dersim üzerine 6. bölüm

Bu durum Çin ile ABD arasındaki rekabeti daha da görünür kıldı; derinleştirdi.

Örneğin Çin’in teknoloji devi Huawei’nin Mali İşler Direktörü Meng Wanzhou’nun Kanada’da gözaltına alınması, ABD-Çin ekonomi savaşının geldiği yeri işaret etmekteyken;[42] Çin, Çengdu kentinde Amerika konsolosluluğundaki ABD bayrağını ve ulusal amblemi indirip, temsilciliğin resmi olarak kapatıldığını açıkladı. (Çin, Washington’un Houston’daki Çin konsolosluğunu kapatmasına yanıt olarak ABD’nin Çengdu’daki temsilciliğini kapatma kararı vermişti.)[43]

Ayrıca ABD’den Çin’e diplomasi, ekonomi ve savunma programlarını hedef alan siber saldırılarda bulunduğu suçlaması dillendirilirken; ABD Savunma Bakanlığı’nın yıllık raporda, resmi olarak ilk kez “ABD’ye yönelik siber saldırıların, Çin hükümeti ve ordusu tarafından yönetildiği” ifade edildi.[44]

ABD’deki siber saldırılardan sorumlu tutulan grup, Şanghay’da bir binada faaliyet gösteriyorken; Çin ordusuna bağlı olduğu iddia edilen ve “dünyanın en etkin siber casusluk grubu” olarak tanımlanan gizli birimin siber saldırıları örgütlediği ifade edildi.

Amerikan siber güvenlik firması ‘Mandiant’ın konuya ilişkin olarak hazırladığı 60 sayfalık raporda, “Birim 61398” adını taşıyan söz konusu grubun, dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren 141 kuruluşun sayıları yüzleri bulan verilerini sistemli olarak çaldığı da belirtildi.[45]

Bu kadar da değil; Kore Yarımadası’nda gerginlik sürerken Çin, ABD’yi Asya Pasifik bölgesinde askeri gücünü artırmakla eleştirip, bu politikasının bölgeyi istikrarsızlaştırdığını açıkladı.[46]

Özetle ‘The New York Times’ın haberine göre, “Çin’de 10’dan fazla CIA ajanı öldürülmüş”ken;[47] araştırmalar Amerikan kamuoyunda Trump’ın ÇHC’ne yönelik politikasına desteğin yüzde 75’e ulaştığını ortaya koydu.[48]

Her ne kadar Çin Halk Cumhuriyet Cumhurbaşkanı ve ÇKP Genel Sekreteri Xi Jinping, “Küresel yönetişim sistemi tüm dünya tarafından inşa edilen, paylaşılan bir sistemdir ve tek bir ülkenin tekeli altında değildir. Çin’in de böyle bir niyeti yoktur,”[49] dese de, kazın ayağı hiç de böyle değildir.

Şurası gerçek: Önümüzdeki yıllar, sert sürecek ABD-Çin rekabet yılları olacak. Nitekim salgından önce ABD’nin ilan ettiği “küresel ticaret savaşı” ile zaten başlamıştı bu süreç. Salgın süresince de Beyaz Saray’ın rutin işine dönüştü Çin düşmanlığı…

Dünya tek kutuplu değil artık ve ABD XXI. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” yapamayacağını biliyor. Hegemonyasının inişe geçtiğini, küresel liderliğinin sonunun geldiğini ve inşa ettiği “dünya düzeni”nin adım adım zayıfladığını görüyor.[50]

Evet, “Batıda ve doğuda Çin fırtınası”ndan[51] söz edilen uluslararası ilişkiler ağında “Çin ejderhası ve Amerikan kartalının nüfuz ve hegemonya çekişmesi… dünyayı sorun ve korkularla dolu hâle getiriyor”ken;[52] “Bir hesaplaşma yaşanır mı?”[53] sorusu gündemde!

Michael Roberts’in, “XXI. yüzyılın en büyük küresel meselesinin ABD ve Çin arasındaki büyüyen ticaret ve teknoloji savaşı olduğunu iddia ettik,”[54] notunu düştüğü tabloda Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Okur, “ABD, Çin ile olan ilişkilerinde daha çatışmacı olacak, bunun işaretlerini görüyoruz. Sıcak çatışmayı ihtimal dışı görmüyorum,” derken; Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Ümit Alperen de ekliyor: “ABD’nin Çin’i meydan okuyucu güç olarak görmesi, Çin’in de ABD’yi ulusal çıkarlarına tehdit olarak algılaması taraflar arasındaki çatışmayı artırıyor”![55]

Kolay mı? Çin’in Afrika pazarında ciddi kazanımlar elde edip; “Adeta bir ‘set’ ördüğünden ve hem artan enerji ihtiyacını karşılamak hem de ihraç ürünlerine yeni pazarlar bulmak için Afrika’da nüfuzunu arttırma çabasının sonuçlarını almaya başladığı”ndan[56] söz edilirken; Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2016’da, Çin’in Cibuti’de kurmayı planladığı üs hakkında “Büyüyen her güç gibi, Çin’in yurtdışına olan ilgisi de artmaya devam ediyor. Şu anda, tüm dünyaya yayılmış 30 binden fazla Çin firması var. Diplomasimizin en acil görevlerinden biri Çin’in yurtdışındaki çıkarlarını korumak ve sürdürmektir. Nasıl sürdürülebilir? Size açıkça şunu söylemek istiyorum: Çin asla geleneksel (emperyalist) güçlerin yayılmacı yolunu izlemeyecek ve hegemonya amacı taşımayacaktır. Biz, zamanın eğilimini (ruhunu) izleyen ve iki taraf açısından da memnuniyetle kabul edilen Çin’e özgü bir yol keşfetmek istiyoruz,”[57] demiş olsa da bu nihayetinde bir hegemonya atağından başka bir şey değildir ve olamaz da!

Çin’in hegemonya atağı, neo-liberal kapitalizmin, Batı demokrasisinin karşısına “Çin tipi sosyalizm”, “Çin Modeli demokrasi” diye bir şey koyuyor. Bu arada Xi Jinping’in konuşmasında vurguladığı gibi Çin, futbol, eğlence endüstrilerinde dünya çapında lider olmayı amaçlıyor. Xinhua ajansı,[58] Batı’daki gibi rekabete değil işbirliğine dayanan “Aydınlanmış Çin demokrasisinin Batı’yı gölgede bıraktığını” anlatıyor.

‘Halkın Günlüğü’,[59] Çin’de yabancı öğrenci sayısının 2012’den sonra yüzde 35 artarak 205 ülkeden 440.000 öğrenciye yükselmiş olmasından hareketle gelecekte küresel eğitim alanında lider olmaya hazırlandığını savunuyor. Hâlen dünyada 500 üniversitede kurulmuş Konfüçyüs enstitülerinin sayısı hızla artıyor.

‘The Financial Times’ın araştırmasına göre, Çin dışişlerinin “sihirli silah” olarak tanımladığı, “Birleşik Cephe” bürosu, Çin’in kültürel ve siyasi etkisini artırmak, Çin’e yabancı ülkelerde yerli işbirlikçiler bulmak, oralardaki Çinli nüfusun örgütlerini ve yerel liderlerini etkilemek, yönlendirmek için, görkemli bir binada, dokuz farklı servis üzerinden faaliyet gösteriyor.

Bir Çin tipi sosyalizm iddiası var ama, ‘Halkın Günlüğü’ yeni dönemi açıklayan yorumlarında, “devlet sermayesini güçlendirmeye, kuruluşlarını dünya çapında rekabet edebilen firmalara dönüştürmeye kararlı” olmaktan, “faiz ve döviz hareketlerinin giderek piyasaya daha çok dayanmasından”, “piyasaya erişimi daha da kolaylaştırmaktan”… “yabancı sermayenin meşru haklarını ve çıkarlarını korumaktan söz ediyor.”[60]

Ve nihayet ‘Halkın Günlüğü’’ne göre, “Çin açık bir ekonomiyi, serbest ticareti teşvik etmeyi, süreç içinde dünyaya Çin’in önerdiği çözümler sunmayı amaçlıyor… Çin tüm kayıkları kaldıracak yükselen dalgadır,” diyor.[61]

Tüm bunlar da “rekabet” alt başlığında çatışmaların önünü açıyor.

Mesela… Güney Çin Denizi’ndeki toprak anlaşmazlıkları, ABD ile ticaret anlaşmazlıkları ve Tayvan’ın statüsü konusundaki artan gerilimler sebebiyle Çin’in, ordusunu güçlendirmek için çalıştığına dikkat çeken Devlet Başkanı Xi Jinping, “Dünya, hiçbir yüzyılda görülmemiş büyük değişikliklerle yüz yüze bulunuyor. Çin gelişim için hâlâ önemli bir fırsat döneminde bulunuyor. Silahlı kuvvetlerin acil durumlara karşı derhâl cevap verebilmesi ve ortak operasyon yeteneklerini yükseltmesi ve yeni tip çarpışma güçlerini oluşturması gerekiyor,” dedi.[62]

Mesela… BM Tahkim Mahkemesi, Çin’in Filipinler’in egemenlik haklarını ihlâl ettiğine hükmetse de Çin kararı tanımadı, “Gerekirse hava savunma hattı ilan ederiz” dedi ve Çin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Liu Zhenmin, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi suları üzerinde hava savunma hattı ilan edebileceğini belirtti.[63]

Mesela… Çin ile Hindistan arasında Keşmir’in Ladakh bölgesinde yaşanan çatışma dünyayı şoke etti. 20 Hindistan askerinin öldürülmesi, hemen uzlaşma mekanizmaları devreye girmiş de olsa kolay es geçilecek bir olay değil. İki ülke arasında her ne kadar adı “Fiili Kontrol Hattı” olarak belirlense de doğru tanımlanmamış bir sınır var. Hindistan, topraklarının, Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerlerince 2016-2018 yılları arasında tam 1025 kez “işgal” edildiğini iddia ediyor.[64]

KAPİTALİZM (Mİ?)

İyi de tüm bunlar nelere (mi?) yol açıyor; nasıl (mu?) yorumlanmalı…

Öncelikle somuta ilişkin birkaç tanıklık aktaralım…

I. Tanıklık (Bahadır Özgür): “Şanghay’daki kayıp tarihe tüm ihtişamıyla başkent Pekin’de rastlıyorsunuz. Merkezdeki 9999 odalı Yasak Şehir’in yolu, binlerce yıl öncesi antik Çin’den başlayıp ‘cennetin buyruğu altında olmak’ anlamına gelen ve manidar biçimde üzerinde dev Mao posteri bulunan bir kapıyla Tiananmen Meydanı’na açılıyor.

Mao’nun ‘Küçük Kırmızı Kitap’ı, pratik geçerliliği kalmasa da başkentin hâlâ en güçlü mitolojisi. Vaktiyle devrimin anayasal rehberi olan kitap, bugün kapitalizmi yöneten ÇKP’nin resmi söylemi. İşte Pekin’deki kısa devlet bürokrasisi turundan kayıtdışı birkaç örnek…

1957 Mao: ‘Çin’in 600 milyonluk nüfusu olduğu gerçeğinden hareket etmeliyiz.’ 2013 Ticaret Bakanlığı yetkilisi: ‘Çin’in 1.3 milyar nüfusu olduğu gerçeğini unutamayız.’

1946 Mao: ‘Tüm gericiler ve emperyalistler kâğıttan kaplandır. Görünüşte korkutucudurlar ama gerçekte göründükleri kadar korkutucu değillerdir.’ 2013 Müsteşar: ‘Avrupa bitti. ABD’nin ekonomik gücü yok. Kâğıttan kaplan. Sadece askeri gücü ile korku salıyor.’

1955 Mao: ‘Düşmanların Çin’e saldırması, kötülemesi doğru yolda olduğumuzu gösterir.’ 2013 bir bürokrat: ‘Batılı medya Çin hakkında hep yanlı haber yapıyor. Bu, yaptıklarımızın onların işine gelmediğini, bizim doğru yaptığımızı gösteriyor.’

1937 Mao: ‘Kibirden korunun. Lider pozisyonunda herhangi biri için bu temel şarttır.’ 2013 rehber: Çin’de halk sık sık boğaz temizler ve tükürür. Elitler de aynısını yapar. Hatta bunu özellikle öğrenirler. Bu ‘işçi-köylü devrimine’ dayanan Çin’in önde gelenleri için halktan kopmadıklarını gösteren bir tevazudur.’

Mao’nun adı var fikri yok. Devrimin yıldönümü de olsa Mao, Çin’de artık bir efsane. Çin Seddi’nin en yüksek noktasında ismi yazsa da fikirleri Tiananmen’deki dev ekranlardan aksa da 1979’daki ‘açılım politikası’nın mimarı Deng Xiaoping daha muteber. Mao ise milli günlerde anılan ve ders kitaplarında yer alan kurucu bir figür.”[65]

II. Tanıklık (Hasan Bülent Kahraman): “Şangay’da her yer lüks markaların satıldığı mağazalar, yüksek binalarla dolu… Uzakdoğu’nun devi Çin’in uyanıp kapitalizmin bir parçası olması çok hızlı oldu…

Mao, 1976’da öldü. Sosyalist- komünist ideolojinin onun da bir parçası olduğu model 1989’da bitti. Çin değişti. Uzakdoğu’daki büyük dev uyandı, kapitalist dünyanın bir parçası oldu. Kapitalizmi de bir parçası hâline getirdi.

İşte otellerin penceresinden o kapitalizmin Çin’ine baktım.

Müzelerine girip çıktım.

Muazzam bahçelerinde, ‘çiçek açmış kiraz ağaçlarının’ altında yürüdüm.

İstanbul’un Nişantaşı ne ise kaldığım bölge oydu.

Dağ taş lüks eşya markalarıyla doluydu. Fakat hazin olanı, sokaklarda, adım başı satılan kadınlardı.

İngilizler’in damarlarına morfin, eroin ve esrar zerk ederek beyinlerini uyuşturduğu, bedenlerini satmaya mahkûm ettiği insanlar, o berbat alışkanlıklarını sürdürüyordu.

O işten kazanılan parayı da kadın tercümanımızın söylediği o, lüks eşyalara harcıyorlardı.”[66]

III. Tanıklık (Hüseyin Aygün): “Guangzhou’dayım. Çin’in üçüncü büyük şehri, nüfusu bizim Türkiye’ye yakın eder. Burası Çin’in sanayi ve ticarette birinci şehridir. Şehirde, resmi dairelerin önünde dalgalanan yıldızlı kızıl bayraklar hariç, bir zamanlar sosyalizmin yaşandığına dair herhangi bir iz göremedim. İnsanlar ülkelerinin tarihiyle ilgili sorulara da, yabancılara da pek meraklı değiller. Havaalanından bizi alan taksici de, beni şehrin üç önemli yerinde gezdiren Bibi de, Mao’yu tanımadılar. Bibi, eski kuşakların Mao’yu bildiğini, yeni kuşaklara -mesela okullarda- Mao’nun anlatılmadığını söyledi. Ancak Henan’da otuz yedi metrelik -bir de altın kaplamalı- Mao heykeli dikildiğini okuyunca uluslararası medyadan, anladım ki tüm büyük liderlerin başına gelen Mao’ya da nasip olmuş. Heykeli toprağın üstüne dikilirken, fikirleri toprağın en altlarına gönderilmiş.

Sağlık, eğitim, konut, tatil alanlarında tablo ilginç. Bir banka kredisiyle ev almak mümkün, bunun için maaşınızın yüzde otuzunu depozite etmeniz gerekiyor. İlkokula vereceğiniz çocuğunuz için yıllık maaşınızın sadece yüzde beşini, ortaokul için ise yüzde onunu ayırmanız yeterli olabilir. Üniversite için bu oran az daha artacak. Hastane ve sağlık giderleriyle de ilgili tablo hemen hemen böyle. Sağlık Sertifikanız varsa sağlık giderleri düşüyor, yer yer ortadan kalkıyor…

Çin, devlet kapitalizminin yurdu, büyük gökdelenler şehirlerin bağrını delmiş, liberalizm Komünist Partisinin ta içine girmiş, markalar dizginsiz fabrikaları kuşatmış, korku dağları insanları sarmış. Tarih, ölüm gibi, devlet ve din hakkında da ağızları çok sıkı, hiç konuşmuyorlar.[67]

IV. Tanıklık (Mustafa Balbay): Çin’in Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nin[68] başkenti Urumçi’deyiz. 2 bin 500 kilometre ile dünyanın denize en uzak başkenti Urumçi’nin Uygurcadaki anlamı şu: Şirin otlak.

Urumçi’nin biraz dışındaki Şincan Bir Numaralı Petrol Borusu Fabrikası’ndayız. Girişte bizi fabrikanın sahibi Ye Zhanlin karşıladı. Zayıf mı zayıf. Belinde 10’dan fazla anahtar var. Her biri bir bölümünmüş, yanından ayırmıyormuş. Fabrika 1958’de kurulmuş. Bizi fabrikanın sahibi olarak karşılayan Zhanlin buraya 1972’de tamirci olarak girmiş, sonra şoförlüğe geçmiş. Ardından kursa gitmiş teknisyen olmuş. 1978’deki reformlardan sonra ekonomi eğitimi almış. Zahnlin sonrasını şöyle anlattı: ‘1984’te bana patronluk görevi verdiler.’

Bu konulara girinceye dek sohbet ilerlediği için takıldım: ‘Yani yoldaş fabrika senin dediler…’

Gülümseyerek devam etti: ‘Maaşım 660 yuan… Fabrikanın kârından da yüzde 15 pay alıyorum. Bütün sorumluluk benim…’

Zhanlin doğal olarak ÇKP üyesi. Zhanlin’den gördüğümüz Çin tipi patronun öteki kentlerde de çok sayıda olduğunu öğrendik. Çin’in en büyük şehri Şanghay’ın bir özelliği de ÇKP’nin kurulduğu yer olması. 1921’de kurulan ÇKP’nin Şanghay’da ilk kongresinin yapıldığı Vangzi Caddesi 106’daki bu yer şimdi müze. ÇKP’nin kuruluşu ve Çin’in geçirdiği evreler yıl yıl anlatılıyor.

En büyük fotoğraf 1 Ekim 1949’da Çin iç savaşını kazanıp Çin Halk Cumhuriyeti’ni kuran Mao Zedung’un. Onu 1978’de bugünkü Çin’e gelişin reformlarını yapan Deng Siaoping izliyor.

Burada bize rehberlik edenler de ÇKP’deki değişimi şöyle özetlediler: ‘Parti binalarımızda eğitim de veriyoruz. Okul gibi. Patron yetiştiren bölümlerimiz de var. Burada dünyadaki piyasa ekonomisini anlatıp, ardından sosyalist piyasa ekonomisini öğretiyoruz.’

Rehberimiz Wu, bunun sosyalizmle çelişen bir yanı olmadığını şöyle izah etti: ‘Hepimizin refaha kavuşması için bir kısmımızın daha zengin olması gerekiyor.’

‘The Forbes’ her yıl ‘küresel dolar milyarderleri’ listesi açıklıyor. Bu listede birinci sırada hep ABD olurdu. 2019 yılında ilk kez Çin ABD’yi geçti. 2020 yılı başında yapılan açıklamaya göre, Çin son 12 ayda 182 yeni dolar milyarderi yetiştirdi. ABD ise 59. Böylece Çin’in toplam milyarder sayısı 799 oldu. ABD 629’da kaldı. Dünyadaki toplam dolar milyarderi sayısı 2 bin 816. Yarısı Çin ve ABD’nin. 5 yıldır da dünyada en çok dolar milyarderinin yaşadığı şehir Pekin.

Çin’in bu deneyimi yaygın olarak bilinen sosyalizmle ne kadar örtüşüyor? Çinliler bunun yanıtını da şöyle veriyor: ‘Çin tipi sosyalizm’…”[69]

V. Tanıklık (Louis Proyect): “Richard Smith fabrikaları şöyle tarif ediyor: ‘Foxconn’da işçiler aylar ve hatta yıllar boyunca aynı hareketi hızla tekrarladıkları tek bir iş yapıyorlar. Tehlikeli kimyasallara ya da toza maruz kalıyorlar, kötü muamele görüyorlar. Sonunda sağlıkları iflas ediyor, gözleri bozuluyor ve işi bırakıyorlar, ya da hatta intihar ediyorlar.’

Dönemin İngiltere’sinde olduğu gibi kapitalist tarım, Çin’de toprağı öldürüyor. Çin’in toprakları ve su kaynakları fabrikaların zehirli atıkları ile kirletiliyor. Şehirlerde yaşayan ve bu topraklarda üretilecek gıdaya bel bağlayan insanlar da tehlikeye giriyor. Smith’in kitabında tarif edilen hava kirliliği problemi ise Louisiana’daki petrokimya fabrikaları yüzünden ‘kanser vadisine’ dönüşen toprakları hatırlatıyor.

Smith’in anlattıkları devlet verilerine dayanıyor. Örneğin, 2012 yılına ait devlet verilerine göre Çin’deki nehirlerin yüzde 40’ı, ‘ciddi derecede kirlenmiş’ kategorisindeydi ve yüzde 20’si o kadar kirliydi ki suya dokunmak bile tehlikeliydi. Ülkenin su kaynaklarından sorumlu kurumu Ma Jun’a göre, 2007 yılı itibariyle ülkedeki balık türlerinin üçte birinin nesli tükenmişti.

Emlak sektörü tarım topraklarını mega şehirlere çeviriyor. 2013 yılı verilerine göre ülkede 7.5 milyon dönüm toprak, tarım yapılamayacak kadar kirlenmiş durumda. Kimine göre Çin’deki tarım topraklarının yüzde 70’i ‘bir ölçüde’ kirlenmiş durumda.

Çin’in zenginleri için hâlen saklanacak yer var. Sağlıklı gıdaya erişebiliyor ya da salgında yatlarına ya da çiftliklerine sığınan New York zenginleri gibi yaşayabiliyorlar. Özel bahçelerde yetiştirilmiş organik gıdayla besleniyorlar. Çin’de nüfusun geri kalanı da sağlıklı gıda ithalatından istifade ediyor. Çinli tarım şirketleri Afrika’ya, Asya’ya ve hatta ABD’ye yayılıyorlar. Adeta Avrupa’nın Afrika’daki kolonileşme stratejisini tekrar ediyorlar. İngilizler madenlerin kontrolü için Almanlarla ve Fransızlarla aşık atıyorlardı. Çin şimdi hem madenlerle, hem gıdayla ilgileniyor.”[70]

Bunların ardından da kimi verileri aktaralım…

I. Veri: ‘The Forbes’ dergisi, dünyanın en büyük şirketleri listesini yayınladı. Listenin zirvesinde ilk iki sırada iki Çinli şirket yer alırken, ilk 10 şirketin 4’ünü de Çinli şirketler oluşturdu. Çinli banka ICBC (Industrial and Commercial Bank of Chin) 134.8 milyar dolarlık satış, 37.8 milyar dolar kâr, 2.8 trilyon dolarlık varlık ve 237.3 milyar dolar piyasa değeriyle listenin zirvesine yerleşti.[71]

II. Veri: Çin’de 2013’de oluşturulan mecliste 83 tane dolar milyarderi bulunuyor. ‘The Financial Times’ın haberine, milyarder 83 delegesinin ortalama mal varlığı 3.35 milyar dolar kadar. Rakamlar Çin’de her yıl düzenli olarak ‘The Forbes’un hazırladığına benzer şekilde zenginler listesini açıklayan Hurun sitesinden alındı.

Çinli işçilerin ortalama yıllık kazançları ise 7 bin dolardan daha az. Söz konusu listeye göre bu hafta Ulusal Halk Kongresi’ne katılmak için başkent Pekin’de toplanan delegeler arasında 31 tanesinin kişisel malvarlığı 1 milyar dolar civarında. Bunlardan en zengini, 13 milyar dolar servete sahip olan Çinli içecek üreticisi Wahaha’nın kurucusu Zong Qinghou.[72]

III. Veri: Çin’in ve aynı zamanda dünyanın en önemli tarihi figürlerinden olan komünist lider Mao Zedong’un torunu Kong Dongmei’nin 5 trilyon yuan (1.4 milyar TL) ile ülkenin en zenginleri arasında yer alması tartışmalara sebep oldu. Servetini dedesinin kitaplarını satarak yaptığı düşünülen Kong, 1.4 milyar nüfusu bulunan Çin’in en zenginler listesinde 242’inci sırada yer aldı.[73]

IV. Veri: Inter Milan, yüzde 15 hissesini Çin Demiryolu Yapım Şirketi’ne 67.6 milyon dolara sattı. Bu fiyatla, 18 kez lig şampiyonu olan Inter’in şirket değeri 500 milyon euroya denk geliyor.[74]

V. Veri:ÇKP’nin resmi yayın organı ‘People’s Daily/ Halkın Günlüğü’nde çıkan bir haber bazı çevreleri oldukça şaşırttı. Dünyanın en büyük e-ticaret sitelerinden biri olan Alibaba’nın kurucusu ve başkanı bir milyarderin bir komünist partiye üye olması ironik bir olay gibi görünse de, ÇKP açısından durum pek de öyle değil.

Çin’de zenginlerin parti üyesi olması yeni bir olay değil. Çin, 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında Deng Xiaoping öncülüğünde başlayan reform dönemi ile birlikte zaten birçoğu ÇKP’li olan “girişimciler” ortaya çıkarmıştı. Tarım, girişimcilik, devlet şirketleri ve özel ekonomik bölgeler olmak üzere 4 temel alan öncülüğünde gerçekleşen reformların sonucunda Çin’in sermaye biriktirmesine katkıda bulunan girişimcilerin büyük kısmının ÇKP kadroları olması veya ÇKP ile ilişkileri iyi durumda olan bireyler olması Deng döneminin başlangıcındaki ekonomik koşullarda gerçekleşen reform politikası için sürpriz olmadığı söylenebilir.

Bir toplumda sermayenin sınırlı sayıda kişinin elinde birikmesi kapitalizmin en temel göstergelerinden biridir. 2018’de Şangay merkezli araştırma kuruluşu Hurun’a göre Çinli milyarder sayısı 688 ile 1. sırada yer alıyor. Bu rakamın büyüklüğünü anlamak açısından bakıldığında 2. sıradaki ABD’li milyarder sayısı 571’dir. İşin aslında pek de ilginç olmayan yanı ise Çin’deki 688 milyarderden 106’sının partinin ve devletin üst düzey kurullarında görev yapan isimler olmasıdır. Alibaba dışında Baidu, Tencent, Xiaomi gibi teknoloji devi şirketlerin CEO’ları da ÇKP’nin milyarder üyeleri arasında yer alıyor.[75]

Burada durup Süleyman Seyfi Öğün’ün, “Çin’in ekonomik uyanışı, aslında eski yapıların ‘Üçüncü Dalga Kapitalizmin’ icaplarıyla uyumlu hâle getirilmesi ve bu noktada muazzam bir târihsel avantaj elde etmesinden başka bir şey değildir… Çin, kapitalist kâr maksimizasyonun sağlanmasında dünyâdaki en hazır kıt’alardan biri; belki de başlıcası,”[76] saptamasının boşuna olmadığını -ne yazıktır ki- kabullenmeliyiz!