Tıptan askeri, tarımsal, eğitsel, kültürel desteğe ve daha fazlasına kadar her alanda Küba’nın Afrika’daki ayak izi, sömürgeciliğe karşı verilen ulusal mücadele günlerine uzanıyor. Henry Reeve Ekibi’nin çalışmaları bu geleneğin devamıdır

Günümüz Pan-Afrikanizm Sektreterliği

Cape Verde’deki Kübalı sağlık kafilesi. Fotoğraf: Küba Haberleri

Küresel olarak yayılmasıyla hayatın bugüne kadar hiç görmediğimiz şekilde kilitlenmesine neden olan Korona virüs salgını, ulusların birbirlerine duyduğu karşılıklı ihtiyacı ortaya koydu. Sağlık cephesinde çalışanların bu ölümcül virüsle mücadele etmek üzere duruma el koymasıyla, Küba’nın diğer ülkelere yardım etmek üzere yüzlerce tıp uzmanı görevlendirmesi, uluslararası dayanışma ve işbirliğinin gerekliliğinin bir örneği olarak dikkat çekti.

Küresel olarak bugüne kadar 18 milyona yakın vaka rapor edildi. 685.000’den fazla insanın öldüğü bildirildi. Afrika’da şu ana kadar yaklaşık 929.696 vaka ve 19.693 ölüm bildirildi. Virüs hızla yayılırken, pek çok ülke – çoğu zaman kâr etmek yerine insan hayatına öncelik veren siyasi irade eksikliği nedeniyle – tepki vermekte geç kaldı, yeterli sağlık tesisi ve kaynağı sağlayamadı. Küba, başını ABD’nin çektiği altmış yıldan uzun ekonomik savaştan kaynaklanan sınırlı kaynakları ile, ekonomik  çıkar yerine insan hayatına öncelik veren az sayıda ülkeden biri oldu.

Salgının başlangıcından bu yana, 35 ülkeye 42 Kübalı sağlık kafilesi gönderildi. Kübalı tıp uzmanları 300.000’e yakın hastaya baktı. Afrika’da Angola, 256 sağlık görevlisinin gönderildiği ilk ülke oldu ve onu Togo (11), Güney Afrika (217), Cape Verde (20), Sierra Leone (16), São Tomé ve Príncipe (19), Ekvator Ginesi (76), Gine Konakri (21), Gine Bissau (23) ve son olarak da Kenya (20) izledi.

Kübalı bir sağlık kafilesi Güney Afrika’ya vardı

Kübalı bir sağlık kafilesi Güney Afrika’ya vardı

Kübalı sağlık kafilelerinin Afrika’ya gönderilmesi, çoğu ülkenin sağlık hizmetleri kapasitesinin çökmesine yol açan bir dizi yapısal değişiklik programının acımasız koşullarında gerçekleşiyor. Afrika bol miktarda madene sahip olmasına rağmen, emperyalizmin neden olduğu azgelişmişlik, sağlık hizmetlerine çok az kaynak ayrılması veya hiç kaynak ayrılmamasıyla sonuçlandı. Buna ek olarak, her türlü hastalığın kol gezdiği bir kıtada sağlık çalışanları ciddi şekilde düşük ücret alıyorlar.  Örneğin, Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün 2016’daki bir makalesinde şöyle deniliyor:

“Dünyadaki her türlü bulaşıcı veya enfeksiyöz hastalıktan ölümlerin yaklaşık% 50’si Afrika’da meydana geliyor. 2015 yılında, Afrika’da yaşayan bir kişinin HIV / AIDS’ten ölme olasılığı, dünyanın gelişmekte olan herhangi bir diğer bölgesinde yaşayan bir kişiden üç kat daha fazlaydı. Afrika’daki aynı kişinin sıtmadan ölme olasılığı 10 kat daha fazlaydı. Afrika’da ayrıca diyabet ve kalp hastalığı gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların neden olduğu çok sayıda erken ölüm yaşanmaktadır. Afrika’da bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölenlerin yarısından fazlası 70 yaşın altındaki kişilerdir ve Afrika’daki tüm yaş gruplarından insanların bulaşıcı olmayan bir hastalıktan ölme olasılığı dünyanın geri kalanında yaşayan insanlardan daha fazladır. ”

Küba’nın azimli COVID-19 ekipleri

Küba’nın Henry Reeve Uluslararası Tıp Ekibi, pandemiye küresel bazda yanıt veren tek tıbbi ekip. Enternasyonalizm ve insan sağlığına olan bu bağlılık, Küba Devrimi’nin bir ürünü. Küba’nın insanlar için evrensel sağlık hizmetlerine olan bağlılığı öncelikle ülkede bir doktor kadrosu oluşturmaya yaptığı yatırımla ölçülebilir. 1958’de, Küba Devrimi’nden önce, her 1.051 kişiye bir doktor düşüyordu. Bunların yarısı, devrimin zaferinden sonra Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelerde kişisel kazanç elde etmeye devam etmek üzere ayrılacaktı. 2007 yılına gelindiğinde, Küba’da her 155 vatandaşa bir doktor düşerken, Batı Avrupa’da her 330 kişiye bir, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise her 417 kişiye bir doktor düşüyordu.

Sağlık hizmetlerine tüm vatandaşlarca erişimin devrimci sürecin temelini oluşturmasıyla, Küba sağlık sistemi, devlet tarafından ücretsiz sağlanan genel, kaliteli sağlık hizmetlerini inşa eden ve sürdüren sosyalist ilkelere dayanmaktadır. Sistem önleme odaklıdır ve sosyal ve toplumsal uygulamalarla birlikte birinci basamak sağlık hizmetlerine dayanır. Örneğin, 1980’lerde Küba’nın sağlık sistemi Medicina General Integral (Kapsamlı Genel Tıp) adlı bir programa öncülük etmiştir. Programın amacı, ülkedeki her mahalle başına bir doktor ve bir hemşire tahsis edilmesini sağlamaktı. Bu sağlık hizmeti 2004 yılı itibarı ile Küba nüfusunun % 99’undan fazlasına ulaşarak, başarısını kanıtlamıştır. Program günümüzde de büyüyerek devam etmektedir.

Bunun aksine, Donald Trump, Jair Bolsonaro ve Narendra Modi gibi kimi en büyük ulusların liderleri pandemiye bilimsel olmayan, kâr odaklı bir yaklaşım gösterdiler. Bu liderler başlarını kuma gömerken, yönettikleri ülkelerin nüfusu felaket sonuçlara maruz kaldılar. Bu neofaşist rejimlerin liderlerini bilimsel akılla yargılayacak olursak, yanıtlarının insanlığa karşı işlenen suçlarla aynı olduğunu kesinlikle görürdük. Bunlar, halk sağlığı sistemlerini sistematik olarak katleden ve temel sağlık hizmetlerinin ve kaynaklarının özelleştirilmesini onaylayan ülkelerdir.

Küba’nın tıp enternasyonalizmi Afrika’da

Küba’nın uluslararası dayanışması, dünyanın mücadele eden insanlarına yardım etme konusundaki uzun bağlılığındankaynaklanıyor. Tıptan askeri, tarımsal, eğitsel, kültürel desteğe ve daha fazlasına kadar, Küba’nın Afrika’daki ayak izi, sömürgeciliğe karşı ulusal mücadelelerimize dayanıyor. Hala yaşayan bu mücadele, Henry Reeve Uluslararası Tıp Ekibi aracılığıyla COVID-19’e karşı verilen mücadelede görüldüğü üzere, insanlığa karşı sarsılmaz bağlılıklarının bir kanıtıdır. Bu bağlılık, son altı ay boyunca ABD tarafından yönetilen ekonomik abluka politikalarından dolayı karşılaştıkları iç zorluklara rağmen güçlü bir duruş sergiliyor.

Küba’nın Afrika’daki enternasyonalizminin doğum tarihi, ilk Küba sağlık çalışanlarının Cezayir’e ayak bastığı 1963 yılıdır. Cezayir’in Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) 1963’te Fransız sömürge imparatorluğunu yenmesinden birkaç hafta sonra Küba, Fransız doktorların terkettiği yerlere yardım etmek üzere 58 tıp uzmanı gönderdi. Fidel Castro’nun daha sonra dikkat çekeceği üzere, Cezayir nüfusunun Küba’nınkinden 4 milyon daha fazla olmasına rağmen Küba’daki doktor sayısının sadece üçte birine sahip oldukları göz önünde alındığında, bu çok önemliydi. Havana’daki bir hastanede pediatrik tıp uzmanı olarak çalışan Dr. Sara Perello, gönüllülerden biriydi: “Bu, bizim doktor olarak, insani (açıdan) gelişmemizi sağladı. Çoğumuz devrimintelkin ettiklerinden çok uzak dersler ve kavramlarla, kapitalizm altında eğitildiğimizden, bu deneyim doktorların gerçekten sahip olması gereken rolü görmemizi sağladı. ”

Kıta 1990’larda HIV / AIDS’ten kırılırken, yaklaşık 400 Kübalı doktorHIV’ı yadsımanın yaygın olduğu Güney Afrika’daki yoksulluk sınırındaki kırsal alanlarda çalışmaya gönderildi. 2014’teki Ebola salgını sırasında Küba, Batı Afrika’da hastalıkla mücadeleye katılan ilk ülke oldu. Sıtma ve yaşamı tehdit eden her türlü hastalık ile mücadelede Küba, Afrika’nın çok ihtiyaç duyduğu aktif dayanışmayı sağlamak amacıyla tıbbi ekiplerini yerleştirme konusunda elinden gelen her şeyi yapmıştır. Emperyalist misyonlar yağmalamaya, talana, askeri üsler dikmeye ve Afrika kıtasını savaşla mahvetmeye devam ederken, Küba’nın gösterdiği insani tepki devletlerin birbirleriyle ilişkilerine taban tabana zıt bir örnek olarak varlığını sürdürüyor.

Nobel Barış Ödülü Kübalı Sağlık Ekiplerine

Tıbbi acil durumlara tepki verme şeklimizde önemli değişiklikler yapma ihtiyacı üzerine konuşan Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Dünya bir acı ve ihmal döngüsüne göre işliyor. Bir salgına para yağdırıyoruz ve bittiğinde bir sonrakini önlemek için hiçbir şey yapmıyoruz. Dünya milyarlarca dolarlık bir terörist saldırısına hazırlanırken, ekonomik, politik ve sosyal açıdan çok daha ölümcül ve çok daha zararlı olabilecek bir virüse karşı nispeten az hazırlanıyor. ”

Küba, geleceğimizin zorluklarına karşı ilkeli, merhametli ve bilimsel bir yaklaşımın mümkün olduğunu göstermiştir. Tıp açısından bakıldığında, Küba insan sağlığının ilerlemesine önemli katkılarda bulunmuş, insanlığın ilerlemesini ve gelişimini ilerletmeye çalışmıştır. İnsanların, sadece kendi vatandaşlarının değil, dünyadaki tüm insanların hayatını, her şeyin ötesine koyan, Kübalı tıbbi ekipler tıbbi katkılarından dolayı en büyük onuru ve Nobel Barış Ödülü’nü kazanmayı hak ediyor. Alfred Nobel böylesi takdire layık bir katkıyı şu sözlerle ifade ediyordu: “İnsanlığa en büyük faydayı sağlamak için”. Küba tıp ekibi, dünya nüfusunun pandemilerle ve bir dizi toplumsal felaketlerle kuşatıldığı bir zamanda her ankararlı bir şekilde yanıt vermeye devam ettikleri için bu tanıma uyuyor.

Bu trajik COVID-19 döneminde Kübalı doktorlar, 26 Temmuz 1953’te Moncada Kışlası’nda yürütülen ilk siyasi kampanya aracılığıyla Küba’da devrimi ateşleyen askerlerin yaktığı meşaleyi devralıyorlar. Bu ekipler, neoliberalizm ve kemer sıkma politikaları kabusunun kitleleri dehşete düşürdüğü alanlarda bir umut ışığı olmuştur. Küba bize şu anki durumun panzehirinin uzlaşmazlık ve kemer sıkmaya devam etmekolmadığını gösteriyor. Mevcut  başarısız tıbbi acil durum müdahalelerinden uzaklaşmaya başlamak istiyorsak, buna, Küba tıbbi ekiplerine en yüksek itibarı vererek başlamalıyız. Nobel Barış Ödülü’nü onlara vererek insanlığın en çok ihtiyacı olan şey konusunda uluslararası platformda farkındalık yaratın.

Bu makale peoplesdispatch.org sitesinde yayınlanan İngilizce orijinalinden tercüme edilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş