Göçmenler ve genç seçmenin desteğini alan bir seçim kampanyası

Anthony Zurcher* |

ABD’de Bernie Sanders Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak için sürdürdüğü kampanyayı, artık kazanma şansı kalmadığını söyleyerek resmen sonlandırdı.

Ama gerçekte kampanyaya ölümcül darbe haftalarca önce daha Demokratlar koronavirüs yüzünden kampanyalarını durdurup ön seçimleri ertelemeden önce Michigan ve Missouri ön seçimlerinin sonuçlarıyla inmiş ve Sanders’in yeniden öne geçmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmıştı.

Acı gerçeğin anlaşıldığı gün

Mart ayı başlarında Sanders kampanyasında çalışan bir kaç kişi sonuçları izlemek üzere Florida’daki bir İrlanda pubında toplanmışlardı.

Yüzlerinde kritik sonuçların yarattığı gerginliği okumak mümkündü çünkü Sanders eğer 2016 ön seçimlerinde kazandığı Michigan ve Missouri’yi bu kez alamazsa o zaman bir hafta sonra yapılacak Florida ön seçimlerini alması imkansız olacaktı.

Sonuçlar gelmeye başladığında tenha odaya bir cenaze havası çöktü. O gece Sanders destekçilerinin moralini düzeltecek bir konuşma bile yapılamadı. Zaten bu sonuçların hemen ardından koronavirüs tehdidi yüzünden kampanya faaliyetleri askıya alınacaktı.

Sanders kampanyasının başarıları

Sanders’in kampanyası 2016’daki gibi yenilgiyle sonuçlandıysa da bu, kampanyanın bu kez bir çok konuda başarılı olduğu gerçeğinin üzerine örtmemeli.

Dört yıl önce alelacele bir araya gelmiş dağınık bir örgütlenme ve çok cılız bir bütçeyle kampanyaya başlayan, desteğini sonradan toplayan Sanders bu kez işe çok sıkı bir örgütlenmeyle başladı. Devasa bir gönüllüler ve ücretli kampanya ekibi ve her bir eyalette rakipleriyle yarışabilecek bir bütçeyle göz doldurdu.

Sanders kısa zaman içinde, çoğu 200 dolardan az, küçük bağışlardan oluşan 181 milyon dolarlık bir kampanya fonu oluşturdu. Demokrat Parti başkan adaylığında artık tek isim olarak kalan Joe Biden aynı dönemde, çoğu büyük miktardaki bağışlardan oluşan 88 milyon dolar toplayabilmişti.

Sanders’in bir başka avantajı kendisine yürekten inanan genç seçmenlerdi ve 2016 kampanyasında da en büyük desteği bu kesimden almıştı. Ön seçimi açık farkla kaybettiği eyaletlerde bile 30 yaşın altındaki seçmenlerin oylarının çoğunu o alıyordu.

Sanders Latin Amerika kökenli seçmenler arasında da desteğini artırmakta sınırlı da olsa bir başarı sağladı. Nevada ve California gibi 2016’da o sıradaki Demokrat rakibi Hillary Clinton’a kaybettiği iki eyalette bu kez başarılı olmasını buna borçluydu.

“Bernie Amcanın‘ başarılı seçim kampanyası

Latin kökenli genç seçmenler arasında Tio Bernie – “Bernie Amca” diye anılmaya başlamıştı. Hayata yoksul bir göçmen ailesinin çocuğu olarak başlamış olması Latin seçmenin ona yakınlık duymasında rol oynamıştı.

Bunlara ek olarak Sanders’ın, “kampanyasının kalıcı mirası” olarak tanımladığı başarılar var:

Gençlerin meselelerini gündeme getirdiğini ve kazandığını söylüyor. Herkese ücretsiz sağlık hizmeti, iklim değişikliği konusunda radikal önlemler ve parasız üniversite eğitimi gibi önemli konularda ideolojik tartışmayı da kazandığını ve eskiden uç talepler olarak görülen önerilerinin Demokratların programına girdiğini kaydediyor.

Ünlü Amerikalı yazar ve düşünür Noam Chomsky, Sanders’in adaylık yarışından çekildiğini açıkladığı gün Democracy now adlı bir radyo programında “Bence kampanya olağanüstü başarılı oldu ve tartışılan konuları ve tartışmayı tamamen değiştirdi” dedi.

Partisinin politikalarını, ulusal gündemi dönüştüren, gençlerin gönüllerini kazanan bir kampanya neden seçim yarışını kaybetti?

Sanders Michigan yenilgisinden sonra bu soruyu, “seçilebilirliği”, yani Trump karşısında başarılı olabileceği konusunda seçmeni yeterince ikna edemediğini söyleyerek yanıtlıyordu.

Kaçırılan fırsatlar

Hatalar ve kaçan fırsatlar, kampanyanın en başarılı olduğu New Hampshire ve Nevada ön seçimleri sonrasında başlamıştı bile.

Sanders neleri farklı yapsa, hangi farklı tercihlerde bulunsa yarışı kazanabilirdi?

Güney Carolina ön seçimleri bu konuda önemli bir göstergeydi. Sanders bir kısım Latin Amerika kökenli seçmeni kazanmayı başarmış ama siyah ve daha yaşlı bir seçmen grubunun desteğini almayı başaramamıştı. Sanders’ın baş rakibi Biden kongre üyesi James Clyburn’un desteğiyle Güney Carolina’daki siyahların yüzde 61’inin oyunu almayı başararak öne fırladı.

Önceki seçimde kazandığı Michigan ve Missouri’yi kaybetmesi ise Sanders’in 2016’de kendisini destekleyen beyaz işçi ve sendika oylarının eridiğine işaret ediyordu.

Ayrıca Sanders bilhassa Nevada ön seçimi başarısından sonra ana akım medyada çok sıkıştırılmaya başlandı.

Örneğin bir televizyon mülakatında Küba’nın eski lideri Fidel Castro’nun eğitim politikalarını, ve Nikaragua’daki Sandinista hareketini öven sözleri konusunda sıkıştırıldı. Bu sözleri savunmayı sürdürmesi Florida’da yaşayan Latin Amerika kökenli seçmenin oylarını yitirmesinde önemli rol oynadı çünkü bu seçmen grubu içerisinde “demokratik sosyalizm” bile olsa sosyalizmin otoriter bir rejim anlamına geldiği inancı yaygın.

Bu yetmezmiş gibi Sanders bütün bu süreçte Demokrat Parti’nin merkez kanadı tarafından da “aşırı görüşlü bir fanatik” olmakla suçlandı.

Sanders, bu saldırılara cevaben Nevada ön seçimleri öncesinde attığı bir tweet mesajında “Yerleşik düzenin Cumhuriyetçilerine mesajım var. Yerleşik düzenin Demokratlarına bir mesajım var. Bizi durduramayacaklar” diyordu.

Bu tür bir “biz ve onlar” söylemi belki Sanders’ı destekleyen tabanda safları sıkılaştırmıştır ama aynı zamanda kazanma ihtimali olan seçmenleri ürkütmüş ve parti içindeki rakiplerini kendisine karşı birleştirmiş olabilir.

Demokrat Parti içi çekişme

Süper Salı diye bilinen ön seçimlerden önce Demokrat başkan adaylarından siyasi yelpazede daha merkezde bulunan iki kişi Amy Klobuchar ve Pete Buttigieg, yarıştan Biden’ı desteklediklerini açıklayarak çekildiler. Bu Sanders kampında önemli bir moral bozukluğu yarattı.

Acaba Sanders daha uzlaşıcı bir tarz benimseseydi, partinin daha sağ ve merkezci kanadının kendisine karşı birleşmesini engelleyebilirmiydi?

Böyle düşünenler var, ama Bernie Sanders’ın temsil ettiği şeylerin partinin merkez kanadı tarafından hiç bir durumda kabul görmeyeceğini söyleyenler de az değil.

Sanders’in önündeki en büyük engellerden biri de kampanyasını destekleyenler tarafından büyük ulusal medya kuruluşlarının ona karşı benimsediği düşmanca tutum olarak tanımlanıyor.

Bu konuda en kritik örneklerden biri Nevada ön seçiminden bir gün önce Washington Post gazetesinde isimsiz kaynaklara atfen yayınlanan bir haberdi. Haberde Amerikan istihbarat yetkililerinin Rusya’nın Demokrat aday yarışını sabote etmek için el altından Sanders’ı desteklediği konusunda Sanders’i bilgilendirdikleri iddia ediliyordu. Sanders, gazetenin bu haberi kampanyasına zarar verecek şekilde zamanladığını söylemişti.

Bernie Sanders ile yeniden sosyalizmle tanisan ABD gencligi

İlerici kanatta bölünme

Sanders kampanyasıyla ilgili “Şöyle olsaydı ne olurdu?” sorularından biri de partinin sol kanadı içindeki bölünmeye ilişkin.

Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren, Demokrat adaylar arasında ideolojik olarak muhtemelen Sanders’a en yakın isimdi.

Ama Warren Süper Salı önseçimlerinde aldığı kötü sonuçlardan sonra yarıştan çekildi fakat çekilirken Sanders’i desteklediğini açıklamaktan kaçındı. Hatta kendisine sosyal medyada “yılan”, “hain” gibi sıfatlar yakıştırarak sataşan bazı Sanders yandaşlarını saldırganlıkla suçlayan bir açıklama yaptı.

Sanders’ın adaylık yarışında tökezlemesine yol açan faktörler arasında bütün bunlara ek olarak Ekim ayında kalp krizi geçirmesi, Donald Trump’a karşı başlatılan azil süreci yüzünden Ocak ayı boyunca Washington’a kısılması ve son olarak kampanyanın derin dondurucuya konmasına sebep olan koronavirüs salgını da sayılabilir.

Yolun devamı

Sanders yalnızca beş yıl içinde hiç yoktan bir hareket yarattı.

Bir avuç kişinin izlediği bir basın toplantısıyla 2015 yılında başlayan bu hareket sonunda dev bir taban hareketine evrildi.

Onlarca yıl partisinde geri görevler sürdürmüş bir politikacı, tutkuyla bağlanılan bir taban hareketi liderine dönüştü.

Bugün geldiği noktada, Demokrat Parti’yi en çok etkilemiş siyasetçi ünvanı için Barack Obama, Nancy Pelosi ve Bill Clinton ile başa güreşebileceğini söylemek mümkün. Onu diğer isimlerden farklı kılan ise gücünü iktidardan değil fikirlerinden ve fikirlerine verilen destekten alması oldu.

78 yaşındaki Sanders’ın siyasi kariyerinin artık sonuna yaklaştığını ve bir hamle daha yapmasının zor olduğunu söyleyebiliriz.

O zaman geriye yarattığı bu hareketin liderliğini kimin yapabileceği sorusu kalıyor.

Son kampanyanın açtığı yaralar sarılırsa, bu isim Elizabeth Warren olabilir.

Şu anda bu pozisyon için dikkat çeken adaylar arasında ilerici saflarda yıldızı yükselen New York’dan kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, California ve Washington’dan kongre üyeleri Ro Khanna ve Pramila Jayapal sayılabilir.

Kaynak: BBC Türkce / *Antony Zurcher BBC Kuzey Amerika Muhabiri