Michal Kalecki

Polonya asıllı iktisatçı olan Michal Kalecki, yapmış olduğu çalışmalarla hem Klasik-Marksist ekole hem de Keynesyen ekole yakın olduğu söylenilir. Klasik ekolün ilgilendiği milli gelirin bölüşüm teorisi ve Keynes’in efektif talep teorisi ile yakından ilgilenen Kalecki’nin aslında bu iki farklı konu hakkındaki görüşlerinin birbiri tamamlar nitelikte olduğu eserlerinde görülmektedir. Kalecki’ye göre kapalı bir ekonomide kamu harcamaları ve vergiler bulunmadığı varsayımı altında; milli gelir, tüketim ve yatırımların toplamına eşittir. Bir başka açıdan milli gelir, işçi gelirleri ve kapitalist gelirlerinin toplamından oluşur. İşçi gelirleri ücret/maaşlardan oluşurken kapitalistlerin gelirlerini ise gayri safi kârlar oluşturur. Bu kârlar içerisinde temettü gelirleri, rantlar, faizler ve amortisman ile dağıtılmamış kârları barındırır. Milli gelir yeniden ifade edildiğinde; ücret/maaşlar ve gayri safi kârlar toplamından oluşacaktır.

İşçi sınıfının maaşları dışında herhangi bir geliri olmadığı ve kayda değer bir tasarruf yapamadıkları düşünüldüğünden (bu durumun gerçek hayatla uyumlu olduğunu düşünmekteyim) gelirlerinin tamamı ile harcama yapacakları için işçi gelirleri= işçi tüketimi şeklinde olacaktır. Kapitalist sınıf ise elde ettiği gayri safi kârların bir bölümü ile tüketim diğer bölümü ile yatırım harcamaları yapmaktadırlar. Bu bilgiler doğrultusunda;

Milli gelir= İşçilerin gelirleri+ Gayri safi kârlar

Milli gelir= İşçilerin tüketimi + Kapitalistlerin tüketimi + Yatırımlar şeklinde ifade edilir.

Kalecki’ye göre kapitalist sınıfın t+ı dönemde yapacakları yatırım ve tüketim harcamaları t dönemde elde edilen gayri safi kârlar etkilemektedir. Fakat t+ı dönemde yapılan tüketim ve yatırım harcamaları t dönemdeki kârlara eşit olmak zorunda değildir. Kapitalistler yatırım harcamalarını kâr elde amacıyla yaptığından t+ı dönemdeki ekonomik şartlar, toplumsal olaylar ve beklentiler kârın seviyesini etkileyecektir. Bu durumdan ötürü kapitalistlerin harcama davranışları değişkenlik göstermektedir. Bu durum dönem dönem kârlarda meydana gelen dalgalanmaların neden kaynaklandığını açıklamaktadır.

kalecki

Ekonomik aktiviteler için olmazsa olmaz olan kapitalistlerin geçmiş dönemde elde ettikleri kârları, yatırım ve tüketim arasında pay ettikleri bilindiğinden kapitalistlerin tüketim fonksiyonunda kârın ne kadarlık bir kısmının tüketime ayrıldığını gösteren katsayı ile t+ı dönemde kapitalistlerin tüketim eğilimi bulunur. Yatırımların tüketim eğilimi katsayısına bölümünden elde edilen kâr çoğaltanı katsayısı ile kapitalistlerin elde ettiği gayri safi kâr düzeyini artırmaktadır. Başlangıçta sözü edilen milli gelir, ücret/maaş ve kârların toplamına, kârların ise kapitalistlerin tüketim ve yatırımının toplamıdır. Kâr çoğaltanı ile kârları artan kapitalistler daha fazla tüketerek talebi artıracak, daha fazla yatırım yaparak üretim ve istihdamı artıracaktır. Bölüşüm teorisinin gelirleri ve istihdamı doğrudan etkilediği sonucuna varılmaktadır. Bu yüzden Kalecki’nin efektif talep kuramı bölüşüm teorisine dayanmaktadır. Bölüşüm teorisi milli gelir, efektif talep, yatırım ve kârlarda meydana gelen dalgalanmaları açıklamak için kullanılan önemli bir teoridir.

Kalecki klasik ekolün tam rekabet varsayımının kapitalizmin yapısı gereği ilk dönemlerinden itibaren geçerli olmadığı düşünmektedir. Ona göre kapitalizm, yarı monopolistik fiyat oluşum sürecidir. Kalecki’nin fiyat teorisinin temelinde monopol derecesi önemli bir yere sahiptir ve fiyatların belirlenmesinde eksik rekabet ortamında üretim yapan firmaların durumu göz önüne alınmalıdır. Kısa dönemde fiyat değişimlerini maliyet ve arz üzerinde oluşan talep ve fiyat ilişkisi ile inceler. Kalecki kapitalist sistemin itici gücü olarak sanayi sektörünü gördüğünden nihai malların fiyatlandırma süreçlerinin ham madde/girdi fiyatlarının oluşma süreçlerinden daha önemlidir. Çünkü firmalar nihai mallar üzerinden daha yüksek getirilere sahip olacaktır. Firmaların fiyat değişimi sürecinde rakip firmalarla paralel davranmazlarsa fiyatı yüksek kalan firmaların satışları azalacak, fiyatı düşük kalan firmaların ise kar marjı azalacaktır.

Böyle bir ortamda belli grupların elinde sermaye yoğunlaşması sonucu dev şirketler oluşacaktır. Bu şirketler var olan eksik rekabet ortamını reklam harcamaları, çeşitli zımmi anlaşmalar ile kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirerek daha da derinleştirecektir. Yoğun sermayeye sahip bu şirketler üretimin çoğunluğunu kendi kontrolüne alarak fiyatları artıracak ve kendi monopol derecelerini yükselteceklerdir. Kalecki’ye göre monopol derecesindeki değişmeler birim ve sabit maliyet paylarındaki değişmelerden etkilenir.

Bu paylardaki değişimin doğrudan işçi gelirleri ve kapitalistlerin kârlarını etkilediği görülmektedir. İşçi sınıfının haklarını savunan güçlü sendikaların varlığı ücret anlaşmaları yapıldığında firmalara karşı daha yüksek işçi maaşları için yapılan pazarlıklar bu grubun lehine sonuçlanacaktır. Bu durumda firmaların kâr marjlarında bir azalma olacak ve işçi sınıfının geliri artacaktır. Gelirinin tamamı ile tüketim yapan bu sınıfın refah düzeyindeki artışla beraber talebi artacaktır ve bu artış üretim kısmını besleyecek sonuç olarak milli gelir artacaktır. Dolayısıyla monopol derecesindeki değişmeler büyük ve küçük firmalar arasında olduğu gibi işçi ve kapitalist sınıf arasında da milli gelirin yeniden bölüşümünü önemli ölçüde etkilemektedir.

Kaynakça

Kalecki, Michal (1971). Selected Essays on the Dynamics of the Capitalist Economy 1933-1970. Cambridge: Üniversite Basını.

Kalecki, Michal Teoria de la dinâmica econômica

Özel, Hüseyin (2004). Michal Kalecki ve Klasik-Marksist İktisadi Analiz. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 22, Sayı 1, s.1-22.

Sawyer, Malcolm (1985). The Economics of Michal Kalecki. Palgrave Macmillan.