dersim üzerine 6. bölüm

VE BUGÜN!

Bugün(ler)e gelince…

Çin’in bu sanayide güçlü üretim artışına, tüketim harcamalarına dayalı büyüme oranı iki duruma işaret ediyor. Birincisi: Çin devleti Covid-19 ile mücadelede tüm merkez ekonomilerinden çok daha başarılı. Bu nedenle ekonomik toparlanması diğer ülkelerden önce ve güçlü biçimde başladı. İkincisi, bu performans, Çin ekonomisinin, önde gelen ülkelerin ekonomik devinimleri arasında, “yapısal kriz” içinde yaşanmakta olan senkronizasyonu kırarak bir anlamda sürüden ayrıldığını düşündürüyor. Kapitalizmin tarihi, bu “sürüden ayrılma” durumunun, yeni bir “ekonomik model” ile birlikte geliştiği durumlarda potansiyel olarak yeni bir lider ve hegemonya adayının varlığından söz edilebileceğini düşündürüyor. Bu duruma, Çin’in dünyadaki toplam ticareti, yabancı kredi ve yardım stoku içinde gittikçe artan payını, savunma harcamalarında ve teknolojik gelişmedeki hızlanmayı, pandemi sırasında diğer ülkelere gönderdiği sağlık malzemesi ve personel yardımını da ekleyebiliriz. Bu “sürüden koparak öne geçme” durumuyla, geçen yüzyılın ilk yarısında öne çıkmaya başlayan ABD’nin konumu arasında da bir paralellik kurabiliriz. 

IMF-Dünya Bankası önerileriyle, Çin’in bir süredir izlediği ekonomik model arasında önemli benzerlik var. Devlet kapitalizmi ve (belli bir merkezi planlama çerçevesinde) özel sektör işbirliğine dayanan Çin ekonomisinde, büyüme eğilimi, bir ‘The New York Times’ haberinde vurgulandığı gibi finansal spekülasyondan, hizmet sektöründen çok, güçlü bir sanayi üretimine, diğer bir değişle “artık-değer” üretme kapasitesine dayanıyor. ‘The New York Times’, Çin şirketlerinin, dünya, elektronik tüketim malları, kişisel korunma sağlık ürünleri ihracatında en büyük paya sahip olduğunu vurguluyor. Otoyol, hızlı tren yolu gibi altyapı alanlarında büyük yatırımlar ve iç pazarda giderek hızlanan tüketim, Çin’in ekonomik toparlanma hızına büyük katkı yapıyor. Çin, 2008’de 500 büyük şirket için 29 şirket ile 6. sırada yer alırken 2020’de 124 şirket ile ABD’yi geçerek birinci sıraya yerleşti.

CNN, dev ABD şirketlerinin “tedarik zincirlerinin”, beklentilerin aksine, Çin’den ayrılmaya niyetli olmadığını, Çin’e yönelik yabancı sermaye yatırımlarının da 2020’de yüzde 6 oranında arttığını aktarıyor…

İkincisi: Çin yönetiminin, iç pazara ağırlık vermeye başlaması, tüketim gücü hızla artan orta sınıfın beklentileriyle çakışıyor. Bu orta sınıf, özellikle de gençler, içeride ekonomik gelişmelerden hoşnutlar; ülke dışından gelen eleştirilere karşı da şiddetli bir savunma refleksi sergiliyorlar.

Özetle Çin yönetiminin denetlediği kültür endüstrisi hem bu milliyetçiliği hem de toplumsal hiyerarşiye, görevlere ve sorumluluklara vurgu yapan Konfüçyüs düşüncesini yaymaya özellikle önem veriyorken;[77] Çin devleti aldığı kararlarla, “İkili Dolaşım” olarak tanımladığı bir ekonomi politikasını uygulamaya koymuştu. “I. Dolaşım”, ulusal ekonomide üretimin, tüketimin dış piyasalara bağımlılığının azaltılmasına, sağlık sisteminin (Covid-19 etkisi) güçlendirilmesine yönelik bir strateji. Bu strateji, teknolojik gelişmeye, “araştırma ve geliştirme” alanlarına, eğitime büyük mali desteği içeriyor.

Çin devleti bu stratejiyi merkezi planlama ve “Çin tarzı finansallaşma” (sermaye hesaplarının ve mali kaynak dolaşımın yakından denetlenmesi ve yönlendirilmesi) ile yönetiyor.

“II. Dolaşım”, uluslararası ekonomik, teknolojik ilişkilere yönelik bir strateji. Dikkatle bakınca “II. Dolaşım”ın, “I. Dolaşım”ın gereksinimleriyle bağlantılı olduğu görülür: Ulusal ekonominin hammadde, enerji, teknoloji ve gıda gereksinimlerinin güvenceye alınmasını, üreteceği (ne de olsa kapitalist üretim tarzı) kriz eğilimlerini (sermaye, mal ve nüfus fazlasını) dışlaştırmayı kolaylaştıracak politikaları içeriyor. Kısacası, doğal kaynaklara ulaşmaya, sermaye, mal, nüfus ihracını kolaylaştırmaya, ticaret yollarının güvencesini sağlamaya yönelik, büyük güçler arası rekabet ve emperyalizm konusu alanına giren politikalardan söz ediyoruz.

Çin’in “I. ve II. Dolaşım” stratejilerine, güçlü bir merkezi-bürokratik devlet yapısı, “sermayenin” ve vatandaşlarının günlük yaşamını, sağlık da olmak üzere birçok alanı çok gelişkin teknolojik araçlarla yakında izleyebilen totaliter bir denetleme, veri toplama, “disiplin ve cezalandırma rejimi” eşlik ediyor. Devlet, hem kendi vatandaşlarına hem de dünyaya, ekonomik büyümenin, gelişmenin, virüslere ve küresel ısınmaya karşı mücadelenin başarısının güvencesi olarak, siyasi istikrarı, toplumsal harmoniyi, “bilimsel-teknolojk” düşüncenin önemini vurgulayan bir “hikâye” anlatıyor. Uluslararası yatırım bankası Brigewater’ın CEO’su ve yatırım müdürü Ray Dalio’nun ‘Değişen Dünyada Çin’in Yükselmesine Gözlerinizi Kapamayın’ başlıklı yazısında[78] Çin modeline düzdüğü övgülere bakınca, bu “hikâyenin” Batı’da yankılandığı görülüyor. Bu “hikâye” Çin’in uluslararası alanda lider ve hegemonya adayı bir ülke olarak yükselme sürecine eşlik ediyor.[79]

Ve Çin “yeni tür devlet kapitalizmi” inşa ediyor.

“Nasıl” mı?

Çin üzerine, ilginç -yorum-araştırma yazıları yayımlayan ‘The Financial Times’ın, ‘The Wall Street Journal’ın, ‘The Economist’in, ‘Bloomberg’in, ‘Lowy Institute’nün yazılarında dört tema dikkat çekiyor.

Birincisi, ticaret savaşları, teknolojik rekabet, karşılıklı yaptırımlar ve Covid-19’un tedarik zincirleri üzerindeki etkileri ABD ile Çin arasındaki ekonomik bağları giderek koparıyor.

İkincisi, Çin yönetimi, Çin kapitalizminin ticaret ve teknolojik gelişme açısından dış dünyaya bağımlılığını azaltmak için yeni bir devlet kapitalizmi ve teknolojik gelişmelerden yararlanan, teknolojik gelişmeleri teşvik eden bir planlama modeliyle içe dönüyor. The Economist’in “sakın küçümsemeyin” dediği bu yeni tür devlet kapitalizminde, devlet işletmelerinin piyasada rekabet edecek bir verimlilik düzeyinde çalışması, özel sektörden ortak edinmesi bekleniyor. Özel sektörün en önde gelen firmaları, yönetim düzeyinde söz sahibi, Komünist Partisi komiteleri kuruyorlar. Böylece birincisinde devlet işletmelerinin piyasa koşullarına uyması, ikincisinde özel şirketlerin devletten destek alması kolaylaşıyor.

Üçüncüsü, Çin devletinin, bilgisayar, yapay zekâ, gibi alanlarda hızlanan teknolojik gelişmelerle beslenen izleme, gözleme, kapasitesinin eli ülke sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Çin, ülke içinde kendi vatandaşlarının özel yaşamlarını yakından denetlemekle kalmıyor, olanaklarını, diğer ülkelerden ekonomik, teknolojik, siyasi bilgi çalmak, dünya medyasında, kültür endüstrisinde, Çin’i olumsuz gösteren yayınları, filmleri vb., bastırmak, ekonomik siyasi hesaplarla, “Adamlar”ın baskıcı rejimlerini desteklemek için de kullanıyor.

Araştırmacı Dilip Hiro’nun  bir çalışması, Çin’in dünya ekonomisi içinde ağırlığı hızla artarken, teknolojik gelişmelerin kimi alanlarında ABD’yi yakaladığını, kimilerinde geçmeye başladığını örnekliyordu.

Dördüncüsü, Lowy enstitüsünün araştırmasına göre de Çin, tüm bu olanaklarından yararlanarak, “kurallara dayalı uluslararası düzeni (ABD hegemonyasını-yn) içinden yıkıyor”![80]

Şimdi burada durup soralım: Bu uygulamaların, “Çin’e özgü sosyalizm” olarak nitelenmesi ne kadar açıklayıcı, inandırıcı olabilir? Hem de Laurence Knight’in, “Yolsuzluk aldı başını gidiyor.[81] Rüşvet herkesin belası,”[82] notunu düştüğü tabloda!

Kanımızca “Çin’e özgü sosyalizm” 1970’lerin sonunda reform ve dışa açılma uygulamalarıyla başlatılan bir sürecin tanımlamasıyken; Xi Jinping’in özetlemesine göre, “Çin’e özgü sosyalizm”, uygulama, teori ve sistemin bütünüdür ve onun ifadesiyle “Çin’e özgü sosyalizm teorisi Marksizmin Çin’deki yerelleşmesinin en yeni sonucudur,” diye sunulsa da imkânsızdır!

İTİRAZ(LAR)

Tüm bunlar böyle olur da; itiraz(lar) olmaz mı?

√ Çin’de her gün 500 civarında, çeşitli nedenlerle yapılan ama büyümeyen protesto gösterileri var. Büyümenin biraz azalması, kitlesel açlığa ve büyük işsizliğe neden olabilecek durumda. Bu nedenlerle, Çin hükümeti de ekonomiyi yakından izliyor ve tedbir almaya çalışıyor.[83]

√ ‘The Human Rights Watch’a göre, on binlerin katıldığı, günde ortalama 500’e varan çeşitli protestolar, Çin’de alttan kaynayan kazanın ifadesi.[84]

√ Çin’de atık su boru hattı projesine karşı ayaklanan halk hükümet binalarını bastı, kendilerine müdahale eden polisi dövdü. Pekin, olaylar sonrasında geri adım attı. Qidong kentinde yeni bir kalkınma projesi başlatan yerel hükümet bölgeye kuracağı dev kâğıt fabrikasının atık suları için bir boru hattı kuracağını açıkladı. Ancak boru hattının kirliliğe yol açacağını savunan yaklaşık 50 bin kişi ayaklandı.[85]

√ Bir Amerikan şirketinin patronu, Pekin’deki fabrikasında çalışanlar tarafından, pencereleri demir parmaklıklı bir odada altı gündür rehin tutuluyor. Ücretlerle ilgili bir anlaşmazlıkla başlayan gerginliğin çözülememesi ardından fabrika işçileri, fabrikanın sahibi Chip Starnes’ı rehin almışlardı.[86]

√ Çin’in gazetelerinden Southern Weekly’nin yeni yıl baskısında çıkması gereken, anayasal hakların korunmasına ilişkin başyazısı sansüre uğradı. Bunun üzerine medya ülkede uygulanan sansüre ilk kez tarihi bir başkaldırma ile yanıt verdi.[87] Gazetenin çalışanlarına Çinli blog yazarları, ünlüler ve yabancı medya savunucularından destek geldi. Basın özgürlüğünün ihlâl edildiğini belirten binlerce kişi gazetenin Guangzhou’daki merkezinde bir araya geldi.[88]

√ Çin’de üst düzey bir komünist parti yöneticisinin verdiği lüks ziyafet kendisine gelen kabarık faturadan daha fazlasına mal oldu. Jiangsu Eyaleti’ndeki Taizhou şehrindeki sanayi bölgesinin yöneticiliğini yapan Zhang Aihau yaklaşık 20 kişi için verdiği daveti şölene çevirerek, masaları lüks yiyecek ve pahalı içkilerle donattı. Ancak lüks şölenle ilgili görüntüler internet üzerinden yayınlanınca haber kısa sürede şehirde yayıldı ve yapılan israfa öfkelenen kalabalık bir grup davetin yapıldığı binayı bastı.[89]

√ Pekin yönetiminin devlet kapitalizmini benimsemesine isyan eden Maocular Çin Halk Devrimi’ne ihanet edildiğini öne sürerek örgütlenmeye başladılar

Dünyanın en büyük ekonomik gücü olmak için kapitalist unsurlara kucak açan Çin’de hiç umulmadık bir muhalif hareket şekilleniyor. 1949’da başta köylülerin ayaklanmasıyla Mao Zedong’un liderlik ettiği Çin Halk Devrimi’nin ruhuna ihanet edildiğini öne süren Maocular, Komünist Parti yönetimine muhalefet ediyor.

Vatanları kâğıt üstünde Maocu ideolojiyle yönetilmeye devam etmesine karşı değişimlere tepki gösteren grupları ABD’de yayımlanan Washington Post gazetesi mercek altına aldı. Devrimin ilk yıllarının coşkusu içerisinde büyümüş, çoğu 60 yaşın üzerindeki Maocular polise “Köpek” diyor; Kültür Devrimi’ni nostaljiyle anıyor.

Mao’nun ölümünden 36 yıl sonra kendilerini giderek iktidar karşıtı olarak görmeye başlayan Maoculardan emekli işçi Zhou “Bugünün liderleri kapitalizmi teşvik eden revizyonistler. Buna sosyalizm diyorlar ama Deng Xiaoping (Çin’in piyasa reformlarının mimarı) dünyanın bütün kötülüklerini barındıran bir sistem yarattı: Aşırı kapitalizm, yolsuzluk ve faşizm” diyor. Mao’nun Hunan eyaletindeki mezarını ziyaret eden Zhou ve yanındaki Maocular “revizyonist” kelimesiyle sosyalizmi ufak değişikliklerle yavaş yavaş bozan parti yönetimini topa tutarken “faşist” suçlamasıyla da muhalefete tahammülü olmayan iktidarı eleştiriyor.

Mao’nun mezarını ziyaret eden 31 yaşındaki öğretmen Wang Shuai “Eski topraklar gibi Mao Zedong için deli divane olmayabilirim ama onun zamanında birçok şeyin daha iyi olduğunu biliyorum” diyor.

‘The Washington Post’, Çin’in “yeni solunun” son on yıldır şehirli kesimler ve kırsal nüfus arasında gelir eşitsizliği nedeniyle yükselişe geçtiğinin altını çizerken son dönemde “dokunulmaz bir idol” olmaktan uzaklaşan Mao’yu simge olarak seçtiğini belirtti.

Yeni solun akademik lideri olarak görülen Tsinghua Üniversitesi profesörü Wang Hui gazeteye “İlk 5 yıllık dönemlerinde Devlet Başkanı Hu Jintao ve Başbakan Wen Jiabao sağlık reformları ve vergi kesintilerini hayata geçirdiler. Ama ikinci dönemde durdular. Bu durumda solun radikalleşmesi kaçınılmazdı” değerlendirmesini yaptı. Fakat mevcut siyasi baskı ortamında “yeni solun” işi kolay gözükmüyor. 2008’de kurulan “Maocu Çin Komünist Partisi” iktidardaki Komünist Parti’yi “revizyonist hainler” olarak suçlamıştı. Bir yıl sonra bütün liderleri 10 yıl hapse mahkûm edildi.[90]

SOSYALİZM Mİ “DEDİNİZ”?!

Kamuran Kızlak’ın, “Benim ‘bazı sosyalist uygulamalar da içeren bir tür devlet kapitalizmi veya onun gibi bir şey’ olarak tanımladığım ‘Çin’e özgü sistem’, ÇKP’ye göre ‘Çin’e özgü sosyalizm’dir. Üretici güçleri geliştirmek için kapitalizme özgü bazı yöntemler kullandıklarını ve bunun sosyalizme-Marksizm’e bir katkı olduğunu düşünüyorlar,”[91] biçiminde tanımladığı mevcut hâlin; “Katı ideolojik saplantılardan kurtulan Çin”[92] olarak tanımlanması, elbette boşuna değildir.

“Nasıl” mı?

“Bugünkü Çin’de Komünist Parti’nin yasal bağlamda mevcut olmadığını biliyor musunuz? Ama böyle! Orada yaşayan bir dostum, Tienanmen Olayları nedeniyle yetkililere dava açmaya kalkıştı ve bunun ihbarı için ‘Komünist Parti’ üzerinden hareket etmeye çabaladı, ne oldu biliyor musunuz? İki ay sonra devletten bir mektup geldi. Mektupta, ‘Suçlamanızı işleme koyamıyoruz, üzgünüz, çünkü mevcut yapılanmamızda ‘Komünist Çin’ manasına hiçbir oluşum bulunmamaktadır,’ yazılıydı,”[93] diyor Slavoj Zizek.

Devam edersek…

ÇKP XVIII. Kongresi’nde liberalizmde karar kılarken;[94] ÇKP Merkez Komitesi, Devlet Başkanı Yardımcısı Xi Jinping’i lideri olarak seçti. Çin’in beşinci kuşak liderlerinin ilan edildiği Kongre’de yönetimde değişim sinyalleri verildi.[95] Xi’nin selefi Hu Jintao’ya oranla daha “liberal” olduğu söyleniyordu.[96]

Evet “ÇKP’nin Kongresi’nin sona ermesiyle yaşlılar, yerlerini gençlere bıraktı,”[97] diye sunulan XVIII. Kongre, ülkede büyük bir değişimin dönüm noktasıydı. Bu değişime öncülük edecek isim Xi Jinping ise ÇKP’de “kapitalizm ve sosyalizmin beraberliğini” destekleyen kampın yükselen yıldızıydı.

Xi Jinping ÇKP kadrolarını eğiten merkezi parti okulunu yönetmişti. Batılı yorumcuları tedirgin eden bu görevi fazla abartmaya gerek yoktu; zira, reformlar dönemi sonrasında bu okulun programı “modernleşmiş”; geleneksel Marksizm/Leninizm kurslarına “makro ve mikro iktisat türü Batılı dersler” eklenmişti.[98]

Xi Jinping, ÇKP Genel Sekreterliği’ne getirildikten sonra bir basın toplantısı yaptı; kısa bir demeç verdi. Burada, Batılı yorumcuları hoşnut kılan ifadeler vardı: “Fikirlerimizi özgürleştirmeye çalışacağız; reformu ve açılmayı sürdüreceğiz…” Tedirginlik yaratan, Parti’nin görevlerini Mao’ya özgü sloganları andırarak vurgulayan pasajlar da vardı: “Kendisini halka hizmete adayan bir Parti”; “Ortaklaşa refahı hayata geçirmek”; “Çin’e özgü nitelikleri taşıyan sosyalizm davasını ilerletmek”… Öte yandan konuşma boyunca “sosyalizm” sözcüğünün sadece bir kez kullanılması ile teselli buldular.[99]

Çin Devrimi’yle başlayan süreçte ÇKP içinde kapitalizm yanlıları ve sosyalistler arasındaki mücadele zaten hiç bitmedi. Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle kapitalizmin üstünlüğüne inanmış ÇKP’lilerin ağırlığı arttı. Yine de ülke Batı tarzı bir kapitalizm yerine kendine özgü bir sosyalizmi tercih etti, sermaye üzerindeki devlet egemenliğinden fazla ödün vermedi. Çin’den daha fazla kapitalizm isteyenler yeni dönemden umutlu. XVIII. Kongre’de de değişim fazlasıyla hissedildi. 2 bini aşkın delege arasında 30’a yakın büyük işadamı da vardı.[100]

Böylelikledir ki ‘The Independent’ın ifadesiyle, “Çin, Deng Xioping’in 1970’lerin sonunda devlet kapitalizmini kucaklamasından bu yana büyük ilerleme kaydetti. Daimi Komite’nin 9 (ya da muhtemelen 7) üyesi, seleflerinden farklıydı. Mao tarzı kılık kıyafeti Batılı takımlarla değiştirmenin yanı sıra Batılı mevkidaşlarıyla aynı ekonomik büyüme ve uluslararası angajman lisanını da konuşuyorlar, tabii bir sapma payıyla… Çin, Mao’nun giydirdiği deli gömleğinden çıkarken, onun yarattığı siyasi sistem kendini yeniden icat etmeye fevkâlâde kabiliyetli olduğunu kanıtladı.”[101]

Devamla XVIII. Kongre’yi, XIX.’su takip etti…

Çin Ulusal Halk Kongresi, devlet başkanının en fazla iki defa seçilmesini öngören yasayı 2 karşı 2 bin 958 oyla kaldırdı. Xi Jinping, normal şartlarda 2023’te sona erecek görev süresini böylece süresiz olarak uzatmış oldu.[102]

Böylelikle ÇKP’nin XIX. Ulusal Kongresi’ne Devlet Başkanı Xi Jinping’in adının parti tüzüğüne eklenmesi kararı alınırken; Xi, komünist Çin’in kurucusu Mao Zedong’un ardından yaşarken adı belgeye giren ilk lider oldu.

18 Ekim 2017’de başlayan kongrede, ÇKP’yi beş yıl boyunca yönetecek kadro seçildi ve partinin yeni tüzüğü belirlendi. 2 bin 300 delegenin katıldığı kongrenin son gününde “Yeni Dönem İçin Çin Tipi Sosyalizm Üzerine Xi Jinping’in Düşüncesi’ başlığını taşıyan metnin tüzüğe dahil edilmesi oylanarak kabul edildi.

BBC’nin haberine göre Xi’in doktrini 14 temel prensipten oluşuyor. Bunlar arasında parti liderliğinin ülkedeki tüm işleyişte söz sahibi olması, silahlı kuvvetlerde parti liderliğinin mutlak yönetimiyle “Tek Devlet İki Sistem” prensibinin korunması ve ulusal birliğin yayılması yer alıyordu.[103]

Görülüp, kavranması gerek: Bizi buraya iki döneme ayrılmış bir tarih getirdi.

ÇKP’nin iktidarı aldığı yıl olan 1949’dan 1979’a kadar olan dönem ve Deng Xiaping’in devlet başkanı seçildiği 1979’dan sonrası-özellikle kapitalist dönüşümün başladığı 1981’den sonrası.

Kısaca, Mao dönemi ve Deng dönemi diye ayırmak yanlış olmaz. Deng ile başlayan ise, kapitalist dönüşüm sürecinden başka bir şey değil.

ÇKP içindeki bu derin ideolojik farklılıklar sonradan ortaya çıkmış bir şey değil ta baştan beri olan bir sorun. Komünist olmayanların ÇKP’de ne aradığı sorusunun cevabı ta Japon işgali (II. Paylaşım Savaşı) yıllarına kadar gidiyor. O dönemde direniş örgütleyen tek güç ÇKP olması nedeniyle neredeyse her renkten insan parti saflarında yer almış. Özellikle ordudan çok sayıda general var (Deng Xiaoping dahil). Bu insanların çoğu komünist değil küçük burjuva devrimcileri. Fakat Mao’nun otoritesi nedeniyle mevcut ideolojik sorunlar parti içinde bir açık hesaplaşmaya dönüşememiş. Yine de partinin enerjisini emip zayıflatmış. Deng’in ipleri eline aldıktan sonra yaptığı geniş çaplı komünist tasfiyesi sonrası parti nispeten durulmuş.

ÇKP’de, Mao’nun yanı sıra eleştirmekten kaçınılan diğer yönetici başbakan Zhou En-Lai’dir. Bunun anlaşılır bir nedeni var: Deng’i himaye eden kişi olması. Burjuva eğilimleri olduğu gerekçesiyle Mao’nun bir-iki kez partiden uzaklaştırdığı Deng’e kol-kanat geren ve her seferinde af ettirip önemli bir göreve getiren (çoğunlukla ekonomi) adam Zhou En-Lai’dır.[104]

Söz konusu zeminde Deng’in önderliğindeki Çin ekonomisi liberalleşmeye, dünyaya açılmaya, global ekonomiye entegre olmaya başladı.[105]

Yani ÇKP’nin Aralık 1978’de “reform ve dışa açılma” politikasını benimsemesinin ertesinde başlayan kapitalist restorasyon, otuz yılı aşkın süre içinde adım adım ilerleyerek Çin’in ekonomik ve toplumsal yapısını köklü biçimde değiştirdi. Yaklaşık yirmi yıl süren restorasyon süreci XXI. yüzyılın eşiğinde Çin’i kapitalist bir topluma dönüştürdü. ÇKP’ye kapitalistlerin üye olmasına 2002’de izin verilmesi aslında uzun süreden beri devam eden bir sürecin adını koymaktan ibaretti. Günümüzde burjuvazinin ÇKP içindeki varlığı yalnızca resmi olarak kapitalist sayılan üyeler ile sınırlı değil. Resmi olarak burjuva sayılmayan üst düzey parti ve devlet yöneticileri de devlet işletmeleri üzerindeki kontrolleri sayesinde ve çeşitli ortaklıklar yoluyla ciddi bir sermaye birikimi yapmış durumda. ÇKP’yi bir burjuva-bürokrat kadrosu yönetiyor.

ÇKP’nin başında bulunduğu burjuva rejimi, son dönemde giderek sıkışıyor. Dış politika alanında başta ABD emperyalizmi olmak üzere bir dizi devlet ile ciddi gerilimler yaşıyor. İçeride ise bundan daha beter sorunlarla boğuşuyor. Burjuvazi ile alt sınıflar arasındaki eşitsizliğin giderek artması, sınıf mücadelelerini 1989 sonrasındaki en yüksek seviyesine çıkarıyor. 2000’lerin ikinci yarısında yeniden yükselişe geçen işçi sınıfı hareketi, 2008’de başlayan büyük depresyon sürecinde giderek militanlaşıyor. 200 milyonun üzerindeki göçmen işçi kitlesi her gün yeni grevlere ve direnişlere imza atıyor. 1990’larda başlayan köylü direnişleri sürüyor…[106]

NİHAYET

Bu hâle ilişkin ne denilip, ne mi yapılabilir?

Bertolt Brecht’in, “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır,” uyarısı eşliğinde Antonio Gramsci, yanıtın, yapılacakların teorik çerçevesini şöyle çizer:

i) “Proletaryanın özgürleşmesi sınırlı bir insan çabasının ürünü olamaz ancak genel bir düş kırıklığının en kötü biçimde yaygın olduğu zamanlarda bile yüreğini ve iradesini bir kılıç kadar keskin tutabilen kimseler işçi sınıfı savaşçısı kabul edilebilir ya da devrimci olarak nitelendirilebilir.”[107]

ii) “Gerçek asla tek taraflı değildir.” “Devrimci olan sadece gerçeğin kendisidir.”[108] “Kendiliğinden, kendi tarafından, kendisi için bir ‘gerçeklik’ yoktur; fakat kendisini değiştiren insanlarla tarihsel ilişki hâlinde bulunan bir gerçeklik vardır.”[109]

“Her gerçek tarihsel aşama kendisinden sonraki tarihsel aşamalarda bir iz bırakır; bu bakımdan bu aşamalar bir anlamda en iyi belge sayılırlar. Tarihsel gelişme süreci, zaman içinde bir bütündür. Bunun için de, şimdiki zaman tüm geçmişi içinde taşır ve geçmiş de şimdiki zamanda gerçekleşir. Bu da hiçbir bilinmezlik korkusu taşımadan ‘hakiki’ özü oluşturur. ‘Kaybolan’ şey, yani diyalektik olarak tarihsel süreçle iletilmeyen şey, kendiliğinden ilgiye değmeyen bir şeydir ya da olayların yüzündeki ‘köpük’ gibi bir şeydir, geçicidir, itibaridir, olgudur, tarih değildir ve son çözümlemede yüzeydedir, savsaklanabilir.”[110]

iii) “Her çöküş, entelektüel ve ahlâki bozukluğu da beraberinde getirir. En kötü dehşetler karşısında dahi umutsuzluğa kapılmayan ve her türden aptallığa meyli olmayan, ayık, sabırlı insanları yaratmak zorunludur.”[111]

“Kötümserliğin çoğu zaman tembelliğin, sorumluluktan kaçmanın, iradenin hiçbir şey yapmamasının savunusundan daha fazla bir şey olmadığını belirtmek gerekir. Bu, ayrıca bir kadercilik ve mekanizm biçimidir. Bir kimse, iradesi dışındaki faktörlere bel bağlar ve bu faktörleri aktif bir biçimde yüceltir, sonra da kutsal bir coşkunluk ile yanar tutuşur. Coşkunluk da fetişlere yönelik dışsal bir hayranlıktan daha fazla bir şey değildir. Hareket noktası için bir akla sahip olması gereken reaksiyon zorunludur. Geçerli olan tek coşkunluk, aklı içeren iradeye, aklı içeren etkinliğe, var olan gerçekliği değiştiren somut inisiyatiflerin keşfedici zenginliğine eşlik eden coşkunluktur.”[112]

iv) “Bilmek eylemektir ve kişi eylediğini bilir.”[113] “Tek öngörülebilir şey mücadeledir.”[114]

“Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı.”[115]

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No: 234, Ocak 2021…

[1] Özdemir Asaf.

[2] Temel Demirer, “Çin: Karmaşık Bir Soru(n)…”, Almanak-2011 Analizleri, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2012… içinde… Gelecek Gazetesi (Kıbrıs), Yıl:2, No:74, 19 Ocak 2013; Gelecek Gazetesi (Kıbrıs), Yıl:2, No:75, 26 Ocak 2013; Gelecek Gazetesi (Kıbrıs), Yıl:2, No:76, 2 Şubat 2013; Gelecek Gazetesi (Kıbrıs), Yıl:2, No:77, 9 Şubat 2013…

[3] Orhan Bursalı, “Çin’in Yeni Atılımı: Her Şey Çinli Olacak: Çin Yüzyılı”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2019, s.6.

[4] Korkut Boratav, “Çin Nereye?”, Birgün, 19 Haziran 2012, s.5.

[5] Korkut Boratav, “Şi Jinping ve Diğerleri”, Sol, 20 Kasım 2012, s.7.

[6] Aktaran: Kamuran Kızlak, “ÇKP Kongresi, Çin Yüzyılı”, Birgün, 13 Kasım 2017, s.5.

[7] Hayri Kozanoğlu, “Tek Kuşak Tek Yol Suretinde Çin”, Birgün, 30 Nisan 2019, s.5.

[8] Ergin Yıldızoğlu, “Çin Tipi Şeyler”, Cumhuriyet, 2 Kasım 2017, s.9.

[9] Murat Çakır, “Çin Halk Cumhuriyetine Dair…”, Yeni Yaşam, 27 Eylül 2020, s.7.

[10] “Güney Çin’deki Kwangtung bölgesinde doğdu ama 1892’de Hong Kong’daki tıp fakültesinden mezun olmadan önce gençliğinin bir bölümünü Hawaii’de geçirdi.

Daha sonra siyasi hedefleri uğruna tıp mesleğini bıraktı ve 1894’te Ch’ing Hanedanı’na karşı çıkmak ve Çin’in modernleşmesi için mücadele etmek amacıyla Çin’i Yeniden Yaratma Topluluğu’nu kurduğu Hawaii’ye döndü.

1895’te Çin Japonya Savaşı’ndaki yenilginin ardından çıkan kriz esnasında Sun Yat sen, Canton’da bir ayaklanma başlatma planıyla Hong Kong’a gitti. Plan başarısız oldu ve 16 yıllığına sürgüne yollandı.

Bu sürede başta İngiltere, Birleşik Devletler, Kanada ve Japonya olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşadı. Gittiği her yerde, devrimci mücadelesi için siyasi ve finansal zemin hazırlamak amacıyla durmaksızın çalıştı (1905’te Tokyo’da düzenlenen bir konferansta, Çin içinde ve dışında faaliyete gösteren devrimci grupların koalisyonu olan İttifak Topluluğu’nun Başkanı ilan edildi).

Sürgünde geçirdiği uzun yıllar boyunca Batı siyaseti, toplumu ve kültürü üzerine de köklü bir anlayış edindi. Sun Yat-sen, Manchu Hanedanı’nın devrim tarafından yıkılmak üzere olduğu Aralık 1911’de Birleşik Devletler’den Çin’e döndü. O ay içinde Çin Cumhuriyeti’nin geçici başkanı seçildi.

12 Şubat 1912’ye kadar da bu görevi sürdürdü. Daha sonraki karışık yıllarda, siyasi çizgisi oldukça dalgalı seyretti. Bu dönemde çok da örgütlü olmayan İttifak Topluluğu, kendine Kuomintang (Milliyetçi Parti) adını veren bir siyasi partiye dönüştü. Sun Yat-sen en sonunda 1923 yılında ülkenin kontrolünü ele geçirebildi ve kendini Başkomutan ilan etti. Sovyetler Birliği’nden aldığı destekle iktidardaki gücünü sağlamlaştırdı. Diğer konuların yanı sıra Sovyetler, Çin Komünist Partisini, Kuomintang’ı desteklemeye ve onunla iş birliği yapmaya teşvik etti. Sun Yat-sen kendi adına Kuomintang’ı yeniden organize etmeye girişti ve böylece Kuomintang hem Sovyet Komünist Partisine benzedi hem de merkez komiteye üç komünist seçmeye başladı.

Ölümünün ardından, Sun Yat-sen büyük bir modernleşmeci ve Çin Devrimi’nin öncüsü olarak görülmeye başlandı. Sun Yat-sen’in temel siyasi eseri “Halkın Üç İlkesi” -yani milliyetçilik (min-tsu chu-i), demokrasi (min-ch’üan chu-i )ve halkın geçim tarzı ya da özel sermayenin ve toprak mülkiyetinin düzenlenmesi (min-sheng chu-i)- adını verdiği 16 dersten oluşan bir dizidir. (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri 3. Cilt, çev: Barış Baysal, Kalkedon Yay., 2014.)

[11] “Devlet mülkiyeti sosyalizmdir” algısı İkinci Enternasyonal kaynaklıdır. Kautsky’nin bu algıyı besleyen şöyle bir sahte sosyalizm tanımı vardır: “Sosyalizm… pazar için yapılan özel üretimi toplumun ihtiyaçları için yapılan toplumsal üretime, yani devlet, belediye ya da kooperatif üretimine dönüştürmek anlamına gelir.” (Karl Kautsky, “Rus Devriminin Muhtemel Gelişme Yolu”, Nisan 1917, İng., Weekly Worker, 14 Ocak 2010.)

[12] Hayri Kozanoğlu, “Çin Devrimi 70 Yaşında”, Birgün, 8 Ekim 2019, s.5.

[13] Soner Yalçın, “Bozgunda Fetih Rüyası”, Sözcü, 13 Ağustos 2020, s.10.

[14] Hong Kong’daki gösteriler ve Doğu Türkistan’daki toplama kampları nedeniyle Batılı ülkelerin yoğun eleştirilerine maruz kalan Çin, ülkeyi bölme girişimlerinin boşa çıkarılacağını bildirdi. (“Şi Cinping: Boş Hayaller Kurmayın, Bölmeye Çalışanı Ezeriz”, Birgün, 15 Ekim 2019, s.4.)

[15] Hayri Kozanoğlu, “Çin Devrimi 70 Yaşında”, Birgün, 8 Ekim 2019, s.5.

[16] Lale Kemal, “Çin Aç Kalırsa Ne Olur”, Taraf, 16 Ocak 2013, s.2.

[17] Mehmet Öğütçü, “Tek Çin Yok!”, Milliyet, 1 Mayıs 2013, s.13.

[18] Mehmet Öğütçü, “Herkes Çin’e Çalışıyor”, Milliyet, 29 Nisan 2013, s.10.

[19] Özlem Yüzak, “Meritokrasi… Demokrasi… (Çin, ABD, Türkiye…)”, Cumhuriyet, 14 Kasım 2012, s.11.

[20] “Çin’de Kanser Köyü Alarmı”, Yeni Şafak, 24 Şubat 2013, s.11.

[21] Bu konuda şu tür resmi güzellemeleri ciddiye almamak gerek: “18 Ekim 2017’de ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri mevkiinde bulunan Xi Jinping, ÇKP XIX. Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda, insan ve doğa arasındaki uyuma vurgu yaparak, ülkesinde ekolojik medeniyet inşasına ışık verdi…

Çin Komünist Partisi XVIII. Genel Kongresi’nden bu yana geçen süre içinde Çin, ‘çift dağ’ teorisini hiç şaşmadan yerine getirdi, kaliteli ekonomik büyüme gerçekleştirirken, ekolojik inşada gözle görülür ilerlemeler kaydetti.

Birincisi, kirlilikle mücadele hızlandırıldı. Çin, tarihte eşi görülmemiş bir mavi gökyüzü koruma savaşını başlattı. Harcanan yoğun çabalar sayesinde, Çin, dünyada atmosfer kirliliğine en hızlı ve en etkili müdahale eden ülkelerin başında geldi.

İkincisi, enerji tasarrufu ve boşaltım azaltma sürekli ilerletildi. Çin Ekoloji ve Çevre Bakanlığı Kasım 2019’da bir açıklama yaparak, Çin’in karbon boşaltım hedefine öngörülen tarihten önce ulaştığını bildirdi. 2020 yılındaki boşaltımda, 2005 yılına göre yüzde 40 ila 45 oranında azalma oldu. 2019 yılında kimyasal oksijen ihtiyacı, amonyak azotu, sülfür dioksit ve azot oksitleri gibi büyük kirleticilerin emisyonları, 2015 yılına göre sırayla yüzde 11.5, 11.9, 22.5 ve 16.3 azaldı.

Üçüncüsü, çölleşmeyle mücadelede ilerlemeler kaydedildi. Çölleşen ve kumsallaşan yüzölçümlerinde düşüş gerçekleşti. BM’nin 2030 yılına kadar bozulmuş olan topraklarda (Land Degradation Neutrality) sıfır artış hedefine öngörülen tarihten önce ulaştı…

BM Çevre Programı İcra Direktörü Inger Andersen, Çin’in ekolojik inşasında kaydedilen ilerlemeleriyle Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ‘çift dağ teorisi’ni takdirle değerlendirdi. Andersen, ‘çift dağ teorisi, insanoğlu ve doğa arasındaki uyumlu ilişkiyi etkin şekilde tasvir etti. Çin’in ekolojik çevre korumada harcadığı dev çabalar, kirlenmiş olan topraklar, nehir sularıyla gökyüzünün çehresini kökünden değiştirdi.’ diye konuştu.” (Liu Wenjin, “… ‘Çift Dağ’ Teorisi”, Cumhuriyet, 12 Ağustos 2020, s.2.)

[22] Yaman Törüner, “Çin Süper Güç Olabilir mi?”, Milliyet, 5 Ocak 2016, s.6.

[23] “Çin’e Kaçırılan Kız Çocukları Anlatıyor: Evlenmemek İçin Dirensem de…”, Gündem, 3 Mayıs 2016, s.2.

[24] Sadi Kaymaz, “Üç Hamile Kadın Alıp Bebekleri Satışa Çıkardı”, Milliyet, 20 Eylül 2013… http://dunya.milliyet.com.tr/uc-hamile-kadin-alip-bebekleri/dunya/detay/1766311/default.htm?ref=yahoo

[25] “Kız-Erkek Ayrı Ayrı”, Cumhuriyet, 9 Ekim 2013, s.12.

[26] “Çin’de İş Stresi Binlerce Can Alıyor Var”, Gündem, 1 Kasım 2012, s.4.

[27] “Çin’de Mao’ya Yasak!”, Milliyet, 20 Aralık 2012, s. 32.

[28] İbrahim Özdemir, “Çin Mantalitesini Anlamak”, 3 Ağustos 2015… http://www.ankarareview.com/cin-mantalitesini-anlamak/

[29] Thierry Meyssan, “Washington’un Çin ile Mücadelede Yeni Stratejisi”, 19 Mayıs 2020… http://intizar.web.tr/alintilar/haber/8791/washington-un-cin-ile-mucadelede-yeni-stratejisi

[30] Nedim Kuteyş, “ABD’nin Mirasçısı Çin Efsanesi”, 7 Nisan 2020… https://www.independentturkish.com/node/159736

[31] Ergin Yıldızoğlu, “Uzun Dönemli Dengelerde Bazı Gelişmeler…”, Cumhuriyet, 27 Ekim 2014, s.10.

[32] Hasan Bögün, “Çin’in ‘1 Numara’ Olması Ne Anlama Geliyor?”, Aydınlık, 6 Ocak 2015, s.13.

[33] Ergin Yıldızoğlu, “İkinci ‘Uzun Yürüyüş’…”, Cumhuriyet, 29 Ağustos 2016, s.9.

[34] Orhan Bursalı, “Çin Yüzyılı: Bir Örnek Daha ve ABD’ye Nal Toplattırıyor”, Cumhuriyet, 19 Aralık 2019, s.6.

[35] “Dünya Ekonomisine Artık Çin Yön Verecek”, Cumhuriyet, 30 Haziran 2013, s.10.

[36] Özgen Acar, “Çin’de Seçim!”, Cumhuriyet, 13 Kasım 2012, s.12.

[37] Meryem Koray, “Çin: Ejderle Kapitalizmin Dansı”, Birgün Pazar, Yıl:16, No:666, 15 Aralık 2019, s.8-9.

[38] Kamuran Kızlak, “Çin, ‘Akbaba Fon’luk Yapar mı?”, Birgün, 8 Temmuz 2018, s.4.

[39] Hayri Kozanoğlu, “Tek Kuşak Tek Yol Suretinde Çin”, Birgün, 30 Nisan 2019, s.5.

[40] Ergin Yıldızoğlu, “Hegemonyalar Çarpışınca…”, Cumhuriyet, 18 Mayıs 2017, s.9.

[41] Öztin Akgüç, “Ayrışan Çin ve Türkiye”, Cumhuriyet, 16 Eylül 2020, s.12.

[42] Mehmet Ali Güller, “Gerileyen ABD, Yükselen Çin”, Cumhuriyet, 10 Ocak 2019, s.12.

[43] “Çin’den ABD’ye Konsolosluk Misillemesi”, Cumhuriyet, 25 Temmuz 2020, s.7.

[44] “ABD-Çin Siber Savaşı”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 2013, s.14.

[45] “Çin Ordusu ‘Hack’lıyor”, Cumhuriyet, 21 Şubat 2013, s.12.

[46] “Çin’den Uyarı: Asya Pasifik’e Yayılma”, Cumhuriyet, 17 Nisan 2013, s.14.

[47] “NYT: Çin’de 10’dan Fazla CIA Ajanı Öldürüldü”, Birgün, 22 Mayıs 2017, s.4.

[48] Murat Çakır, “Kopuş Dinamiği Hızlanacak mı?”, Yeni Yaşam, 1 Kasım 2020, s.7.

[49] Korkut Boratav, “Xi Jinping Amerika’da”, 2 Ekim 2015… http://sendika1.org/2015/10/si-jinping-amerikada-korkut-boratav/

[50] Mehmet Ali Güller, “Pentagon’un Çin Raporu ve ‘İki Toplantı’…”, Cumhuriyet, 23 Mayıs 2020, s.18.

[51] Kaan Kangal, “Batıda ve Doğuda Çin Fırtınası”, Evrensel, 3 Haziran 2014, s.10.

[52] Osman Mirgani, “… ‘Kartal ve Ejderha’nın Savaşı”, Şarkulevsat, 7 Kasım 2012.

[53] Mehmet Öğütçü, “Yeni Süpergüç mü ‘Sarı Tehlike’ mi?”, Milliyet, 30 Nisan 2013, s.10.

[54] Michael Roberts, “Sermaye Savaşları”, Yeni Yaşam, 1 Ağustos 2020, s.10.

[55] “ABD-Çin Gerilimi Artıyor”, Cumhuriyet, 9 Ağustos 2020, s.6.

[56] Orhan Orhun Ünal, “Çin Kuşatması”, Yeni Şafak, 22 Nisan 2013, s.6.

[57] Kamuran Kızlak, “Çin Emperyalist mi Oldu?”, Birgün, 19 Temmuz 2017, s.5.

[58] Xinhua Ajansı, 17 Eylül 2017.

[59] Halkın Günlüğü, 23 Ekim 2017.

[60] Halkın Günlüğü, 19 Ekim 2017.

[61] Ergin Yıldızoğlu, “Çin Tipi Şeyler”, Cumhuriyet, 2 Kasım 2017, s.9.

[62] “Çin Devlet Başkanı Xi, Orduya ‘Savaşa Hazır Ol’ Çağrısı Yaptı”, Birgün, 6 Ocak 2019, s.5.

[63] “Güney Çin Denizi’nde Çin Geri Adım Atmıyor”, Birgün, 14 Temmuz 2016, s.4.

[64] Mustafa K. Erdemol, “Hindistan-Çin Gerilimi Daha da Şiddetlenebilir”, Cumhuriyet, 19 Haziran 2020, s.7.

[65] Bahadır Özgür, “İhtişam, Taklit, Teknoloji, Devrim, Meydan Okuma… Made In China”, Radikal, 23 Ekim 2013, s.23-25.

[66] Hasan Bülent Kahraman, “İçimdeki Çin, Sokaktan Zengin”, Sabah, 6 Nisan 2014, s.5.

[67] Hüseyin Aygün, “Çin”, Birgün, 24 Mart 2016, s.6.

[68] Şincan-Uygur Özerk Bölgesi, Mao Zedung önderliğinde 1959’da kurulmuş. Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki (1.664.900 km2) bu bölgede nüfus yaklaşık 22 milyondur. Bölgede toplam 43 “etnik grup” yaşıyor. Nüfus dengesi: yüzde 45 Uygur, yüzde 40 Han, yüzde 6.5 Kazak, yüzde 4.5 Hui şeklinde. Nüfusun çoğunluğunu Müslüman halklar (Uygur, Kazak, Hui) oluşturuyor. İki resmi dil var: Uygurca ve Çince. Bütün tabelalar iki dillidir. Ayrıca Kazakça, Kırgızca, Oirat ve Moğolca da devlet işlerinde (TV-radyo yayınları vb.) kullanılıyor. Şincan-Uygur’da ayrıca 5 özerk idare bölgesi var: İli-Kazak özerk şehri, Kızılsu Kırgız özerk şehri, Çangji-Hui özerk şehri, Bayinğolin ve Bortala Moğol özerk şehirleri. (Alp Altınörs, “Uygur Meselesi”, Gündem, 15 Temmuz 2015, s.12.)

Çin’de en çok doğalgaz ve petrol bu bölgeden çıkıyor. Ve Şincan, tarihi İpek Yolu’nun en önemli geçiş noktası. (Verda Özer, “Çin Uygur Türklerine Ne Yapıyor?”, Hürriyet, 8 Ağustos 2015, s.20.)

Yönetimde Uygurlar da önemli mevkilerde bulunuyorlar. Ancak Uygur halkı içinde güçlü milliyetçi ve dinci eğilimler baş gösterdi, ayrılıkçı unsurlar ortaya çıktı ve şiddet eylemleri de başladı. (Sami Kohen, “Çin’le İlişkide Uygur Pürüzü”, Milliyet, 11 Temmuz 2015, s.23.)

Uygur bölgesinde yaşananlar sorun nüfus yapısını melezleştirme politikasıyla ilişkili. Uygur bölgesine yıllar içinde çok sayıda Çinli göç ettirilmiş. Zaten yüzyıllardır o bölgenin insanı olan Hanlara bir de göçmenler eklenince Çinli nüfus epey artmış. Baştan beri devletten destek gören, bir ölçüde kayırılan bu nüfus özellikle kapitalist yoldan kalkınma politikalarının uygulanmaya başlanmasıyla birlikte zenginleşmişler. Dolayısıyla, bölgede ağırlıkları da artmış. Zenginleşme daha ilk bakışta anlaşılabilecek bir fark ortaya çıkarmış: Artık şehirlerin yoksul tarafında (çoğunlukla) Uygurlar, zengin tarafında ise Hanlar yaşıyor. Köktendinci yapılarla ilişkisi olanlar ve saldırılarda yer alanların neredeyse tamamı yoksullar, özellikle en yoksullar arasından çıkıyor. Uygurlar arasında da zenginler var ama sayıları Çinlilerle karşılaştırıldığında çok az sayılır. Zenginliğin ağırlıkla Hanlar elinde toplanmasında Uygurların ÇKP’ye/ devlete uzak durmaları, bir ölçüde ret edici olmalarının payı olduğunu düşünüyorum. Bölgede partiye yakın olan, ilişkileri iyi olanların Uygurların da destek gördüğü ve zenginleştiği bir gerçek… (Kamuran Kızlak, “Uygur Bölgesinde Yaşananlar -2”, Birgün, 13 Temmuz 2015, s.11.)

[69] Mustafa Balbay, “Yoldaş Fabrika Senin”, Cumhuriyet, 13 Mart 2020, s.9.

[70] Louis Proyect, “Dünya ve Çin Nasıl Kurtulacak?”, Birgün, 19 Ekim 2020, s.5.

[71] “Dünyayı Çin Çarptı”, Yeni Şafak, 21 Nisan 2013, s.7.

[72] “Çin’in Milyarder Vekilleri”, Taraf, 9 Mart 2013, s.8.

[73] “Mao’nun Kitaplarını Satıp Milyarder Oldu”, Milliyet, 11 Mayıs 2013, s.23.

[74] “Inter’in Yüzde 15’i Çin Demiryolları’nın!”, Akşam, 3 Ağustos 2012, s.7.

[75] Behiç Oktay, “Parti mi Komünist, Jack Ma mı?”, 29 Kasım 2018… https://gazetemanifesto.com/2018/mercek-parti-mi-komunist-jack-ma-mi-222858/

[76] Süleyman Seyfi Öğün, “Çin Uyanırsa (1)”, Yeni Şafak, 16 Mayıs 2013, s.11.

[77] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Yeni Model’ Arayışları ve Çin”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2020, s.9.

[78] The Financial Times, 23 Ekim 2020

[79] Ergin Yıldızoğlu, “Yeni Ekonomi Modeli ve Siyaset”, Cumhuriyet, 26 Ekim 2020, s.11.

[80] Ergin Yıldızoğlu, “Kaleydoskop Yine Dönmeye Başladı”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2020, s.7.

[81] Çin’de yolsuzlukların üzerine gitme sözü veren ordunun ve iktidardaki Komünist Parti’nin yeni lideri Xi Jinping, komutanların alkollü ziyafet vermelerini yasakladı. Yeni kurallara göre, resepsiyonlarda dev afişler, kırmızı halılar, çiçek aranjmanları, büyük gösteriler ve hediyeler de yasaklandı. Komutanlar artık lüks otellerde de kalamayacak. (Osman Erol, “Çin Ordusundan Alkollü Ziyafetlere Yasak”, Zaman, 23 Aralık 2012, s.15.)

[82] Laurence Knight, “İşte Bunlar Hep Kapitalizm”, Evrensel, 11 Temmuz 2013, s.4.

[83] Yaman Törüner, “Çin Süper Güç Olabilir mi?”, Milliyet, 5 Ocak 2016, s.6.

[84] Gündüz Vassaf, “Çin’de Meritokrasi ABD’de Plutokrasi”, Radikal, 3 Şubat 2013, s.17.

[85] “Çin’de Bir İlk!”, Vatan, 29 Temmuz 2012, s.19.

[86] “Çin’de İşçiler Patronu Rehin Aldı, Bırakmıyor”, Birgün, 27 Haziran 2013, s.11.

[87] “Çin Basını Sansüre Başkaldırdı”, Milliyet, 6 Ocak 2013, s.22.

[88] “Çin’de Sansüre Karşı Tepkiler Büyüyor”, Radikal, 9 Ocak 2013, s.30.

[89] “Lüks Komünist ‘Parti’…”, Yeni Şafak, 27 Nisan 2013, s.10.

[90] “Çin’de Maocular Bayrak Açtı”, Milliyet, 16 Eylül 2012, s.23.

[91] Kamuran Kızlak, “ÇKP’yi Eleştirdim Eyvah”, Birgün, 17 Ekim 2018, s.5.

[92] Sami Kohen, “Çin’in (Ay’a Kadar) Yükselişi”, Milliyet, 18 Aralık 2013, s.20.

[93] Evrim Altuğ, “Slavoj Zizek: Bir Kapitalizm Ürünü: IŞİD”, Cumhuriyet, 27 Temmuz 2015, s.6.

[94] Mustafa K. Erdemol “Asker-Politikacı Çekişmesi”, Cumhuriyet, 16 Kasım 2012, s.13.

[95] “Çin’e ‘Reformcu’ Lider”, Taraf, 16 Kasım 2012, s.3.

[96] Hadi Uluengin, “Çin İşi”, Taraf, 16 Kasım 2012, s.9.

[97] “Çin’e ‘Reformcu’ Başbakan Geliyor”, Milliyet, 15 Kasım 2012, s.24.

[98] Global Times, Beijing, 21 Ekim 2012.

[99] Korkut Boratav, “Xi Jinping ve Diğerleri”, Sol, 20 Kasım 2012, s.7.

[100] Merve Arkan, “Çin’de Değişime Taze Kan”, Radikal, 11 Kasım 2012, s.29.

[101] “Çin’in Yeni Yönetimi Zamana Ayak Uydurmalı”, The Independent, 9 Kasım 2012.

[102] Denise Y. Ho, “Çin’in Çift Kulvarlı Tarihi”, Birgün, 19 Mart 2018, s.5.

[103] “Mao’dan Sonra Şi Damgası”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2017, s.7.

[104] Kamuran Kızlak, “Çin Komünizmi: İleriye Doğru Büyük Atılım-1”, Birgün, 24 Ocak 2016, s.10.

[105] Nuri Çolakoğlu, “Çin’in Hızlanan Değişim Temposu”, Milliyet, 29 Kasım 2012, s.27.

[106] Ahmet Devrim, “Parti İçinde Deprem Devrimcilerin Görevi”, Birgün, 7 Kasım 2012, s.10.

[107] Antonio Gramsci, Komünist Partiye Doğru, çev: Celal A. Kanat, Belge Yay., 1998, s.119.

[108] Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri 3. Cilt, çev: Barış Baysal, Kalkedon Yay., 2014.

[109] Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, çev: Adnan Cemgil, Belge Yay., 2011, s.28.

[110] yage, s.91.

[111] Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri 1. Cilt, çev: Barış Baysal, Kalkedon Yay., 2014.

[112] yage.

[113] Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri 4. Cilt, çev: Barış Baysal, Kalkedon Yay., 2014.

[114] yage.

[115] Antonio Gramsci, Modern Prens (Machiavelli, Siyaset ve Modern Devlet Üzerine), çev: Pars Esin, Dipnot Yay., 2014.