ekonomi

Nihayet işsizlik oranında beklenen artış görüldü. Çok uzun zaman kamuoyunda tartışmalara neden olan işsizlik oranındaki düşüş, Haziran 2020 verilerinde tersine dönerek arttı. Mayıs ayında %12,9 olan işsizlik oranı haziran ayında %13,4’e çıktı.

Yine aynı dönemdeki istihdam oranı ise % 42,4 seviyesinde gerçekleşti. Mayıs ayında bu oran % 41,4 idi.  Elbette Türkiye gibi tarımsal nüfusun yüksek düzeylerde olduğu ve bu sektörde yer alan nüfusun hızlı bir dönüşüm yaşadığı bir ülkede, tarım dışı olarak hesaplanan işsizlik oranı da çok daha yüksek seviyelerde seyretmeye devam etmekte. Mayıs ayında %15,2 olan bu oran, haziran ayında %15,9 seviyesine çıkmış.

Göstergelerde olumlu olan bir gelişme ise, mayıs ayındaki % 47,6 olan iş gücüne katılım oranının haziran ayında % 49’a çıkmış olmasıdır. Elbette ekonominin haziran ayında açılmış olması iş gücüne katılım oranındaki bu artışta etkili olabilecek önemli bir neden. Ancak mayıs ayında 3,8 milyon kişi olan işsiz sayısının da haziran ayında 4,1 milyona çıkmış olması da iş gücüne katılımdaki bu artış ile birlikte dikkate alınması gereken bir gerçektir. Diğer bir deyişle bu iş gücüne katılan bir grubun işsiz kalmış olma ihtimaline işaret etmektedir.

Öner Günçavdı - Yazarın Kitapları
Yolun Sonu: Türkiye’nin Büyüme, Faiz Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi, Öner Günçavdı

Haziran ayı iş gücü göstergeleri birbirinden değerli birçok iktisatçı ve gazeteci tarafından yorumlandı. Bu yorumlardan farklı olarak, içinde bulunduğumuz salgın sürecinin yaratmış olduğu olumsuz etkilerin iş gücü piyasasındaki göstergeler üzerinden de gözlenebildiğini ifade etmek çok abartılı bir yorum olmayacaktır. Bu bağlamda ülkemizdeki iş gücü piyasasında önem arz etmeye başlayan birkaç noktaya değinmekte yarar var. Özellikle bunlardan bazıları konjonktürel faktörlere bağlı olarak gelişirken, birçoğu da yapısal bir özellik arz etmektedir. Bunlardan birkaçını Haziran 2020 iş gücü piyasası göstergeleri ışığında sırasıyla ele almakta fayda var.

  1. Ülkemizdeki iş gücü piyasasının en temel sorunlarından biri istihdam oranının düşüklüğü ve bunun giderek düşmekte olduğudur. İstihdam edilen 26 milyon 62 milyon olan ülke nüfusuna bakmaktadır. Dolayısıyla istihdam oranının arttırılması Türkiye için önem arz eden bir konudur.
  2. Ülkemizdeki 4 milyonu aşkın işsize yoğunlaşırken, ekonomide geçici olarak istihdam edilen çok büyük bir kitlenin varlığı ihmal edilmektedir.  Haziran verilerinde bu miktara 1,8 milyonu aşmaktadır ve bu şekilde istihdam ekonomideki konjonktürel dalgalanmalardan en çabuk etkilenen gruptur.  Bu, bir bakıma kalitesiz istihdam veya Medyascope TV’de birlikte Ağır Ekonomi programını hazırlayıp sunduğum Prof. Dr. Haluk Levent’in deyişiyle “eğreti istihdam” durumunu oluşturmaktadır. Özellikle pandemi koşullarında bu grupta yer alan insanlar en yüksek işsiz kalma riskine maruz kesimi oluşturmaktadırlar. Bu insanların bazen umutlarını yitirerek işgücü piyasasından çıkmaları da mümkündür. Dolayısıyla ülke ekonomisindeki önemli sorunlardan biri geçici istihdam miktarını azaltacak tedbirleri almaktır.
  3. En son açıklanan verilere göre, haziran ayı itibariyle 15-24 yaş grubu arası gençler arasındaki işsizlik oranı % 26,1 mertebelerine ulaşmıştır. Mayıs’ta bu oranın % 24,9 olduğu düşünüldüğünde, gençler arasındaki işsizliğin çok kısa sürede büyük artışlar kaydettiği düşünülebilir. 4,1 milyon işsiz içinde işsiz kalmadan önce eğitimine devam edenlerin oranının %10 mertebelerinde olduğu görülürken, bunların büyük çoğunluğunun gençlerden oluşmuş olabileceğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Özellikle iş gücü piyasasına ilk girişte çok büyük güçlükler çeken genç nüfusun, mevcut sisteme olan inançları bu şekilde giderek zayıflamaktadır. Zira ne eğitimde, ne de istihdamda yer almayan genç nüfusun oranı haziran ayında % 29,3 seviyesine çıkmıştır.  Bir önceki ay bu oran % 29,1’di. Bu, çözüm bekleyen bir başka yapısal meseleye işaret ederken, aynı zamanda gelecekte iş gücüne katılım oranın düşmesine yol açabilecek potansiyel bir problem kaynağını göstermektedir.
  4. Haziran 2020 bülteninde açıklanan 4,1 milyon işsizin % 18,5’inin işlerinden çıkarılmaları nedeniyle işsiz kaldıkları anlaşılmaktadır. Bir önceki ay % 20,1 seviyesinde olmasına rağmen, bu oran oldukça yüksek bir orandır ve ekonomideki olumsuz konjonktürel koşulların iş gücü piyasasını etki düzeyi bakımından bize bir fikir vermektedir.  Dahası geçen yılın aynı ayına göre işten çıkartılan iş gücü miktarındaki artışın % 37,9’dur.  Bu artış 2020 yılının içinde bulunduğumuz özgün koşullarının bir sonucu olduğu düşünülebilir.
  5. Ülkemizde hakim olan mevcut konjonktürün niteliği hakkında fikir edinebileceğimizi bir diğer gösterge de, iş yerlerinin kapanması neticesinde işsiz kalan 238 bin kişinin toplam işsizlerin %5,8’ine ulaşmış olmasıdır.  Daha da önemlisi bu oranın, geçen sene aynı döneme göre % 20’lik bir artışa neticesinde elde edilmesi dikkate değerdir. Büyük ihtimalle Covid-19 salgının yol açtığı olumsuz ekonomik koşulların bu oranın artışında rol oynadığı düşünülebilir.
  6. Son zamanlar iş gücü istatistiklerinin güvenilirliği hakkında tartışmaların nedenini teşkil eden “iş bulma ümidini yitirenlerin” sayısındaki artış haziran verilerinde de dikkat çekmektedir. Buna göre haziran ayı itibariyle ülkemizde iş arayıp çalışmaya hazır 4,5 milyonluk bir nüfus var.  Öte yandan işg ücüne dahil olmayan 31,9 milyonun %4,3’ü, diğer bir deyişle 1,3 milyon kişi, iş bulma ümidini yitirmiş durumdadır. Geçen senenin aynı dönemine göre, bu %136’lık bir artışa işaret etmektedir.

TÜİK’in en son açıkladığı işgücü göstergeleri, Türkiye ekonomisinin yapısal olduğu kadar, ekonominin içinde bulunduğu koşulların etkisi altında olduğunu göstermektedir. Özellikle haziran ayında ekonominin açılmasını iş gücü göstergeleri üzerinde olumlu bir etki yarattığını düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Ancak bu etkinin sürdürülebilirliği önemli bir endişe kaynağıdır.  İşten çıkarmanın yasaklanması ve uygulanan genişleyici kredi politikaları ile iflasların ertelenmesi de elde edilen sonuçlarda önemli faktörler olarak düşünülebilir. 

Ancak bugün itibariyle salgının ülkemizde ve dünyadaki olumsuz seyri, aşı geliştirme çalışmalarındaki belirsizliğin bir türlü ortadan kalkmamış olması ve Türkiye ekonomisinin sahip olduğu kaynakların sonuna gelinmiş olması iş gücü piyasalarında iyileşmelerin sürdürülebilirliği konusunda endişe duyulmasına yol açmaktadır. Bazıları hükümetin şapkasından tavşan çıkarmasını beklerken, geniş bir kitle de ülkede yeni umutları yeşertecek doğru tedbirleri alıp uygulamasını arzulamaktadırlar.