İran Nükleer Programı ve Çin-İran Nükleer İşbirliği

İran, nükleer programına Mart 1957 tarihinde ABD ile “Barış için Atom” Programı çerçevesinde imzaladığı Sivil Nükleer İşbirliği Antlaşması ile başlamıştır..[11]

İran 1958 yılında UAEK’ye katılmış, Temmuz 1968’de de NSYÖA’yı imzalamıştır. Nükleer çalışmalara ABD’nin teknik yardımı 1979 yılında İran’da Şah Rejiminin yıkılmasına kadar devam etmiştir. İran’da yönetimi ele geçiren Humeyni Rejimi 1980’nin başında nükleer programı askıya almıştır. Yeni rejime göre, Batı dünyası petrol ve doğalgaz zengini bir ülke olan İran’a maliyeti yüksek nükleer politikayı dikte etmek istemektedir. Dolayısıyla yeni rejim İran nükleer programını rasyonel bulmayıp askıya almıştır.[12]

Yeni rejime göre, basitçe bir hesap yapıldığında Buşehr’de inşa edilecek olan nükleer tesisin maliyeti, doğalgaz kullanan bir enerji tesisinin maliyetinin yaklaşık 10 katına tekabül etmektedir.[13] Nükleer programın yüksek maliyetinin yanı sıra, 1979 Devrimi sırasında İranlı nükleer uzmanların İran’dan kaçmaları nedeniyle ortaya çıkan nükleer uzman eksikliği de bu kararın alınmasında etkili olmuştur.[14]

Fakat 1980’lerin ortalarına gelindiğinde Irak-İran Savaşı’nın da etkisiyle, nükleer programın stratejik önemi olduğu kanaatine varılmış ve nükleer çalışmalar gizli bir şekilde yeniden başlatılmıştır. Humeyni rejiminin nükleer programı yeniden başlatmasında Irak’tan algılanan güvenlik tehdidi kadar, deklare etmemesine rağmen nükleer silaha sahip olduğu düşünülen İsrail’den ve ABD’den algılanan tehdit de etkili olmuştur.

Humeyni 1984 yılında Şah Dönemi’nde Batı destekli olarak yapımına başlanılan ve Devrim sonrası askıya alınan Buşehr nükleer tesisinin kurulumunun tamamlanmasına yardımcı olabilecek yeni uluslararası ortak arayışına girilmesi talimatı vermiştir. [15]

Bu çerçevede 1984 yılında Çin’in yardımı ile reaktör teknolojisi, uranyum zenginleştirmesini de içeren nükleer yakıt üretme, seyreltilmiş uranyumdan plütonyum çıkarma üzerine araştırma yapmak için İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi açılmıştır.16 Haziran 1985’de de İran Meclis Başkanı Ali Haşimi Rafsancani’nin Çin ziyaretinde, Çin ve İran arasında “barışçıl kullanım” amaçlı gizli bir nükleer işbirliği antlaşması imzalanmıştır.[17]

Çin’in İran Nükleer Programı’na yardımı, 1985 yılında imzalanarak resmi olarak açıklanmayan ve duyurulmayan bu antlaşma çerçevesinde yapılmaya başlanmıştır. 1985 Çin-İran Nükleer Antlaşması’na göre Çin İsfahan Nükleer Araştırma Merkezi’ne dört adet nükleer araştırma ve eğitim reaktörü sağlamıştır. İlk reaktörün kurulumuna Ocak 1988’de, diğer üçünün de kurulumuna da Ocak 1990 tarihinde başlanmıştır. Ayrıca Çin, İran’a verdiği reaktörler için gerekli materyalleri de sağlamıştır. Fakat İranlı uzmanların bu reaktörlerde araştırma yapabilme kapasitelerinin sınırlı olması nedeniyle 1987 yılında 15 civarında İranlı nükleer uzmanı, nükleer reaktörlerin dizaynı konusunda eğitim almak için Çin’e gönderilmiştir. 1985 nükleer gizli antlaşması, Çin ve İran arasında nükleer işbirliğinin resmi başlangıcı olarak görülmektedir.

1990’ların başında yoğunlaşan Çin-İran Nükleer İşbirliği’nin önüne teknik yetersizliklerin önemli bir engel olarak çıktığı görülmektedir. Eylül 1992’de İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin Çin ziyareti sırasında, Çin ile en az dört adet 300 MW nükleer güç istasyonu antlaşması imzalanmıştır. Fakat altı ay sonra teknik nedenlerden ötürü bu sayı dörtten ikiye indirilmiştir. Ayrıca Çin Enerji Bakanlığı, 1990 yılında Çin’in İran’a tedarik etmesine karar verilen 20 mw’lik plütonyum ürününü teknik nedenlerden dolayı sağlayamayacağını açıklamıştır.[18]

Soğuk Savaşın sona ermesi ile birlikte Sovyetler Birliği’ne karşı Çin’e ihtiyacı kalmayan ABD, Çin’in 1990’ların başından itibaren İran Nükleer Programına yardım etmeye devam etmesi karşısında, insan hakları, Tayvan gibi konularda Pekin’e baskılarını arttırmıştır.[19]

Ayrıca ABD, Çin’in İran Nükleer Programı’na desteğini devam ettirmesi halinde, ticari alanda “en fazla kayrılan ulus” statüsünün çekileceğini açıklayarak Çin’i ekonomik kayıplara yol açacak yaptırımlarla tehdit etmiştir.[20] Çin, ABD ile ilişkilerini normalleştirmek istediği ve İran nedeniyle ikili ilişkilerde krizin derinleşmesini göze alamadığı için 1997 yılında İran Nükleer Programı’na olan desteğini kesmiştir.[21] Çin’in bu desteğinin çekilmesinin nedenleri daha spesifik olarak şu şekilde maddeleştirilebilir. İlk olarak ABD baskısından bağımsız olarak küresel sisteme entegrasyonuyla artan ekonomik çıkarlarının maksimizasyonu için ABD ile ilişkilerini istikrara kavuşturma ihtiyacı ve ABD’nin teknik bilgisine daha çok ulaşabilme önemli rol oynamıştır.

İkinci olarak Çin’in, 1990’ların ortalarında Batı’da tartışılmaya başlanan ve yükselen Çin’in uluslararası sisteme tehdit olduğunu iddia eden “Çin Tehdit Teorisi” vb. Çin karşıtı söylemlere de bir cevap olarak, Çin’in uluslararası toplumda sorumlu bir güç imajına önem vermesidir. Üçüncü olarak ise Çin’in uluslararası hukuka göre meşru olarak nükleer silaha sahip olması uluslararası hukukça tanınmış ve NSYÖA sürdürülmesi taraftarı olan bir ülke olarak sınırlı sayıda ülkenin nükleer teknolojiye sahip olmasının kendisine sağladığı avantajın daha fazla farkına varmıştır. Bu nedenle de Çin NSYÖA rejimine daha fazla destek olmaya başlamıştır.[22] Diğer bir ifadeyle, 1990’ların ortalarından itibaren Çin’in yükselen sorumlu büyük gücü ve küresel çıkarları bölgesel çıkarlarına baskın gelmeye başlamıştır.

Çin’in ABD ile ilişkilerini normalleştirmek için 1997’de İran Nükleer Programı’na teknik yardımını kesmesi sonrasında Tahran, nükleer destek konusunda yüzünü Rusya’ya dönmüştür. Uzun yıllar İran’da Çin büyükelçiliği görevinde bulunmuş Çinli diplomat Hua Liming’e göre, nükleer silaha sahip olmayı, tarihsel nedenlerden dolayı milli bir gurur ve prestij sorunu olarak algılaması İran’ın nükleer programına devam etmesinde itici güç sağlamaktadır. Bunun yanı sıra İran, bölgedeki güvenliğini sağlamak ve güçlü ülke idealini gerçekleştirmek için nükleer güce sahip olmayı bir zorunluluk olarak görmektedir.[23]

ABD’nin Afganistan ve Irak işgali sonrasında İran’ın askeri ve politik nüfuzu Afganistan’dan Irak’a, Lübnan’dan Suriye’ye kadar artmıştır. İran hem uzun menzilli füzelere hem de nükleer güce sahip olmayı bölgede büyük güç olmanın ve nüfuzunu korumanın temel şartlarından birisi olarak görmektedir. Çinli uzmanlara göre, ABD’nin uzun yıllar İran ile diplomatik ilişki kurmaması, yaptırımlar, İran-Irak Savaşı sırasındaki askeri saldırılar, İran’ın ‘şer ekseni’ ilan edilmesi, ABD’li üst seviye liderlerin İran’da rejim değişikliğinden söz etmeleri, Körfez’de ABD’nin askeri birliklerinin bulunması ile tehdit ve baskı politikaları sorunun derinleşmesinde etkili olmuştur. Çinlilere göre, ABD’nin 1979’dan itibaren izlemiş olduğu bu politikalar, İran’ın tehdit algısını arttırmış ve güvenliği için nükleer çalışmaları vazgeçilmez hale getirmiştir. Çinli uzmanlar İran’ı nükleer silah edinme niyetinden vazgeçirmenin en iyi yolunun, İran’a yönelik baskı ve tehdit politikasından vazgeçmek ve diplomasiyi ön plana çıkarmak olduğunu ifade etmektedirler. Bu yaklaşımın arka planında, İran’ın nükleer çalışmalarında bu derece ısrarlı olmasından ABD’nin izlemiş olduğu politikalar yatmaktadır.[24]

İran’ın nükleer programda ısrar etmesinin diğer bir nedeni de, İsrail’in ilan edilmemiş nükleer silahlarının olmasına rağmen, ABD’nin nükleer çalışmalar konusunda çifte standartlı bir politika izlemesidir. Çinliler, nükleer silaha sahip olduğu düşünülen İsrail’in, BM kararlarına ve UAEK’nın çağrısına rağmen NSYÖA sistemine dâhil olmaması konusunda ABD’nin politikalarını eleştirmektedir.[25] Nükleer silaha sahip olduğunu söylemesine rağmen NSYÖA’ya dâhil olmayan tek ülke olma özelliğine sahip Hindistan’ın, 2008 yılında ABD ile aralarında nükleer ticarete izin veren Barışçıl Atom Enerjisi İşbirliği Paktı’nın imzalanması da Çin tarafından çifte standart olarak görülmektedir.[26]

Yukarıda da belirtildiği üzere, Çin, İran Nükleer Programı’ndan yalnızca Tahran Yönetimi’ni değil, aynı zamanda ABD’nin İran’a karşı uyguladığı politikaları da sorumlu olarak tutmaktadır. Dolayısıyla Çin nükleer silaha sahip bir İran istememekle birlikte uygulanan uluslararası yaptırımlarında bir amaç olarak değil barışçıl müzakereler ve diplomatik girişimler için bir araç olarak kullanılmasını savunmaktadır.[27] Çin’e göre barışçıl ve adil olmayan bir çözüm ve politika, sorunun çözümünden daha çok derinleşmesine ve İran nükleer çalışmasının gizli yürütülmesine yol açmaktadır.

Çin’in İran Nükleer Sorununa Yaklaşımı

Çin, İran Nükleer meselesiyle alakalı 2006’dan günümüze kadarki süreçte BMGK’deki oylamalarda diğer dört BMGK Daimi Üye ülkeleri ile birlikte hareket etmektedir. Fakat Çin, BMGK’nin diğer daimi üye ülkeleriyle birlikte aynı yönde oy kullanırken, sorunun diplomasi ve diyalog yoluyla çözülmesi, ulusal egemenlik ilkesinin korunması gerektiği hususlarının özellikle altını çizmektedir. Aynı zamanda uluslararası yaptırımların bir amaç değil, İran’ın müzakere masasına oturtulması ve uluslararası hukuka aykırı fiillerinin sonlandırılması için bir araç olduğunu ve nükleer programını uluslararası hukuka uygun şekilde yaptığında bu yaptırımların sonlandırılması gerektiği vurgusu yapmaktadır. Bu bağlamda Çin’in uluslararası yaptırım stratejisinin baskı ve diyalog olmak üzere iki yönü vardır.[28]

Diğer bir ifade ile Çin açısından İran’a yönelik uluslararası yaptırımların İran’ın uluslararası örgütler ile nükleer program konusunda aktif olarak çalışmaya yönlendirmek ve Tahran’ı müzakere masasına oturtmak için bir araç görevi vardır. Çin UAEK gibi uluslararası kurumların İran nükleer sorununun çözümünde aktif rol alması gerektiğini de devamlı bir şekilde BMGK başta olmak üzere çeşitli uluslararası platformlarda dile getirmektedir.[29]

İran Nükleer Sorununda UAEK gibi uluslararası kurumları ön plana çıkararak sorunun bütünüyle ABD’nin kontrolünde olmasının önüne geçmek istemektedir. Bu strateji ile Çin hem sorunun bütünüyle ABD’nin kontrolü altına girmesini önlemekte hem de ABD ile karşı karşıya gelmeden kendisine ılımlı bir diplomatik kanal açmaktadır.


Çin’in BM nezdindeki temsilcilerinin açıklamalarına bakıldığında da yukarıda belirtilen düzlemde davrandıkları görülmektedir. 2006 tarihindeki 1696 sayılı BMGK kararına destek veren Çin’in BMGK temsilcisi Ziu Zhenmin, Çin’in uluslararası nükleerin yayılması mekanizmasını koruma amacında olduğunu, UAEK’nin rolünün ve otoritesinin güçlendirilmesini desteklediklerini ve İran’ın nükleer programına politik ve diplomatik yollarla çözüm yolunun bulunmasını istediklerini ifade etmiştir. Ayrıca Ziu Zhenmin, BM 25. Maddesine göre bütün BM üyelerinin BMGK kararlarına uymak zorunda olduklarını, karşılıklı güveni attırmak, diyalog ve müzakere ortamının oluşturulması için İran’ın da 1696 sayılı kararı uygulamasını, ‘paket öneriye’ en kısa zamanda cevap vermesini istediğini ifade etmiştir.[30]

Eylül 2010 tarihinde de BMGK’de İran Nükleer Programı’nın görüşüldüğü toplantıda Çin’in BM Temsilcisi Li Baodong da, selefi Ziu Zhenmin’in yukarıda belirttiğimiz ifadelerine yakın açıklamalarda bulunmuştur. Li Baodong, ülkesinin sorunun diyalog yoluyla çözülmesi ve diplomatik kanalların açılması için gayret göstereceği, tarafların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği, yaptırımların tek başına sorunu çözmeyeceği ve UAEK gibi uluslararası örgütlerin aktif olarak görev alması gerektiği yönünde açıklamalarda bulunmuştur.[31]

İran Nükleer Sorununun tartışıldığı BMGK görüşmelerinde Çin Temsilcilerinin ve diğer Çinli resmi yetkililerin açıklamaları ve uygulamaları analiz edildiğinde, İran Nükleer Politikasına yaklaşımı, ulusal egemenlik, nükleer silahların yayılmasını önleme ve Ortadoğu’daki enerji güvenliğinin sağlanması bağlamında şekillendiğini söyleyebiliriz. Çin, ilk olarak, ulusal egemenlik bağlamında her ülkenin prensip olarak sivil kullanım amaçlı nükleer enerjiye sahip olunmasına hakkı olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda da Çin, kendi dış politikasında vurgu yaptığı kavramların en önde gelenlerinden olan “ulusal egemenlik” prensibince, İran’ın gerçekten uluslararası kriterler çerçevesinde sivil amaçlı nükleer program takip etmesi halinde, sivil amaçlı ve uluslararası örgütlerin denetimine açık bir nükleer programın İran’ın hakkı olduğunu savunmaktadır.[32]

Çin, sivil amaçlı ve denetlenebilir nükleer programın her ülkenin hakkı olduğunu savunurken, aynı zamanda resmi ve fiili olarak nükleer silahların yayılmaması rejiminin sürdürülmesi taraftarıdır. Çin’in özellikle 2000 yılının başından itibaren daha önceki politikasına kıyasla nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini daha fazla sahiplendiği görülmektedir. Artan bir şekilde NSYÖA’ya önem vermesi de, uluslararası sistemde konumunun yükselmesi ile doğrudan ilişkilidir. Uluslararası sistemde konumu iyileşen Çin, dış politikasında, uluslararası toplumdan gelen olumsuz eleştirilere karşı uluslararası sorumluluklarına ve imajına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Dolayısıyla, mevcut uluslararası sistemin kendisine sağladığı avantajlardan faydalanan Çin’in etki alanının daha fazla genişlemesi, mevcut ekonomik ve siyasi kazanımlarını korumak için uluslararası toplumun gözünde “sorumlu büyük güç” imajına önem vermesi anlaşılır olmaktadır.

“Sorumlu büyük güç” imajına ek olarak, NSYÖA’ya göre sadece BMGK üyesi olan beş ülkenin nükleer silaha sahip olma hakkı, Çin’in de içinde bulunduğu bu ülkelere ayrıcalıklı bir konum sağlamaktadır. Bu grup dışındaki ülkelerin de nükleer silah elde etmelerinin yolunun açılması Çin’in de içinde bulunduğu bu grubun uluslararası ayrıcalıklı konumunun zayıflaması ya da bu konumunu kaybetmesi anlamına gelecektir.

Çin, İran Nükleer Programı’nı her ne kadar sivil amaçlı ve uluslararası örgütlerin gözetiminde ve egemenlik hakları bağlamında İran’ın hakkı olarak görse de, Tahran’ın NSYÖA’yı dikkate almaksızın nükleer program sürdürmesi, ABD’yi olduğu gibi Çin’i de endişelendirmektedir. Çünkü NSYÖA’nın ihlalinin kontrolsüz bir şekilde önünün açılması, Çin’in ulusal çıkarlarını doğrudan ilgilendiren iki bölge (Ortadoğu ve Doğu Asya) başta olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde de nükleer silahlanma yarışının başlaması ihtimalinin artması demektir. Dolayısıyla, NSYÖA’nın İran nükleer programı ile ihlal edilmesi, Çin’in ulusal çıkarlarını da doğrudan
etkileme potansiyeline sahiptir.

Bu durumda özellikle Ortadoğu’da İran nükleer silahını tehdit olarak algılayan başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer Körfez ülkelerinin de bu yarışa katılması, Çin’in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 50’sinin kaynağı olan bu bölgeyi istikrarsızlaştıracaktır. Bu durumda dünyanın en büyük enerji rezervlerine sahip Ortadoğu bölgesinin kapsamlı bir şekilde daha fazla istikrarsızlaşması, hem enerjinin arzını düşürecek hem de enerji fiyatlarını arttıracaktır. Şüphesiz ki bu durumdan en çok etkilenecek ülkelerin başında, dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından birisi olan Çin gelecektir.

NSYÖA’nın kontrolsüz bir şekilde ihlal edilmesinin aynı zamanda Çin dış politikasının birincil çıkar alanlarının bulunduğu Doğu Asya’daki ulusal çıkarlarını da doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır. Çin’in ulusal güvenliğinde ilk halkada yer alan Doğu Asya’da da ABD yanlısı Güney Kore’nin, Japonya’nın ve Tayvan’ın nükleer silahlanma yarışına katılmaları ve bölgenin belirsizliğe sürüklenmesi Çin’i endişelendirmektedir.

Doğu Asya’da ABD ile ittifak halinde bulunan Güney Kore, Japonya ve Tayvan’ın Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak teknolojik bakımdan mevcut teknik bilgileri ile nükleer silah üretebilmeleri çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşebilir. Diğer yandan “sorumlu büyük güç” imajına büyük önem veren Çin’in uluslararası arenada NSYÖA’yı desteklemesinin Avrupa, ABD ve Pasifik’te takdirle karşılanması, Çin’in uluslararası imajına olumlu yansımaktadır. Özellikle Çin’in NSYÖA’yı desteklemesi hem kendi “sorumlu büyük güç” imajı hem de ABD ve uluslararası toplum ile ilişkileri açısından önemlidir. Bu durum Çin-ABD arasında ortaya çıkması muhtemel çok temel bir sorunun engellenmesi anlamına da gelmektedir.


İlk bölümünü yayınladığımız bu makale seri halinde yayınlanıp ve toplam üc bölümden oluşmaktadır:

  1. Bölüm: Giris | “Sorumlu büyük Güc”, Çin
  2. İran Nükleer Programı ve Çin-İran Nükleer İşbirliği / Çin’in İran Nükleer Sorununa Yaklaşımı
  3. Enerji ve Ekonomi: Çin’in Ortadoğu’daki Çıkarları ve İran Nükleer Programı / Çin-İran İlişkilerinde Üçüncü Aktör Olarak ABD

Bu makalenin orjinal versiyonu ResearchGate‘te yayınlanmiştir. Görüş’te yayınlanmasına olanak verdiği için Dr. Ümit Alperen’e teşekkür ederiz.

*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş ve içeriklere açık bir platformdur. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.


Referanslar

  • [11] Ariana Rowberry, “Sixty Years of Atoms for Peace and Iran’s Nuclear Program”, Brookings, Dec. 18, 2013. Accessed April 10, 2018, https://www.brookings.edu/blog/up-front/2013/12/18/sixty-years-of-atoms-for-peace-and-irans-nuclear-program/
  • [12] William Branigin, “Iran set to scrap $34 billionworth of civilian projects”, Washington Post, May 30, 1979. Accessed January 18, 2016. https://www.washingtonpost.com/archive/politics/1979/05/30/iran-set-to-scrap-34-billion-worth-of-civilian-projects/d7028db2-836a-41b8-868d-c2909e618bf8/.
  • [13] Ali Vaez, Karim Sadjadpour, Iran’s Nuclear Odyssey: Costs and Risks, (Carnegie Endownment, New York, 2013), 7.
  • [14] Gary Samore (ed.), Iran’s Strategic Weapons Programmes: A Net Assessment, (London: The International Institute for Strategic Studies, 2005), 9.
  • [15] Samore, Iran’s, 12.
  • [16] “Isfahan Nuclear Technology Center”, NTI, Jan, 1, 2001, Accessed April 5, 2015, http://www.nti.org/learn/facilities/237/.
  • [17]Jack Caravelli, Beyond Sand and Oil: The Nuclear Middle East: The Nuclear Middle East, (Oxford: Praeger, 2011), 92. Ayrıca bakınız, John W. Garver, China’s Quest: The History of the Foreign Relations of the People’s Republic of China, (New York: Oxford University Press, 2016), 448.
  • [18] Willem van Kemende, Iran’s Relations with China and the West Cooperation andConfrontation, (Netherlands Institute of International Relations, The Hague, November 2009), 70.
  • [19] 华黎明, 伊朗核问题与中国中东外交, 阿拉伯世界研究, 第 6 期, (2014 年 11 月): 5.
  • [20] 华, 伊朗核问题, 6,; Van Kemende, Iran’s Relations, 70.
  • [21] Jonathan S. Landay, “China to Halt Nuclear Deal With Iran, US Officials Say”, Christian Science Monitor, 19 December 1996, Accessed February 4, 2014, https:// www.csmonitor.com/1996/1219/121996.us.us.4.html.
  • [22] Garver, China’s Quest, 141.
  • [23] 华黎明, “伊朗核问题前景及对大国关系的影响”, 和平与发展, 第2期, 总第114, (2010年4月): 35-42.
  • [24] Jon B. Alterman, John W. Garver, The Vital Triangle: China, the United States, and the Middle East, (Washington D.C.: The CSIS Press, 2008), 45.
  • [25] “Nuclear Weapons: Who Has What at a Glance”, Arms Control Association, 21 June 2018, Accessed: September 5, 2018, https://www.armscontrol.org/factsheets/ Nuclearweaponswhohaswhat.; “Obama dodges question on Israeli nuclear Capability”, The Huffington Post, 9 February 2009, Accesed April 10, 2018. http:// www.huffingtonpost.com/john-v-santore/obama-dodges-question-on_b_165451.html.; “UNSC S/487/1981”, UN, 19 June 1981, Accessed April 10, 2018. http://www.un.org/documents/ga/res/36/a36r027.htm.
  • [26] “The Iran Nuclear Issue: The View from Beijing“, Crisis Group Asia Briefing, No.100, 17 February 2010, 4.
  • [27] Bknz, “The Iran Nuclear Issue“, 1-2028
  • [28] “Security Council Briefed by Iran Sanctions Committee Chair; Members Voice Concern about Nuclear Activities, but Underscore Commitment to Negotiated Solution, United Nations Press Release SC/10029”, UN, 15 September 2010, , Accessed April 10, 2018, https://www.un.org/press/en/2010/sc10029.doc.htm.
  • [29] “Security Council Demands Iran Suspends Uranium Enrichment by 31 August, or Face Possible Economic, Diplomatic Sanctions, United Nations Press Release SC/8792“, UN, 31 July 2006, Accessed April 10, 2018 http://www.un.org/press/en/2006/sc8792. doc.htm.
  • [30] “United Nations Press Release SC/8792”, UN, 31 July 2006, Accessed April 10, 2018 http://www.un.org/press/en/2006/sc8792.doc.htm.
  • [31] “United Nations Press Release SC/8792”.
  • [32] Bakınız. “The Iran Nuclear Issue” 12.; 杨兴礼, 现代中国与伊朗关系, (北京: 时事出 版社, 2013), 11.; “Prospects very bright for Iran-China ties: ambassador”, Mehrnews, 17 September 2007, Accessed April 10, 2018, http://en.mehrnews.com/news/24988/ Prospects-very-bright-for-Iran-China-ties ambassador.