Siyasi literatüre sık sık uydurma kavramlar girer. Sözcükler, belli rakip düşünceler karalanmak üzere çarpıtılır. Son zamanlarda sık sık duyduğumuz ve önü arkası hiç düşünülmeden kullanılan bu çarpıtılmış sözcüklerden biri de “liboş”tur. Bu uydurma sözcüğü ileri sürenler ya da kullananlar “liboş” diyerek “liberalleri” kastetmektedir. “Liberaller”i tırnak içine aldım, çünkü hedef alınan kişilerin gerçekten liberal oldukları ya da genelleme yapılarak kabaca liberal diye adlandırılacak olsalar bile ne tür liberal oldukları pek belli değildir.

Bu kavramı ileri sürenler esasen ulusalcılar olmuştur. Ulusalcılar, Gezi öncesinde, AKP iktidarına anayasa referandumunda özellikle “Yetmez Ama Evet” diyerek destek veren, genelde “liberal” olarak nitelendirilebilecek soldaki bir eğilimin temsilcilerini “liberal” yerine “liboş” diye karikatürize edilmiş homofobik bir deyimle nitelendirmeyi tercih etmişlerdir. Kısacası, Türkçe argosunda, halk arasında eşcinselleri karikatürleştirmek için kullanılan “nonoş” deyimi, ulusalcılar tarafından “liboş”a dönüştürülmüştür. Böylece ulusalcılar, “liberal” eğilimdeki karşıtlarına hem “liberal” gibi Türkiye solunda pek itibarı olmayan bir yafta asmış hem de bu kavramı eğip bükerek açıkçası “ibne liberaller” haline getirip bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlardı. Hele Türkiye solunun ataerkil-erkeksi yapısını ve anlayışlarını hesaba katarsak oldukça “akıllıca” bir çarpıtma!

Evet ama siyasi mücadelede demogoji ve küfür kısa vadede etkili olsa da, pilavın suyunu kaçırırsanız nasıl lapaya dönüşürse, böyle uydurma kavramlar da ortamı fazlasıyla sulandırır ve siyasi mücadeleyi şirazesinden çıkarıp “çamur at, izi kalsın” gibi berbat bir noktaya sürükler.

Dolayısıyla, ulusalcılardan öteye genelde solun da pek gayretle ve düşünmeksizin benimsediği bu “liboş” kavramının kullanımdan kaldırılması ve kullananların da en azından homofobik kavramlara açık olmaları yüzünden ayıplanması zamanı gelmiş görünüyor.

Gelelim, bu iğrenç kavramla “taltif” edilen “liberal” arkadaşların bugünkü konumuna.

Bizim sol bir şeyi ezberlediği zaman değişen durumları dikkate almadan onu tekrarlar durur. Yahu, böyle söylüyoruz ama durum değişmiş ve bu söylemimiz eskimiş olabilir mi diye düşünmez. Evet, on yıl önce “YAE” tutumu takınan, genel adlandırmasıyla “liberal” denen arkadaşlar (bana kalırsa “sol-liberal” demek daha doğrudur. Çünkü Türkiye’de saf anlamıyla liberal akım yok denecek kadar cılızken, “sol-liberal” eğilim bir hayli etkilidir, seçkin temsilcileri vardır ve liberal akımla “sol liberal” akım arasında önemli farklılıklar aşikârdır) bence de “YAE” diyerek AKP iktidarına omuz vermekle önemli bir hata yapmışlardır ama özellikle 2013 yılındaki Gezi olaylarıyla birlikte “sol liberal” akım içinde önemli bir yarılma yaşanmış, “Sol-liberallerin” önemli bir kısmı, Gezi’nin tayin edici etkisiyle sola yönelip AKP iktidarına tavır alırken, küçük bir kesimi doğrudan doğruya AKP’ye iltihak etmiştir. Sola yönelenlerin bir kısmı bugün içerdedir (örn. Osman Kavala), bir kısmı da ülke dışına gitmek zorunda kalmıştır (örn. Cengiz Çandar). Keza Murat Belge, Halil Berktay gibi “sol-liberal” denebilecek kalburüstü entelektüeller de, on yıl önceki tutumlarından bir hayli uzaklaşmış bulunmaktadırlar. İktidara iltihak edenler için ise yandaş Sabah gazetesinin köşe yazarlığını yapmakta olan Melih Altınok’u örnek verebilirim.

Dolayısıyla, Gezi mücadelesi “sol liberal” entelektüelleri yeniden Türkiye muhalefet hareketine kazandırmıştır. Ne var ki, örneğin Merdan Yanardağ gibi bazı “sol-ulusalcı” arkadaşlar bu durumdan hiç memnun kalmamış ve AKP iktidarına tavır alan örneğin Murat Belge gibi entelektüellere saldırmayı bir görev bilmişlerdir. Bu tutumu bir yazımda eleştirmiştim: http://www.gunzileli.net/2018/02/22/merdan-yanardag-murat-belge-liberalizmulusalcilik-vs/

Oysa “sol-liberallerin” yeniden muhalefete kazanılması önemli bir olaydır. Osman Kavala’nın üç yıldır sorgusuz sualsiz içeride tutulması, bu olgunun iktidarı ne kadar rahatsız ettiğini çok iyi anlatmaktadır.

Tabii anlayana! Bazılarına, iktidara karşı mücadeleden çok “liboş” gibi nahoş ve boş kavramlarla oyalanmak daha cazip geliyor sanırım.

*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş ve iceriklere açık bir platformdur. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.