Fotograf: Zach Vessels on Unsplash

Bütün bir ülke kana susamış, paraya aç bir çete tarafından esir alınmış durumda. Peki, ABD Dışişleri Bakanlığı buna nasıl yanıt veriyor? “Diyalog” çağrısı yaparak.

Amy Wilentz

Haiti’nin şu anki başkanı Jovenel Moise’nin ülkesindeki duruma hâkim olduğunu iddia etmek güç olurdu,  ama bir bakıma bunu başardığı  da söylenebilir. Şiddet görselleri ve kaos sahneleri aksini ortaya koysa da – en azından yapılanlara göz yummanın yanı sıra, hatırı sayılır yardım sağlayarak Moise’nin iktidara tutunmasını sağlayan uluslararası topluma göre- Haiti’nin en son diktatörünün rejimini sorgulatacak kadar görkemli bir hata ya da acımasız bir şey yapabileceği düşünülemiyor.

Moise daha geçen hafta, uluslararası topluma karşı Haiti Ulusal Polisi’ni (PNH) çeteleri temizliyormuş gibi göstermek için, PNH’nin başkanı destekleyen ve geçmişte kendisine pek çok iyilik yapan bir sokak çeteleri birliği olan G9 tarafından kontrol edilen bir gecekondu mahallesine, Village de Dieu’ya girmesine onay verdi. Çeteler temizleneceğine, polis ağır şekilde silahlanmış bir grup tarafından saldırıya uğradı; memurlar (tank gibi zırhlı bir araç içindekiler de dahil olmak üzere) ağır bir yenilgiye uğrayarak acımasızca katledildi. Memurların içinde olduğu tank yakıldı ve ilerleyen günlerde rejimin, çetelerle ikinci tankın iadesi için pazarlık yaptığı söylentileri yayıldı; sanki tankın kendisi Haiti’nin bu başkan yönetimindeki korkunç insan kaçırma olaylarının bir başka kurbanıymış ama sadece bu kurban kendisi için fidye ödenmeyi hak edecek kadar değerliymiş gibi. (Bazı yaralı subayların hala gecekondu mahallesinde olması ve serbest bırakılmalarının tank için yapılan anlaşmanın bir parçası olması da mümkündü.) Telefon mesajlarının bir tapesine göre, ölen memurlar, kuşatma altında yaklaşık iki saat boyunca karargahtan destek talep etmişler ama yardımlarına gelen olmamıştı.

Aynı gecekondu mahallesindeki insanlara benzeyen en az dört polis memuru Village de Dieu’da acımasız şekilde öldü ve çok sayıda memur yaralandı. Okullar daha sonra çıkabilecek olayların korkusuyla kapandı. Polis ekibinin alenen ve tamamen yenilgiye uğratılmasından birkaç gün sonra, G9’dan bir grup silahlı adam, polisin pusuya düşürüldüğü gecekondu mahallesinden çok farklı bir iş merkezi olan Port-au-Prince’te, saygın ve korkusuz bir rejim eleştirmeni tarafından yönetilen Universal Motors’un ofislerine ve garajına saldırdı. Ofisler yakıldı ve pek çok araç, görünüşe göre tutuklanma veya kovuşturma korkusu olmaksızın yok edildi veya çalındı.

Ortaya çıkış hikayesine göre G9, Haiti’nin etkisiz güvenlik yönetiminden tiksinti duyan ve artık gecekondu sakinlerine ve yoksulluk içinde acı çeken halka yardım etme işini üstüne almaya karar vererek, yiyecek dağıtımı ve diğer kamu hizmetlerini sunan eski polis memurları ve mahalle halkı tarafından kuruldu. Kendileri gibi görünen ince ve koyu tenlilerin, zenginlerin, dolgun ve açık tenlilerin mahallelerine girip güzel arabaları ve motosikletleri öylece çalmaya cesaret etmesi Haitili yoksullar için,  heyecan verici. Bununla birlikte, çete şiddeti artık o kadar derin ve yaygın ki, toplumun her düzeyi etkileniyor; herkes kaçırılabilir veya öldürülebilir. İster korunaklı bir konak, isterse bir kulübe olsun, herhangi bir ev soyulabilir veya yakılabilir. Her kadına tecavüz edilebilir.

Moise, polis memurlarının ölümlerinin sorumluluğunu üstlenmek veya çeteleri dizginlemek için fiilen adımlar atmak yerine, PNH’nin polis genel müfettişi ve teşkilatın 30 yıllık saygın bir kıdemli üyesi olan Carl Henry Boucher’ı tutuklattı ve iddianameyi okuyacak bir yargıçla yüzleşmeden önce hücreye kapattırdı. Rejim tarafından Village de Dieu polis bozgunundan sorumlu tutulan tek kişi olan Boucher, şimdi Moise’nin iktidarını sağlamlaştırmak için parmaklıklar arkasına attığı Haiti’deki diğer pek çok siyasi tutukluya dahil olmuş durumda, ancak görünüşe göre Boucher’ın olaydaki tek sorumluluğu, saldırı bölgesini izlemek için bir insansız hava aracının yönlendirilmesine yardımcı olmakmış.

Moise’nin muhalifleri, Boucher’ın bu statüdeki bir memur için garip bir şekilde tek başına tutulma nedeninin, başarısız müdahalede aralarında Moise’nin kasım ayında görevinden aldığı bir yönetici yerine atadığı PNH yöneticisinin de olduğu, başkalarının rolüne tanıklık etme ihtimali olduğunu söylüyorlar. Diğer bir teori ise, Moise destekçilerinin felaketi OAS’deki (Amerikan Eyaletler Örgütü) arkadaşlarını askeri bir güçle Haiti’ye müdahale etmeye ikna etmek, durumu istikrara kavuşturmak ve Moise’nin kendisi veya akıl hocası olan müzisyen ve eski başkan Michel Martelly’i olmasa bile, Moise’nin partisinin iktidarda kalacağı yeni seçimlerin yapılmasına yardımcı olmak için düzenlemiş olduğu yönünde. Bu rejimin kuşkuculuğu göz önüne alındığında, polis ekibinin bir noktaya değinmek için kasıtlı olarak kurban edilmiş olabileceğini düşünmek zor değil: Haiti’yi artık çeteler yönetiyor. 15.000 kişilik PNH, Amerika Birleşik Devletleri tarafından finanse edilmektedir.

Bu arada Moise, anayasayı değiştirerek ikinci bir dönem için aday olmasına izin verecek bir referandum düzenlemeye çalışıyor. Moise daha şeffaf bir şey yapabilir miydi? Bir oda dolusu destekçiyle birlikte yakın zamanda çekilmiş bir video klibi, duruşunu ve kendini beğenmiş halini gösteriyor: “Bu ülkede hangi seçimler yapılırsa yapılsın,” diyor, “gücü asla elimizden alamayacaklar.” İnsanın aklına ister istemez, François (Papa Doc) Duvalier’in bir CBS muhabirine “Daha yeni ömür boyu başkan seçildim” dediği geliyor.

Haiti’nin şu anda böyle bir felaket yaşamasının – ve bu epey zamandır böyle- bir nedeni var. Martelly ve Moise’nin suç oluşturan siyasi davranışı Amerika Birleşik Devletleri ve diğer yabancı aktörler, Fransa, Kanada, BM ve OAS tarafından desteklendi, hatta teşvik edildi ve kendilerine rehberlik edildi. Haitililer aşırı yoksulluğa ve güvensizliğe gittikçe daha fazla batarken, Martelly ve Moise’nin yozlaşmış ve giderek kanunsuz hale gelen hükümetleri, birbirini izleyen üç Amerikan başkanı tarafından mali olarak desteklendi: Obama, Trump ve şimdi de Biden. Ülkedeki 2010 depreminin travması sırasında dönemin BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Bill Clinton’ı BM’nin Haiti için özel temsilcisi olarak seçti; Bill ve dönemin ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton, Martelly’ye medyada görünürlük ve seçimlere güven sağladılar ve bu da beş yıl sonra Moise’nin seçilmesine zemin hazırladı.

2010’dan bu yana Haiti – deprem kısmen Port-au-Prince’i neredeyse yok ettiği için- diğer tüm Karayip ülkelerinin toplamından beş kat daha fazla uluslararası yardım aldı. Ancak St. Kitts ve Nevis’in OAS’daki (Amerikan Eyaletler Örgütü) daimi temsilcisi Warren Everson Alarick Hull’ın, geçtiğimiz günlerde bu kuruluşun yaptığı bir toplantıda söylediği gibi: “Bu finansman talepleri yenilenirken, kendimize Haiti’nin bu önemli miktardaki yardımla ne yaptığını soruyoruz.” Haiti (ve diğer Karayip ülkeleri) için indirimli petrole dayalı bir sosyal program olan Hugo Chavez’in PetroCaribe’sinde olduğu gibi, ayrıcalıklı birkaç Haitili dış yardımın meyvelerini toplamıştır.

Gerçekten de, Martelly rejiminin ve destekçilerinin bazılarının PetroCaribe fonlarını yağmaladığı belgelenmiş olsa da, paranın nereye gittiğini kimse bilmiyor. Kuşkusuz, uluslararası yardımın bir kısmı Haiti Hafıza ve Kültür Derneği’nin başkanı Jacques Leon Emile’nin kısa süre önce “siyasi otoritelerin silahlı kanadı” dediği çeteleri finanse etmek için devletin cebinden çetelere aktarıldı.

Moise rejimi Haiti halkını daha da yoksullaştırırken ve ayrılma imkânına sahip olanların göçüne neden olurken, çeteler her türlü ilerlemeye ve – sözde ABD silah ambargosu altında yasak olan- büyük ağır silah zulalarına ve aynı zamanda askeri sınıf zırhlı araçlara sahip oldu. Village de Dieu’da polis memurlarının öldürülmesinden sonra çeteler, az önce öldürdükleri adamların giysilerini, silahlarını ve koruyucu kıyafetlerini paylaştırdılar.

Bununla birlikte, Biden yönetiminin Dışişleri Bakanlığı ana sayfasında Haiti-ABD ilişkileriyle ilgili bölümü okuyunca, mutlak gerçek üstü ve Orwellci bir karşılaşma yaşanıyor. Martelly ve Moise hükümetleri ne kadar başarısız olursa, Birleşik Devletler o kadar cömert hale geldi. Sayfada depremin ardından verilen tüm paralar listeleniyor, ardından Haiti’nin yine de başarısız olduğu söyleniyor. İşte tipik bir alıntı: “Haiti’de kötüleşen insani duruma ve Haiti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler üyelerinin uluslararası yardım taleplerine yanıt olarak, ABD’nin Haiti Büyükelçisi ülkedeki karmaşık acil durum nedeniyle felaket ilan etti. Buna karşılık, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) ABD Dış Afet Yardım Ofisi, acil yardım çabaları için insani yardım ürünlerinin ve personelin taşınmasını desteklemek üzere BM Dünya Gıda Programı (WFP) aracılığıyla bir milyon dolar sağlıyor.” Haitililerin bundan ne anladığına gelirsek: Politikacılar ve onların dalkavukları Haiti nüfusunu hedef alan uluslararası yardımları çalarken ve her fırsatta ülkeyi başarısızlığa uğratırken, USAID hırsızlık ve başarısızlığın bedelini ödüyor ve Haitilileri düpedüz patlayıcı bir isyandan uzak tutmaya yetecek kadar yardım gönderiyor.

Village de Dieu’daki cinayetlerden beş gün sonra, Haiti’deki ABD Büyükelçiliği, Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nden özel sektör temsilcileriyle sanal bir toplantı yaptı (Dominik Cumhuriyeti daha önce Haiti sınırı boyunca, Trump tarzı, 234 millik bir duvar inşa etme planlarını duyurmuştu). Görüşmeden sonra, büyükelçilik işbirliğine dayalı bir sınır girişimini duyurdu. Yapılan yazılı açıklamada, “Son iki yılın zorluklarının ortasında bu sürekli diyaloğun işbirliğine dayalı tartışmalar yürütmek ve somut başarılar gerçekleştirmek için yararlı bir mekanizma olduğu kanıtlandı. Katılımcılar, iş ortamını iyileştirmek, ticareti resmileştirmek, hukukun üstünlüğünü teşvik etmek ve Dominik Cumhuriyeti-Haiti sınırı boyunca kalkınmayı teşvik etmek için bir dizi odaklanmış önceliği yeniden taahhüt ettiler” ifadesi yer aldı. Unutmayın, kaçırılma korkusu olmadan dışarı çıkamayacağınız, polisin felç olduğu veya çetelerle iş birliği içinde olduğu bir ülkeden bahsediyorlar.

Büyükelçiliğin açıklamasını okuduktan kısa bir süre sonra, Dominikliler katliamdan sonraki gün sınırlardan birini nihayet açtıklarında neler olduğuna dair bir Haiti videosunu izledim. Ön planda kapalı bir sınır kapısını geçmek için düzenli bir sırada hiç şüphesiz sabırla bekleyen Haitililer görüyorsunuz ve onların hemen arkasında, sokakta, yayan, motosikletli, kamyonlarda ve kimileri sırtlarına eşyalarını yüklemiş, sınırı geçmeye çalışan çılgın bir insan akışı var, telefonda biri “Kapıyı açtılar. Haiti ve Dominik Cumhuriyeti arasında sınır açıldı. Dominik Cumhuriyeti kapıyı açtı. Sınırı yakında kapatacaklar. Bir dakika içinde kapatacaklar. Ve vizeye ihtiyacınız yok. Pasaporta ihtiyacın yok” diyor. Uzaklardan açıklanamayan birkaç el silah sesi geliyor.

Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Temsilci Gregory Meeks’in başkanlık ettiği ve mevcut Haiti rejiminin aşırılıkları ve durumu hakkında gerçek bir fikir veren yakın tarihli bir Dış İlişkiler Komitesi oturumunda, “Haiti politikasını yakından izliyoruz,” diye demeç verdi. Blinken de, “Gördüğümüz bazı otoriter ve demokratik olmayan eylemler hakkındaki endişelerinizi paylaşıyorum” diye açıklama yaptı (“Bazı” sözcüğüne dikkatinizi çekerim). Özgür ve adil şekilde seçilmesine vicdansız bir gaspçı tarafından iğrenç ve dürüst olmayan bir şekilde itiraz edilen seçilmiş başkan Biden için, seçimi ve yönetimi meşru olan ama haklı nedenlerle eleştirilen (sorgulanan) bir başkana gitmesini söylemek belki de zor olabilir. Ama eğer Biden, Moise’nin o seçim maskaralığını, düşük katılımı ve OAS (Amerikan Eyaletler Örgütü) tarafından üzerinde oynanmış sonuçları görebilseydi, belki de Biden bu başkanı yüzüstü bıraktmaktan duyduğu isteksizliğininin üstesinden gelebilirdi.

Yine de Biden şu ana kadar bu yönde hareket edecekmiş gibi görünmüyor. Batı Yarımküre ilişkilerinden sorumlu sekreter yardımcısı Julie Chung Twitter’da: “@moisejovenal’ı paydaşlarla diyaloğu başlatmaya, siyasi felci sona erdirmeye ve 2021’de özgür ve adil seçimler düzenlemeye çağırıyoruz” diyor. Elbette Başkan Moise de dahil olmak üzere, tüm Haiti buna gülüyor. Haitili bir arkadaşım “Bu insanlar inanılmaz,” diyor.

Haiti’nin köleleştirilmiş halkının Napolyon ordusuna karşı başarılı bir devrime önderlik ettikten ve Fransa’dan bağımsızlığını kazandıktan iki yüzyıldan fazla bir süre sonra, ülkenin kendi liderlerinden kurtulmaları için dışarıdan desteğe ihtiyacı olduğunu söylemek üzücü. Ama şu anda böyle bir desteğe acilen ihtiyacı var. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin yolsuzluğu ve kaosu besleyen ve en iyi ihtimalle şiddetli ve baskıcı bir diktatörlüğe yol açan – ya da daha da kötüsü, sıradan yaşamı imkansız kılan mevcut yozlaşmış kaosu sürdüren- rejimleri teşvik etmeyi ve desteklemeyi bırakması gerekiyor. Washington’un Moise’ye gönderdiği mesaj şu: Sadece bazı siyahların hayatları önemlidir.

Şu anda tüm Haiti, kana susamış, paraya aç ve ahlaksız her tür liderler, politikacılar, yargı görevlileri, iş adamları ve çete liderlerinden oluşan küçük bir grup tarafından ele geçirilmiş durumda: Ülke rehin tutuluyor. Yakın zamanda Kreyolca paylaşılan bir tweett’e söylendigi gibi, “Village de Dieu’da çözmeye çalıştığınız sorunun çözümü başkanlık sarayında.”

Moise ve destekçileri ayrılana kadar Haiti ilerleyemez. Dışişleri Bakanlığı bunu bilmiyorsa, sadece bu sese kulak vermediği içindir. Polislerin öldürülmesi ile ilgili bir videonun altına “Devlet tarafından terk edildiler” yorumu yer alıyor. Pekala, “Amerika tarafından terk edildiler” de denebilirdi.

Photo: Paula Goldman

Amy Wilentza, Nation’a katkıda bulunan editör ve Guggenheim üyesi. The Rainy Season: Haiti Since Duvalier, Farewell Fred Voodoo: A Letter From Haiti ve Martyrs’ Crossing romanlarının yazarıdır. Irvine, California Üniversitesi’nde Edebiyat Gazeteciliği dersi veriyor.

Bu makale The Nation’da yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş