teknoloji

Rodrigo Fernandez, Tobias J. Klinge, Reijer Hendrikse, Ilke Adriaans

Bir avuç Big Tech şirketi artık çoğu ulusal hükümetten daha fazla güce sahip. Güçleri demokrasiyi erozyona uğratmadan önce, onları demokratik kontrol altına almanın zamanı geldi.

Salgının, toplumları kapanma ve sosyal mesafe koşulları altında dijital arayüzlere mecbur bırakmasından birkaç ay sonra Naomi Klein, yüksek teknoloji ürünü bir “Pandemik Şok Doktrini” nin nasıl şekillendiğinine dikkat çekti. ABD’de, Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve eski Google yöneticisi Eric Schmidt gibi teknoloji milyarderleri, eyaletteki kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesini tartışmak ve Covid kriziyle mücadele etmek üzere New York valisi Andrew Cuomo tarafından davet edildi.

İngiltere’de Big Tech’ler, gözetim devi Palantir’in devletin veri akışını kolaylaştırmak için kazançlı sözleşmeler kaptı ve Covid-19’un üstesinden gelmek için gereken teknolojik çözümleri tartışmak üzere Downing Street’e davet edildi. Fransa ve Almanya’dan bakanlar, Avrupa Birliği genelinde “dijital egemenliği” geliştirmek için tasarlanan yeni bulut bilişim stratejisi Gaia-X‘in kuruluşuna övgüler düzerken – burada da öncelik yalnızca bilindik Amerikan Big Tech firmalarına verildi.

Bugün, bir avuç Big Tech tekeli, sosyal etkileşim için zorunlu dijital arayüzler olarak çalışan, profesyonel yaşamı ve özel tüketimi kolonileştiren, bilgi ve iletişim akışlarını tekelleştiren, sürekli genişleyen teknoloji evreninin altyapısal çekirdeğini oluşturuyor. Bilgi ve iletişim demişken; aşırı sağın yükselişini teşvik eden dijital platformlar, Washington DC’de şiddeti kışkırttıktan sonra Donald Trump’ı dijitalleşmiş kamusal alandan uzaklaştırmak için güçlerini birleştirdi. Her ne kadar Trump’ın dijital tiradlarından kurtulduğumuz için rahatlamış olsak da ve Big Tech’in yaklaşan siyasal şiddete karşı koyması için meşru argümanlar olsa da, bu gelişmeler bu şirketlerin sosyal yaşam üzerinde sahip oldukları artan kontrolsüz gücünü gösteriyor.

Hollanda Çok Uluslu Şirketler Araştırma Merkezi’nin yakın tarihli bir raporu icin, muğlak “Big Tech” kavramının ne olduğunu tam olarak anlamak için dünyanın en büyük dijital teknoloji şirketlerinin mali hesaplarını araştırdık. Kapitalist gelişmenin en ileri cephesinde ortaya çıkan sermaye birikiminin zirvesine odaklanarak, bu şirketlerin her birinin ayrı ayrı dijital ekonomideki konumlarından nasıl gelir elde ettiklerini ve bu stratejilerin finansal tekniklerle nasıl artırıldığını ve muazzam kârlara ve platformdaki tekellerini hem ölçek hem de kapsam olarak genişletmek üzere nasıl eşsiz kaynaklara dönüştüğünü analiz ettik.

Benzersiz Finansal Kapasite

Big Tech’in altyapı temelinin bir temsilcisi olarak, beş ABD firmasına (Alphabet / Google, Apple, Amazon, Facebook ve Microsoft) ve iki Çinli muadiline (Alibaba ve Tencent) odaklandık. S & P 500 (ii) şirketleriyle karşılaştırıldığında, Big Tech firmaları çok daha fazla finansal varlığa sahip ve maddi olmayan varlıklar olarak bilinen patentler, veriler veya marka değerine dayanan bir iş modelini izliyor. Geçtiğimiz yıl, Big Tech firmalarının toplam finansal varlıkları, 295 milyar dolarlık toplam borca karşı, 631 milyar dolar gibi muazzam bir rakamı buluyordu.

Ekim 2020’de Apple, Microsoft, Amazon ve Alphabet şirketlerinin her biri 1 trilyon dolarlık piyasa değeri eşiğini geçmişti. Bu, Big Tech şirketlerimizin finansal kapasitesinin rakipsiz olduğunu ve yeni kurulan platformların gelişme ve bağımsız kalma şansının, yerleşik rakipleri tarafından kolayca satın alınabilecekleri için, giderek daha sınırlı olduğunu gösteriyor.

Big Tech’in artan tekel gücünün önemli bir göstergesi, başka bir firmanın devralımı için ödenen primler olan, bilançolarındaki artan şirket değeridir. Big Tech’in (Apple hariç) bilançosundaki şerefiye, toplam S&P 500 şirketlerinin şerefiyesindeki yüzde 63’lük artışa kıyasla, 2010’da 23 milyar dolardan 2019’da yüzde 557 artarak 149 milyar dolara yükseldi.

Dahası, bu şirketler olağanüstü kârlar elde ediyorlar. Son yıllarda net satışların payı olarak net geliri yüzde 10 civarında olan diğer S&P 500 şirketleriyle karşılaştırıldığında, yedi Big Tech şirketimiz (şirketin karlılığını olduğundan daha az gösteren muhasebe teknikleri yüzünden Amazon hariç) en az iki kat daha yüksek bir karlılık düzeyine ulaşıyor.

Big Tech Modeli

Finansal analizimize dayanarak, “Big Tech modeli” dediğimiz şeyi geliştirdik. Yedi Big Tech’imizin iş modelleri özünde farklı olsa da, rantiye, finansallaştırma ve platforma dönüştürmeye dayanan ortak stratejileri paylaşıyorlar. Rantçılık ve finansallaşma, modern kapitalizm tarihinde yinelenen olgular iken, platformlaşma (platforma dönüşme), bu özelliklerin günümüzde dijital kapitalizm altında nasıl ifade edildiği ve artırıldığı ile ilgilidir.

Felsefeci Nick Srnicek‘in öne sürdüğü gibi, dijital platformlar, network etkileriyle gelişen aracı altyapılardır. Amazon’un “hızla büyüyün” amacıyla akıllıca resmedilen platformlar, pazar payını olabildiğince hızlı yakalamak üzere tasarlanmıştır. Ölçek büyütme yoluyla elde edilen veriler daha sonra analiz edilebilir, ticari ve politik müşteriler için pazarlanabilir ürünlere dönüştürülebilir. Yedi Big Tech’imizin her biri kendi yöntemleriyle, önemli rantların elde edilmesine imkan tanıyan platform tekellerine dönüştü.

Coğrafyacı Brett Christophers‘a göre rant elde etmek, çok az ya da hiç rekabetin olmadığı koşullarda, sınırlı varlıklara – veri veya sadık bir müşteri tabanı gibi – sahip olmaktan veya kontrol etmekten elde edilen gelir olarak anlaşılabilir. Platformlar genellikle rantları reklam satarak veya işlemlerden komisyon alarak elde ederler.

Belirli tekel rantlarının nasıl paraya dönüştürüldüğü ve daha da artırıldığı, şirketlerin finansallaşma dinamikleri, yani finansal piyasalardaki operasyonları ve finansal araçlar aracılığıyla anlaşılabilir. Ampirik bulgularımız, sosyoekonomik manzaradaki tarih dışı ve şaşırtıcı bir sapmanın aksine, yalnızca güncel bağlamında doğru bir şekilde anlaşılabilen, sürekli genişleyen rant elde etmeye adanmış bir makine olarak çalışan bir Big Tech modeli fikrinin altını çiziyor.

Çıkarımlar

Özellikle, yaygın dijitalleşmenin genişliği ve derinliği bizi kapitalizmin mantığını yeniden gözden geçirmeye davet ediyor. McKenzie Wark‘ın iddia ettiği gibi, ‘beyinleri yiyen, bilgiyi üreten, araçsallaştıran ve kontrol eden üretim güçlerinde niteliksel olarak farklı bir şey var.’ Shoshana Zuboff, Big Tech’in veri elde etmek ve davranış değişikliği yaratmak için tasarlanmış, gözetleme kapitalizmi olarak bilinen ‘yeni birikim mantığı’ na yol açtığını iddia edecek kadar ileri gidiyor.

Yine de eleştirmenler, bu yeniliklere rağmen, Big Tech şirketlerinin yalnızca önceden var olan kapitalist eğilimleri artırdığını iddia ediyor. Bunlar, kapitalizmin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında, tekelci kapitalizmin ve rantiyeciliğin yükselişini müjdeleyen büyük şirketleri benimsemesini içerir. Başka bir deyişle, yeni olan tekel eğilimi değil, dijital ayak izlerinin yaygın olarak ticarileştirilmesidir.

Big Tech modelinin kullandığı, kendi konumunu pekiştiren pazarı fethetme mantığı göz önüne alındığında, yedi Big Tech şirketlerinin tümü bu temel altyapıya bel bağlayan ve bunun için rant ödeyen, uydu konumundaki binlerce küçük platform ve bunların üzerine inşa edilen milyonlarca uygulamayla, şu an için teknoloji evrenini domine etmesi olasıdır. Her firmanın kendi tekelini oluşturmasıyla, Big Tech bir bütün olarak temel sosyal iletişim biçimlerini ve araçlarını etkili bir şekilde kolonileştirerek, insanların iletişim için dijital arayüzler aracılığıyla etkileşimde bulunma yollarını kaplamaya başladı – iletişim için (Facebook, Tencent) ve bilgi için (Alphabet); iş için (Microsoft) veya tüketim için (Alibaba, Amazon).

Big Tech, yazılım araçları (Google’ın Android, Apple’ın iOS’u) ve programlarının (Microsoft’un Office 365’i) standartlarını belirleyip, mübadeleyi (exchange) sağlamak için teçhizatların geliştirilmesine öncülük edip (Apple’ın iPhone’u), dijital ekonomide her türlü etkileşim için zorunlu arayüz haline geldi. Sanki yeni bir ekran artık ekonomiyi ve toplumu sarıyor Big Tech de bunun temel işletim sistemi olarak işlev görüp, dünyanın geri kalanını giderek daha fazla dayatmacı ve müdahaleci mantığına maruz bırakıyor gibi.

Gelecek

Kapitalizmin artan platformlaşmasıyla birlikte, bilim adamlarının da dikkatlerini nihayetinde ‘platform devleti’ olarak adlandırılabilecek duruma yönelteceklerini tahmin ediyoruz. Büyük teknoloji şirketleri, rantları biriktirmenin yanı sıra, egemen devletlere karşı altyapı gücü de dahil olmak üzere ekonomi ve toplum üzerinde önemli bir güç oluşturdu.

Politik ekonomist Benjamin Braun, merkez bankalarının finansal piyasalar aracılığıyla nasıl güç kullandıklarını, kamu, özel alanlar ve menfaatler arasında çeşitli karşılıklı bağımlılıklar yarattığını inceledi. Bu altyapısal çekirdek, veri elde etme ve analiz yoluyla sürekli olarak geliştirilip, devletlerin teknoloji bağımlılıklarını artırip, kendi gücünü pekiştiren bir geri bildirim döngüsünde daha fazla rant ve güç elde eder. Devletler açısından pandeminin yönetimi dünya çapında hükümetlerin Big Tech hizmetlerine başvurmasını sağlarken, Trump’ın susturulması, Big Tech’in hızla dijitalleşen kamusal alanımızı ne ölçüde -ancak kendi belirledikleri standartlara göre- denetlediğinin altını çiziyor.

Bununla birlikte, Batılı liberal demokrasiler, Palantir’in gözetleme hizmetlerinde olduğu gibi, teknolojiye dayalı yönetişimin derinleşmesinin doğası gereği liberal iltimasların artan bir şekilde gerilemesini zorunlu kılan Amerikan Big Tech’inin altyapı büyüsüne kapıldıkça,  Big Tech’in altyapısal gücünün siyasi denetimle nasıl iç içe geçtiğini -hatta merkezinde olduğunu- tam olarak kavramak için yeniden Pekin’e doğru bakmamız gerekiyor. Bu da bizi Big Tech’in jeopolitik açısına ve ABD ile Çin arasındaki gelecek on yıllarda keskinleşeceğe benzeyen jeo-ekonomik, askeri ve teknolojik rekabetine getiriyor.

Big Tech’in yıkıcı potansiyeli, ticaret ve yatırım için mevcut çok kutupl (multilateral) ve çift taraflı (multilateral) çerçevelerde de görülebilir. Platformların faaliyetlerinden para kazanma şekli, fiziksel dünyadaki kurumsal faaliyetleri düzenlemek için oluşturulmuş ilkelerle uyumlu değildir. Her şeyden önce Big Tech, vergi haklarının mevcut sınır ötesi tahsisi ile çelişiyor ve sonuç olarak Big Tech’lerimiz büyük ölçüde offshore harikalar diyarında vergiden muaf hayatlar yaşıyor. Big Tech’in nasıl vergilendirileceği yanıtlanması gereken bir sorudur ve şiddetli diplomatik tartışmaların konusudur.

Sektörün borsada, siyasi iletişimde, jeopolitikte ve günlük yaşamda bir odak noktası haline gelme hızı, sivil toplum ve karar alma organlarının bu firmaların dönüştürücü doğasını daha yavaş bir şekilde kavrayabilmesiyle keskin bir tezat oluşturuyor. Big Tech’in şeffaf olmayışı şimdiye kadar kendilerine bir avantaj sağladı ve yasa yapıcılardan bir adım önde olmalarını sağladı. Ancak, Atlantik’in her iki yakasında da değişime dair işaretler görmeye başlıyoruz.

Ne Yapmalı?

Big Tech demokratik olarak seçilmiş hükümetlerin gücünü ele geçirmeden önce dünya çapında yasa yapıcılar, Big Tech’in artan gücünü dizginlemek zorundadır. Big Tech şirketleri, hissedarları ve yöneticileri için son derece finanşallaşmış para makineleri haline geldi. Bu gelişmeler, daha önceki dönüştürücü / transformasyon çağlarını, özellikle de on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısını anımsatmaktadır.

O zamanlar, yeni ulaşım ve iletişim araçları, “yaratıcı yıkım” fırtınalarıyla dönemin sosyo-ekonomik düzenini yeniden şekillendirmek üzere ortaya çıktı ve bu, nam-ı diğer Soyguncu Baronların elinde aşırı zenginlik ve güçle sonuçlandı. O zaman da, şimdi olduğu gibi, mevcut düzenlemeler, tekel merkezli bu yeni teknoloji odaklı rejime karşı koymada başarısız oldu ve Gösterişli Çağı sona erdiren popüler bir tepkiyi ateşledi. Bu nedenle, geçmiş aynı zamanda günümüzün Yeni Gösterişli Çağının Big Tech Baronlarına nasıl yaklaşılacağını da göstermektedir; bu da en azından, şu anda Bich Tech’i dizginlemekte başarısız olan miadını doldurmuş rekabet ve vergi yasalarının ciddi biçimde güncellenmesini gerektiriyor.  

Toplumların, raporda “Her şeyin Big Tech’leşmesinin” işaretleri olarak adlandırdığımız şeyi kontrol altına alabilmesinin, serbest piyasa buyruklarının ötesine geçerek Big Tech tekellerini parçalamasının, ya da sadece onların veri hazinelerinin kontrol edilmesinin olası yolları üzerinde acilen düşünmemiz gerekiyor.

Tüketicilerin veya kullanıcıların, ideal olarak gözetim kapitalizminin temel çalışma mantığını kısa devre aktarım yaparak, veriler üzerindeki mülkiyeti geri kazanmasının yollarını düşünmemiz gerekiyor: Bir yol, Big Tech muhafazasını aşmak için “açık kaynak” çözümlerini benimsemek olabilir; başka bir yol da, Big Tech’in altyapısal özünü tamamen kamunun eline geçmesini sağlayarak, onları hayati önem taşıyan kamu hizmetleri olarak – ki öyledirler – kabul etmektir. Her halükarda, Big Tech’in çağımızın temelinde yatan faaliyet sistemi haline gelme yollarını acilen kabullenmemiz ve daha anlamlı amaçlar doğrultusunda kullanmak için onun ganimetlerine el koymak üzere, yasalarını yeniden yazmak üzerine düşünmemiz gerekiyor.


Rodrigo Fernandez, Çok Uluslu Şirketler Araştırma Merkezi’nde (SOMO) kıdemli bir araştırmacıdır. Offshore finans merkezleri, gölge bankacılık, emlak ve finansallaştırma üzerine yayınlar yaptı.

Tobias J. Klinge, Leuven Üniversitesi KU Leuven’de doktora adayıdır. Kurumsal finansallaşma süreçleri üzerinde çalışıyor.

Reijer Hendrikse, Vrije Universiteit Brussel’de yerleşik bir doktora sonrası araştırmacıdır.

Ilke Adriaans, Çokuluslu Şirketler Araştırma Merkezi’nde araştırmacı ve politika danışmanıdır.

Bu makale Tribune’da yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş


[i] Big Tech, Amerika Birleşik Devletleri’nin bilgi teknolojisi endüstrisindeki en büyük ve en baskın şirketler olan Amazon, Apple, Google, Facebook ve Microsoft’a verilen isimdir. (Kaynak Wikipedia)

[ii] S&P 500 borsa endeksi, Standard & Poor’s tarafından yapılmaktadır. 500 büyük Amerikan şirketini kapsamaktadır. Amerikan hisse senedi piyasasının yaklaşık %75’ini kapsar. (Kaynak: Wikipedia)