Dayanışma ekonomisine temel olan kimi pratikler- kooperatifler, müşterekler ya da takas ağları gibi- oldukça eskiye dayanmakta. Yeni olan ise bu pratiklerden doğan dayanışma ekonomisi anlayışının bugün kapitalist ekonomi karşısında ciddi bir alternatif olarak tartışılmasıdır.

Dayanışma ekonomisinin günümüz çerçevesi 1980’lerin sonlarından itibaren Latin Amerika ve Avrupa’da oluşmaya başlar. Dayanışma ekonomisi etrafında toplaşan fikirler ise yine o dönemde neoliberal kapitalizme ve küreselleşmeye karşı tepki olarak doğan sosyal hareketlerden oldukça beslenir. Bununla birlikte hâlâ dayanışma ekonomisine dair tek ve evrensel geçerliliği olan bir tanımdan bahsedemeyiz. Bunda dayanışma ekonomisi tartışmalarının çoğulcu bir zeminde sürdürülmesinin payı büyüktür. Öte yandan dayanışma ekonomisinin potansiyeli ve iyileştirici rolü AB, UN, ILO gibi uluslararası organizasyonların da ilgisini çekmiştir. Böylece kimi temel noktalardaki ayrışmalarla birlikte dayanışma ekonomisi fikri radikal ve kurumsal eğilimler barındıran farklı birçok yaklaşımı bünyesinde toplamış olur.

Kurumsal yaklaşımlardan ayrılan ve daha radikal bir geleneği temsil eden anlayışlar için RIPESS örnek olarak verilebilir. RIPESS dayanışma ekonomisinin teşviki için kıtalar arası ağları temsil eden geniş bir ağlar bütünüdür. Dayanışma ekonomisi tartışmalarının içinde başından beri yer alan RIPESS(2015) dayanışma ekonomisini şöyle tanımlar: Sosyal Dayanışma Ekonomisi (SSE)*, kapitalizme ve diğer otoriter, devlet egemenliğindeki ekonomik sistemlere bir alternatiftir. SSE’de sıradan insanlar ekonomik, sosyal, kültürel, politik ve çevresel olmak üzere insan yaşamının tüm boyutlarını şekillendirmede aktif bir rol oynar. Bu bakımdan SSE, ekonominin üretim, finans, dağıtım, değişim, tüketim ve yönetişim gibi tüm sektörlerinde mevcuttur. Dayanışma ekonomisi, özel sektörü ve kamu sektörü destekleyen üçüncü bir sektör olmaktan ziyade, bu sektörleri ve hatta üçüncü bir sektör olan “sosyal ekonominin” de yer aldığı sistemin bütününün dönüşümünü vurgular. Dayanışma ekonomisi bu noktada sosyal ekonomiden ayrılır.

Burada diğer bir kavram olan sosyal ekonomi kavramı devreye girmektedir. Nitekim kooperatifleri, dernekleri, vakıfları vb. kimi pratikleri içinde barındırmasına rağmen sosyal ekonomi anlayışı pek çokları için hâlâ kamu ve özel sektörle birlikte kapitalizmin üçüncü bir ayağını temsil eder. Bunun en büyük nedeni ise sosyal ekonomi anlayışının illa kapitalizme bir alternatif yaratma derdini taşımamasıdır. Benzer şekilde dayanışma ekonomisine yönelik kurumsal yaklaşımlar da dayanışma ekonomisinin dönüştürücü rolünü öncelikli olarak vurgulamaz. Bu tarz yaklaşımlar bir anlamda sosyal ekonomi anlayışına yakındır. Çeşitli topluluk ağları yaratarak kapitalist ekonomiyi “insancıllaştırma” stratejilerini uygularlar. (Petropoulou, 2013)

Öte yandan, daha önce de belirtildi gibi, dayanışma ekonomisinin kökleri çok daha radikal ve eleştirel dinamiklere sahiptir. Dayanışma ekonomisine radikal yaklaşımlar dayanışma ekonomisini post-kapitalist toplumların bir aracı olarak tanımlar. Dayanışma ekonomisini oluşturan unsurlar ekonomide özerk bir alanı değil, toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçasını temsil eder. (Petropoulou, 2013)

Alternatif bir gelecek tahayyülü

Peki, son dönemlerde dayanışma ekonomisi üzerine artan ilgiyi nasıl açıklayabiliriz? Dayanışma ekonomisinin kapitalist ekonomiye alternatif olarak görülmesinin altındaki dinamikler nedir? Bu durumda sosyal ve ekonomik faktörler ön plana çıkmaktadır. Nitekim pek çoklarının dayanışma ekonomisi pratiklerine dâhil olmasında yaşadıkları ekonomik çıkmazlar ve hayatta kalma mücadelesi rol oynar. Fakat bir o kadar da kişilerin kendi dayanışmacı değerlerini bu pratikler içinde kolayca ifade edebilmeleri de alternatif bir ekonomi arayışını motive etmektedir. Bu anlamda dayanışma ekonomisi anlayışı, son kırk yılda neoliberalizmin, küreselleşmenin ve teknolojik değişimin uzun vadeli toplumsal krizlerine bir tepki olarak doğar.

Bugün dayanışma ekonomisi tartışmalarını hararetlendiren diğer bir kriz ise çevresel krizdir. Nitekim kapitalist sistem doğası gereği ekolojik olarak sürdürülemez. Bunun en bariz nedeni ise kapitalizmin içinde bulunduğumuz gezegenin sınırlılıklarına rağmen kör bir büyümeyi teşvik etmesidir. Ekonomik büyüme ise sürekli artan ve her zamankinden daha fazla sürdürülemez nitelikte tüketim seviyeleri gerektirir. Dayanışma ekonomisinin çevreyle ilgili değişimlere verdiği yanıtlar ise genellikle yerel üretim ve tüketimin vurgulanmasına, ekolojik ilkelerin üretim ve tarıma entegre edilmesine, atıkları girdilere dönüştürmeye, karbon ayak izini azaltmaya, doğa ile dost enerji üretiminin teşvik edilmesine dayanmaktadır.

Diğer yandan son zamanlarda çeşitli yerel, ulusal ya da uluslararası hükümetlerin de dayanışma ekonomisi pratiklerini desteklemesi, yine bu pratiklerin yayılmasında önemlidir. Dayanışma ekonomisine farklı yaklaşımlar devletle çalışmaktan kaçınan otonom ve anarşist eğilimleri barındırdığı gibi devleti ve onun kurumlarını dönüştürme amacı taşıyan çabaları da kapsar. Nitekim kapitalist sistem eleştirisi veren bu tarz yaklaşımlar içinde dahi farklılıklar görülebilir. Bu anlamda tek bir doğru yol yoktur, aynı amaca hizmet eden farklı farklı yollar vardır. Katı kurallar olmamakla birlikte, örneğin RIPESS kimi devlet kurumlarını stratejik ortaklık kurma noktasında sınıflandırabilmekte, kimi uluslararası organizasyonları da aynı şekilde dayanışma ekonomisi değerleri doğrultusunda etkilemeyi amaçlayabilmektedir. Bu gibi eğilimler çoğunlukla hükümet kurumlarının ve uluslararası organizasyonların aldığı önlemler aracılığıyla dayanışma ekonomisi pratiklerinin alanını genişletmeyi hedefler. Nitekim hükümetlerin ve çeşitli uluslararası organizasyonların dayanışma ekonomisi değerleri doğrultusunda aldığı önlemler, çoğu zaman yine dayanışma ekonomisi unsurlarının ve toplumun baskısıyla hayata geçer. (Kawano, 2021)

Ortak değerler

Sonuç olarak bugün dayanışma ekonomisi gibi ekonomiye alternatif ve dayanışmacı yaklaşımların tartışılması için belki de her zamankinden daha uygun bir zemin var. Dayanışma ekonomisi tartışmaları ve deneyimleri giderek daha fazla sosyal ve ekonomik ilişkileri topyekûn dönüştürmeyi hedeflemekte. Her ne kadar kurumsal yaklaşımlar dönüşümün sistematik bir planını çizmese de, neoliberal kapitalizmin bugün kimi noktalarda eleştirilerini vermeleri dahi önemli bir adım olarak görülebilir.

Bununla birlikte bugün dayanışma ekonomisi fikrini yaratan ortak değerlerden bahsedebiliriz. Dayanışma ekonomisi deneyimi, geçmişin diğer birçok toplumsal değişim hareketinden sahip olduğu çoğulcu yaklaşımla ayrılır. Dayanışma ekonomisi nihayetinde sınırları keskin bir şekilde çizilmiş tek bir doğru yolun varsayımına dayanmaz.

Dayanışma ekonomisi aynı zamanda çoğu oldukça eski olan, dayanışmayı önceleyen somut uygulamalara değer verir ve bunları temel alır. Bu temel üzerinden gelecek tasarımını yapmaya çalışır. Bu bağlamda, dayanışma ekonomisinin kavramlaştırılmasına yönelik çalışmaların çoğu, dayanışma ekonomisi pratikleri temel alınarak ve yine bu pratikler üzerinden teorinin üretilmesi şeklinde ilerlemiştir. (Kawano, 2021) Bu anlamdadayanışma ekonomisi, adil ve sürdürülebilir bir ekonomi ve hayat inşa etmeye yönelik küresel bir harekettir. Sadece bir teori değil, dayanışma ekonomisi değerleriyle uyumlu, bazıları eski, bazıları yeni, bazıları hâlâ ortaya çıkmakta olan bir uygulamalar ekosistemidir. Dayanışma ekonomisi, bu farklı uygulamaları alternatif bir ekonomik sistemde görünür kılmaya ve birbirine bağlamaya çalışır.

Dayanışma ekonomisi katılımcı demokrasi uygulamalarına dayanır ve yeni bir ekonomi anlayışını merkezine koyar. Bu yeni ekonomide kâr değil, dayanışma odaklı bir anlayış vardır. İnsanlar ve doğa sistemin merkezindedir (RIPESS, 2015)

Uygulamada ve yaklaşımlarda farklılıklar olmakla beraber dayanışma ekonomisi anlayışı kapsayıcı olma, demokrasi, çeşitlilik, sürdürülebilirlik, dayanışma, eşitlik gibi değerler üzerinden yükselir. Bu bağlamda, dayanışma ekonomisi pratiklerinin mevcut sistem içerisinde genişleyerek ve çoğalarak kapitalist sistemi nihayetinde işlevsiz bırakacağı tahayyül edilir. Son olarak, Kawano (2021)’nun da ifade ettiği gibi bugün kapitalizmin sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ideal bireyi, yani “homo economicus (iktisadî insan)”, ekonomimizin ana karakteri olma özelliğini kaybetmiştir. Ortaya çıkan yeni kahraman ise daha karmaşık; kendi çıkarlarını düşünmekle birlikte dayanışmacı bir karaktere sahiptir.

Kaynaklar

Kawano, E. (2021), “Solidarity Economy: Building an Economy for People and Planet”, ed. J.G. Speth and K. Courrier, The New Systems Reader: Alternatives to a Failed Economy, Routledge.

Petropoulou, C. (2013), “Alternative Networks of Collectivities” and “Solidarity-Cooperative Economy” in Greek cities: Exploring their theoretical origins, Journal of Regional Socio-Economic Issues, Volume 3, Issue 2.

RIPESS, (2015), “Global Vision for a Social Solidarity Economy: Convergences and Differences in Concepts, Definitions and Frameworks”, Global Vision-Ripess.

* RIPESS “Dayanışma Ekonomisi” ya da “ Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi” ifadeleri yerine “Sosyal Dayanışma Ekonomisi” ifadesini kullanmayı tercih etmektedir. Daha ayrıntılı bilgi için bknz. http://www.ripess.org/what-is-sse/what-is-social-solidarity-economy/?lang=en