İŞ VE YAŞAM
Photo: @Nicole Simon

Giderek daha karmaşık hale gelen ve üstesinden gelinmesi zor seçim ve karar verme özgürlüğü sunan hızlandırılmış bir dünyada, insanlar giderek daha basit bir yaşam arıyorlar. Sürdürülebilir büyümeye odaklanan yeni ekonomik modeller, sağlık odaklı yaşam tarzları bununla ilintilidir.

Filozof Arthur Schopenhauer, sadece gerçekte anlamda ne olduğumuzun belirleyici olduğunu söylemişti. En büyük amaç sağlık ve entelektüel zenginlik olmalıdır. Buna istinaden Schopenhauer, bunun içsel / öz bağımsızlığa ve “ahlaki” bir hayata yol açacak sonsuz fikirler deryası olduğunu belirtmişti.

Peter Sloterdijk, “Hayatınızı Değiştirmek Zorundasınız” adlı kitabında, bireysel hayatlarımızın da basitleştirilmesini istiyor. Burada feragat etmek vazgeçmek değil, bir egzersiz (eski Yunanca: “askein”) ve yaşamdaki önemli şeylerin bilincine varmak anlamına gelir.

Kendi davranışları hakkında özgürce karar verebilen insan daha az stres yaşıyor ve ispatlandığı üzere daha sağlıklı oluyor. Bu bakımdan iş ve hayat sürekli olarak iç içedir. İkisinin de bir anlamı olmalıdır, anlamının olması için de birbirinden ayrı olmaması gerekir. Heinrich Böll‘ün (1917 – 1985) “Bilge Balıkçı ve İş Adamı” adlı kitabında (1963) “İş Ahlakının Gerilemesi” hikayesinde anlattığı üzere:

Bir liman şehrinde bir balıkçı, teknesinin üzerinde uyuyormuş. Aniden gayretkeş bir turist kenardan zuhur eder, bu şirin kareyi fotoğraflar ve “Bugün çok balık tutacaksınız” diyerek balıkçıyı uyandırıp, o gün bir daha balık avlamaya çıkarsa, çok daha fazla para kazanabileceğini, kazancını ikiye, hatta üçe katlayabileceğini, sürekli kosturmak zorunda oldugu ve huzur tanimaz haliyle anlatiyor. Balıkçı kafasını sallar, fakat adamın söylediklerine bir anlam veremez.

Bunun üzerine iş adamı anlatmaya devam eder: “En geç bir yıl içinde ikinci bir balıkçı teknesi, iki yıl sonra üçüncü bir balıkçı teknesi, üç dört yıl sonra küçük bir yelkenli tekne alabilir, biri yelkenli olmak üzere üç tekne ile çok daha fazla avlanabilirsiniz. Sonrasında bir soğutma tesisi, belki de füme / tütsü tesisi, sonra salamura fabrikasi kurabilir, özel helikopterinizle uçup balık sürülerinin yerlerini tespit edip, telsizle teknelerinize balıkları yakalamaları için talimat verebilirsiniz.“

Balıkçı adamın söylediklerine bir anlam veremez ve sorar: ” Peki ya sonra ne olacak?” İş adamı turist coşkuyla, “O zaman limanda rahatça oturup, güneşte uyuklayabilir ve muhteşem denizin keyfini çıkarabilirsiniz.“

Balıkçı, “Ama bu zaten uzun zamandır yaptığım bir şey,“ deyip söylenene bir anlam veremeden, “sadece fotoğraf makinanızın sesi beni rahatsız etti,“ diye cevaplar.

Dr. Alexandra Hildebrandt’in editörlüğünü yaptığı son kitabı; “Ekonomide iklim değişikliği: Neden Aciliyet Bilincine Sahip Olmalıyız”, bu yıl (2020) Springer Gabler tarafından yayınlanmıştır.

Balıkçı huzurun ta kendisidir ve yaşamak için sadece doğanın sürekli ürettiği şeylere ihtiyaç duyar. İşini yaptıktan sonra güneşte, küçük teknesinde mutlu bir şekilde yatıp uyuklar.

Bu aynı zamanda bize bir fıçıda / varilde yaşadığı söylenen antik filozof Diyojen’i de hatırlatıyor: Güneşli bir günde Büyük İskender Diyojen’i ziyaret eder ve bir dileği olup olmadığını sorar. Mutlu olmak için zenginliğe değil sadece o andaki güneş ışığına ihtiyacı olan Diyojen ise “Gölge etme başka ihsan istemem“ der.

Bir şey yapmadan sadece “olmak” onun için vakit israfı değil, sadece hayatı yaşamaktır. Bu tutum, bugün sürekli bir şeyler ile meşgul olmak zorunda olan birçok insana yabancıdır.

Aksi, bir yarar getirmeyen boşa harcanmış zaman gibi algılanıyor. Ancak örnekler, mutluluğun kendilerine yeten insanlara ait olduğunu gösteriyor (Arthur Schopenhauer).

Onlar için hayatın gerçek zevki uzakta değil, yakındadır. Bu, düşünmemek veya dünyadan çekilmek değil, sadece oluruna bırakmaktır.

Birçok insanın bunun farkına varmasını engelleyen şey; kabul görme, daha fazla ciro, daha fazla kar, daha fazla başarının peşinden koşmaktır.

Bu, aynı zamanda korkunun, saldırganlığın, eşitsizliğin, siyasete yönelik duyarsızlığın, borcun ve çevre kirliliğinin artmasına neden oluyor.

Tüm bunların bir bedeli var. Sınırlı bir dünyada sonsuz büyüme, en iyi teknolojilerle bile mümkün olamaz.

Önümüzdeki yıllarda, her şey ekonomik büyümeyi ve doğayı, doğal kaynakların tüketimini birbirinden ayırmayı başarıp başaramayacağımıza bağlı olacaktır.

Burada Yeşil Ekonomi 2.0.’nin nasıl gelişeceği sadece ekonominin nasıl büyüyeceği ile ilgili değil, adaletin, sürdürülebilir bir ekonominin ve insanın iç dünyasının da gelişmesinin birbiriyle uyumlu hale getirilebilmesi en belirleyici sorundur.

Daha fazla ait olma duygusu, tutunabilmek, bir vatana, ölçülü bir yaşama, dengeli bir topluma, tabiata, anlama, dayanışmaya ve sorumluluk duygusuna yönelik özlem, uçsuz bucaksız imkanlara sahiptir.