evlilik

Evlilik birliği ile hayatını birleştiren kişilerin birbirlerinin sosyal, ekonomik, kültürel olanaklarından faydalanması ya da fayda sağlaması evlilik birliğinin gereğidir. Bir sohbet arasında, Sağlık sigortası olmadığını söyleyen bir kadına neden sağlık sigortanızı yaptırmadınız demiştim oda şöyle demişti; otuz yılı aşkın evli kalıp ayrıldığım eşim bana ‘’senin sigortan benim’’, derdi, sigorta yaptırma arayışımı gereksiz bulurdu. Ona güvendiğim için ben de yapma gereği duymadım demişti.

‘’Senin sigortan benim’’ diyen adam, (koca) yok artık hayatımda, benim de sigortam yok. Bu sohbet kafam da kocaman bir soru işaretine neden olmuştu. Evlilik, bir kadın ya da erkek için olmazsa olmazlalar arasında mıdır? Güvence veya güven kurumumudur? Diye kendimce muhakeme yapmıştım. Evlilik kadın için güvenceli bir hayat sigortası değilmiş bu örnekte görmüş olduk.

Annem 70 lı yıllarda 14 yaşında evlenmiş bir kadın. O dönemler de kadınların, özelliklede kırsal kesimde ki kadınların ezici çoğunluğunun evlenme yaşı bu civarlardır.

On lu yaşlarını aşıp evlenmeyen kızlara, ‘’evde kalmış’’ gibi, hor gören sıfatlar kullanılırmış o dönemlerde, halende bitmiş değil. Bu sıfatın amacı; evlenmeyen, evliliği isteyerek, ya da istemeyerek geciken kadınları bilinçli ya da bilinçsizce evliğe teşvik etmek, evlenmeyenleri de cahilce bir üslupla yaftalamaktır.

Bu bağlamda annem demişken bazen evlilik hakkında, özellikle onun döneminde ki evlilikler hakkında konuşurken annem bir defasında şöyle demişti; evlendiğimiz zaman elimizi, ayağımızı ‘’kurbanlık koyun’’ misali kınalayıp, çocuk yaşlarımızda Ailemiz tarafından, hiçbir duygusal, düşünsel, kültürel, bağımız olmayan kişilere evlilik adı altında veriliyorduk. Ana kuzusu denilecek yaşta ailemizden ayrılıp kilometrelerce uzaklara götürülürdük, o zamanlar ulaşım ve iletişim araçları şimdiki kadar yaygın değilmiş, giden küçük kızlar aylarca belki de yıllarca ailelerini görmeden yaşarlarmış, kutsal evlilik kurumunda. Beyaz gelinliği ile gönderilip, beyaz kefen giyene kadar, düşüncesi ile kız çocukları ‘’El kapısında’’ kalırmış.

Kız çocuklarının ellerini, ayaklarını kınalayıp süsleyip, püsleyip kurbanlık koyun misali evliliğe gönderme âdeti değişim arz ederek, yine de aynı heves ve heyecanla devam etmekte. Bu söylemlerden evlilik kötüdür gibi bir algı oluşturma amacında değilim elbette. Amacım pek matah görülen evlilik kurumunun kadın, erkek, çocuk üzerindeki etkileri, kazandırdıkları ve kaybettiklerini anlamaktır.

Evlilik; sosyal, duygusal, akıl sahibi bir varlık olan insanoğlunun karşılıklı birlik, beraberlik, saygı, sevgi anlayış düşüncesi ile yeni bir hayata, birlikteliğe başlayıp, çocukların da olduğu bir kurumdur.

Geçmişte de var olan aile içi şiddet, günümüzde dozunu arttırarak devam etmekte, Evlilik kurumunun içinde gittikçe artan, psikolojik, ekonomik, fiziksel şiddet ve bunların sonucunda oluşan cinayetler nedeniyle, evlenme, aile, yuva kurma gibi kavramlar artık güven veren vasıflarını yitirmiş, güvensizliğin, şiddetin, cinayetlerin, vahşetin tavan yaptığı bir yapı haline gelmiştir.
Kadınlara başta olmak üzere, çocuklara yönelikte artan, Erkek şiddeti ve sonucunda gelişen cinayetlerin, ayyuka çıktığı son yıllarda, evlilik kurumu işlevini yitirmiş, gereksiz, sorun üreten bir unsur haline gelmiş gibi görünüyor.

Evlilik (Aile) içi şiddet konusu derin, geniş analiz, inceleme, mülakat, anket çalışmalarını gerektiren ciddi bir konu, bu sebepten toplum doktorları ‘’Sosyologlar’’ başta olmak üzere bu alanla ilintili diğer bilim dalları el birliği ile bu cinayet, şiddet, güvensizlik üreten kuruma derinlemesine el atmalıdırlar. Sağlıklı birey, sağlıklı aile, sağlıklı toplum için hastalığın sebebi bulunmalı, gerekli reçeteler yazılıp konunun muhatabı kurum sahiplerine ulaştırılmalıdır.

Velhasıl Kelam: kadınlar bilmeli ki; erkeklerde kadınlar gibi insani vasıflar taşıyan bireylerdir. Erkeklere kaldıramayacakları misyonlar yükleyip, hayaller kurmayın, hayal kırıklıklarının sonu kötü oluyor. Kendisini yetiştirememiş kadın veya erkek kimseye ilaç olamaz. Hayat gerçektir, bu realiteyi göz önüne alarak hayata hazırlayın kendinizi. Güzel cafcaflı laflar, gülümsemeler, anlık ve küçük mutluluklardır. Onlar hayatın gemisini yürütmeye yetmez. Kadın ya da erkek kendisine ne katmışsa o kadarını size verir, fazlasını veremez.

Güzel bir alıntı ile cümlelerimi sonlandırmak istiyorum:

BÜTÜN KADINLAR EVLENMEK VE ANNE OLMAK
ZORUNDA DEĞİLDİR…
Bu bir seçimdir ve herkes bu seçimi yapmak zorunda değildir.
Kız çocuklarımızı gelin olma hayaliyle yetiştirip kodlamayalım,
İyi bir eğitim görmeleri ve kendi ayaklarının üzerinde
Durmayı öğretelim.
Evliliği her zaman yapabilirler ama hayatı geri saramazlar.
Hiç geçmişe bakıp neden daha erken evlenmemişim diyen
bir kadın gördünüz mü?
Neden eğitimimi yarıda bıraktım diyen kadınlarla dolu ortalık.
Evlilik kadın için güvenceli bir hayat sigortası değildir.
Bir erkeğe bağımlı yaşamak hiç değildir.
Sevgiye saygıya, aşka, sadakate “evet”
Bağımlılığa esarete “hayır” demeyi öğretelim.
Bırakalım artık annelerimizden öğrendiklerimizi,
Evlilik kutsal falan değildir, insandır kutsal olan ve insanın
İnsanca yaşama hakkı…
Ancak o zaman gelişmiş bir toplum oluruz..
Güzin Yeğin.