psikolog

Şehir insanlarının daha sık yüzleştiği stres ile nasıl başa çıkılır? Bugünlerde en çok cevabı aranan sorulardan biri budur. Öncelikle stres nedir bunu tanımlayalım: Stres, duygusal ve fiziksel olarak hissettiğimiz gerginliğe denir. Stres altında kalmak ise sinirlilik, tahammülsüzlük, birdenbire öfke patlaması şeklinde görülür.

Fakat stres, esasında insanların yaşam mücadelesi için gereklidir. Bir anlamda stresin şöhreti kötü olsa da insana hayatta kalma becerisi veren bir vücut reaksiyonudur. Şöyle ki, strese giren insan, tehlikeden kaçar veya elzem yapması gerekenleri hemen yapar. Misal, sınava girecek bir öğrencinin sınav öncesi gecesi tüm kitabı ezberlemeye çalışma halini örnek verebiliriz. Stres insanın keyfine göre davranamamasını sağlar.

Stresli bir durum karşısında, beyinde bulunan amigdala bölümünün emriyle salgılanan kortizol hormonu (Stres hormonu) ile stres bedende kendisini gösterir. Amigdala, kişiyi kaç ya da savaş talimatı ile yönetir. Aşırı kortizol hormonu salınımı kişide birçok olumsuz durum ortaya çıkartır, örneğin, kronik yorgunluk, baş ağrısı, uykusuzluk, hipertansiyon, depresyon, mide rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflığı ve yavaşlayan metabolizma gibi benzeri…

Stresli durumlardan insan bir yere kadar kaçabilir fakat birey bilinçli tercihleriyle bu durumu yönetebilir. Öncelikle ilk olarak kendimizi gözlemlemeliyiz, bizi strese sokan, rahatsız eden iç uyaranları ve dış uyaranları bilmeliyiz. İç uyaranlara örnek vermek gerekirse, yaşanmış ya da yaşanmamış fark etmez bir durumu aklımıza getirip üzülmek, değersiz hissetmek, korkmak gibi benzeri olarak düşünebiliriz. Dış uyaranlar ise, bulunduğumuz yerin gürültülü olması, insanların bağırması, aşırı ışıklı, kötü kokulu olması durumları ile açıklayabiliriz.

Bizi rahatsız eden iç uyaranlar veya dış uyaranlar ile iletişimi kesmeliyiz. Bunun için de stresimizi arttıran ve tetikleyen durumları keşfedip, daha az durumla karşılaşmak için önlemlerimizi almalıyız. Mesela, sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı azaltabilir, onun yerine size zevk veren bir video ya da film izleyebilirsiniz veya kitap ya da dergi okuyabilirsiniz. Hatta yazabilirsiniz, illa yazar olmanıza gerek de yok, günlük tutar gibi yapabilirsiniz. Eğer çalışan bir kişiyseniz, sorumlu olduğunuz elektronik postalara cevaplar, sunumunu hazırladığınız toplantılar ya da günü ve saati önceden belirlenmiş proje yetiştirme çabasında olabilirsiniz, bu görevler gün içinde sizi yeterince alarm halinde tutarken, bir de üstüne aksilikler, kişiler arası bitmek bilmez talepler ve anlaşmazlıklar sizi tüketmenin eşiğine getirir.

Tabi böyle kişilerin, trafikte geçirdikleri sürelerin, geçim sıkıntılarının veya genel sorumluluklarının, iş yerinde olduğundan daha fazlası ile karşılaştıklarını da ayrıca belirtmek gerekir. Bu rutinde beynimize gelen uyaranları kesmek için, beynimizi iş sonrası dinlendirmeliyiz. İş çıkışı eve gitmeden sakin bir yerde oturabilir, müzik dinleyebilir bu sırada hiçbir şey düşünmeden sadece kahve ya da çay içerken, içeceğinize ya da yediğinize odaklanın, gözlemleyin, nasıl bir tat ağzınızda bıraktığına bakın, yutarken içinize doğru süzülüşüne odaklanın ve rengine, şekline bakın yani başka bir şeyin zihninizden geçmesine odaklanmadan duruma odaklanın. Bu hiçbir şey yapmama haline daha fazla örnekler verecek olursak, çimlere uzanabilir, denizi veya suyu seyredebiliriz. Açıkçası “Hiçbir şey” yapmamayı sadece “Şimdi ve burada” neler oluyor durumuna odaklanmalıyız. Geçmişin tarih olduğunu, geleceğin bilinmez olduğunu ve bugünün bir hediye olduğunu bilerek yaşayıp ve bu hali sürekli hatırlamalıyız.

Zihnin dinlenmeye ihtiyacı vardır. İş çıkışı hemen televizyon seyredeyim, video oyunları oynayayım, sosyal medyada vakit geçireyim veya yarının işlerini hemen yapayım dememelisiniz. Bu durum sizin stresli olma halinizi şiddetlendirir. Dinlenmeyen beynin odaklanması zor olur, dikkat eksikliklerinin çoğu yorgun ve dolu zihnin ürünüdür. Sinirli olma halinizden ve sürekli bedensel yorgunluk veya önemli bir hastalığınız olmadan ağrılarınızdan şikayet ediyorsanız, bedeniniz sizi yatağa düşürerek dinlendirmeye çalışıyor demektir. Bu nedenle, günün yorgunluğunu arada bir durarak atabiliriz. Durmak zihin için gerekli bir eylemdir.

İngiliz filozof, yazar Bertrand Russell önemli kararları almadan evvel uzun yürüyüşler yaptığını ve bu, açık havada yapılan eylemin onu çok rahatlattığını söyler. Hareket etmek bedende biriken statik elektriği ve gün içinde biriktirdiğimiz toksinleri atmamızı da sağlar. Kısa mesafeleri vasıtalar ile değil yürüyerek kat etmeliyiz. Metabolizmayı hızlandırmak için gün içinde düzenli hareket etmek gerekir. Kişinin bedenin güçlenmesi, zihinsel olarak da modunu olumlu anlamda etkiler. Egzersiz sırasında endorfin hormonu salgılarız, bu hormon da günlük hayatın getirdiği zorluklar ile baş etme ve stresin azalmasında önemli bir etkiye sahiptir. Bedensel olarak da yorulan kişi çok kolay uykuya geçer. Zihinsel olarak yorgun ama bedensel olarak yorgun değilseniz uykuya geçmek zor olacaktır.

Spor yapma halinde iseniz yarının ya da üç gün sonranın sorumluluklarını düşünmeyin, böyle bir durumda “Şu an neyle ilgileniyorsam, yaptığım aktivite dışında hiçbir şeyi düşünmeyeceğim, yarınki ben, yarın olacak olan işi, toplantıyı ya da her ne ise onu düşünsün” demeliyiz. Anlık etkileşim halinde kalmak kişinin stres halinde kalmasını engeller.

Gün sonu gününüzü gözden geçirin, örneğin, yaptıklarınızı, karşılaştıklarınızı (Ne sizi iyi hissettirdi? Ne sizi kötü hissettirdi?) düşünün ve birden beşe kadar duruma puan verin. Burada bir en kötü, beş ise en iyi olarak değerlendirin. Kendinizi yani duygu ve davranışlarınızı gözlemlemek size farkındalık kazandıracaktır. Ancak tespit ettiğiniz bir şeyin çözümünü bulabilirsiniz. Durumlar karşısında belirlediğiniz davranışı neden seçtiğinizi düşünün. Bir başka şekilde davransaydınız sonuçları ne olurdu diye hayal edin. Bu size başka bakış açıları da geliştirmenizi sağlayacaktır. Çünkü bazen stresli durumdan dolayı değil, strese karşı verdiğimiz yanıttan dolayı durumu kötü hale getiririz.

Kişinin kendisini tanıması ve hayata karşı kendini konumlandırması bir anlamda neyi isteyip neyi istemediğini bilmesi, bireyin kendisini geliştirmesini, yaşamdan beklentisini ve hayata verebileceklerini anlamasını sağlar. Birey, kendi tecrübeleri ve başka insanlardan edindiği deneyim transferleri ile duruşunu belirler. Bu hal de kişinin yönünün ve kapasitesinin ne olduğunu belirleyerek uzun vadeli bilinmezlik içinde strese girmesini engeller.

Stresin altında kalmanın başka bir sebebi de olayları anlatırken veya hatırlarken ilk halinde olduğu gibi yaşayıp, hissetmenizdir. Burada yapılması gereken üçüncü bir kişinin gözü ve algısıyla durumu gözlemleyen biri gibi aktarmaktır. İşte o zaman korkuya veya üzüntüye sevk eden duygulara girmemiş oluruz. Yaşadığımız, geçmiş tüm anılarımıza kuş bakışı bakıp, sanki başkasının başına gelmiş gibi düşünerek hatırlamalıyız. Bilmeliyiz ki o durum geçti ve bize bir şey öğretti. Ayrıca dünya üzerinde bulunan her insanın kendisine göre, üzüntüsünün, hayal kırıklıklarının, endişelerinin, korkularının olduğunu bilmeliyiz. Sanki dünyada bizim dışımızda bulunan insanların çok rahat yaşamları olduğunu ve bizim kadar acılı bir hayatı olmadığını düşünerek yaşamak “Kurban psikolojisi” anlayışı ve tamamı ile bilgisizliktir. Misal, 2500 yıl önce başladığı tahmin edilen kadınların acılı sünnet edilmesi geleneği, birçok Afrika ülkesinde hala sürdürülmektedir. Doğduğu yer kaderi olan ve o hayat dışında seçeneği olmayan insanların yaşamlarını ya da savaş olan bir ülkede doğduğunuzu düşünüp, tekrardan sizi stres içinde tutan olaylar ile bu örnekleri lütfen karşılaştırın.

Hayatın her türlü durumu getirebileceğini ve bununla nasıl baş edeceğini seçen insan güçlüdür ve yaşamını her ne olursa olsun şikayet etmeden, kendi sorumluluğunu alarak sürdürür.