Şili’de seçimleri 35 yaşındaki solcu aday Gabriel Boric kazandı
Fotograf: Birgün Gazetesi

PABLO ABUFOM


Geçen hafta, Şili halkı kapsamlı yapısal reform ve neoliberalizme son verilmesi yönünde oy kullandı. Bu, Augusto Pinochet’nin diktatörlüğünün sona ermesinden bu yana Solun en büyük zaferlerinden biri.


Sadece iki yıl önce birileri, Şili’deki Solun bugün ülkenin Pinochet diktatörlüğünden demokrasiye geçişinden bu yana en büyük siyasi zaferlerinden birini kutlayacağını söyleseydi, pek çoğu bir duraksardı. Ama ne var ki, işte şimdi buradayız.

15 ve 16 Mayıs’ta yerel ve bölgesel görevler ile Anayasa Konvansiyonu üyeleri için yapılan seçimler, Şili’deki ulusal siyasi manzarayı tamamen değiştirdi. Başkan Sebastián Piñera’nın etrafında toplanan Sağ, büyük bir darbe aldı ve iktidardaki merkez koalisyon Concertación olağanüstü bir şekilde çöktü. Sol ve toplumsal hareketler, bir dizi kilit önemdeki siyasi makamı ve belki de en önemlisi, Şili’nin yeni anayasasını hazırlamaktan sorumlu mecliste çoğunluk temsilini kazanarak oyları silip süpürdü.

Belediye başkanları, belediye meclisleri, bölge valilikleri ve Anayasa Konvansiyonunu belirleyen iki günlük mega seçim, etkisi gelecek on yıllar boyunca yankılanacak bir kilometre taşıdır. Sol, önemli bir temsil kazanarak, 18 Ekim 2019’da patlak veren halk isyanının ilan ettiği radikal değişim vaadini yerine getirdi. En önemlisi, diktatörlük sonrasında merkez Sol, Sağ ile ordunun ortaklığında kurulan Şili’nin mevcut geçiş rejiminin ömrünün dolduğuna dair açık bir mesaj gönderildi.

Sol partiler Frente Amplio ve Şili Komünist Partisi, yerel ve bölgesel yönetimlerde kendine büyük yer açtı ve Anayasa Konvansiyonunda çok sayıda sandalye kazandı. Özellikle feminist ve çevre hareketleri ile İlk Milletler ve Yerli halklardan temsilciler gibi partisiz sol adaylar da önemli siyasi görevler kazandılar ve Anayasa Komisyonuna birkaç temsilci gönderecekler. Neticede, neredeyse bir gecede, sol kanat, on yıllardır neredeyse tamamen dışlanmış olduğu bir arena olan kurumsal siyasette önemli bir zemin kazandı.

Bu arada, geleneksel Şili siyasi eliti, hâlâ sersemlemiş halde, seçim yenilgisiyle ilgili kendi anlatısını ortaya koydu: Bu, siyasi sınıfa, halkla temasının kesildiğine dair bir “mesaj”dı.

Ancak geçen haftaki seçim sadece protesto oyları üretmedi. Daha çok, Şili halkı, sosyal hakları garanti eden doğru ve yerinde bir program ve neoliberalizme son verilmesi için oylarını kullanmak üzere sandık başına gitti.

Yeni Bir Anayasaya Doğru

Şili’nin yeni bir anayasaya giden yolculuğu kolay geçmedi. 15 Kasım 2019’da, Ekim ayındaki halk isyanını yatıştırmak amacıyla, Komünist Parti hariç tüm Şili siyasi partileri, Sosyal Barış ve Yeni Anayasa Anlaşması ‘nı imzaladı. Protestoları yatıştırmayı amaçlayan anlaşma, güç durumdaki Piñera yönetimi yönetimine geçici bir nefes aldırdı, ancak aynı zamanda, Pinochet döneminden miras kalan Şili anayasasının yeniden hazırlanması için tarihi bir süreci başlattı.

2020 ulusal plebisitinde yüzde 78’lik ezici bir çoğunlukla onaylanan Anayasa Konvansiyonu, yeni anayasa taslağının hazırlanmasından sorumlu seçilmiş bir komisyon. Şili’nin yeni Magna Carta’sını yazmaktan sorumlu olacak komisyon, 77 kadın ve 78 erkek 155 üyeden oluşacak. Komisyon, sosyal haklar, devletin rolü ve ülkenin özel mülkiyet rejimi gibi temel konularda karar verecek.

Yasama organı tarafından oylanan anayasa reformuna göre, Komisyon’da önerilen herhangi bir yasanın üçte iki çoğunluk desteği alması gerekiyor. Üçte bir azınlığın herhangi bir öneriyi engelleyebilmesi, azınlığın bu veto yetkisinin daha radikal önerilere karşı en azından bir savunma kalkanı görevi görebilmesi nedeniyle, bugüne kadar Sağ için rahatlatıcı olmuştu. Ancak, Sağın gerekli yüzde 33’lük temsili elde edememesiyle, artık teklifleri engelleme yetkisi bile yok.

Konvansiyonun ilk oturumuna kadar geçecek haftaların ittifak oluşumlarıyla yoğun geçmesini bekleyebiliriz. Genel olarak, merkez Sol ve Sol’un birlikte sağ hükümete karşı ezici bir çoğunluk muhalefeti oluşturduğu söylenebilir, ancak oy bloklarının nasıl oluşacağını göreceğiz. Olası bir senaryo, ittifakların üç gruba ayrılmasıdır: Sağ ve merkez sağ (Piñera’nın Şili Vamos’u ve Concertación’un sağ kanadı dahil), merkez sol (Sosyalist Parti ve diğer reformist partileri içerir) ve Sol (Komünist Parti, Frente Amplio ve bağımsız sol ve Yerli temsilcilerden oluşur). Bu senaryoda, Sol blok salt çoğunluğa (%50,3) sahip olacak ve üçte ikilik barajı aşmak için ılımlı Sol ile diyaloga ihtiyaç duyacaktır.

Sol söz konusu olduğunda, oy blokları yekpare bir çoğunluk oluşturmayabilir – bazı toplumsal hareketler ve Yerli gruplar hala siyasi sürece karşı temkinli. Ancak geniş bir anti-neoliberal solun elinde, Anayasa üzerinde etkisini göstermek ve henüz başlamakta olan bir siyasi dönemin müzakere şartlarını belirlemek için tarihi bir fırsatı var.

En şaşırtıcı sonuçlardan birisi, bağımsız sol ve toplumsal hareketlerin Anayasa Konvansiyonu’nda birçok sandalye kazanması oldu. Feminist adayları “biri girerse hepimiz gireriz” sloganı altında birleştiren Çokuluslu Feminist Kurucu Platform, beş sandalye kazanarak sloganını hayata geçirdi. Ekim isyanının isyancı ruhunu kanalize eden Halk Listesi adıyla anılan grup, eski Concertación’un birçok partisini geride bırakarak yirmi altı sandalye kazandı. Yerli halklara ayrılan on yedi koltuktan yedisi Mapuçe liderlerine gitti.

Eksiklikler ve Engeller

Coşkuyla birlikte, Şili’deki son seçimler yanıtlanması gereken bir dizi soruyu da gündeme getiriyor. Belki de en acil mesele, 25 Ekim 2020’deki Anayasa Plebisiti’ne büyük kitlesel katılım olmasına karşın, seçmen katılımının neden bu kadar düşük olduğunu (yaklaşık yüzde 43.4) anlamak.

Ayrıca, ülkedeki ana seçim bölgelerinden birinde, parti listelerini bireysel oylara göre ayrıcalıklı kılan, D’Hondt adı verilen bir seçim yöntemi nedeniyle dört feminist aday Konvansiyon dışında bırakıldı. Buna ek olarak, zorunlu toplumsal cinsiyet eşitliği yasaları çelişkili bir şekilde bazı kadın adayların erkek meslektaşları lehine liste dışı kalmasına neden oldu. Coordinadora Feminista 8M’nin bir temsilcisi olarak Konvansiyon’a seçilen Alondra Carrillo’nun Jacobin’e söylediği gibi, eşitlik yasaları genellikle “kadınların çoğunluk olduğu bir zamanda erkeklerin varlığını yeniden öne sürmek için bir tavan ve bir dışlama biçimi olarak” işler.

Konvansiyonda sandalye kazanması beklenen başka toplumsal güçler de dışarıda kaldılar. Birleşik İşçi Merkezi temsil hakkı kazanamadı ve yıllardır yeni bir sosyal güvenlik sistemi için mücadele eden Coordinadora Nacional NO+AFP’den birçok aday göstermesine rağmen yalnızca bir sözcü seçildi.

Seçim, tüm toplumsal hareketler için büyük bir zafer de değildi. Daha yeni hareketler – feminist ve LGBT grupları, çokuluslu bölgeler, ekolojistler ve öğrenciler – oldukça iyi performans gösterse de, örgütlü emek düşük performans gösterdi.

İlk oturumuna sadece haftalar kala, Konvansiyonun ilk büyük savaşı usul kuralları etrafında dönecek. Burada esas gerilim, 15 Kasım anlaşmasının şartlarına tam olarak saygı gösterilmesini isteyen muhafazakar kesimler ile bu şartlara antidemokratik oldukları gerekçesiyle meydan okuyan Sol kesimler arasındadır. Spesifik olarak Sol, üçte iki çoğunluk şartı ve müzakereler üzerinde halkın etkisinin olmaması gibi resmi sınırlamalara meydan okumak ve uluslararası ticaret anlaşmaları gibi daha önemli sosyoekonomik sorunları tartışmaya sokmak isteyecektir.

Çoğunluğa sahip anti-neoliberal kanat, Konvansiyon şartlarını dikte etme potansiyeline sahiptir, ancak bunu yapmak için Sağ ve Concertación’un birleşik güçlerinin kaçınılmaz tepkisi karşısında geri adım atmaması gerekiyor.

Geleceği Belirlemek İçin Tarihi Bir Fırsat

Önümüzdeki haftalarda takip edilmesi gereken diğer kilit nokta, en büyük iki sol parti, Komünist Parti ve Frente Amplio, arasında kurulan ittifak olacaktır. Her iki parti de son seçimlerde belediye başkanları ve eyalet valiliklerini alarak tarihi zaferler elde etti ve birlikte Konvansiyon’daki en büyük sol bloğu oluşturdular.

2017’deki kuruluşundan bu yana, Frente Amplio, Şili’de ilerici, gençlerin önderliğindeki siyasetin önemli bir canlanışını harekete geçirdi. Ancak, bazılarına göre daha radikal bir yaklaşıma ihtiyaç duyulurken, yönetilebilirlik ve müzakerelere daha yüksek bir öncelik vererek, geçiş dönemi siyasetinin hüküm süren modeline giderek daha fazla boyun eğdi. (Örneğin, Frente Amplio, Piñera’nın Toplumsal Barış Anlaşmasını imzaladı.)

Daha deneyimli Komünist Parti, kilit alanlarda merkez sol ile işbirliği yapma konusunda usta olduğunu gösterirken, yine de gerektiğinde güçlü bir anti-neoliberal duruş sergiledi. Konvansiyon’da geniş bir anti-neoliberal çoğunluğun oluşmasının anahtarı olan iki parti, sekter eğilimlerin üstesinden gelmeli ve Şili solunun parti saflarından çok daha geniş olduğunu kabul etmelidir.

Şili solunun karşı karşıya olduğu zorluklar çok sayıda, ancak fırsatlar da öyle. Sol, daha fazla sosyal haklar veya yaşam koşullarında acil iyileştirmeler için tipik taleplerden çok farklı olan, ortak bir feminist ve anti-kapitalist program etrafında birleşmeye hiç bu kadar yakın olmamıştı. Sol, Anayasa Konvansiyonu’nu başarıyla Ekim 2019’daki isyanlar için bir mecraya dönüştürdü; şimdi iktidar kulislerinde manevra yapmak ile işçi sınıfının çıkarlarına hizmet edecek geleceğin toplumuna ilişkin net bir vizyonu sürdürmek arasında bir denge kurması gerekiyor.

Kısacası, Şili solu isyanın gücünü gösterdi ve şimdi en büyük sınavıyla yüzleşmek zorunda: iktidarın dizginlerini alıp Pinochet’den miras kalan ekonomik sisteme olan itirazı tamamen farklı bir toplum için çoğunluğun desteklediği bir harekete dönüştürebilir mi? Bağımsız sol ve toplumsal hareketlerin – özellikle çokuluslu feminizmin – aktif katılımını sürdürmek, örgütlü ilerici partilerin başarısı için temel olacaktır. Şili’nin (ve Latin Amerika’nın) Feminist Genel Grevi, son yıllardaki en önemli siyasi olaylardan biri olmuştur; eğer bu, diğer ilerici güçler tarafından dışlanacak olursa, ilerici bloğun en açık anti-kapitalist akımının öncü gücünü zayıflatacaktır.

Son olarak, Solun tarihsel fırsatını yakalaması için, Anayasa Konvansiyonu içinden baskı yapmaktan daha fazlasını yapması gerekecek. Solun çeşitli kesimleri ve toplumsal hareketler, Konvansiyonu “kuşatmak” ve sürecin halkın iradesini es geçmemesini sağlamak için sokakta halk seferberliği çağrısında bulundu. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda Şili sokakları, anayasal süreci harekete geçiren aynı halk iradesinin bir ifadesi olacaktır.

Konvansiyon halkın katılımına açılmalı, halk kesiminden gelecek teklifler ve müzakereler için alan bırakılmalıdır. Konvansiyon’un kapsamını aşan siyasi talepler için bile, bugün, özellikle Mapuçe topraklarında devlet destekli terörizme son verilmesi ve Şili’de neoliberal otoriter rejime meydan okumakta önemli bir rol oynayan işçi sınıfı kurumlarının güçlendirilmesi için baskı yapma zamanıdır.

Şili, 1980’in neoliberal ve antidemokratik anayasasını sona erdirmek için kararlı bir adım attı. Bundan sonraki adımları, halkın ve işçi sınıfının önderliğinde toplumun kapsamlı bir yapısal dönüşümüne doğru olmalıdır. Anayasa Konvansiyonu ilerledikçe önümüzdeki iki yıl içinde olacaklar, gelecek yıllar ve on yıllar için geleceğin siyasi hatlarını belirleyecek.

Pablo Abufom, Universidad de Chile’den bir çevirmen ve felsefe ustasıdır. Posiciones, Revista de Debate Estratégico’nun editörüdür; Centro Social y Librería Proyección’un kurucu üyesi; ve Jacobin América Latina’nın editoryal kolektifinin bir parçasıdır.

Bu makale Jacobin’de yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş