Yun SUN | Yorum

Bu yıl, Çin ile Hindistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70 yili. Pekin ve Yeni Delhi arasındaki bağlar, 1962’deki sınır savaşı, 1967’deki Sikkim çatışmaları, 1987’deki Sumdorong Chu Vadisi çatışması ve 2017’deki Doklam anlaşmazlığı da dahil olmak üzere on yıllar boyunca gergindi. İki ülke ortak sınırları, Dalai Lama sorunu, Çin’in Pakistan ile güvenlik işbirliği, ticaret ve genelde Güney Asya ve Asya’nın jeopolitiği konusunda anlaşmazlıklar hala devam ediyor.

Çin’in son 2-3 yılda Hindistan’a yönelik politikası değişti. Şimdi aktif olarak daha yakın ilişkiler geliştirmek istiyor. Bu değişimin nedeni, 2017 yılında Çin ve Hindistan arasında yaşanan ve Çinli ve Hintli birliklerin tartışmalı sınırlarının bir kısmında karşı karşıya geldiği, Doklam anlaşmazlığından kaynaklanan ilişkilerdeki kırılmaları gidermeye yönelikti. Bunun yanı sıra Pekin, Washington’un Çin-Pasifik stratejisinin bir parçası olarak gelişmekte olan Hindistan-ABD ittifakından endişeleniyor. Hatta Çin ve Hindistan ilişkilerinin 70. yılını kutlamak için yıl boyunca 70 etkinlik duyurusu yaptı. Bu iki küresel dev arasındaki resmi olarak yeniden yakınlaşma özünde ilişkilerini yeniden gözden geçirmelerinin bir simgesi – Çin’in oyun kuralları açısından nadir bir durum.

Kamuoyunca tanınan üst düzey yöneticilerin ziyaretlerine rağmen, Çin, Hindistan’ın stratejik hırslarına ve amaçlarına son derece şüpheyle yaklaşıyor. Görünürde resmi olarak yakınlaşma, ama perde arkasında güvensizlik ve ihtiyatlı olmak gibi ikili yaklaşımlar, yakin gelecekte bölgenin barış ve istikrarı için önemli etkileri olacaktır.

İkili İlişkilerin Gidişatı

Çin, kendisinin doğal üstünlüğüne ve güç siyasetine inanıyor. Pekin’in Asya ya yönelik vizyonu Çin’in en tepede olduğu kesin bir hiyerarşik yaklaşıma sahip olup Hindistan’i eşit görmemektedir.

Hindistan’ın Güney Asya’daki tarihsel etkisini, bölgesel bir güç olarak kapasitesini ve küresel potansiyelini kabul eden Çin’in, Hindistan’a yönelik politikası Güney Asya da büyük ölçüde Pakistan’ı destekleyip ve bölgede küçük ülkelerle ilişkilerini geliştirerek Hindistan’ı dengelemek üzerine kurgulanmıştır.

Bunun yanı sıra; Çin, Asya’da bir Hindistan-ABD ittifakını önlemek için çaba gösterdi. Pekin mümkün olduğunca küresel düzeyde “Küresel Güney” üyeleri olarak Hindistan ile bir “koalisyon” kurmaya çalıştı. Her iki taraf da var olan statükoyu radikal şekilde değiştirmeye istekli olmadıkları için, var olan uyuşmazlıklar ve anlaşmazlıklar giderildi.

Xi ve Modi sırasıyla Çin ve Hindistan’ın liderleri olunca, ikili ilişkiler üzerindeki basınç önemli ölçüde yükseldi. Her iki lider de ülkelerinin etki nüfuzunu genişletmek için oldukça enerjik ve ihtiraslı. Xi bunu bir kuşak – bir yol , Modi ise Modi doctrine aracılığıyla yapıyor.

İkili düzeyde Çin, sınır anlaşmazlıkları, Hindistan’in Nükleer Tedarikcileri Grubu üyeliği, Masood Azhar’in (1) Birleşmiş Milletler de terörist ilan edilmesini ve Çin – Pakistan Ekonomik Koridoru konularında Çin’in elini zayıflatmaya çalıştığına inanıyor.

Çin’in Hindistan’ı aşağılaması ve Hindistan’in hayal kırıklığı 2017 yazında Çin’in, Çin, Hindistan ve Butan üçgeni arasındaki yol yapımı nedeniyle Çin ve Hindistan askeri birliklerinin çatıştığı Doklam gerginliğiyle sonuçlandı. Bu gerginlik son yıllarda Cin’in Hindistan’a yönelik politikasında bir dönüm noktası oldu. Her iki ülke güç kullanmaktan kaçınsa da, Hindistan’ın kararlılığı Çin’i Hindistan’ın stratejik kapasitesini ve kararlılığını yeniden gözden geçirmeye zorladı.

Bu yeniden gözden geçirme ile Çin’in geleneksel olarak Hindistan’ı bölgesel güç hiyerarşisi içinde alt düzeyde bir güç olarak değerlendiren, basite indirgenmiş, değişmez görüsüne büyük ölçüde meydan okunmuş oldu.

Asimetrik tehdit algısı

Çin için, Doklam gerginliği Hindistan tehdidinin doğası ile ilgili temel sorular gündeme getirdi. Çin’in, Hindistan’la arasındaki asimetrik güc dengesine rağmen – Hindistan ekonomisi, Çin ekonomisinin yüzde 20 sine tekabül ediyor – Çin asimetrik tehdit algısı açısından dezavantajlı.

Basitçe söylemek gerekirse, Hindistan Çin’i birincil tehdit olarak görürken, Çin, Hindistan’ı ikincil bir sorun olarak görüyor. Pekin’in ulusal güvenlik öncelikleri açık şekilde Batı Pasifik’te yer alıyor.

Güvenlik önceliklerinin bu şekilde sıralanması, Hindistan’ın henüz ulusal gücü, konvansiyonel ya da nükleer silahlanma yarışında Çin’e rakip olmadığı anlamına geliyor. Ancak Hindistan’in Çin’e odaklanması ve kararlı tutumu, Çin’in Hindistan’a odaklanmasından ve kararlılığından çok daha güçlüdür.

Hindistan, Çin için birincil tehdit ve Güney Asya’da Çin’in öncelikli oyun sahası olmadığı için; Çin, Hindistan’a yönelik önlemlerde tasarrufa gidip, askeri ve stratejik kayıplarını minimuma indirmek isteyecektir. Bir çatışmanın kaçınılmaz olması durumunda, Çin, savaş cephesinde kesin bir zafer elde etmek için ezici bir kapasiteyle seferber olabilir. Bu yüzden 1962’deki Çin-Hint sınır savaşı, Doklam gerginliği sırasında sürekli dile getirildi.

Ancak Çin sınır anlaşmazlıkları ve Kaşmir’in statüsü konusunda Hindistan’la bir savaş istemiyor. Hindistan’ı bir savaşta yenip kontrol altına alsa bile, bunun Çin’e getirisi asgari düzeyde olup, Pasifikte önemli dış güvenlik sorunlarıyla başa çıkamaz. Yeni Delhi ile ilişkilerini bozmak Pekin’ni öncelikli oyun sahasında ABD ile daha da karşı karşıya bırakır.

Çin’in stratejik hedefi, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan ile iki cepheli bir savaştan kaçınıp, dikkat dağıtıcı sorunları minimize edip Hindistan ile ilişkileri istikrara kavuşturmaktır. Ama bu hedefin zorluğu ona nasıl erişebileceğinde yatıyor. Çin açısından, Çin ve Hint talepleri doğası gereği farklı ve asimetrik.

Hindistan’ın Çin’den talep ettiği temel tavizler; örneğin “sınır yerleşimi ve Pakistan merkezli Hindistan karşıtı militan grupların BM tarafından terörist örgüt ilan edilmeleri” gibi geri alınamayacak sert taahhütlerdir. Çin’in Hindistan’dan istediği tarafsızlık ve iş birliği gibi taahhütler kısa dönemli ve kolayca yerine getirilebilecek taleplerdir. Yeni Delhi bu konuların çözümünü Hindistan’ın Çin’e güvenmesi için bir ön koşul olarak ileri sürse de, Pekin, baskıyı azaltmasının özellikle çatışan bölgesel vizyonları nedeniyle Hindistan’ın sonraki süreç içerisinde her halükarda düşmanca girişimlerini durduracağına inanmıyor.

Bu kapsamda Çin’in Hindistan’a yönelik politikası bir yandan Hindistan’la dostane ilişkiler kurup pasifikte Amerika Birleşik Devletleri’ne odaklanırken, diğer yandan ise Asya’da çelişen çıkarları nedeniyle aynı derecede düşmanlık içeren birbirlerine zıt iki yörüngeden oluşuyor. Birincisi güvensizliğin azalması ve ilişkilerin geliştirilmesine ediyor. İkincisi ise, buna ulaşmadaki önemli zaaflara işaret ediyor.

Çin’in Hindistan – ABD İlişkileri Tartışması

Çin’in Yeni Delhi’ye olan güvensizliği, gelişen Hindistan-ABD ilişkilerinin sonucu olarak daha da arttı. Doklam gerginliğinden üç ay sonra yayınlanan Washington’un Çin-Pasifik Stratejisi, Hindistan’ı büyük Asya stratejisine entegre etmeyi amaçlıyor. Cin’in Hindistan’la yakınlaşmasına karşılık olarak ve Hindistan’in Çin’e yönelik derinleşen güvensizliğine paralel olarak, ABD, Hindistan’a rol yardim, iş birliği ve güç statüsü teklif etti.

Hint-Pasifik (ABD) Stratejisi, Cin’i, Hindistan-ABD ittifakının oluşmasını önlemeye yönelik aşırı  bir hasar (risk) kontrolü politikalarına yönlendirdi. Çin, Modi’nin “stratejik bağımsızlık” söylemini sürekli tekrarlaması ve Hint-Pasifik kavramına kamuoyu nezdinde mesafeli yaklaşması nedeniyle ve Çin’e az – çok güven verdiği için ; Çin, Doklam krizi sonrası, Çin-Hindistan ilişkilerinin durumunu hızlı şekilde benzeri görülmemiş bir seviyeye yükseltti.

O zamandan beri, ABD faktörü Hindistan’a yönelik Çin politikasında en önemli husus haline gelmiştir. Çin için, deniz de Amerika ordusuyla, güney sınırı boyunca Hint ordusuyla karşı karşıya gelme olasılığı, ABD ve Hindistan arasındaki savunma işbirliği ihtimali ile birlikte çok daha ciddi ve tehlikeli hale geliyor.

Bu tür bir işbirliği sadece Çin’in batı sınırının güvenliğine ve istikrarına zarar vermekle kalmayıp, Çin’in Güney Asya’daki stratejik nüfuzunu da baltalayacaktır. Bu aynı zamanda Çin’in Orta Doğu’dan enerji tedarikini tehdit etme potansiyeli taşıdığı gibi, Hint Okyanusu’nda Çin’in güç gösterisi kabiliyetini de engelleyecektir.

Bölgesel ve küresel olarak ABD’nin Hindistan’ın bölgedeki liderlik statüsünü onaylaması Çin’in yumuşak gücünü zayıflatıp, azaltığı gibi, Japonya ve Avustralya gibi diğer ülkeleri Yeni Delhi ile daha yakın ilişkiler kurma konusunda teşvik edip, cesaretlendiriyor. Çin’in Hindistan ile ilişkilerini geliştirmesinin rahatsız edici diğer bir yanı, Çin’in Hindistan politikasını öncelikle dışsal faktörlere orantılı yönlendirmesidir. Eğer Washington, Hint-Pasifik Stratejisini benimsememiş ve Hindistan ile iş birliğine gitmemiş olsaydı, Çin’in Hindistan’a yönelik politikasının gidişatı çok farklı olurdu. Doklam gerginliği öncesi ve sonrasında, çözülmemiş sınır anlaşmazlıkları, Güney Asya’da nüfuz alanları için Çin ve Hindistan arasındaki rekabet, uzun süredir devam eden Tibet sorunu, artan ticaret dengesizliği, Pakistan faktörü ve iki ülkenin bölgesel düzen için çok farklı vizyonları da dahil olmak üzere, Çin-Hint ilişkilerinde özünde hiçbir şey değişmedi. Çin, Hindistan ile ilişkilerin geliştirilmesinin kendi çıkarına olduğu sonucuna varmış olabilir, ancak Yeni Delhi’ye el uzatma kararı, Pekin’in ABD’nin Hindistan tercihini kullandığını görmesinden kaynaklanıyordu.

Hindistan’ın Çin’in bölgesel düzen vizyonunda yeri olmamasına karşın Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan’a Çin-Pasifik stratejisinde önemli bir rol / konum vadediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Hindistan politikası, Çin’in Hindistan’ın stratejik önemine dair hesaplarını değiştiren ve Pekin’i Yeni Delhi ye taviz vermeye / yatıştırmaya zorlayan en büyük etken. Hindistan’in ABD ile de facto bir ittifak yapmayı düşündüğü sonucu çıkarsa, Çin’in Hindistan’a yönelik çok farklı bir yaklaşımın hazırlığı içinde olacaktır.

Çin‘in Güney Asya politikaları komitesi mensupları mevcut durumda Hindistan – ABD ilişkilerinin doğasını ve Hindistan’ın önceliklerinin nasıl yönlendireleceği konusunu tartışıyorlar. Çin’deki ortak görüş, Hindistan’ın Çin’in artan bölgesel hakimiyetini dengelemek için ABD’ye güvenmek istediği ve buna ihtiyacı olduğu yönünde. Uyuşmazlık, Hindistan’ın söz konusu ortak gündem için Washington ile ne ölçüde ittifak ve işbirliği yapacağından kaynaklanıyor.

Önceki ve şimdiki uzmanlar Hindistan – ABD ittifakına yönelik düşük beklentiler içindeler. Onlar için Hindistan ve Amerika Birleşik Devletleri varoluşsal bir uyumsuzluk içinde gibi görünüyor. Stratejik kültür açısından, Abd küresel stratejisi ittifaklara dayanırken, Hindistan bağlantısız bir geleneği takip etmektedir. Stratejik hedefler açısından Hindistan, Çin ile tam bir çatışma arayışında değil, ancak böyle bir çatışma Amerika’nın hedefi gibi görünmektedir. İttifaklar açısından Hindistan, bir ABD düşmanı olan Rusya da dahil olmak üzere farklı ittifaklar arayışları içinde. Teknik uyumluluk açısından ise, Hindistan’ın Rus silah sistemlerini tamamen terk etmeye niyeti yok. Bu da Amerika’nın öngördüğü iş birliği açısından zorlu bir engel. Bu görüşte olan Çinli uzmanlar için Hindistan – ABD ittifakı amaca hizmet etmeyen, taktiksel, sistematik yükümlülükten / bağlayıcılıktan yoksun bir anlaşma. Birbiriyle çatışan çıkarlar ortaya çıktığında– ki çıkacaktır, Hindistan – ABD iş birliği sona erecektir.

Daha fazla diplomasi ve dış politika odaklı olan meslektaşlarının aksine, Çinli savunma stratejistleri ve güvenlik uzmanları gelişen Hindistan-ABD ilişkilerinden esas itibariyle endişe duyuyorlar. Bu uzmanların görüşüne göre Washington, Hindistan’a savunma sanayi işbirliği, silah satışı, bilgi ve istihbarat paylaşımı dahil olmak ve ayrıca bunlarla da sinirli olmamak üzere reddedemeyeceği teklifler yapıyor. Hindistan bağımsızlığını koruduğunu düşünse bile, Çinli stratejistler Hindistan’ın bağımsızlık arzusuna rağmen daha sonra ayartılmış, karmaşık, kurumsallaşmış ilişkiler ağına düşmesinden dolayı bağımsızlığını koruyamayacağını düşünüyor.

Pekin’deki sertlik yanlıları için, ABD’nin maddi ve diplomatik açıdan sunduğu olanaklar, Yeni Delhi’yi, Çin’e karşı daha iddialı bir müzakere pozisyonu sergilemesinin yanı sıra Pakistan’a karşı riskli politikalar izlemesi için de cesaretlendirdi.

Çin bölgede, Modi’nin dış politikasının istikrar bozucu etkisine karşı giderek daha temkinli hale geldi. Pekin’in bakış açısına göre, Modi Doktrini Hindu milliyetçiliğiyle yoğun bir şekilde yoğrulmuş ve son zamanlarda 370 nolu kanunla Keşmir’in yasal statüsü ve vatandaşlık yasasındaki değişikliklerle Modi’nin zaferini sağlamlaştırmıştır. Dahası, Modi Doktrini, Çinlilerin risk arayan veya en azından Pakistan’a karşı risk açısından nötr politik değerlendirmelerini doğrudan yansıtıyor. Çinliler, radikal iç politika izleyen herhangi bir ülkenin dış politikasına, Çin’in kendi Kültür Devrimi sırasında yaşamış olduğu acı deneyimler nedeniyle güvensizdir. Hindistan örneğinde, Çin aynı zamanda yerel etnik-dini çatışmalarının sınır ötesine yayılabileceğinden endişe duyuyor.

Güney Asya’daki Kriz Yönetimine Etkisi

ABD, Çin, Hindistan ve Pakistan arasındaki değişen güç dengesi ve uyum Güney Asya’nın kriz dinamikleri üzerinde kritik bir etkiye sahip. Yüzeydeki ilişkilerin ısınmasına rağmen, Çin ve Hindistan arasındaki şüphe ve yerleşik düşmanlık aslında Hint-Pasifik Stratejisinin uygulanmasından bu yana derinleşti. Bölgesel dinamikler değişerek ABD’yi ve Hindistan’ı bir tarafta, Çin ve Pakistan’ı ise diğer tarafta bıraktı.

Bu değişen dinamiklerin yakın gelecekte ABD’nin Güney Asya’ya yönelik politikası ve kriz yönetimi üzerinde önemli etkileri olacaktır. Çin’in gelecekteki Hindistan-Pakistan krizinde yararlı ve yapıcı bir rol oynama ihtimali kaçınılmaz olarak azalmıştır. 2019 Pulwama krizinde, Çin her zamanki gibi açıkça yatıştırıcı ve itidalli davranma çağrısı yaptı, ancak bazıları Pekin’in Pakistan ile paylaştığı bilgilerle ilgili sorularını dile getirdi. Çin, Güney Asya’yı giderek kazananı olmayan bir oyun olarak görebilir – Hindistan için algılanan herhangi bir galibiyet, Pekin’in hanesine bir kayıp olarak yazılacak, ya da bunun tersi olacaktır. Sonuç olarak Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan karşısındaki stratejik kazanımını artırmak üzere oyunu manipüle etmeye daha meyilli olacaktır. Bu durumda, ABD’nin yapabileceği tek şey, Çin’in oyunu bozmamasını ümit etmek olacaktır.

Geçmişte ABD, Hindistan ve Pakistan arasındaki kriz yönetiminde Çin’in yapıcı desteğine başvurdu. Böylesi bir rol, Hindistan ve Pakistan arasında algılanan göreceli bir güç dengesine dayanıyordu. Bununla birlikte, Pekin’in dikkatle gözlemlediği gibi, Hindistan ve Pakistan arasındaki bu hassas güç dengesinde Yeni Delhi’yi giderek daha fazla destekliyor. Pakistan Güney Asya’da Çin’in Hindistan’a karşı dengeleyici bir unsur olarak hareket edemezse, Çin’in başvurabileceği en yakın çare Pakistan ekonomisini canlandırmak üzere ülkeye önemli bir finansman ve altyapı projeleri akıtacak olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru aracılığıyla Pakistan’ın güçlendirilmesi olacaktır. Ancak, bu strateji yakın gelecekte başarılı olmazsa, Çin daha fazla askeri yardım şekliyle, daha doğrudan devreye girebilir.

Bir tarafta Çin, diğer tarafta Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan arasındaki rekabet derinleştikçe, Çin kriz halinde Pakistan’ı yalnız bırakma konusunda daha gönülsüz olacaktır. Çin’de yaygın olarak paylaşılan bir algı, Hindistan’ın iştahının yalnızca Çin taviz verdiği ve Pakistan’ın eli zorladığı oranda arttığı yönünde. Pekin perspektifinden bakıldığında, Hindistan’ın ABD ile yeni keşfedilen uyumu, Modi’nin maceraperestliğine cesaret veriyor. Örneğin, Hindistan Pulwama’daki gerginlik tırmandırma politikasından beş ay sonra Çin’in Ladakh’taki toprak taleplerine doğrudan itiraz içeren 370. Maddeyi iptal etti. Çin için Pakistan’a sunduğu hiç bir şey Çin’in iyi niyeti olarak değil, Hindistan’ın gücüne bağlı bir taviz olarak görülecektir. Bu mantığı takiben, Çin herhangi bir ödün verirse, Hindistan daha da fazla talepte bulunacaktır.

Çin’in Güney Asya’daki kriz yönetimi ile ilgili hesaplarında yapılan küçük değişiklikler, Pekin’in Güney Asya’da bir krizi aktif olarak kolaylaştıracağı veya hızlandıracağı anlamına gelmiyor. Çin’in tepkisel stratejik kültürü ve stratejik önceliğinin Batı Pasifik’te olduğu düşünüldüğünde, Çin’in Güney Asya’daki statükoyu değiştirmek için kasıtlı olarak bir çatışmaya yol açması neredeyse düşünülemez. Çin, Hindistan ve Pakistan arasındaki krizleri gidermek için diplomatik arabuluculuğa başvurma geleneğini izledi. Bununla birlikte, Güney Asya’da değişen bir güç dengesi ve dışarıdan müdahil olan aktörler karsısında, müdafi ve savunmasız hisseden bir Çin’in ABD’nin istediği kadar yardımcı olması pek muhtemel değil.

Bununla birlikte, Çin bir sadece senaryoda daha fazla yardımcı olabilir: Washington Güney Asya’daki kriz yönetimini büyük bir öncelik ve Çin’in işbirliğini vazgeçilmez bir bileşen olarak ele aldığında. Washington ile ilişkileri son yıllarda sıkıntılı hale geldiğinden, Çin umutsuzca Çin-ABD ilişkilerinin onarılamaz bir şekilde zarar görmediğini kanıtlamak için ABD ile işbirliğini sağlayabilecek alanlar arıyor. Washington Güney Asya’daki bir krizi birlikte yönetmek üzere Pekin’in yardımını talep ederse Çin işbirliği yapmaya istekli olacaktır. Bununla birlikte, bu durumda, Çin’in, tıpkı Kuzey Kore’de yaptığı gibi, ABD’nin Çin’le işbirliği yapma ihtiyacından yararlanmaya devam edebilmesi için, uzun vadeli bir çözümü kolaylaştırma olasılığı düşüktür. Bununla birlikte, Pekin ve Washington arasındaki hakim olan büyük rekabetin ışığında, Güney Asya’daki kriz yönetimi muhtemelen bir başka yan hasardır.

Sonuç

Çin’in Hindistan’ı kamuoyu önünde benimsenmesine ve Çin-Hindistan ilişkileri görülmemiş bir seviyeye yükselmiş olmasına rağmen, Pekin ile Hindistan arasındaki karşılıklı güvensizlik ve düşmanlık derinleşiyor. İki ülke bir dizi önemli konuda birbirine zıt menfaatlere sahip olsa da, bu farklılıklar üzerinde yakın zamanda uzlaşma şansları çok az. Bu arada Çin, hem Hindistan’la bağları dengelemeye hem de gelecekteki aksaklıklara hazırlanmaya çalışıyor.

Çin ve Hindistan, bölgesel hegemonik hırs ve potansiyele sahip güçler. İki ülke bölgesel angajmanlarinda karşılıklı olarak uzlaşabilir bir zemin bulana kadar var olan yapısal çatışmaları çözümlenemeyecek. Sınır anlaşmazlığı ve ticaret dengesizliği gibi içsel sürtüşmeleri ele alma çabaları öngörülebilir bir şekilde bu uzlaşmayı kolaylaştırmaya yardımcı olabilir. Bununla birlikte, büyük güç rekabeti ve milliyetçi popülizm döneminde, bu tür çabalar son derecede zor olacaktır.

YUN SUN, Çin programı direktörü ve Stimson Center’daki Doğu Asya programının eş direktörüdür.


(1) (Kaşmir’de Hint askerlerine yönelik saldırı ile 40 Hintli askerin öldürüldüğü saldırıyı yapan Jaish-e-Mohammed radikal islamcı örgütün lideri / çevirmenin notu)


Bu makale WAR ON THE ROCKS ’da yayınlanan İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir. Çeviri: Irmak Gümüşbaş / Turan Altuner


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz