suudi arabistan

 “Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir.”[1]

“Ortadoğu’daki Orta Çağ rejimlerinin birincisi”;[2] ya da “Vahhabî ideolojisinden beslenen yobazlık”;[3] veya “Ortadoğu’nun petrodolarlı gücü, İslâmın kutsal mekânlarının bekçisi ve radikal akımların membaı.”[4] “Dünyada siyasal İslâmcılık ajandasının baş sponsoru; Batılı emperyalist projelerin aygıtı”;[5] sonra “Yolsuzlukla anılan krallık,”[6] vb. betimlemeler ile anılan Suudi Arabistan’dan ‘The New York Times’ın bir yorumunda “IŞİD’in başarılı olmuş hâli,”[7] diye söz edilirken; ne ilginçtir ki bunların tümü ve hatta fazlası doğrudur!

Temelleri sarsılan bir gericilik kalesi olarak Suudi Arabistan’ın uluslararası meşruiyetinin sebebi petrol varlığı, Batı’dan aldığı silahlar ve kutsal mekânlar üzerinde oturmasıyken; despotik krallık meşruiyetini üç ana temel üzerine oturtmuştur: Vahhabîzm, Milliyetçilik ve “akraba kayırmacılığı” (Nepotizm)…

Amin Maalouf’un, “Eğer yöneticiler yozlaşmışsa, halkın kendisi de en az o kadar yozlaşmış demektir. Yöneticiler bu genel kokuşmanın yüze vuran görüntüsüdür. Ağacı, kökünden başlayarak iyileştirmek gerekir,” değerlendirmesini anımsatan hakikâti ile güvenliği ABD tarafından garanti altına alınan Suudi Krallığı; halkının rızasını petrol gelirleriyle satın alsa da, taşlar yerinden oynuyor; rejiminin meşruiyeti dayanaklarına sallanıyor. Rejimin geleceğinin tartışmaya açılmasının nedeni de bu sarsıntılar.

Robert Fisk’in ifadesiyle, “Suudi Hanedanlığı hakkında özellikle Arap Dünyası arasında – sorulması gereken bir soru daha var: Krallığı yönetenler aklını mı kaçırdı?”[8] sorusu gündemdeyken, Suudi rejimi ekonomik, demografik, jeopolitik açılardan yaşamsal sorunlarla yüz yüze…[9]

BİRAZ TARİH

Tayfun Atay’ın, “İbn-i Suud’un aşiretini XIX. yüzyıldan itibaren devlet olmaya doğru harekete geçirip Suudi Arabistan’ı var etmiş ideolojik yakıt, Selefîlikten istim alan Vahhabîlik… Ve Selefî-Vahhabî İslâm’ın özü, bir kitap (Kur’an) ve bir insanın (Muhammed) bildirip yaptıklarının dışında her şeyin reddine dayanır,”[10] notunu düştüğü Suudi Arabistan XX. yüzyıl başlarında kuruldu.

I. Suud Krallığı 1760-1770 kesitinde Muhammed bin Suud ile biçimlenmeye başladı. Söz konusu Krallık 1815’e kadar, Osmanlılar/ Muhammed Ali Paşa’nın bölgeye gelip Krallığı yıkana kadar ayaktaydı.

Daha sonra 1825’te II. Krallık kuruldu ve I. Krallığın bölgelerini geri aldı. II. Krallık Necd bölgesi ve Katif kentinin yer aldığı doğu Arabistan’ı aldıktan sonra oradan Hicaz bölgesine yönelip, genişledi.

I. Krallıkta siyaseti ve yönetimi temsil eden aile Suud hanedanı ile Vahhabîliğin kurucusu Muhammed bin Abdulvahhab arasında bir ittifak vardı. II. Krallıkta bu ittifak çocuklarla devam etti. II. Krallığa Turki bin Abdallah liderlik ediyordu. Turki bin Abdullah, Abdülaziz el-Suud’un (şimdiki Krallığın kurucusu) dedesidir.

II. Krallık, XIX. yüzyıl sonlarında yıkıldı. Suud ailesi Kuveyt’e kaçıp, mülteci oldular. Kuveyt Emiri Sabah onlara yardım edip, İngilizlerle iletişimini sağladı.

Daha sonra Suud ailesi Arabistan’a geri dönüp, 1902’de Riyad’ı aldılar. Harekâtı yöneten Abdülaziz’in maiyetinde sadece 25 kişi vardı ve Riyad’ı sızarak ele geçirdiler. Osmanlı’lara bağlı Emir Reşid ailesi yönetimine son verildi. Riyad emiri öldürdü.

Söz konusu eylemden sonra Vahhabîler, Abdülaziz ile bir araya geldi. Abdülaziz, Muhammad bin Abdulvahhab’ın torunu Şeyh Abdüllatif el-Şeyh’in kızı ile evlendi. Bu evlilik ona bir çocuk verdi. Çocuklardan birisi sonra Kral olacak Faysal idi (1964-1974 yılları arasında hükmetti, suikast ile öldürüldü).

Vahhabî Şeyh Abdüllatif verdiği fetvalarla sonradan kurulacak orduya cihat için asker çağrıları yaptı. Şeyh Abdüllatif, Abdülaziz’in düşmanlarını kâfir ilan edip tekfir ederek ona kolaylık sağladı.

Riyad’ı aldıktan sonra, bir önceki yüzyılda II. Krallık zamanında Suud ailesine biat eden tüm kabileler Abdülaziz’e/ Suud ailesine bağlılıklarını sağlamlaştırdılar. Abdülaziz, din faktörünü yeniden devreye sokup din adamlarını görevlendirdi. Onlara kabilelerde ve kontrol ettiği bölgede Vahhabî fikriyatını yayma talimatını verdi.

Abdulvahhab’ın torunları, Vahhabî ağının temsilcileri “Allah Yolunda Hicret Ordusu” ile tebliğ aracı oldular.

O dönemde İngilizlerin Kuveyt’teki temsilcisi Harold Dickson anılarında, “Allah Yolunda Hicret Ordusu”nun 300 bin üyeye ulaştığını yazarken; onlara şu isim verilmişti: “İhvan Man Ta’allah/ Allah’a İtaat Eden Kardeşler”.

İhvan Ordusu, Hicaz alınırken sayı olarak zirveye ulaştı. Tabii İngilizlerin desteğini de alıyorlardı. Arşivlerde İngilizlerin Abdülaziz’e silah ve para desteği verdiği açıkça görülür.

İngilizler ile Osmanlılar arasında Körfez bölgesinde sert bir rekabet vardı. Hicaz büyükleri ve Riyad’ı yöneten Reşid ailesi Osmanlı’ya bağlılık bildirmişti. Reşid ailesi bu bağlılık altında yönetiyordu. İngilizler ise İran bölgesinden ve Basra’dan Osmanlı nüfuzunun olduğu bölgeye, Körfez bölgesine giriş yapmak istiyordu. Abdülaziz’in gücü olduğunu, asker topladığını, kabileler arasında etkili olup onların çocuklarını bedevi hayatından alıp askeri birliklere ‘hicret’ ettirerek kattığını görünce Abdülaziz ile İngilizler arasında iletişim kuruldu. 1912’de ‘hicret’, yani bedevilerin çadır hayatından çıkarılıp cihad için dini ve askeri eğitimlerden kent hayatına sokulduğu hicretler zirve yapmıştı. Bu hicretler sayesinde 1913 yılında Katif bölgesini kontrol altına alabildi. Bu dönemde İngilizlerden altın, silah ve tüfek desteği almaya başladı.

1915’te ise İngilizlerle Darin anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, Abdülaziz’in İngilizlerle ilişkisinin temellerinden biridir. Abdülaziz burada İngilizlere bağlılık bildirdi. İngilizler Abdülaziz’in kontrol ettiği bölgelerde sultanlığını tanıdılar. Karşılığında Abdülaziz el-Suud Sultanlığı, Osmanlı’ya bağlılık bildirmiş olan Reşid Ailesi ve emirliğine darbe vuracaktı. İngilizler o anlaşmadan sonra Abdülaziz’e William Şekspir isminde savaşları ve askeri hamleleri planlayan bir subay gönderdiler. Çatışmalar 1919 yılına kadar sürdü. Şekspir, Osmanlı’ya bağlı kalmış olan Reşid ailesi ile 1918-1919 yıllarında süren çatışmalarda öldü. Abdülaziz İngilizlerle ilişkileri ve yazışmaları İngilizlerin Körfez’deki temsilcisi ve o zaman İran’da olan Barsy Coks üzerinden devam ettirdi.

Bu her zaman alternatif nüfuz alanları yaratan sömürgecilerin politikasıydı: Suudi Arabistan en büyük güç olsun istendi ama İngilizler Körfez emirlik ve krallıklarına tek bir gücün hâkim olmasını istemediler. Herhangi bir gücün bu emirlik ve krallıklarda tek başına kontrol sağlamaya çalışmasına da izin yoktu. Buradaki yönetimler her zaman İngilizlerin himayesi altındaydı.

1926’da Abdülaziz’in İtikad Ordusunda ihtilaflar ve isyanlar başladı. Vahhabîlik ve yayılmacılık fikirleri bu ordu içinde iyice güçlendi. Ordunun öne çıkan komutanları arasında Faysal el-Duveyş Abdülaziz’e karşı isyanın liderliğini yapıyordu. Ordu içinde “Allah yolunca cihad etmeye devam etmeli, durmamalıyız” fikri güçleniyor ve Abdülaziz’in, İngiliz kontrolü altında olduğu fotoğrafı belirginleşiyordu.

İngiltere burada varlığını, çıkarlarını ve politikalarını tehdit eden tehlikeler olduğunu görmeye başladı. Abdülaziz’den bu fikirlere sahip olanları ortadan kaldırmasını talep etti. İngilizler hava saldırıları ile bombalarken Abdülaziz de kara ordusu ile ilerleyerek isyancılarla savaştı. İhvan ordusunun bir kısmı Abdülaziz ile hareket etti. Abdülaziz, ikna ettiği bir kısım İhvancılar ve kentlerde topladığı savaşçılar ile hareket etmeye başladı. Tarih, İngiliz savaş uçaklarının isyancı İhvan ordusu aleyhinde katliamlar yaptığını yazar. 1929’daki el-Sebla savaşında Abdülaziz isyan eden “Allah’a İtaat Eden Kardeşler (İhvan)” ordusunu ortadan kaldırdı…

1929’da Abdülaziz gidişatı kontrol altına alıp isyancı “İhvan” ordusunu ortadan kaldırdıktan sonra 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığını ilan etti. 1932’den önce ismi Necd ve Hicaz Sultanlığı olan bir yönetim vardı. Sultanlığını yine Abdülaziz yapıyordu. Sultanlık, 1932 yılında petrol keşfinden önceki dönemde çok fakirdi ve İngilizlerin gönderdiği yardımlar, silahlar ve altınlarla ayakta kalabiliyordu. 1935 yılında bölgeye Amerikalılar gelmeye başladı. Amerikalılar petrol arama çalışmaları için ayrıcalıklara sahip olmak istiyorlardı. Çalışmalardan sonra ilk kuyuyu Dammam bölgesinde 1937’de açtılar.

Daha sonra ARAMCO olarak ismi değişecek olan Oil of California şirketi ilk kuyuyu açtıktan sonra Abdülaziz’in Amerikalılarla ilişkisi gelişmeye başladı. İngilizlerle ilişkiler sürerken Amerikalılar ile ittifak, 15 Şubat 1945’inde zirveye çıktı; Suudi Kralı Abdülaziz Amerikan Başkanı Roosevelt ile bir araya geldi. II. Dünya Savaşı sırasında Abdülaziz, Amerika ve müttefiklere petrol veriyordu. Bir Amerikan savaş gemisi üzerinde gerçekleşen görüşmede bir anlaşmaya imza atıldı. Buna müttefiklik anlaşması deseler de pratikte bağlılığı İngilizlerden Amerikalılara taşıyan bir anlaşmaydı: Petrol karşılığında Amerikan himayesi. Yani petrol karşılığında güvenlik![11]

Bugünlerin tarihi hikâyesi bu kadar netti!

HÂL VE GİDİŞAT!

Suudi Arabistan Krallığı’nı kuran “Suud ailesi yalnızca coğrafyasında değil tüm dünyada hep ABD ve yandaşı Batılı ülkelerin hizmetinde olmuştur. Nikaragua’da kontralara, Şili’de Allende’ye karşı darbeci generallere, Afrika’daki faşist iktidarlara yardım eden Suudiler ABD’ye en büyük hizmetlerini Kaide ve Taliban’ı yaratmakla yaptılar. Başından beri nerede olursa olsun komünizme ve Sovyetler Birliği’ne karşı her türlü mücadelenin içinde oldular.”[12] Katı gericilikleriyle emperyalistlerin göz bebeği oldular!

Bu bağlamda “Riyad’da ‘ılımlılaşma’ mı?” sorusunun hiçbir gerçek yanıtı yokken; ABD yönetimi örneğin 2015’de ölen Suudi Arabistan’ın Kralı Abdullah bin Abdülaziz’i öve öve göklere çıkarmışlardı.

ABD Başkanı Obama onun “katıksız ve sıcak dostluğu”nu alkışladı; Dışişleri Sekreteri Kerry de, “Akıl ve ileri görüş sahibi” dedi!

‘The New York Times’, “Ülkesini yeniden yaratan güçlü kişi” yakıştırmasını yaptı. ABD Genelkurmay başkanı bu kralın anısına adil yaşamını ve eşsiz önderliğini değerlendirecek araştırma yazıları için yarışma açtı! İngiltere başbakanı Cameron da “Barış ve varlık adamı… inançlar-arası hoşgörüyü güçlendirdi,” diye buyurdu![13] Ya da daha neler neler?!

Onun ardından yeni kralı Selman’ın tahta çıkışını kutlamak için 32 milyar dolar ulufe dağıtılırken; ‘Henry Jackson Society’ araştırma merkezinin raporuna göre Suudi Arabistan Vahhabîliği yayma amacıyla radikal örgütlere mali destekte bulunuyordu.[14]

Mesela ‘El Kaide’ üyesi Zekeriya Musavi, ABD’deki davasında verdiği ifadede, 11 Eylül saldırılarını Suudi Arabistan’ın finanse ettiğini söylerken; suçlanan isimler arasında ABD’deki eski Suudi büyükelçisi Prens Bandar bin Sultan ve Suudi istihbaratının eski başkanı Prens Turki el-Faysal’ın adları geçiyordu.[15]

Bu kadar da değil; Suudi yönetimi, bölgesel gericiliği besleyip, örgütlüyordu.

ABD patentli Suudi Arabistan ile İran çekişmesi sadece Yemen’de yaşanmıyordu, tüm Ortadoğu’ya yayılmış durumdaydı; Suriye’de Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan İslâmi muhalefeti desteklediği üzere!

Tıpkı “Suudi Arabistan, bölgedeki Amerikan çıkarlarını kolaylaştıran bir devlet rolünü yerine getirmeye devam ederken;[16] askeri maceralara girdiği Yemen’de de olduğu gibi…

Maceralar, soru(n)lar ile sarsıntıları da devreye sokarken; silahlanma, yasaklar, baskılar, tabular, yolsuzluklar da eş zamanlı olarak büyüyordu; örneğin…

i) SIPRI’nin verilerine göre, sırf 2014’de Suudi Arabistan askeri harcamalarını yüzde 17 arttırdı ve 80.8 milyar dolarlık bir bütçeyle askeri yatırımlar açısından dünyanın 4. ülkesi oldu![17]

ii) İngiltere dünyanın en büyük ikinci silah satıcısı ve Suudi Arabistan ülkenin en sadık müşterilerinden biri![18]

iii) Suudi Arabistan’da gökkuşağı renkli oyuncaklar ve çocuk kıyafetleri “eşcinselliği özendirdiği” iddiasıyla raflardan toplandı![19]

iv) Ahlâkçılığındaki ikiyüzlülüğünü herkesin bildiği Suudi Krallığı’nda sinema salonu yoktu ama 500’den fazla dijital kanal var. Ülke her türden DVD cenneti.. Yani pratikte hiçbir önemi kalmamış bir yasağı sersemce sürdürmenin mantıksızlığını anlamaları tam 35 yıl sürmüş Suudi otoritelerin. İşe yarar belki ekleyelim; porno sektörünün en iyi pazarlarından biri Suudi Arabistan. Sinema salonu yasağından ötürü de “ev sineması” kaymak tabakanın en sevdiği eğlence aracı. Sinema salonu 35 yıldır imanlı Suudi yoksuluna yasaktı yani![20]

v) Suudi Arabistan’da prenslere ve işverenlere yönelik operasyonda gözaltına alınanların sayısı 200’ü aştı. Suudi Arabistan Başsavcı Şeyp Saud el Mojeb, sistematik yolsuzluk ve zimmete geçirme yoluyla 100 milyar doların kötüye kullanıldığını söyledi![21]

vi) Suudi Arabistan ölüm cezalarının infazına cellat yetiştiremez oldu, ilanla cellat aramaya başladı. 5 ayda infaz rekoru kırıldı, öldürülenlerin sayısı 85’e yükseldi![22]

vii) Suudi Arabistan’da bir seyyar satıcı polisin kötü muamelesini protesto için kendini yakarak öldü![23]

viii) Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yabancı işçiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 2 kişi öldü, 68 kişi yaralandı![24]

ix) Suudi Arabistan’da eşit haklar talebiyle gösteriler düzenleyen Şiîlere ateş açılması sonucu bir kişi hayatını kaybetti. 27 Aralık 2012’deki olayda, polis ülkenin petrol üretimi yapan doğu bölgesinde gerçekleşen protesto esnasında gerçek mermiyle ateş açtı. Yerel aktivistler Katif bölgesindeki Şiîlere karşı gerçekleşen tutuklamalara tepki gösterilen protestoda, polisin ateş açarak 18 yaşındaki Ali el-Marar’ı öldürdüğünü ve 6 kişiyi yaraladığını belirtti. Böylece bu yıl protestolarda hayatını kaybeden kişi sayısı 12’ye yükseldi![25]

x) Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın, dört kızına yıllardır esir hayatı yaşattığı ortaya çıktı. Cidde’deki sarayda “esir tutulan” prensesler, e-posta yoluyla ‘Sunday Times’ gazetesine ulaşıp, “Kurtarın bizi” diye yalvardı.[26] Prenseslerin anlattıklarına göre, diğer kız kardeşleri Maha (41) ve Hala (39) da saray arazisindeki bir villada esir tutuluyor. Prenseslerin kaldıkları villalarının kapısında 24 saat boyunca güvenlik görevlileri bekliyor, ev gözetleme kuleleri ile izleniyor. Dışarı çıkmaları yasak olduğu gibi kimse de içeri giremiyor![27]

xi) Suudi Arabistan’da üç yıldır tutuklu bulunan kadın hakları savunucuları Luceyn el Hezlul ve Nevf Abdulaziz uluslararası tepkiler sonucu serbest bırakıldı. Ancak ülkede onlarca kadın aktivist yıllardır haksız suçlamalarla cezaevinde tutuluyordu![28]

xii) ‘İnsan Hakları İzleme Örgütü’ (HRW) Suudi Arabistan’da göçmen işçilere dönük raporuna göre, Yemen’e yönelik uluslararası müdahalenin başındaki Suudi Arabistan, ülke içindeki yüz binlerce Yemenli işçiye de huzur vermiyor. İnsanlık dışı koşullara kitlesel sınır dışı etmeler ekleniyor. ‘Arab News’in haberine göre uygulamanın ilk kırk gününde ülke çapında 108 bin 345 göçmen işçi gözaltına alınırken bunlar arasından 90 bin 450 kişi sınır dışı edildi. Nisan 2014’te İçişleri Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre geçmiş altı ayda 427 bin kayıt dışı yabancı sınır dışı edildi.

Tuval sınır kapısında, sürgün edilen Yemenliler konusunda ‘Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) hesabına göre, Haziran 2013 ile Kasım 2014 kesitinde sadece Yemenli 613 bin 743 işçi sınır dışı edildi. 2015’in ilk çeyreğinde kayıt dışı göçmenlere dönük uygulamalar devam etti. Suudi yetkililerin açıklamasına göre geçmiş beş ayda 300 bin kişi sınır dışı edildi. Bu neredeyse günde 2 bin kişinin sürgün edildiği anlamına geliyor![29]

xiii) Suudi Arabistan “fıtratının gereğini yaptı”, Ekim 2014’te “otoriteye itaatsizlik, gösterilere öncülük etmek, cesaretlendirmek gibi gerekçelerle” idama çarptırdığı Şiî âlimi Nemr Bakır el Nemr’i, 2 Ocak 2016’ta infaz etti. 56 yaşındaki El Nemr, 2011 isyanında Katif bölgesinde demokratik seçim talepli gösterilerin başını çekmiş, 2012’de tutuklanıp işkenceden geçirilmiş birisi ve 30 milyonluk nüfusun yüzde 20’ye yakınını oluşturan Şiîlere baskılara karşı barışçı direnişiyle namlıydı![30]

Riyad’ın Nemr’i idam etmesinin ardından Tahran’la ipler koparken; Şiî yönetimler ile Şiî hareketler Nemr’in idamını şiddetle kınayacak, İran, idamı “cinayet” olarak değerlendirip, Suudi Arabistan’a nota verecekti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun açıklamasında da, “Suudi Arabistan rejimi bu utanç verici eylemin bedelini kesinlikle ödeyecek” denildi.[31]

Şeyh el Nemr’in oğlu Muhammed el Nemr, Suudi düzenin kaynağının Vahhabî ideolojisi olduğunu belirterek ekliyordu:

“Arap Yarımadası’nın bu en büyük ve en etkili ülkesi, muhalif olan herkesi iftiralarla cezalandırıyor. Vahhabîzm, Suudi Arabistan’daki en önemli sorunlardan biri. Vahhabîzm, Suudi Arabistan hükümetinin meşrulaştırılmasının bir yolu. Cinayetlerini de bu yolla meşrulaştırıyorlar. Yine bu yolla muhalifler kafir ilan ediliyor. Şiî olarak bizlere de kafir diyorlar. Bu hükümetin yaptığı tek şey Vahhabîzm aracılığıyla bölgede etki alanını genişletmeye çalışmak”![32]

YEMEN İLE TAÇLANAN ÇIKMAZ

Suudi Arabistan’ın, Vahhabîzm aracılığıyla bölgede etki alanını genişletmeye yönelik saldırganlıklardan birisi de Yemen iken; bu da yarıçapı genişleyen bölgesel savaş senaryosuna kapı açmaktadır.

“Petrol zengini Doğu vilayetindeki Şiîlerin İran etkisin”de[33] olduğu Yemen’de ABD Suudi ordusunu desteklerken; Batı ile ABD’nin desteğine rağmen Husiler durdurulamayıp, İran etkisini kırılamamaktadır.

Yemen’i kontrol eden, isterse dünya deniz ticaretinin yüzde 38’ini (bunun yüzde 85’i Avrupa’ya gidiyor), tankerle taşınan petrolün yaklaşık yüzde 11’inin geçtiği Aden Körfezi’ni kontrol edebiliyorken;[34] stratejik önemi nedeniyle sürdürülen savaşın Suudilere ekonomik maliyeti milyarlarca doları aşmış ve başarısızlığı da uluslararası imajını zedelemiştir.

Suudi saldırganlığı nedeniyle binlerce sivilin öldürülüp, yüz binlerce çocuğun açlık ve hastalıkla boğuştuğu yoksul Yemen’in alt yapısı da perişan oldu. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın yıkımı, kötü olan durumu daha kötüleştirmekten başka bir işe yaramamıştır.

Suudi Arabistan’ın yüz ölçümü 2.149.690 km2. Nüfusu 30 milyon olup bunun yüzde 22’si göçmen kökenlilerden oluşuyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 75’i Riyad, Cidde, Mekke, Taif, Medine, Dhahran, Dammam, El Huber ve Hufuf gibi büyük kentlerde yaşıyor.

Suudi Arabistan, kuzeybatıda Ürdün, kuzey ve kuzeydoğu’da Irak, doğuda Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneydoğuda Umman, güneyde Yemen, kuzeydoğusunda Basra Körfezi ve batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Bu açıdan Ortadoğu’daki bütün ekonomik, politik ve toplumsal sorunların merkezinde olan ve doğrudan etkilenen bir ülke olarak bölgedeki dengeleri çok yönlü hesaplamak zorundadır.

Nüfusunun 1/4’ünü oluşturan Şiîlerin, devletin örgütlenmesinin dışında tutulması, ülkedeki iç politik dengelerinde ciddi bir kırılganlık oluşturuyor. Şiîlik ile Selefîlik arasındaki tarihsel çatışma, çelişki ve rekabet Suudi Arabistan’ın bölge politikalarını da büyük ölçüde etkiliyor.

Suudi Krallığı politik varlığını bölgenin en büyük askeri gücü olmaya dayandırmaya çalışıyor.

Körfez devletlerinin jeo-ekonomik gücünü kontrol eden Suudi Krallığı’nın, 2014’teki GSYİH’si 756 milyar dolar, 2015’te 654 milyar dolar ve 2016’ta ise 646 milyar dolardır. Kişi başına düşen GSMH ise 21.5 bin dolar olarak tespit edilmiş. Yüzölçümünün büyük kısmı çölle kaplı olan Suudi Arabistan topraklarının ancak yüzde 2’si tarıma uygundur. Nüfusun yüzde 28’ine yakın bir bölümü tarımda, yüzde 45’i hizmet sektöründe, yüzde 27’si ise petrol ağırlıklı endüstride çalışıyor.[35]

“Hac’ın Suudilerin diğer petrol”[36] geliri olduğu, genç nüfusa sahip Suudi Krallığı’nın petrol dışında yeni iş alanları ve gelir kaynakları yaratma mecburiyeti ortaya çıkıyor. Ülkenin yüzde 15’lik Şiî nüfusu arasındaki yönetime karşı hoşnutsuzluk da ekonomik sebeplerle birleşerek büyüyor. 28.8 milyonluk ülkenin yüzde 30’unu oluşturan yabancılar ise daha az ücret karşılığında çalışarak Suudi gençlerin iş bulmasını zorlaştıran bir diğer faktör olarak görülüyor.[37]

Ülkede GSYH büyümesi 2011’de yüzde 10 iken, bu oran 2015’te yüzde 3.5’e geriledi. Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre büyüme, 2016’da yüzde 1.2’ye kadar geriledi. Yine ülkede cari denge 2010’da 158.6 milyar dolar fazla verirken, IMF tahminlerine göre 2016’da 41.1 milyar dolar açık verdi.[38]

Suudi Arabistan nüfusun sadece yüzde 59’u (19 milyonu) Suudi vatandaşı. Suudi vatandaşların da yüzde 66’sı, 30 yaşın altındaki gençlerden oluşuyor. Suudi vatandaşı olmayanların neredeyse hepsi birer iş sahibi. Çünkü, onlar bu ülkeye çalışmak için gelmişler. Suudi vatandaşı olanlardan 4.3 milyonu çalışabilir durumda ve yaşamlarını sürdürebilmek için iş sahibi olmak zorundalar. İşte, sorun bu noktada başlıyor. Çalışmaya hazır işgücünün yüzde 32’si 20-29 yaşları arasındaki gençlerden oluşuyor. Ama, kurulu düzen bu gençlere iş bulamıyor. Çalışmaya hazır, 20-29 yaşları arasındaki genç nüfusun yüzde 27’si işsiz. İş arayan Suudi gençler, yabancılarla karşılaştırıldığında yeterli beceriye sahip olamadıkları için iş bulamıyorlar.

Suudi Arabistan’daki işsizlik sorunu, ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bombaya benzetiliyor. Suudi Çalışma Bakanlığı’nın aldığı tedbirler arasında, şirketlerde çalışanların en az yüzde 30’unun Suudi vatandaşı olması kuralı var. Ancak, şimdiye kadar bu kural sadece 1/3 oranında uygulanabildi.

Krallık, 263 milyar varili bulan petrol rezervleri ile bu konuda dünya lideri. Ülkede günde çıkarılan 9.7 milyar varil petrol, OPEC ülkelerinde üretilen petrolün 1/3’ünü oluşturuyor. İş bulamayan yaklaşık 700.000 Suudi vatandaşına, iş aradıkları varsayılan bir yıl süre için ayda 530 dolar ödeniyor. Ama bu tedbir bile, gençler arasında aktivist grupların büyümesine engel olamıyor. Ülkede siyasi parti kurmak yasaklandığı için, şimdilik aktivist grupların örgütlenebilmesi olanaksız. Ancak, ülke bu hâliyle demokrasi ‘Economist Intelligence-2011’ endekslerinde Ortadoğu’nun en kötüsü olarak yer aldı.[39]

SORU(N)LARIYLA MUHAMMED BİN SELMAN DARBESİ

Verili soru(n)lar karşısında “Eskiden olduğumuz gibi, ılımlı İslâm’a döneceğiz,”[40] diyen Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’in darbesi devreye girdi!

Suudi Arabistan Kralı Salman ile oğlu veliaht Prens Muhammed bin Selman, Saray’da etraflarını boşaltmak için prensler ile bazı ciddi kadrolara karşı temizlik operasyonu başlattı. Böylelikle, ülke tarihinin en kapsamlı kabine değişikliğine gitti, altı bakan ile bazı vali ve kritik istihbarat şeflerini görevden aldı.[41]

Suudi Arabistan’da 4 Kasım 2017 gecesi aralarında prens ile bakanların olduğu onlarca kişi yolsuzluk suçlamasıyla gözaltına alındı. 11 prens ve dördü bakan 38 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Suudi Arabistan Başsavcısı Şeyh Suud el Mucib, şüphelilerin herhangi bir Suudi Arabistan vatandaşıyla aynı haklara sahip olduğunu belirtti ve onlara farklı muamelede bulunulmayacağını vurguladı.

Harekât çok hızlı gelişti. 81 yaşındaki Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdulaziz, ‘Rüşvet ve Yolsuzluklara Karşı Mücadele Komisyonu’nu oluşturdu. Komisyonun başına ise 32 yaşındaki oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı atadı ve gözaltı listesini belirledi.

‘El Kaide’ lideri Usame bin Ladin’in ağabeyi Bin Ladin inşaat şirketi başkanı Bakr bin Ladin de gözaltına alınanlardandı. 17 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanlarından biri olan Prens El Velid bin Tallal da gözaltındaki isimler arasındaydı.[42]

Kral Salman onayladığı kararnameyle Washington Büyükelçisi, İstihbarat Başkan Yardımcısı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve bazı bakanların da aralarında bulunduğu kırktan fazla kişiyi görevden alındı. Kraliyet Divanı’nın açıklamasına göre, Kral Salman’ın iki oğlu, yeni kararnameyle üst düzey görevlere atandı. Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Abdullah bin Faysal görevinden alınarak yerine Emir Halid bin Salman bin Abdulaziz getirildi. Emir Abdulaziz bin Salman ise Enerjiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak atandı.[43]

Ardından da Kral Salman’ın oğlu Muhammed Bin Selman’ın elindeki Suudi rejimi kraliyet ailesinden 11 prensi, düzinelerle bürokratı yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla tutukladı. Toplam 800 milyar dolara ulaşan varlıklarını hedef aldı. Tutuklananlar arasında, Ulusal Muhafızların komutanı prens Miteb, milyarder işadamı, Citibank, Twentieth Century Fox, Apple, Twitter gibi dev şirketlerin ortağı, Alwaleed de var. Bu arada iki prens, şüpheli koşullarda ölmüştü.[44]

Tüm bunlar Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, devlet hiyerarşisinde kendisine “koşulsuz biat” edecek kadrolaşma harekâtıydı.

Örneğin Yemen savaşında başarısızlıkla suçlanan silahlı kuvvetlere gece yarısı önemli bürokrat ve askeri görevden aldı. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları Kral Selman’ın imzaladığı kararnameyle emekli edildi, hükümette çok sayıda bakan yardımcısı yenilendi ve ilk kez bir kadın kabineye atandı. “Tek adam”lık yolunda ileri adımlar attı. İktidarına muhalif olabilecek ekonomide güçlü diğer prensleri yolsuzluk operasyonu çerçevesinde tutukladı; Riyad’da Ritz Carlton oteline hapsetti ve servetlerinden vazgeçip, kendisine biat edenleri peyderpey serbest bıraktı.

Hatta Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen yolsuzluk harekâtı kapsamında gözaltına alınan Prens Miteb bin Abdullah’ın 1 milyar dolar karşılığında serbest bırakıldığından söz ederken;[45] ‘The Wall Street Journal’, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın yönettiği harekâtla 800 milyar dolarlık nakit para ve mal varlığına el konulmasının hedeflendiğini yazdı.[46]

Bir şey(ler) daha: “Ilımlı İslâm”a döneceklerini açıklayan[47] Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, “ekonomik ve sosyal reformlar”dan oluşan ‘Vizyon 2030 Programı’na stratejik ortak olarak belirlediği İngiltere ziyaretinde yeni silahlar satın almakla kalmadı; bir de “insani yardım” adı altında 10 milyon sterlin sözü aldı.[48]

Suudi Arabistan’da “tek adam”lık yolunda hızla ilerleyen Veliaht Prens Muhammed bin Selman, çantasında 80 milyar dolarlık 16 nükleer santral ihale dosyasıyla Mısır, İngiltere, ABD ve Fransa turuna çıkıp; ABD’den nükleer silah geliştirmede kullanılabilecek uranyum zenginleştirme dahil nükleer santral teknolojisi de istedi.[49]

Batılı diplomatların kısaca ‘MbS’ diye andığı 1985 doğumlu prens, babası Kral Salman’ın iktidarının beyni olarak görülüyor ve “Ülkenin en kritik kurumlarının kontrolünü elinde tutuyor”du.[50]

Prens Muhammed, veliaht prens ilan edildiği gün kendisini telefonla tebrik eden ve sonrasında ilişkileri pekiştirdiği ABD Başkanı Donald Trump’la İran karşıtı bir zeminde buluşuyordu.

MbS, veliaht ilan edilmeden önce İran’ın “Arap dünyasının işlerine karıştığını ve Müslüman dünyaya hâkim olmaya çalıştığını” söyleyip, diyalogu reddetmişti.[51]

ABD İLE SUUDİLER

ABD için Suudi Arabistan’ın anlamı “Petrol kârını dolar üzerinden realize ediyor. Bu petro-dolarlar ABD Hazinesi için hayati önem taşıyor, çünkü ABD içinde enflasyona karşı tampon görevi görüyor,”[52] diye tanımlayan Vijay Prashad sonuna kadar haklıdır.

 Tabii; Suudi Kralı ile Kılıç Dansı yapan Donald Trump’ın, Riyad ziyaretinin ilk gününde 350 milyar dolarlık ticaret anlaşması imzalaması[53] benzeri artılarla…

Bunlar böyle olunca ABD Başkanı Donald Trump da, Suudi Arabistan’daki toplu tutuklamalara “Suudi Arabistan kralı ve veliaht prensine büyük güven duyuyorum,”[54] diyerek tam destek verdi!

Tıpkı “Suudilerin ABD silahlarını Yemen halkına karşı kullanmasında hiçbir sıkıntı yok,”[55] demeleri gibi!

Ya da ‘The New York Times’ın, ABD’nin Suudi Arabistan’a nükleer silah yapımında kullanılabilecek nükleer reaktör satma planının olduğunu ve Trump’un damadı Jared Kushner’in Riyad ziyaretinde veliaht prens Muhammed Bin Selman ile bunun pazarlığının yapıldığı üzere![56]

Veya ABD’nin, Suudi Arabistan’a 2 savaş uçağı filosu, 2 Patriot füze bataryası, 1 hava seferi filosu ve 1 THAAD savunma sistemi gönderilmesine onay verirken; Pentagon sözcüsü Jonathan Hoffman’ın, “Daha önceki sevkıyatlarla birlikte ki onay kapsamında gönderilen asker sayısı 3 bine tekabül ediyor,”[57] demesi gibi!

Bunlarda şaşırtıcı olan ne olabilirdi ki?!

Nihayetinde Suudiler ABD emperyalizmin işbirlikçileri değiller miydi!

Kolay mı? Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, “Riyad’ın savaş alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz, savaşı İran’a taşımak için çalışacağız,”[58] derken;[59] ‘The Guardian’ da haberinde, ABD ve İngiltere’de büyükelçilik görevlerinde bulunmuş, Suudi Arabistan’ın eski istihbarat şefi Prens Türki El Faysal’ın NATO yetkililerine, İran’ın nükleer silah elde etmesinin ‘çok büyük ve belki de dramatik sonuçları olacağı” yönünde uyarıda bulunup;[60] bu ülkenin nükleer silah geliştirmesi durumunda, kendilerinin de aynı yola başvuracağını açıkladığını hatırlatıyordu.[61]

ABD vesayetindeki işbirlikçi Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Yahudilerin kendi topraklarına sahip olma hakları olduğunu dile getirdi. Veliaht Prensi’nin ‘Atlantic’e röportajda İsraillilerin kendi topraklarında yaşama hakkı olduğunu ifade etmesi, İran’a karşı “İki ülkenin yakınlaştığının açık sinyali” olarak, “Riyad ve Tel Aviv Tahran’a karşı el ele” biçiminde yorumlandı.[62]

Ayrıca Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el Cubeyr de Filistin ve İsrail’in mevcudiyeti konusunda bir uzlaşmaya varıldığı takdirde Riyad’ın İsrail’le tam diplomatik bağ kurmak için bir “yol haritalarının” olduğu vurgusuyla, “Trump hükümetinin İsrail ve Araplar arasında barışı sağlamak konusunda ciddi olduğuna inanıyoruz,”[63] dedi.

Tüm bunlara bir de Ankara’da Veliaht Prensin onayıyla vahşice katledilen[64] Cemal Kaşıkçı meselesini eklemek gerek!

Hani Erdoğan’ın üzerine müthiş bir vaveyla koparıp, ardından “Sus” pus kesildiği; dava dosyasına “durdurma” kararı verilerek Suudi Arabistan’a gönderilmediği Kaşıkçı cinayeti!

Eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ın, Cemal Kaşıkçı dosyasının “durdurma” kararı verilerek Suudi Arabistan’a gönderilmesine “Hiç kabul edilebilir bir şey değil. Suç yeri burası. Cinayet burada işlenmiş. Dosyayı göndereceğin ülkenin en kuvvetli adamı hakkında katili zanlısı olduğu iddiasıyla dava açıyorsun. O ülkede adil bir yargılanma yapılması mümkün değil,”[65] dediği davanın fail ülkeye devrinden üç hafta sonra Erdoğan’ın Riyad’a ziyaretinde ‘The Guardian’a konuşan Suudi bir yetkili, “Bizim ona ihtiyaç duyduğumuzdan çok onun bize ihtiyacı var,”[66] demişti.

Konuya ilişkin olarak Bülent Meriç’in, “Cumhurbaşkanımızın, ayağına kadar giderek kucakladığı Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın yüzündeki tebessüm anlamlıdır. O Veliaht Prens ki, çoğu istihbarat kurumu, cinayetin azmettireni olduğunu ileri sürmektedir!”[67] notunu düştüğü tabloda Washington da “eski ayarlara dönmek” için Cemal Kaşıkçı dosyasını göz ardı edip, Charles Dickens’in, “Her şey nasıl da tersine dönmüş. Katiller suçsuzları yargılıyor,” sözündeki üzere askıya alarak bilinmez gelecek(sizliğ)e erteledi…

NİHAYET!

Gericilik kalesi Suudi Arabistan varlığıyla hepimize Georges Jacques Danton’un, “Özgürlük gözünüzün önünde öldürülürken, buna izin mi vereceksiniz?” sorusu ile… Bertrand Russell’ın, “İki tür ahlâk anlayışı vardır. Biri sözünü edip uygulamadığımız, diğeri uygulayıp sözünü etmediğimiz,” saptamasını hatırlatır.

Ve bir şey daha: Gelecek çok şeylere gebe; malum  “Her gerçeklik kendi içinde, çelişkilerinin karşılıklı etkileşimi aracılığıyla gelişir. (veya dönüştürülür)”![68]

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No: 252, Temmuz 2022…

[1] Jorge Luis Borges.

[2] İhsan Çaralan, “Suudi Arabistan’daki ‘Saray darbesi’ni Kim Kime Karşı Yaptı?”, Evrensel, 7 Kasım 2017, s.3.

[3] Fehim Taştekin, “Ateşi Harla Kralın Gönlü Olsun!”, Radikal, 29 Mart 2014, s.21.

[4] Ceyda Karan, “Sudayri Depremi”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2015, s.17.

[5] Ceyda Karan, “MbS’nin Taht Oyunları”, Cumhuriyet, 8 Kasım 2017, s.12.

[6] Cüneyt Göksu, “Yolsuzlukla Anılan Krallık’ta Neler Oluyor?”, Birgün, 13 Kasım 2017, s.4.

[7] aktaran: Ergin Yıldızoğlu, “Suudilerin Sonuna Doğru…”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2015, s.8.

[8] Robert Fisk, “Suudi Arabistan’ın İdamları IŞİD’e Yakışır Cinsten”, Gündem, 8 Ocak 2016, s.13.

[9] Örneğin “Yasak olmasına rağmen kurulan partiler parlamenter krallığı savunuyor, genç internet kullanıcıları rejimi öfkelendiriyor, eşcinsel hareket sesini gittikçe yükseltiyor…” (Mustafa K. Erdemol, “Bilmediğimiz Suudi Arabistan”, Cumhuriyet, 17 Ekim 2018, s.7.)

[10] Tayfun Atay, “Sophia’nın Fendi Vahhabîliği Yendi!”, Cumhuriyet, 28 Ekim 2017, s.8.

[11] Hasan Sivri, “Ali Murad: Suudi Arabistan Dosyası: Kuruluş Yılları (1)”, 22 Ocak 2018… http://medyasafak.net/haber/2505/suudi-arabistan-dosyasi–kurulus-yillari-1

[12] Hüsnü Mahalli, Ortadoğu’da Kanlı Bahar- Acılı Bir Coğrafyanın Uyumlu İslâm’la İmtihanı, Destek Yay., 2012.

[13] Türkkaya Ataöv, “… ‘Örnek Kral’ın Ardından”, Cumhuriyet, 6 Mart 2015, s.2.

[14] “Katar’ı ‘Teröre Destekle’ Suçlayan Suudi Arabistan’a Rapor Şoku”, Birgün, 7 Temmuz 2017, s.4.

[15]  “Riyad’a Ağır Suçlama”, Hürriyet, 6 Şubat 2015, s.22.

[16] Medavi Er Raşid, “Washington-Riyad Hattında Belirsizlik”, Birgün, 8 Ocak 2022, s.11.

[17]  “İngiltere ve Fransa, Suudilerin Peşinde”, Evrensel, 9 Mayıs 2015, s.10.

[18] Malia Bouattia, “Müslümanlar Suudi Zulmüne Karşı Çıkıyor”, Birgün, 12 Ağustos 2019, s.5.

[19] “Suudi Arabistan’da Gökkuşağı Renkli Oyuncaklara El Koyuldu”, 16 Haziran 2022… https://avrupademokrat.com/suudi-arabistanda-gokkusagi-renkli-oyuncaklara-el-koyuldu/

[20] Mustafa K. Erdemol, “Yasağı İlk Delen Prens Gözaltında”, Birgün, 12 Aralık 2017, s.5.

[21] “Yolsuzluklara 100 Milyar Dolar”, Özgürlükçü Demokrasi, 11 Kasım 2017, s.5.

[22] “5 Ayda İnfaz Rekoru Kırıldı… İlanla Cellat Arıyorlar”, Cumhuriyet, 20 Mayıs 2015, s.17.

[23] “Suudi Satıcı Kendini Yaktı”, Sabah, 19 Mayıs 2013, s.15.

[24] “Suudi Arabistan’da Yabancı İşçi İsyanı: 2 Ölü”, ntvmsnbc, 10 Kasım 2013… http://www.ntvmsnbc.com/id/25478248/

[25] “Suudi Arabistan’da Şiîler Ayaklandı: 1 Ölü”, Milliyet, 29 Aralık 2012, s.15.

[26] Birce Bora, “Kurtarın Bizi Bu Saraydan”, Hürriyet, 10 Mart 2014, s.15.

[27] “Suudi Kral’ın Kızları 13 Yıldır Tutsak”, Milliyet, 10 Mart 2014, s.20.

[28] “Bir An Önce Özgürlük”, Birgün, 12 Şubat 2021, s.4.

[29] “Göçmen İşçilerin Kitlesel Sürgünü”, Evrensel, 19 Mayıs 2015, s.19.

[30] Ceyda Karan, “Mezhepçi Tehlike”, Cumhuriyet, 4 Ocak 2016, s.12.

[31] “Şeyh En Nemr’i İdam Eden Suudi Arabistan Çatışmaya Benzin Döktü”, Evrensel, 4 Ocak 2016, s.10.

[32] Ömür Şahin Keyif, “İdam Edilen Din Adamı Nemr’in Oğlu ve Yeğeni Birgün’e Konuştu”, Birgün, 9 Mart 2016, s.10.

[33] Burhanettin Duran, “Suud Dış Politikasında Değişim İhtiyacı”, Sabah, 27 Ocak 2015, s.16.

[34] Ergin Yıldızoğlu, “Suudi Rejiminin Yemen’le İntiharı…”, Cumhuriyet, 31 Mart 2015, s.8.

[35] Mustafa Peköz, “Suudi Krallığı’nda Darbe: ‘Ilımlı İslâm’ Yolunda İlk Adım”, 8 Kasım 2017… http://www.deltahaber.com/suudi-kralliginda-darbe-ilimli-islam-yolunda-ilk-adim-17217.html

[36] Muhammed Larbi Bouguerro, “Hac Suudilerin Diğer Petrolü”, Le Monde Diplomatique Türkiye, No:7, 10 Ağustos 2020, s.3.

[37] Çağrı Çobanoğlu, “Yeni Kralın İşi Zor”, Hürriyet, 24 Ocak 2015, s.20.

[38] Pelin Ünker, “Suudi’nin Rezervi Eridi”, Cumhuriyet, 22 Kasım 2016, s.8.

[39] Yaman Törüner, “Sırada Suudi Arabistan mı Var?”, Milliyet, 23 Nisan 2012, s.10.

[40] “… ‘Ilımlı İslâm’ İlanı”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2017, s.7.

[41] “Yeni Kral’dan, Köklü Kabine Değişikliği”, Sabah, 31 Ocak 2015, s.21.

[42] “Suudi Arabistan’da Büyük Kriz…”, Hürriyet, 6 Kasım 2017… http://www.hurriyet.com.tr/suudi-arabistanda-buyuk-kriz-jetler-yerde-prensler-otelde-40635125

[43] “Suudi Arabistan’da ‘Kral’ Temizlik”, Birgün, 24 Nisan 2017, s.4.

[44] Ergin Yıldızoğlu, “Bir Karadelik Olarak Suudi Krallığı”, Cumhuriyet, 9 Kasım 2017, s.9.

[45] “Suudi Prens 1 Milyar Dolar Karşılığında Serbest Bırakıldı”, Cumhuriyet, 30 Kasım 2017, s.11.

[46] “Suudi Arabistan’da Servete El Konuluyor: 800 Milyar Dolar”, Cumhuriyet, 9 Kasım 2017, s.7.

[47] İpek Özbey, “Arap Baharı’na Karşı Nefeslenme”, Hürriyet, 30 Ekim 2017, s.20.

[48] Orhan Dil, “Prens Selman’ın İngiltere Ziyaretinde Neler Oldu?”, Evrensel, 14 Mart 2018, s.11.

[49] Ömer Bilge, “Suudi Arabistan Nükleer Silah Peşinde mi?”, Hürriyet, 3 Mart 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/suudi-arabistan-atom-bombasi-pesinde-abd-verecek-prens-yapacak-40760101

[50] “Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman Demir Yumruğunu Gösterdi”, 9 Kasım 2017… http://www.hurriyet.com.tr/suudi-arabistanda-veliaht-prens-muhammed-bin-selman-demir-yumrugunu-gosterdi-40639253

[51] “Suudi Arabistan’ı Alt Üst Eden Prens Salman Kimdir?”, 8 Kasım 2017… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2017/11/08/suudi-arabistani-alt-ust-eden-prens-salman-kimdir/

[52] Vijay Prashad, “Suudi Arabistan’ın Petrol Sorunları”, Birgün Kitap, Yıl:12, No:469, 6 Mart 2016, s.7.

[53] “Trump, Riyad’da Herkese Mavi Boncuk Dağıttı”, Birgün, 22 Mayıs 2017, s.4.

[54] “Trump’tan Suud’un Tutuklama Furyasına Tam Destek: Ne Yaptıklarını Çok İyi Biliyorlar”, 7 Kasım 2017… http://www.diken.com.tr/trumptan-suudun-tutuklama-furyasina-tam-destek-ne-yaptiklarini-cok-iyi-biliyorlar/

[55] Vijay Prashad, “Amerika ve Suudi Savaşı”, Birgün Pazar, Yıl: 12, No: 422, 12 Nisan 2015, s.10.

[56] İbrahim Varlı, “Suudi Monarşisi’nin Nükleer Hevesi”, Birgün, 5 Mart 2019, s.4.

[57] “ABD’den Suudi Arabistan’a Ek 3 Bin Asker”, Birgün, 13 Ekim 2019, s.5.

[58] Mustafa K. Erdemol, “… ‘Savaşı İran’a taşırız’ Diyen Suudi Arabistan Sözünü Tuttu”, Birgün, 8 Haziran 2017, s.4.

[59] İran Dışişleri Sözcüsü Behram Kasımi, Suudi saldırısı altındaki Yemen’de yaşanan insani krizle ilgili olarak, ABD’nin Yemen’de “işlenen cinayetlerdeki suç ortaklığının kanıtı” olduğunu dile getirdi. (“Riyad’da 40 Ülkeli İttifak”, Cumhuriyet, 27 Kasım 2017, s.7.)

[60] “Suudi Prens’ten İran’a Uyarı”, Akşam, 1 Temmuz 2011, s.17.

[61] “Suudilerden İran’a Nükleer Tehdit”, Milliyet, 1 Temmuz 2011, s.18.

[62] “Suudi-İsrail Yakınlaşması”, Hürriyet, 4 Nisan 2018, s.19.

[63] “Suudi Arabistan’dan Kritik İsrail Açıklaması”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2017, s.7.

[64] “Cemal Kaşıkçı Prens’in Onayıyla Öldürüldü”, Yeni Yaşam, 28 Şubat 2021, s.5.

[65] Saygı Öztürk, “Turgut Kazan: Kaşıkçı Dosyasını Suudilere Vermek Ayıptır”, Sözcü, 11 Nisan 2022, s.11.

[66] “Suudilerin Erdoğan Mesajı: Onun Bize İhtiyacı Var”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2022, s.7.

[67] Bülent Meriç, “Suudi Arabistan Güvenilir Ortak mı?”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2022, s.2.

[68] Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi, çev: Erol Özbek-Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yay., 1991, s.114.