayvan türünün nesli tehdit altında ve bilinen türlerden 11’i tamamen yok olmuştur,”[9] dedi.

Evet Türkiye, endemik bitkiler açısından çok zengin olmasına rağmen bu türler ciddi tehlike ile karşı karşıya. Türlerin 600 kadarı “çok tehlikede”, 700 kadarı da “tehlikede” kategorisinde yer alıyor.[10]

‘Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) ‘Üreyen Kuş Atlası’na göre Türkiye’de düzenli bulunan 400 türün 313’ü ürüyor. Bu atlasla üç kuş türü, Türkiye’de üreyen kuş faunasına eklendi. Üç önemli türün de artık Türkiye’de üremediği tespit edilirken;[11] 557 yırtıcı kuş türünün üçte birinin soyu tehlikede.[12]

Bunlarla birlikte İzmit Körfezi’nde göç eden su kuşlarının mola verdikleri sahil şeridinde kirlilik her geçen gün artıyor. Kocaeli Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Sait Ağdacı, “169 kuş çeşidi kirlilikten dolayı 6-7 çeşide indi. Bu gidişle bu kuş türlerini de burada göremeyeceğiz,”[13] diye uyarıyor.

Haksız da değil!

Marmara Denizi, 2021 Şubat’ından başlayarak sümük, balgam görünümünde bir maddeyle kaplandı. Önce görüntü kirliliği yaratan bu duruma, sıkıntı yok, küresel ısınma kaynaklı, doğal bir durum, geçer denildi. Bu kirlilik giderek Adaların, etrafından Gelibolu ve Gemlik Körfezi’ne 900 küsur km’lik kıyı şeridinin her yerine yayıldı. Katılaştı. Bir kısmı dibe çökerken bir kısmı suyun yüzeyini kapladı. Bilim insanları dibe dalarak araştırdı, mercanların, midye yataklarının, balık yuvalarının üzeri battaniye gibi örtüldü diye uyardı. Özellikle kalkan, pisi, vatoz gibi yassı balıklar için ölüm çanları çalmaya başladı.

Çevrebilimciler Marmara ölüyor, bu son çığlıktır diye bağırmaya başladı. Prof. Dr. Mustafa Sarı, dibe daldı, “Dipteki canlılar oksijensizlikten ölüyor, gidecek yerleri yok” diye isyan etti![14]

Tüm bunların sonucunda küresel ısınma, iklim değişimi, çevre kirliliği, ormanların azalması ve tüketim toplumu yerkürenin ölümünün nedenlerindendir. Bilim insanları şimdi yok oluşun altıncı dalgasının başlangıcıyla ilgili ilk işaretleri gördüklerine dikkat çekiyorlar.[15]

Gerçekten de kapitalist üretim tarzının egemenliğinin küreselleşmeye başladığı, XIX. yüzyıldan bu yana atmosferdeki karbondioksit oranları artıyor… Ekolojik dengelerin bozulmasına bağlı olarak, gezegenin, tarihindeki, “türlerin kitlesel yok olması dalgalarının” altıncısı başlıyorken;[16] doğa bilimci David Attenborough, modern insanlığı bekleyen felakete “Dünya artık ihtiyaçlarımızın en temelini karşılayamazsa uygarlığın geri kalanı hızla çökecek” sözleriyle dikkat çekiyor.[17]

* * * * *

BM Çevre Programı’nın (UNEP) iklim değişikliğiyle ilgili ‘Emisyon Açığı Raporu’na göre, küresel çapta karbondioksit emisyonları 2017’de yeniden yükseldi. Dünyayı kurtarabilmek için karbon emisyon seviyesinde 2 derece hedefini tutturmanın hâlâ mümkün olduğu düşünülüyor. Ancak şartlar değiştirilmezse, yüzyılın sonuna kadar karbon salımının 3.2 dereceye çıkacağı ve küresel ısınmanın hızlanarak devam edeceği öngörüldü. Karbondioksit (CO2) emisyonu, atmosfere salınan karbonu ifade ederken; CO2 emisyonunun artması, dünya ısısının artarak birçok canlı türünün yok olması anlamına geliyor.[18]

Sıcaklık artışı 3-4 dereceye çıkma yolundayken; bilim insanları, bunun 1.5 derece ile sınırlandırılması için derhâl harekete geçilmeli diye uyarıyor. Aksi hâlde gezegenin bir bölümünde aşırı sıcak sonucu yangınlar ve kuraklık olurken; çok şiddetli yağış alan bazı yerlerde sel felaketleri yaşanacak ve bazı yerler de sular altında kaybolacak.

• Küresel ısınmaya atmosferde artan sera gazları neden oluyor…

• Araştırmalara göre, küresel sera gazı salımının yüzde 13’ünden tüm ulaşım araçları (kara, deniz, hava ve raylı araçlar); yüzde 51’inden ise, hayvancılık endüstrisi ve onun yan ürünleri sorumlu…

• Her saniyede 1 futbol sahası büyüklüğünde bir alan Amazon ormanlarında yok ediliyor. Bunun yüzde 91’inden hayvancılık endüstrisi sorumlu ve bu büyüklükte bir alan yalnızca 250 hamburger üretmek için ortadan kaldırılıyor…

• Su kaynakları giderek yok olurken tek bir hamburgeri üretmek için 2 bin 500 litre su harcanıyor. Bu, iki ay boyunca duş almaya yetecek bir miktar…

• 2 bin 500 ineğin ürettiği atık, 411 bin nüfuslu bir kentin atığına eşit. Yalnızca ABD’de yemek için beslenen hayvanlar, her saniye 3.2 milyon kg. dışkı üretiyor…

• Toprakların 1/3’ü hayvancılık yüzünden çölleşiyor. Çünkü dünya topraklarının yüzde 45’i hayvancılığa ayrılmış durumda…[19]

‘Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2020 emisyon verilerine ilişkin açıklamasına göre, küresel emisyonlar pandemi süresince 2 milyar ton azaldı. Emisyonlardaki toplam düşüşün 1.1 milyar tondan fazlası, azalan petrol tüketimi nedeniyle gerçekleşti. 2020 yılı petrol talebindeki yüzde 8’lik gerilemenin yarısı ulaştırma, yüzde 35’i ise hava yolu trafiğinin azalmasından kaynaklansa[20] da; insan(lık) karşısında büyük bir tehdit teşkil eden küresel ısınma, iklim değişimi yıkımı ardında kapitalist üretim tarzının kirli enerji gerçeği yatıyor.

“Nasıl” mı?

Tarihteki üretim tarzları insan soyutlamasının ne denli yetersiz kaldığını gösterir. Örneğin, kişi başına enerji kullanımı, eşitlikçi komünal topluluklara göre, feodal toplumda 3.5 kat, kapitalist toplumdaysa 20 kat daha fazladır. ‘Oxfam’ın 2020 Eylül’ünde yayımladığı rapor, dünya nüfusunun en zenginlerden oluşan yüzde 10’luk kümesinin, 1990-2015 kesitinde birikimli emisyonların yarısından çoğuna neden olduğunu ortaya koydu.

Nüfusun yarısını oluşturan üç milyardan çok yoksul ise o emisyonların yalnızca yüzde 7’sinden sorumlu. İklim değişikliğine kim neden olmuş, yeterince açık değil mi? İnsanların tümünü fail ilan etmek, ekolojik sorunun kaynağını saptamıyor, tersine gizliyor.[21]

Sürdürülemez kapitalizmin kirli enerjiden vazgeçmesi mümkün değildir. Örneğin tekstil sektörü, hem üretim teknolojileri hem de üretilen ürünün genelde uzak pazarlara taşınmasından dolayı küresel ısınmayı tetikleyen önemli aktörlerden birisi olsa da, bugüne kadar pek masaya yatırılmamıştı! Sektörün CO2 emisyonlarının hesaplamasını yapan ‘The Ellen McArthur Vakfı’, yılda 1.2 milyar ton CO2 eşdeğeri seviyeyi ölçümledi. Bu da otomobil endüstrisinden kaynaklanan emisyon seviyesine yakın bir orandı!

Peki, ya havayolu taşımacılığı? Sektörün küresel ekonomiye her yıl 2.7 trilyon dolarlık bir katkısı var. Her yıl 62 trilyon ton navlun, 4 milyar insan bir yerden bir yere taşınıyor. Sektör 65 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Ama küresel emisyonun yüzde 2’si havayolu taşımacılığından kaynaklanıyor![22]

Tüm bunlar ‘BBC Future’un da işaret ettiği üzere 2021 başındaki küresel ısınma, iklim değişikliği felaketini körükleyen faktörler!

Örneğin atmosferdeki CO2 miktarı 2020’de rekor seviyelere ulaştı ve Mayıs’ta milyonda 417 parçayı buldu.[23] CO2 seviyelerinin milyonda 400 parçayı en son aştığı zaman yaklaşık dört milyon yıl önceydi.

Rekor seviyedeki sıcaklara tanık oluyoruz: 2020 yılı XIX. yüzyıl ortalamasından 1.2 derece daha sıcaktı. Avrupa’da, şimdiye kadarki en sıcak yıldı, küresel olarak ise 2020 en sıcak yıl olma konusunda 2016 ile başa baştı. 2016 da dahil olmak üzere rekor sıcaklıklar, genellikle bir El Niño olayıyla (Pasifik Okyanusunda birkaç yılda bir oluşan büyük bir sıcak su şeridi) çakışır ve bu da okyanus yüzey büyük ölçekli ısınmasına neden olur. Ancak 2020 alışılmadık bir durumdu çünkü dünya bir La Niña olayı yaşadı (El Niño’nun tersi, daha soğuk bir su bandı oluşuyor).

Isıdaki artış hiçbir yerde Kuzey Kutbu’nda olduğundan daha keskin bir şekilde hissedilmiyor. Haziran 2020’de sıcaklık, Doğu Sibirya’da 38 dereceye ulaştı. Bu, Kuzey Kutup Dairesi’nde kaydedilen en yüksek sıcaklıktı. Sıcak hava dalgası, Doğu Sibirya ve Laptev denizlerinde deniz buzunun erimesini hızlandırdı ve olağan Kuzey Kutbu donmasını neredeyse iki ay geciktirdi.

Kuzey Kutbu, dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı ısınıyor ve sıcak yaz aylarında daha az buz oluştuğunda, yansıtıcı korumasını kaybediyoruz. Onun yerine, üstünde buz olmayınca karanlık olan suların geniş alanları daha fazla ısıyı emerek küresel ısınmayı daha da artırıyor. 1979-2018 yılları arasında, en az beş yaşında olan Arktik deniz buzu oranı IPCC’ye göre yüzde 30’dan yüzde 2’ye düştü.

‘British Antarctic Survey’in kutup araştırmacısı Michael Meredith, “Beyaz buz, güneşten çok fazla enerji yansıtıyor ve küresel ısınmanın hızının yavaşlamasına yardımcı oluyor. Arktik deniz buzu miktarını azaltarak küresel ısınmayı hızlandırıyoruz,” diyor.[24]

* * * * *

Sürdürülemez kapitalizm yerküreyi ısıtıyor.

Stephen Hawking, küresel ısınmanın devam etmesinin dünyada yaşamayı dayanılamaz kılacağını belirterek, “200-500 yıl sonra insanlığın kendine yeni bir yuva araması gerekecek,”[25] derken; BM Hükümetlerarası İklim Paneli, küresel ısınmanın yol açacağı felaketleri önlemek için yalnızca 12 yıl kaldığını açıkladı![26]

Bunlara ek olarak Antarktika’da 2017 yılında kopan ve ayrıldığında yaklaşık 6.000 km2’lik bir alanı kaplayan A68 adlı buzulun yok olduğu açıklanırken;[27] yine Alaska’daki yaklaşık 67 kilometre uzunluğundaki Muldrow Buzulu normalden daha hızlı hareket etmeye başladı. Araştırmacılar buzulun günde 27.4 metre yol kat ettiğini açıkladı. Bu da normal hızının 100 katına çıktığı anlamına geliyor. Ayrıca Alaska bölgesindeki jeolog Chad Hults, “Bütün buzul çok çatlamış durumda,”[28] uyarısını dillendirdi.

Özetle Newcastle Üniversitesi’nden Atmosfer Bilimci ve Meteoroloji Mühendisi Dr. Abdullah Kahraman, “İklim değişikliği… en büyük tehdittir,”[29] derken; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, savaş ve çatışmaların yaşandığı 10 ülkeden 8’inin de iklim değişikliğine büyük oranda maruz kaldığını belirtti.[30]

Ayrıca ‘İklim Değişikliği Konferansı’ (Cop26) Başkanı Alok Sharma, “İklim krizine en az etkisi olan insanlar en çok acıyı çekiyor. Bu korkunç bir adaletsizlik… Zamanımız tükeniyor,” derken; konuya ilişkin raporlar da iklim krizinin alarm verdiğini ortaya koyuyor.[31]

Ek olarak: ‘World Weather Attribution’, “şeytan sıcakları” olarak adlandırılan sıcak hava dalgasının bir asır öncesine göre, 4 kat fazla görüldüğünü aktarırken; uzmanlar, 40 dereceyi aşan “şeytan sıcakları”nın 2050 itibariyle Avrupa’nın güneyinde normal bir duruma dönüşebileceği uyarısında bulundu.[32]

Bu durumda ‘Greenpeace’den Duygu Kutluay, 1.5 yerine 2 derece ısınan bir dünyada, aşırı hava sıcaklıklarının 2.6 kat daha fazla nüfusu etkileyeceğine dikkat çekerek, “1.5 yerine 2 derece ısınan bir dünyada deniz seviyeleri 6 santimetre daha artacak. Akdeniz bölgesinin de içinde bulunduğu riskli bölgelerde 1.5 yerine 2 derece ısınma yaşanması durumunda tarımsal üretim 2.3 kat daha azalacak, gıda güvenliği sorunu yaşanacak. Özellikle Akdeniz bölgesi kuraklık riski nedeniyle uyarılıyor. 2 derece yerine 1.5 derece ısınan bir gezegende kuraklık ciddi seviyede daha az yaşanacak, etkilenen nüfus yüzde 50 oranında azalacak,” diyor![33]

‘Nature Dergisi’nde, iklim değişikliğinin Akdeniz bölgesinde, su, ekosistem, gıda, sağlık ve güvenlik alanındaki etkilerini ve potansiyel riskleri derleyen araştırmaya göre, Akdeniz’de su talebi yüzde 20 artacak, işgalci türlerin sayısı 700’ü geçmiş durumdayken Beyşehir Gölü ise kuruyabilir. Araştırma ayrıca iklim değişikliği nedeniyle artan sıcak hava dalgalarının ve hava kirliliğinin kardiyovasküler veya solunum yolu hastalıkları riskini artırdığı ifade ediliyor. Ayrıca bulaşıcı hastalık vektörlerinin (Batı Nil virüsü, Dang, Chikungunya) yayılımının da bölgede artacağına işaret ediliyor.[34]

Tehditler büyük ve daha da büyümekte![35]

* * * * *

Ekolojik soru(n)lar ya da insan(lık)ın çevre hakkı, temel yaşam hakları temelinde ve sınıfsal gerçekler göz ardı edilmeden ele alınarak; üretim tarzı bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.

Yerküre, insan(lık)ın ortak varlığıyken; sürdürülemez kapitalist yıkım doğada onarılmaz yaralar açmışken; bir an dahi unutulmamalıdır ki çevre hakkı ihlâli; insanlığa ve doğal yaşama karşı bir suçtur.

Tam da bu çerçevede yerküre küresel iklim değişiminin sonuçlarını yakıcı bir biçimde yaşarken; suçlunun kapitalizm olduğu gerçeği “es” geçilmemelidir!

Egemen manipülasyon kapitalizmin kirli yüzünü görünmez kılmak için elinden geleni yaparken; sömürü sisteminin aşırı üretim ve tüketim politikalarını; doğayı bir hammadde deposu ve çöplüğü kılan kâr odaklı mekanizmayı net biçimde tarif etmekle mükellefiz.

Belirttiğimiz gibi, insan(lar)ın tümünü fail ilan etmek, ekolojik sorunun kaynağını ortaya koymuyor, tersine gizliyor. İklim önlemleri adı altında piyasa mekanizmalarına, karbon ticaretine, karbon tutma ve depolama teknolojilerine bel bağlamak ise sorunu daha da vahimleştirmekten öte bir işe yaramıyor. Tabii bir de “doğayı koruma”yı metalaştırarak bunlardan da servet devşirmeye!

Kapitalist sömürü bağlamında bunlardan kurtulmadıkça iklim krizine çözüm bulunamaz. Ekolojik yıkımı sermayeyle devlet yaratmıyormuş gibi, dünyadaki herkes için genel geçer çözüm politikaları ileri sürmek, hem hatalıdır hem dar görüşlülüktür hem de adaletsizliktir… Sermaye düzeninin bütün dinamiklerini, düzeneklerini korurken ekolojik sorunları çözmek elbette olanaksız. Sermayeyi koruyarak ekolojik sorunları çözemeyiz!

İşte bunun için “Yeşil kapitalizm mümkün değil” demeli(yiz)…

“Sermaye ile araya mesafe koymadan, kapitalizmi temelinden sarsmadan bir yeşil kurtuluş tasavvuru tabi ki bütün eleştirilerin merkezinde. Bir takım kısmi iyileştirmelerle bir ‘yeşil kapitalizm’ yaratma hevesi en büyük yanılgı olarak ortada duruyor. Ekolojinin kapitalist iyileştirmelerle korunabileceğini savunan Yeşillerin söz konusu tahribatın ve de krizin ana sorumlusunun kapitalizm olduğunu görmezden gelmesi haklı olarak eleştiri konusu.

Sorunu sermayenin yarattığı noktasında mutabık kalmadan çözüm bulmak mümkün değil. Bir şey yeni bir renge boyandığında mahiyetinde pek bir değişiklik olmaz. Kapitalizmi ‘yeşile’ boyamanın sadece ideolojik bulanıklık yaratmakla bir ilgisi olabilir. Kapitalizm dahilinde bir çözüm imkânı yok. Karbon salınımının düşürülmesi, sera gazının kontrol altında tutulması sadece bir adım.

Kapitalizmin kendisi sorgulanmadan verilecek her mücadele sadece farkındalık yaratmaktan öteye geçmeyecektir. İşin temeline inilmediğinde, iklim krizinin politik ve sınıfsal boyutları görmezden gelinerek yapılacak her mücadele başarısızlığa mahkûmdur.”[36]

Netice itibariyle kapitalizmin “yeşili” de kendisi gibi zehirlidir.

* * * * *

O hâlde Friedrich Engels’in, “Tüm doğa, en küçüğünden en büyüğüne dek, küçük bir kum tanesinden güneşe, canlı en ilkel hücreden insana dek, sürekli bir varoluş ve yokoluş, sürekli bir akış, sonsuz bir hareket ve değişme içindedir,”[37] sözlerinin işaret ettiği diyalektik çerçevesinde, “Doğada kötü olarak nitelenebilecek hiç bir olay olmaz,” notunu düşen Baruch Spinoza’nın sonuna değin haklıdır. Bu temelde işaret ettiğimiz tehlike ve tehditlere kafa yorulması “olmazsa olmak”ken; okunarak öğrenilmesi gereken kitaplar listesine Ütopya Yayınevi’nden çıkan (Onur Orhangazi’nin özenli çevirisiyle) iki yapıtı eklemek gerekiyor.

İlki: Noam Chomsky&Robert Pollin’in “Zamanımız çok az” notunu düştükleri (s.11) ‘İklim Krizi ve Küresel Yeşil Yeni Düzen-Gezegeni Kurtarmanın Politik Ekonomisi’ başlıklı yapıt:[38] ‘İklim Değişikliğinin Doğası’ (ss.19-59) ile ‘Kapitalizm ve İklim Krizi’nin (ss.61-95) soru(n)larının altını çizerken; ‘Küresel Yeşil Yeni Düzen’ (ss.97-161.) önerisini, ‘Gezegeni Kurtarmaya Yönelik Politik Hareketlenme’ (ss.163-183.) eşliğinde sunuyor.

İkincisi de “İklim değişikliği birçok insan için özellikle soyut ve yersiz bir mesele olmaya devam ederken” (s.43) notuyla kaleme alınan; Leichenko Rutgers Üniversitesi, Coğrafya Bölümü’nden Profesör Robin ile Oslo Üniversitesi, Sosyoloji ve Beşerî Coğrafya Bölümü’nden Profesör Karen O’Brien’ın ‘İklim ve Toplum-Geleceği Dönüştürmek’[39] başlıklı ortak yapıtı.

“İklim Değişikliğinin Bilimsel Kanıtları”yla (ss.45-75.) “”İklim Değişikliği Ne Tür Bir Sorundur?” (ss.76-85.) meselesini aydınlatan yapıt: “İklim Değişikliği Neden Önemlidir?” (ss.21-26) sorusuna “Eşitlik, Etik ve Adalet” (ss.27-28) üçgeninde net yanıtlar veriyor.

Ayrıca “Sera Gazı Emisyonlarının Toplumsal Etmenleri”ne (ss.135-149) dikkat çekerken; “Tüketim Kültürü” (ss.150-152), “Karbon Ayak İzleri ve Toplumsal Pratikler” (ss.154-156), “Kentleşme” (ss.156-160) faktörlerini de etraflıca tartışmaya açıyor.

Meselenin kilit önemdeki sorunsalını “Enerjiden Söz Edelim” (ss.168-169) alt başlığında ve “Fosil Yakıt Enerji Kaynakları” (ss.170-173), “Fosil Yakıtların Politik Ekonomisi” (ss.190-194), “Alternatif Enerji Kaynakları” (ss.174-178) detayları ile irdeliyor.

Nihayet “Bir Tehdit Olarak İklim Değişikliği” (ss.228-229) sorunsalını “İklim Değişikliği, Çatışma ve Göç” (ss.251-255), “Göç ve İklim Mültecileri” (ss.253) konularına odaklanarak ve “Geleceği Dönüştürmek” (ss.288-289), “İstediğimiz Gelecek” (ss.289-293) bölümleriyle taçlandırarak, “Tarih, toplumların yeni güçlüklerin üstesinden gelmek için dönüşebildiklerini ve bunu sık sık yaptıklarını anlatır,” (s.290) umuduyla bağlıyor.

N O T L A R

[*] Yeni e, No:57, Temmuz 2021…

[1] Aldous Huxley.

[2] “Ekosistemde Felaket Tablosu: Yalnızca Yüzde 3 Kaldı”, 16 Nisan 2021… https://www.avrupademokrat.com/ekosistemde-felaket-tablosu-yalnizca-yuzde-3-kaldi

[3] “Rapor: 2020’de 42 Bin Kilometrekare Yeşil Alan Yok Oldu”, 31 Mart 2021… https://www.avrupademokrat.com/rapor-2020de-42-bin-kilometrekare-yesil-alan-yok-oldu/

[4] “Amazonlarda Orman Katliamları”, Yeni Yaşam, 24 Ağustos 2020, s.12.

[5] “TEMA: Çölleşiyoruz”, Cumhuriyet, 17 Haziran 2019, s.16.

[6] “Araştırma: Pasifik Okyanusu’nun Derin Çukurlarındaki Cıva Kirliliği Seviyesi Alarm Veriyor”, 2 Haziran 2021… https://www.avrupademokrat.com/arastirma-pasifik-okyanusunun-derin-cukurlarindaki-civa-kirliligi-seviyesi-alarm-veriyor/

[7] İsmail Arı, “Ağaç Kesimi 17 Yılda 5 Katı Arttı”, Birgün, 20 Aralık 2019, s.3.

[8] Hazal Ocak, “İşte Orman Gerçeği”, Cumhuriyet, 26 Mart 2021, s.16.

[9] Hazal Ocak, “Bitki ve Hayvan Türü Tehdit Altında”, Cumhuriyet, 19 Mayıs 2021, s.24.

[10] Şeyma Paşayiğit, “Felaket Raporu”, Cumhuriyet, 20 Temmuz 2019, s.16.

[11] Hazal Ocak, “Telli Turnam da Gidiyor”, Cumhuriyet, 5 Mart 2019, s.16.

[12] “Yırtıcı Kuşların Soyu Tehlikede”, Birgün, 11 Mart 2019, s.2.

[13] “169 Kuş Çeşidi 6-7 Çeşide İndi”, Birgün, 27 Ocak 2019, s.3.

[14] Yazgülü Aldoğan, “Marmara Öldü, Sıra İstanbul’a mı Geldi?”, Cumhuriyet, 3 Haziran 2021, s.5.

[15] “Yeni Bir Yok Oluş Dalgası Başladı: İnsanlığı da Tehdit Ediyor”, Cumhuriyet, 13 Temmuz 2017, s.18.

[16] Ergin Yıldızoğlu, “Dağılmanın Öbür Yüzü: Yok Olma Korkusu”, Cumhuriyet, 7 Ağustos 2017, s.9.

[17] “BM’den Acil Ekoloji Çağrısı: Çanlar Çalıyor”, Birgün, 25 Şubat 2021, s.4.

[18] “Karbon Salımında Rekor Yükseliş”, Birgün, 29 Kasım 2018, s.2.

[19] Zülal Kalkandelen, “Sahte Çevreciler”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.8.

[20] “Normalleşme ile Küresel Karbon Emisyonları Yeniden Artışa Geçti”, 2 Mart 2021… https://dokuz8haber.net/ekoloji-cevre/normallesme-ile-kuresel-karbon-emisyonlari-yeniden-artisa-gecti/

[21] Gökay Başcan, “Prof. Dr. Aykut Çoban: Sermayeyi Koruyarak Ekolojik Sorunları Çözemeyiz”, Birgün, 22 Şubat 2021, s.10.

[22] Özlem Yüzak, “İklim Grevi ve Ötesi…”, Cumhuriyet, 20 Eylül 2019, s.11.

[23] G20 ülkeleri arasında en çok karbon salımında -5 bin 88 ton karbon salımına yol açan- Türkiye 10. sırada. (Orhan Bursalı, “Cumhurbaşkanı Karbon Salımında 10. Lider”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2019, s.6.)

[24] “Atmosferde Tehlike Çanları”, Yeni Yaşam, 9 Şubat 2021, s.12.

[25] “Korkutan Açıklama: 200 Yıl Sonra İnsanlar Kendilerine Yer Arayacak”, Hürriyet, 11 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/korkutan-aciklama-200-yil-sonra-insanlar-kendilerine-yer-arayacak-40707176

[26] Zülal Kalkandelen, “Sahte Çevreciler”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.8.

[27] “Dünyanın En Büyük Buzulu, Eriyerek Yok Oldu”, 19 Nisan 2021… https://www.avrupademokrat.com/dunyanin-en-buyuk-buzulu-eriyerek-yok-oldu/

[28] “Alaska’daki Muldrow Buzulu Normalden 100 Kat Daha Hızlı Hareket Ediyor”, 17 Nisan 2021… https://www.avrupademokrat.com/alaskadaki-muldrow-buzulu-normalden-100-kat-daha-hizli-hareket-ediyor/

[29] Namık Alkan, “İklim Krizi de Etkileri de Kaçınılmaz Bir Gerçek”, Birgün, 24 Şubat 2021, s.13.

[30] “BM’den Acil Ekoloji Çağrısı: Çanlar Çalıyor”, Birgün, 25 Şubat 2021, s.4.

[31] “İklim Krizi Çağrısı”, Birgün, 1 Nisan 2021, s.4.

[32] “Şeytan Sıcakları Günlük Hayatın Bir Parçası Olacak”, Hürriyet, 27 Eylül 2017… http://www.hurriyet.com.tr/seytan-sicaklari-gunluk-hayatin-bir-parcasi-olacak-40591719

[33] Hazal Ocak, “Açlık Kapıda”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2018, s.16.

[34] “İklim Değişimi Gülümsetmeyecek”, Yeni Yaşam, 4 Kasım 2018, s.12.

[35] İklim krizi artık kapımızda. (Hazal Ocak, “Nil Ormanlı Balpınar: Çöpünü Tanı”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2021, s.13.)

İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tolunay, “İklim değişikliğinin ülkemizin en önemli beka sorunları arasında olduğunun kabul edilmesi ve acilen sera gazı salımlarının azaltılması gerekmekte” diyor. (Namık Alkan, “Prof. Dr. Doğanay Tolunay: İklim Krizinde Beka Sorunu”, Birgün, 20 Ocak 2021, s.14.)

İklim Değişikliği Performans Endeksi 2021 yayımlandı. 57 ülke arasında 42’nci sırada yer alan Türkiye’ye Paris Anlaşması’nı onaylama ve emisyon azaltım hedefini revize etme çağrısı yapıldı. (“Paris Anlaşması’nı Onayla”, Cumhuriyet, 26 Şubat 2021, s.16.)

[36] İbrahim Varlı, “Avrupa Kapitalizmi Yeşillendi”, Birgün, 1 Ekim 2019, s.5.

[37] Friedrich Engels, Doğanın Diyalektiği, çev: Arif Gelen, Sol Yay., 1970.

[38] Noam Chomsky&Robert Pollin C. J. Polychroniou ile birlikte, İklim Krizi ve Küresel Yeşil Yeni Düzen-Gezegeni Kurtarmanın Politik Ekonomisi, çev: Onur Orhangazi, Ütopya Yay., 2021, 189 sahife…

[39] Robin Leichenko&Karen O’Brien, İklim ve Toplum-Geleceği Dönüştürmek, çev: Onur Orhangazi, Ütopya Yay., 2021, 189 sahife…