Shosana Zuboff

Devlet kontrolü, Google’ın çevirdiği işlere kıyasla hiçbir şey değil. Şirket tamamen yeni bir kapitalizm türü, gözetim kapitalizmi olarak adlandırmamız gereken dizgesel olarak uyumlu yeni bir birikim mantığı yaratıyor. Buna karşı Yapabileceğimiz bir şey yok mu?

Gözetim kapitalizmi

Google 2010 yılından bu yana ilk kez, Ocak ayında, dünyanın en değerli şirketi sıralamasında Apple’ı geride bıraktı. (O yıllarda her iki şirketin değeri de 200 milyardan azdı. Şimdi her ikisinin de değeri 500 milyarın üzerinde). Google’ın liderliği yalnızca birkaç gün sürmüş olsa da, şirketin başarısı internet erişimine sahip herkes için sonuçlar doğuruyor. Neden? Çünkü Google, kârın insan davranışının tek taraflı gözetimi ve yönlendirilmesinden kaynaklandığı, kapitalizmin tamamen yeni bir alt türü için başlangıç noktası. Bu, alametifarikası internet ve halefleri olan Google’ın dijital evreninin anlaşılmaz yüksek hız devreleri dışında gerçekleşmesi mümkün olmayan, yeni bir gözetim kapitalizmidir. Dünya Apple ve FBI arasındaki hesaplaşmayı nefesini tutmuş izlerken, asıl gerçek şu ki, gözetim kapitalistleri tarafından geliştirilen bu gözetim kapasiteleri her devletin güvenlik kurumunu kıskandıracak niteliktedir. Bu yeni kapitalizmin sırları nelerdir, bu kadar şaşırtıcı bir zenginliği nasıl üretiyorlar ve kendimizi bunun istilacı gücünden nasıl koruyabiliriz?

“Çoğu Amerikalı, ülkede dolaşırken düzenli olarak izlenen iki grup insan olduğunun farkında. Birinci grup, ayak bileklerine takip cihazı takılmasını gerektiren bir mahkeme emriyle, rızaları olmaksızın izleniyor. İkinci grup ise geri kalan herkesi içeriyor… ”

Bazıları bu ifadenin kesinlikle doğru olduğunu düşünecektir. Diğerleri bunun gerçekleşebileceğinden endişe edecektir. Belki, kimileri bunun saçma olduğunu düşünecektir. Bu, distopik bir romandan, bir Silikon Vadisi yöneticisinden, hatta bir Ulusal Güvenlik Teşkilatı yetkilisinden alıntı değildir. Bunlar, otomobil sigorta sektöründen bir danışmanının, “otomotiv telematiği”ni  ve halihazırda kullanımda veya geliştirilmekte olan iyicil olduğu iddia edilen sistemlerin şaşırtıcı derecede müdahaleci gözetim yeteneklerini savunma amacıyla söylediği sözlerdir. Sigortacılık, müşteri istismarı konusunda adı çıkmış ve kendi kendini süren otomobillerin iş modelleri üzerindeki etkileri konusunda endişe duymak için bariz bir nedene sahip bir iş kolu. Artık nerede olduğumuza, nereye gittiğimize, nasıl hissettiğimize, ne dediğimize, sürüşümüzün ayrıntılarına ve aracımızın koşullarına ilişkin veriler, yeni bir ticari potansiyeli aydınlatan gelir işaretlerine dönüşüyor. Endüstri literatürüne göre, bu veriler cezaları (gerçek zamanlı ücret zamları, mali cezalar, sokağa çıkma yasakları, motor kilitlenmeleri) veya ödülleri (geleceğe yönelik ücret indirimleri, kuponlar, gelecekteki avantajlardan yararlanmak için verilen altın yıldızlar) tetikleyen dinamik gerçek zamanlı sürücü davranış değişiklikleri için kullanılabilir.

Bloomberg Business Week, bu otomotiv sistemlerinin, Google’ın arama motorunu kullanan kişiler hakkında bilgi toplayarak bundan gelir elde etmesi gibi, sigortacılara müşterinin sürüş verilerini satarak gelir elde etme şansı vereceğini belirtiyor. Allstate Insurance’ın CEO’su Google gibi olmak istiyor. “Bugün verilerden para kazanan birçok insan var. Google’a giriyorsunuz ve bu ücretsiz gibi görünüyor. Oysa ücretsiz değil. Siz onlara bilgi veriyorsunuz; onlar da bilgilerinizi satıyor. Arabalarıyla dolaşan insanlardan aldığımız bu bilgileri birilerine satabilir miyiz ve ek kâr kaynağı yakalayabilir miyiz…? Bu uzun vadeli bir plan. ”

Bu “birileri” kimler ve bu “uzun vadeli plan” nedir? Plan artık size bir posta sipariş kataloğu göndermek veya çevrimiçi reklamların hedefini belirlemekten ibaret değil. Plan, kâr amacıyla davranışınızı doğrudan etkilemek ve değiştirmek üzere, günlük hayatınızın gerçek zamanlı akışına –  gerçekliğinize – erişimi satıyor. Bu, kazanç fırsatları evrenine açılan yeni bir kapı: varış noktanız olmak isteyen restoranlar. Fren balatalarınızı onarmak isteyen araç servisleri. Efsanevi Sirenler gibi sizi büyüleyecek dükkanlar. Bu ‘birileri,’ kâr için sizin davranışlarınızın bir kısmını isteyen herhangi biri ve herkes. Öyleyse, Google haritalarının yakın zamanda yalnızca aradığınız rotayı sağlamakla kalmayacağını, aynı zamanda bir hedef önereceğini açıklaması da şaşırtıcı değil.

Amaç: insanların gerçek davranışlarını büyük ölçüde değiştirmek

Bu, yalnızca bir iş kolunun, bir tek köşesindeki, sadece bir gözetleme deliği ve gözetleme delikleri hamam böcekleri gibi çoğalıyor. Geçtiğimiz üç yıl boyunca yaptığım birçok röportaj arasında, öğrencilerin öğrenmelerini geliştirmek için uygulamalar geliştiren, çok beğenilen bir Silikon Vadisi şirketinin Baş Veri Bilimcisi, “Yaptığımız her şeyin amacı insanların gerçek davranışlarını belirli ölçülerde değiştirmektir. İnsanlar uygulamamızı kullandıklarında, davranışlarını yakalayabilir, iyi ve kötü davranışları belirleyebilir ve iyiyi ödüllendirmek ve kötüyü cezalandırmak üzere yöntemler geliştirebiliriz. Fikirlerimizin onlar için ne kadar uygulanabilir ve bizim için ne kadar karlı olduğunu test edebiliriz ”demişti.

Ekonomik alışveriş için yeterli bir temel olarak işlevsel, etkili, uygun fiyatlı bir ürün olması gerektiği fikri ölüyor. Spor giyim şirketi Under Armour, ürünlerini giyilebilir teknolojiler olarak yeniden oluşturuyor. Markanın CEO’su Google gibi olmak istiyor. “Tüm bunlar kulağa, tarama geçmişiniz nedeniyle internette takip edildiğinizi gösteren ürkütücü reklamlar gibi geliyorsa, amaç tam olarak bu. Ancak Under Armour gerçek davranışları izliyor ve veriler daha spesifik… insanları daha iyi sporcular yapmak, daha fazla ürünümüze ihtiyaç duymalarını sağlıyor. ” Bu yeni mantığın örnekleri, akıllı votka şişelerinden internet özellikli rektal termometreleri ve aradaki her şeyi kapsayacak kadar sonsuz. Goldman Sachs’ın bir raporunda bu bir “altına hücum”, “inanılmaz büyüklükte veri” toplamaya yönelik bir yarış olarak adlandırılıyor.

Davranışsal verilere saldırı

Burada bakir bir bölgeye giriyoruz. Davranışsal verilere yönelik saldırı o kadar kapsamlı ki, artık mahremiyet kavramı ve ona karşı yapılacak itirazlarla sınırlanamayacak. Bu artık, oluşumu yüzyıllar hatta belki bin yıl alan, kendi kaderini tayin ilkeleriyle tanımlanan modern liberal düzenin varoluşsal ve politik esaslarını tehdit eden farklı bir meydan okuma. Bireyin kutsallığı ve toplumsal eşitlik ideallerini içeren, ancak bunlarla sınırlı olmayan kimlik, özerklik ve ahlaki akıl yürütmenin gelişimi; toplumsal mutabakatın güvenirliği, vaatlerin verilmesi ve yerine getirilmesini sağlayan özgürlük; toplumsal mutabakatın normları ve kuralları; piyasa demokrasisinin işlevleri; toplumların politik bütünlüğü; ve demokratik egemenliğin geleceği gibi konuları düşünüyorum. Zamanı geldiğinde, Avrupa’da “Unutulma Hakkı’nın” oluşumunu ve AB’nin Güvenli Liman doktrinini daha yeni geçersiz kılmasının, bu mücadelenin gerçek boyutlarıyla kademeli olarak hesaplaşmanın ilk kilometre taşları olduğunu göreceğiz.

Davranışsal verilere yönelik saldırının sorumluluğunu devlete ve onun güvenlik kurumlarına attığımız bir dönem oldu. Daha sonra, bir avuç banka, veri simsarı ve internet şirketinin kurnazca uygulamalarını da suçladık. Bazıları, bu saldırıyı kaçınılmaz bir “büyük veri çağı”na bağlıyor; sanki saf ve suçsuz olarak doğan verileri, gerçeklerin arıtılıp doğruluğa dönüştürüldüğü tanrısal bir yerde bekletilen verileri tasavvur etmek mümkünmuş gibi.

Kapitalizm gözetim tarafından gasp edildi

Ben, farklı bir sonuca vardım: Karşılaştığımız saldırı büyük ölçüde, tamamen yeni bir kapitalizm türünün, gözetim kapitalizmi olarak adlandırdığım sistemsel olarak tutarlı yeni bir zenginleşme mantığının doymak bilmez iştahı tarafından yönlendiriliyor. Kapitalizm, tarihsel başarısıyla ilişkili “normal” evrimsel mekanizmaları çökerten ve ne kadar eksik gedik olsa da, yüzyıllar boyunca kapitalizmi nüfuslarının ve toplumlarının gerçek ihtiyaçlarına bağlayarak piyasa demokrasisinin verimli bir şekilde genişlemesine olanak sağlayan arz ve talep birliğini bozan, kazançlı bir gözetim projesi tarafından gasp edilmiştir.

Gözetim kapitalizmi, dijitalin engin güçlerinin, en az otuz yıldır özellikle Anglo ekonomilerinde ticarete egemen olan finans kapitalizminin radikal kayıtsızlığı, içsel narsisizmi ve neoliberal vizyonuyla gizlice birleşmesinden doğan, yeni bir ekonomik mutasyondur. Bu, kanunsuz alanda kök salan ve serpilen eşi görülmemiş bir piyasa şeklidir. Bu, ilk olarak Google’da keşfedildi ve pekiştirildi, daha sonra Facebook tarafından benimsendi ve hızla internetin tamamına yayıldı. Siber alem bunun doğum yeriydi çünkü, Google/Alphabet Başkanı Eric Schmidt ve eş yazarı Jared Cohen’in, dijital çağla ilgili kitaplarının ilk sayfasında göklere çıkardıkları gibi, “çevrimiçi dünya gerçekte yeryüzünün yasalarına bağlı değil… dünyanın en büyük kontrolsüz alanı. ”

Gözetim kapitalizmi internetin istilacı güçlerini sermaye oluşumu ve servet yaratmanın kaynağı olarak değerlendirirken, belirttiğim gibi, artık ticari uygulamaları da gerçek dünyanın tamamında dönüştürmeye hazırlanıyor. Bir benzetme yapmamız gerekirse, yirminci yüzyılın başlarında sanayileşmiş dünyada seri üretim ve yönetimin hızla yayılmasını, ancak önemli bir şerh koyarak, örnek verebiliriz. Seri üretim, tüketicileri ve çalışanları olan nüfusları ile birbirine bağımlıydı. Buna karşılık, gözetim kapitalizmi, kendisinin ne tüketicisi ne de çalışanı olan ve onun yöntemlerinden büyük ölçüde habersiz olan, kendisine bağımlı nüfusları avlar.

Temel bir insan hakkı olarak internet erişimi

Yirminci yüzyılın sonlarındaki kapitalizmin mesafeli ve giderek daha acımasız uygulamaları tarafından etkili yaşam gereksinimlerimizin engellenmesiyle, bir dönem internette teselli ve çözüm aradık. Mosaic web tarayıcısı halka açılarak World Wide Web’e (dünya çapında ağ) kolay erişim sağladıktan yaklaşık yirmi yıldan kısa bir süre sonra, 2010’da BBC’nin yaptığı bir anket, 26 ülkedeki insanların % 79’unun internet erişiminin temel bir insan hakkı olduğunu düşündüğünü gösterdi. Bu bizim aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumumuzdur. Bir zamanlar gelişen bu ağ alanları yeni ve daha sömürücü bir kapitalist rejime yenik düştükçe, internet erişimi ve bilgi birikimi olmadan etkin sosyal katılımı  – istihdamdan, eğitime, sağlık hizmetlerine – hayal etmek neredeyse imkansız. Bu, süratle ve biz daha ne olduğunu anlamadan ve razı olmadan gerçekleşti.  Bunun nedeni, şimdi ve ileride, rejimin aşırı hız ile bulanıklaştırılmış pahalı ve okunaksız makine operasyonları, gizli kurumsal uygulamalar, ustaca retorik yanlış yönlendirme ve amaca yönelik kültürel kötüye kullanım ile kamufle edilmiş en şiddetli zararlarının, kavranmasının veya teorileştirilmesinin zorlaştırılmış olmasıdır.

Bu yeni gücün ehlileştirilmesi, dikkatli isimlendirmesine bağlıdır. Adlandırma ve ehlileştirmenin bu simbiyozu, HIV araştırmalarının yakın geçmişinde canlı bir şekilde gösterildiğinden bunu bir benzeşim olarak sunuyorum. Bilim adamları otuz yıl boyunca, daha önceki tedavilerin mantığını izleyen, bağışıklık sistemini nötralize edici antikorlar üretecek şekilde eğiten bir aşı oluşturmayı hedeflediler, ancak biriktirilen veriler, HIV virüsünün diğer bulaşıcı hastalıkların örüntülerine meydan okuyan beklenmedik davranışlarını ortaya çıkardı.

Örnek olarak HIV araştırması

Gidişat, 2012 yılında, kanı doğal antikorlar üreten nadir HIV taşıyıcılarının biyolojisinin yakından anlaşılmasına dayanan yeni stratejilerin sunulduğu Uluslararası AIDS Konferansı’nda değişmeye başladı. Araştırma, bu kendi kendine aşılama yapan tepkiyi yeniden üreten yöntemlere doğru kaymaya başladı. Önde gelen bir araştırmacı, “Artık düşmanı tanıyoruz ve bu nedenle soruna nasıl yaklaşacağımız konusunda bazı ipuçlarına sahibiz,” diyordu.

Bizim için önemli olan, her başarılı aşının, düşman hastalığın yakından anlaşılması ile başlıyor olmasıdır. Geçmiş felaketlerden damıtılmış zihinsel modellere, kelime dağarcığına ve araçlara güvenme eğilimindeyiz. Yirminci yüzyılın totaliter kabuslarını veya Yaldızlı Çağ kapitalizminin tekelci saldırganlığını düşünüyorum. Ancak bu önceki tehditlerle mücadele etmek için geliştirdiğimiz aşılar, karşılaştığımız yeni zorluklar için yeterli, hatta uygun değildir. Görünüşe göre, bu güçlü düşmana bir bilgisayar oyunundaki gibi etkisiz silahlarla saldırıyor, arada bir ceza puanı alıyor, sonra tekrar oyunun başına dönüyoruz.

Evrimsel bir çıkmaz sokak

Açıkça söylemek isterim ki, gözetim kapitalizmi bilgi kapitalizminin mevcut tek yöntemi değil, gelecek için de tek olası model değildir. Bununla birlikte, sermaye birikimi ve süratli kurumsallaşma yolunda izlediği  hızlı yol, bunu bilgi kapitalizminin varsayılan modeli haline getirdi. Benim sorduğum sorular şunlardır: Gözetim kapitalizmi zamanımızın hakim birikim mantığı mı, yoksa kapitalizmin daha uzun yolculuğunda dişli bir kuş gibi evrimsel bir çıkmaz sokak mı olacak? Etkili bir aşı ne gerektirecektir?

Tedavi, birçok bireysel, sosyal ve yasal uyarlamaya bağlıdır, ancak “düşman hastalık” ile mücadelenin, gözetim kapitalizminin yatırımı sermayeye başarılı bir şekilde dönüştürmesini açıklayan yeni mekanizmalarını açıklayan farklı bir kavrayış olmaksızın, başlayamayacağına inanıyorum. Gelecek yılın başında yayınlanacak olan kitabım Master or Slave: The Fight for the Soul of Our Information Civilization‘daki (Efendi veya Köle: Bilgi Uygarlığımızın Ruhu için Mücadele) çalışmamın odak noktası bu oldu. Bu makalenin sınırlı alanında, bu sorunla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Falcılık ve satış

Yeni ekonomik mantıklar ve onların ticari modelleri belli bir zamanda ve yerde insanlar tarafından keşfedilir ve daha sonra deneme yanılma yoluyla mükemmelleştirilir. Ford, seri üretimi keşfetti ve sistemleştirdi. General Motors, seri üretimi, büyük ölçekli yönetim ve profesyonel idarenin keşfi ve mükemmelliği ile kapitalist gelişmenin yeni bir aşaması olarak kurumsallaştırdı. Bir asır önce seri üretim ve yönetim kapitalizminde Ford ve General Motors neyse, günümüzde Google da odur: kaşif, mucit, öncü, rol modeli, lider uygulayıcı ve yayılma merkezi.

Bilhassa Google, insanlık tarihinin başlangıcından beri belirsizlikle insan çatışmasını sömüren kadim ve daima kazanç sağlayan bir zanaat olan geleceği okuma ve satmaya dayanan yeni bir ekonomik mantığın ana merkezidir. Paradoksal olarak, belirsizliğin kesinliği hem kalıcı bir kaygı kaynağı hem de en verimli gerçeklerimizden biridir. Bu belirsizlik toplumsal güven ve uyum, sosyal organizasyon sistemleri, ailevi bağ ve meşru otorite, karşılıklı haklar ve yükümlülüklerin resmi olarak tanınması olarak uzlaşma ve “özgür irade” dediğimiz şeyin teori ve pratiğine olan evrensel ihtiyacı üretti. Belirsizliği ortadan kaldırdığımızda, her zaman bilinmeyen bir gelecek karşısında öngörülebilirlik mücadelesine bağlı olan insanın yenilenişini,  bir başkasının planına sürekli uyumun boşluğu lehine kaybederiz.

Yalnızca tesadüfen reklamlarla ilgili

Çoğu kişi Google’ın başarısını reklam modeline bağlar. Ancak, Google’ın gelir ve pazar hakimiyetindeki hızlı artışa yol açan keşifler, tesadüf eseri reklamcılıkla ilgilidir. Google’ın başarısı geleceği tahmin etme yeteneğinden – özellikle de davranışın geleceği tahminden – kaynaklanır. Demek istediğim şu:

Google başından beri arama etkinliğinin bir yan ürünü olarak, kullanıcıların arama ile ilgili davranışları hakkında veri topladı. O zamanlar, bu veri kayıtları, güvenli veya yöntemsel olarak bile saklanmayan atık olarak görüldü. Zamanla, genç şirket bu kayıtları arama motorunu eğitmek ve sürekli iyileştirmek için kullanılabileceğini anlamaya başladı.

Sorun şuydu: Kullanıcılara harika arama sonuçları sunmak, yanlışlıkla davranışsal veriler sağladıklarında kullanıcıların yarattıkları tüm değeri “tüketiyor”du. Bu, kullanıcıların başlıbaşına amaç olduğu tam ve kendi kendine yeten bir süreçti. Kullanıcıların yarattığı tüm değer, gelişmiş arama olarak, yeniden kullanıcı deneyimine yatırılıyordu. Bu döngüde, Google’ın sermayeye dönüştürebileceği bir şey kalmıyordu. Arama motorunun etkinliği kullanıcı davranışsal verilerine, kullanıcıların aramaya ihtiyaç duyduğu kadar ihtiyaç duyduğu sürece, hizmet için ücret almak çok riskliydi. Google harikaydı, ama henüz kapitalizm değildi – kullanıcı sayısı ile övünen, ancak gelir elde etmeyen birçok internet girişiminden sadece biriydi.

Davranışsal verilerin kullanımında kayma

2001 yılı, dot.com uzantılı internet siteleri patlamasını ve Google’a artan yatırımcı baskılarını getirdi. O günlerde reklamverenler reklamları için arama terimi sayfalarını seçiyorlardı. Google, halihazırda sahip olduğu ciddi analitik yeteneklerini bir reklamın kullanıcılarla olan ilgisini ve dolayısıyla reklamverenler için değerini artırma mücadelesine girerek, reklam gelirini artırmaya çalıştı. Operasyonel olarak bu, nihayet Google’ın artan davranışsal veri önbelleğini başka amaçlar için kullanabilmesi anlamına geliyordu. Artık veriler, reklamları anahtar kelimelerle eşleştirmek için de kullanılabilecek ve böylece yalnızca davranışsal verilere erişiminin analitik yetenekleriyle birleştiğinde ortaya çıkarabileceği inceliklerden yararlanabilecekti.

Davranışsal verilerin kullanımındaki bu değişimin tarihi bir dönüm noktası olduğu artık ortada. Bir zamanlar muhafaza edilmeyen veya göz ardı edilen davranışsal veriler, davranışsal üretim fazlası  dediğim şey olarak yeniden keşfedildi. Google’ın reklamları sayfalarla “eşleştirme” konusundaki çarpıcı başarısı, bu davranışsal üretim fazlasını, gelir elde etmenin ve nihayetinde yatırımı sermayeye dönüştürmenin bir aracı olarak, dönüşümsel değerini ortaya çıkardı. Davranışsal üretim fazlası, hizmet geliştirmeden gerçek bir pazar değişimine yönlendirilebilecek, oyunu değiştiren sıfır maliyetli bir varlıktı. Bununla birlikte, bu formülün anahtarı, bu yeni pazar alışverişinin kullanıcılarla değil, kullanıcıların gelecekteki davranışlarına ilişkin bahislerden nasıl para kazanılacağını anlayan diğer şirketlerle takasıdır. Bu yeni bağlamda, kullanıcılar artık kendi başlarına bir amaç olmaktan çıkmışlardı. Bunun yerine kullanıcılar ne alıcı, ne satıcı, ne de ürün olmadıkları yeni bir pazarda kâr elde etmenin bir yolu haline geldiler. Kullanıcılar, yeni bir üretim sürecini besleyen bedava hammadde kaynağıydılar.

Bu gerçekler bilinmesine rağmen, bunların önemleri tam olarak takdir edilmemiş veya yeterince kuramsallaştırılmamıştır. Yeni olan, gözetim kapitalizminin nev-i şahsına münhasır ekonomi mantığına göre zamanla kurumsallaşan bir dizi hukuki ilişkiden oluşan, şaşırtıcı şekilde kârlı bir ticari denklemin keşfi idi. Bu, adeta kendi zaman ve mekan fiziğine, altmış yedi saatlik günlerine, zümrüt gökyüzüne, ters dağ sıralarına ve kuru suya sahip, yeni keşfedilen bir gezegen gibiydi.

Asalak bir kar biçimi

Denklem: İlk olarak, daha geniş bir davranışsal bilgi stoğuna erişim sağlamak üzere daha fazla kullanıcı ve daha fazla kanal, hizmet, cihaz, yer ve alan için bastırmak gerekir. Kullanıcılar doğal olarak bu ücretsiz hammaddeyi sağlayan insanlardır. İkincisi, sürekli algoritmik iyileştirme için makine öğrenimi, yapay zeka ve veri biliminin uygulanması son derece pahalı, sofistike ve özel türden bir yirmi birinci yüzyıl “üretim aracını” oluşturur. Üçüncüsü, yeni üretim süreci davranışsal üretim fazlasını şimdi ve yakın gelecekte davranışı tahmin etmek için tasarlanmış tahmin ürünlerine dönüştürür. Dördüncüsü, bu tahmin ürünleri sadece gelecekteki davranışların ticaretini yapan yeni bir üst-piyasaya satılır. Ürün ne kadar iyi olursa (ne kadar çok tahminde bulunursa), alıcılar için riskler o kadar düşer ve satış hacmi o kadar büyük olur. Gözetim kapitalizminin kârları, öncelikle, hatta belki de tamamen, bu tür gelecek davranış pazarlarından elde ediliyor.

Bu yeni pazarın başlarında alıcılar ağırlıklı olarak reklamverenler olsa da, bu tür pazarların bu grupla sınırlı olmasının önemli bir nedeni yok. Halihazırda görünür olan eğilim, davranışımızla ilgili olasılıksal bilgileri paraya dönüştürmek ve / veya gelecekteki davranışları etkilemekle ilgilenen herhangi bir aktörün, bireylerin, grupların, şahısların ve şeylerin davranışsal geleceklerin para ettiği ve satıldığı bir pazarda oynamak için ödeme yapabileceği. Kendi yaşamlarımızda kapitalizmin gözlerimizin önünde değiştiğini bu şekilde gözlemliyoruz: bir zamanlar ürün ve hizmetlerden, sonra spekülasyondan ve şimdi de gözetimden kazanç sağlanıyor. Bu son mutasyon, dijitalin patlamasının neden şimdiye kadar ekonomik büyümeyi kararlı bir şekilde etkilemediğini açıklamaya yardımcı olabilir, çünkü yeteneklerinin çoğu esas olarak asalakça bir kar etme biçimine yönlendirilmiştir.

İlk Olmayan Günah

Davranışsal üretim fazlasının önemi, hem Google’da hem de zamanla internet endüstrisinde, “dijital egzoz”, “dijital ekmek kırıntıları” ve benzeri etiketlerle hızla kamufle edildi. Davranışsal üretim fazlası için kullanılan bu hüsnütabirler, aynen  Kuzey Amerika kıtasının en eski haritalarda tüm bölgelerin “dinsizler”, “kâfirler”, “putperestler”, “ilkeller”, “tebaalar”, “isyancılar” gibi etiketlendikleri gibi, ideolojik filtreler olarak işlev görürler. Bu etiketlere dayanarak yerli halklar, onların yerleri ve hakları işgalcilerin ahlaki ve yasal denklemlerinden çıkarılarak işgalcilerin bunları Kilise ve Monarşi adına alma ve parçalama eylemleri meşrulaştırılmıştı.

Bizler artık kaderini tayin etme konusundaki örtük iddiaları kendi davranış haritalarımızdan yok olan yerli halklarız. Bu iddialarımız, davranışımızın en ayrıntılı detayları için bilgi ve etki yaratma açlığıyla her sınırı göz ardı etme hakkını iddia eden gözetim tarafından şaşırtıcı ve arsız bir mülksüzleştirme eyleminde siliniyorlar. Küresel metalaşma süreçlerinin nasıl mantıklı bir şekilde tamamlandığını merak edenler için cevap, bunların artık kendilerini izlenecek ve değiştirilecek, satın alınacak ve satılacak davranış olarak yeniden doğmuş olan sıradan günlük gerçeğimizin mülksüzleştirilmesinde tamamlamalarıdır.

Siber alanda başlayan süreç, emperyalizm çağından önceki on dokuzuncu yüzyıl kapitalist açılımlarına benziyor. O zamanlar Hannah Arendt’in Totalitarizmin Kaynakları’nda açıkladığı gibi, hukukun takip etmediği daha az gelişmiş bölgelere kayarken “kapitalizmin sözde yasalarının gerçekler yaratmasına izin verildi”. Arendt, “Yeni mutlu doyumun sırrı, ekonomik yasaların artık varlıklı sınıfların açgözlülüğünün önünde durmuyor olmasıydı.” Orada, “üretime yatırım yapmanın uzun yolu” katedilmeden “para nihayet para kazanabilirdi”.

 “Basit soygunun ilk günahı”

Arendt’e göre, bu yabancı sermaye maceraları kapitalizmin önemli bir mekanizmasını açıklığa kavuşturdu. Marx, büyük patlama teorisi olarak “ilkel birikim” fikrini geliştirmişti – Arendt buna “basit soygunun ilk günahı” adını vermişti; bu, toprakların ve doğal kaynakların ele geçirilmesinin sermaye birikimini sağlayan temel olması ve piyasa sisteminin yükselişiydi. 1860’ların ve 1870’lerin kapitalist genişlemeleri, Arendt’in yazdığı gibi, “sermaye birikiminin motoru aniden ölmesin diye ” bu tür bir ilk günahın tekrar tekrar yinelenmesi gerektiğini gösteriyordu.

Yeni Emperyalizm kitabında, coğrafyacı ve sosyal teorisyen David Harvey, “mülksüzleştirme yoluyla birikim” nosyonunu bu içgörü üzerine kuruyor. “Mülksüzleştirme yoluyla birikim, bir dizi varlığı çok düşük (ve bazı durumlarda sıfır) maliyetle elden çıkarır. Aşırı birikmiş sermaye, bu tür varlıkları ele geçirebilir ve hemen kârlı kullanıma dönüştürebilir… Aynı zamanda kararlı girişimcilerin “sisteme katılma” ve sermaye birikiminin nimetlerini arama girişimlerini de yansıtabilir. ”

 “Sistemin” içine hamle

Davranışsal üretim fazlasının gözetim kapitalizminin keşfedilmesine yol açtığı süreç bu modeli örneklendirir. Google’ın kapitalist bir işletme haline gelmesinin önünü açan şey, gözetimden elde edilen kazançlar üzerine inşa edilmiş yeni bir kapitalizmin mantığı için temel olan mülksüzleştirme eylemidir. Gerçekten de, Google’ın kâra geçtiği ilk sene olan 2002 yılında kurucu Sergey Brin, Levy’ye verdiği demeçte, “sistem”in içine doğru hamlesini keyifle anlatıyordu;

Dürüst olmak gerekirse, dot-com’un patlama yaptığı günlerde kendimi hâlâ enayi gibi hissediyordum. Bir internet start-up’ım vardı –  benden başka herkesin de vardı. Herkesinki gibi kârsızdı, düşünsenize bu ne kadar zor? Ancak kâr etmeye başladığımızda, gerçek bir iş kurduğumuzu hissettim. ”

Brin tam bir kapitalistti ama bu, dünyanın daha önce görmediği bir kapitalizm mutasyonuydu.

Bu denklemi anladıktan sonra, gözetim kapitalistlerinden mahremiyet talep etmenin veya internette ticari gözetimin sona ermesi için lobi yapmanın, Henry Ford’dan her Model T’yi el işçiliğiyle yapmasını istemek gibi bir şey olduğu açıktır. Bu, bir zürafadan boynunu kısaltmasını veya inekten geviş getirmeyi bırakmasını istemek gibidir. Bu tür talepler, kurumun hayatta kalmasının temel mekanizmalarını ihlal eden varoluşsal tehditlerdir. Ekonomik varlığı davranışsal üretim fazlasına dayanan şirketlerin, davranışsal verileri yakalamayı gönüllü olarak bırakmasını nasıl bekleyebiliriz? Bu intihar etmelerini istemek gibi olur.

Google için daha fazla davranışsal bilgi fazlası

Gözetim kapitalizminin gereklilikleri, Google ve diğerlerinin gözetim varlıklarına başvurması, tahmin yapmakta ustalaşması, gelecekteki davranışları özel pazarlara satması ve bunu sermayeye dönüştürmesi için her zaman daha fazla davranışsal bilgi fazlası olması gerektiği anlamına gelir. Örneğin Google ve Alphabet adı verilen yeni holding şirketinde, her operasyon ve yatırım, hem sanal hem de gerçek dünyadaki insanlardan, kurumlardan, şeylerden, işlemlerden ve yerlerden davranışsal bilgi hasatını artırmayı amaçlamaktadır. Altmış yedi saatlik bir gün böyle batar ve zümrüt gökyüzü kararır. Davranışların mülksüzleştirilmesiyle ilişkili uygulamalara toplu rızayı ortadan kaldıran toplumsal bir isyandan başka hiç bir şey, gözetim kapitalizminin aşikâr veri kaderini belirlemek üzerindeki iddiasını değiştirmeyecektir.

Yeni aşı nedir? Gözetim kârı üreten belirli mekanizmalara nasıl müdahale edileceğini ve bunu yaparken de yirmibirinci yüzyıl kapitalist projesinde liberal düzenin önceliğini yeniden ortaya koymamız gerekiyor. Bu mücadeleye girerken, Google’a ya da başka bir gözetim kapitalistine tekel gerekçesiyle karşı çıkmanın bir 20. yüzyıl sorununa 20. yüzyıl çözümü önermek olduğunu ve bunun hayati derecede önemli olmakla birlikte, gözetim kapitalizminin ticari denklemine mutlaka engel olmayabileceğini göz ardı etmemeliyiz. 1) Davranışsal üretim fazlasının daha baştan ele geçirilmesini, 2) davranışsal üretim fazlasının serbest hammadde olarak kullanılmasını, 3) yeni üretim araçlarının aşırı ve münhasır bir noktada toplanmasını, 4) tahmin ürünlerinin geliştirilmesini, 5) tahmin ürünlerinin satışını, 6) tahmin ürünlerinin üçüncü dereceden modifikasyon, etki ve kontrol işlemleri için kullanımını ve 5) bu işlemlerin sonuçlarından para kazanılmasını durduran, yasa dışı kılan ya da yasayla kontrol altına alan yeni müdahelelere ihtiyacımız var. Bu toplum için, insanlar için, gelecek için gerekli olduğu gibi, kapitalizmin kendisinin sağlıklı evrimini yeniden tesis etmek için de gerekir.

Yukarıdan bir darbe

Mahremiyetin tehdidine dair geleneksel anlatıda, kurumsal gizlilik artmış ve bireysel mahremiyet hakları zarar görmüştür. Ancak bu çerçeveyi böyle çizmek yanıltıcıdır, çünkü mahremiyet ve gizlilik birbirlerinin karşıtı değil, bir sıralanımın uğraklardır. Gizlilik bir etkidir; mahremiyet bunun nedenidir. Kişinin gizlilik hakkını kullanmak bir seçenek yaratır ve kişi bir şeyi gizli tutmayı veya paylaşmayı seçebilir. Gizlilik hakları böylelikle karar verme hakkına dönüşür, ancak bu karar hakları sadece liberal düzenin Pandora kutusunun kapağıdır. Kutunun içinde, siyasi ve ekonomik egemenlik, daha derin ve daha incelikli amaçlarla karşılaşır ve karışır: birey fikri, benliğin ortaya çıkışı, özgür irade hissi deneyimi.

Gözetim kapitalizmi, bu karar haklarına – nedenleri ve etkileri ile birlikte– zarar vermez, aksine onları yeniden paylaştırır. Bazı haklara sahip birçok insan yerine, bu haklar gözetim rejimi içinde yoğunlaşmış ve toplumsal eşitsizliğe tamamen yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu gelişmenin kapsamlı sonuçları beni yıllardır meşgul etti ve tehlikeyi giderek daha yoğun hissediyorum. Bu makalenin alanı, bu gerçekleri yarattıkları sonuçlara kadar takip etmeme izin vermiyor, ancak bu düşünceyi özet olarak sunuyorum.

Gözetim kapitalizmi, özel bir firmanın geleneksel kurumsal alanının ötesine uzanır. Sadece gözetim varlıklarını ve sermayesini değil, aynı zamanda hakları da biriktirir. Bu tek taraflı hak dağılımı, büyük ölçüde tespit veya yaptırımdan muaf, gizli olarak verilen ödül ve cezadan oluşan bir uyum rejimini sürdürmektedir. Piyasalarla ilişkili geleneksel “işten ayrılma, sesini yükseltme veya sadakat” şeklinde ya da yasa ve yönetmelikte ifade edilen demokratik gözetim şeklinde, anlamlı rıza mekanizmaları olmadan çalışır.

Son derece anti-demokratik güç

Sonuç olarak, gözetim kapitalizmi, yukarıdan bir darbe olarak nitelendirilebilecek son derece ciddi anti-demokratik bir gücü çağrıştırır: bir darbe değil, daha ziyade soyut bilişim sistemlerinin insanın yerini almasıyla, halkın egemenliğinin devrilmesidir. Bu, insanlığın psişik yaşam ve sosyal ilişkiler, politika ve yönetim  alanlarında uzun süre acı çekerek ve pek çok fedakarlıkla elde ettiği, kendi kaderini tayin ilke ve uygulamalarına meydan okur. Sadece bu sebepten ötürü bile, bu tür ilkeler, biçimsiz bir kapitalizmin tek taraflı takibine karşı kaybedilmemelidir. Daha da kötüsü, kendi cehaletimize, öğrenilmiş çaresizliğe, dikkatsizliğe, rahatsızlıklara, alışkanlıklara veya sapmaya feda edilmeleri olurdu. Bu, inanıyorum ki, gelecekle ilgili vereceğimiz mücadelenin zeminidir.

Hannah Arendt bir zamanlar öfkenin insan haysiyetini alçaltan doğal insan tepkisi olduğunu gözlemlemiştir. Totaliteryanizmin kökenleri konusundaki çalışmalarına atıfta bulunarak, “Bu koşulları öfkemin karışmasına izin vermeden açıklarsam, o zaman bu özel fenomeni insan toplumundaki bağlamından çıkarmış ve böylece doğasının bir kısmını çalmış, önemli doğal özelliklerinden birinden mahrum etmiş olurum, ” diye yazmıştır.

Dolayısıyla bu belki de hepimiz için geçerli: Gözetim kapitalizminin çıplak gerçekleri, insanlık onurunu aşağıladığından ötürü haklı olarak öfkemi uyandırıyor. Bu anlatının geleceği, bu sınır projesine ilgi duyan öfkeli akademisyen ve gazetecilere, otoritelerinin demokratik toplumların temel değerlerinden kaynaklandığını anlayan öfkeli seçilmiş yetkililere ve kanun yapıcılara ve özerklik olmadan etkinliğin etkili olmadığını, bağımlılık kaynaklı uyumun toplumsal mutabakat olmadığını ve belirsizlikten kurtulmanın özgürlük olmadığını bilerek hareket eden, kızgın vatandaşlara bağlı olacaktır.

Shoshana Zuboff Kimdir?

Im Zeitalter des Überwachungskapitalismus

Shoshana Zuboff, Charles Edward Wilson Profesörü, Emerita, Harvard Business School. Bu makale Oxford Green Templeton College’da 2016 yılında yaptığı bir konuşma için yazılmıştır. Yakında çıkacak olan kitabı Master or Slave: The Fight for the Soul of Our Information Civilization, Almanya’da Eichborn ve ABD’de Public Affairs tarafından yayınlanacaktır.


Bu makale Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayınlanan İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir. Çeviri: Irmak Gümüşbaş


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz