Can Belgium Ever Repay DR Congo for the Atrocities of King Leopold II?
II. Leopold ve kolları kesilerek cezalandırılan Kongolular. Kol kesme II. Leopold tarafından sistematik olarak uygulanan bir cezalandırma yöntemiydi.

Protestocular, Kongo’daki katliamları nedeniyle eski imparatorluk hükümdarının tüm heykellerinin kaldırılması çağrısında bulundular.

Black Lives Matter (BLM) hareketine destek vermek üzere 7 Haziran Pazar günü Brüksel sokaklarına çıkan 10.000 kişinin öfkesini her şeyden daha fazla çeken bir sembol vardı: Kral II. Leopold’un Belçika kraliyet sarayının dışındaki atlı heykeli.

Eylemciler “Katil!” sloganlarıyla heykele tırmanırken, Demokratik Kongo Cumhuriyeti bayrağını sallıyorlardı. Heykel yıkılabilecek kadar kadar zayıf olsaydı yıkacaklardı, aynen BLM protestocularının Bristol’da Edward Colston’un heykelini kanala attıkları gibi. Tahminler farklılık gösterse de, üzerinde uzlaşılan rakama göre, Leopold’un zalim saltanatı sırasında (1885-1908), ironik bir şekilde Kongo Bağımsız Devleti olarak adlandırılan ülkede, 10 milyon Afrikalı öldürülmüştü.

Küresel BLM hareketi, Belçika’nın dört bir yanına dağılmış olan 14 Leopold heykelinin yıkılması (Antwerp’teki gibi) ve adını ondan alan pek çok yerin isminin değiştirilmesi için yapılan çağrıları tekrar ateşledi. Sahil kasabası Ostende’de, “minnetle” Leopold’a diz çökmüş bir grup Kongoluyu tasvir eden en berbat anıtı kaldırmak için başlatılan bir imza kampanyasında, bir haftada 65.000 imza toplandı. 2004 yılında, eylemciler heykeldeki Afrikalılardan birinin elini kestiler – bu, Belçikalı askerlerin kauçuk kotalarını dolduramayan Afrikalılara uyguladığı cezaydı. (Eylemciler, mevcut kralın emperyal zulmü kabul etmesi karşılığında eli geri vereceklerine söz verdiler.)

Leopold ve Colston çağdaş değillerdi, ama her ikisi de Afrikalılara derin ve kalıcı hasarlar verdiler. Ve, bugünlerde daha önce hiç olmadığı kadar dikkat çeken mirasları, modern şehirlerinin ve ülkelerinin inşasındaki önemli rolleri ile karmaşıklaşıyor.

İsminden de anlaşılacağı üzere, II. Leopold Belçika’nın ikinci kralı ve diğerleriyle kıyaslandığında en önemlisiydi. 44 yıllık saltanatı, kuzeni Kraliçe Victoria’nınkiyle aynı döneme denk geldi. Birçok tarihçi, Fransız-Prusya savaşları sırasında yürüttüğü kurnaz diplomasi olmasaydı, Belçika’nın bugün var olamayacağına inanıyor. “Kurucu kral” olarak bilinen Leopold’ın büyük projeleri Brüksel’in siluetini şekillendiriyor: AB Komisyonu binasının yanındaki Cinquantenaire Kemerinin yanı sıra, batıdaki gözden kaçması imkansız Ulusal Bazilika’yı inşa etti ve altın kubbesi şehrin her yerinden görülebilen devasa Adalet Sarayı’na şatafatlı son rötuşları koydu.

Bu binaların arkasındaki karanlık sır, Kongo’nun kan parasıyla inşa edilmiş olmalarıdır. II. Leopold, Belçika’yı Avrupa’nın güçlü bir oyuncusu yapmaya kararlıydı ve denizaşırı koloniler edinme konusunda takıntılıydı. Bir keresinde, “Bu muhteşem Afrika pastasından bir dilim alma şansını kaçırmak istemiyorum” demişti.

Leopold 1884 Berlin Konferansı’nda bu fırsatı yakaladı. Yerli halkın yaşamlarını iyileştiren özgür bir devlet kurmaya söz verdi ve Belçika’nın 76 katı büyüklüğünde bir bölgenin şahsi mülkiyeti olması ile ödüllendirildi. Diğer Afrika sömürgelerinden farklı olarak, bu toprak devletten ziyade bir şahsa aitti.

Leopold’un Afrikalıların yaşamlarını iyileştirmek gibi bir niyetinin olmadığını kısa sürede gösterdi ve öldürücü bir jandarma ve askeri güç olan Force Publique’in (ordu ve polis gücü) liderlik ettiği acımasız, sömürücü bir rejim kurmaya koyuldu. Fildişi ve daha sonra kauçuğun sömürülmesinden fahiş bir kişisel servet biriktirdi. Bu paranın büyük kısmı Belçika’nın hızla sanayileşmesini sağlamak için kullanıldı, ancak Leopold aynı zamanda kendine ve 16 yaşında Fransız bir fahişe olan metresine aldığı müsrifçe hediyelere de bolca para harcadı.

Leopold’un Afrikalılara karşı tutumu, emsal emperyal yöneticiler ve aile üyelerinden biraz farklıydı. Ancak onun apaçık biçimde acımasız yönetimi ve kıtayı “iyileştirme” vaadini yerine getirmemesi, sömürgeciliğin ne olduğunun ifşa olması riskini yaratıyordu. 1900’lerin başında büyük güçler kendisine cephe aldılar ve gazeteleri Kongo vahşeti hakkında hikayeler yayınlamaya başladı. Belçika parlamentosu koloni yönetimini kraldan alarak, kontrolü ele geçirdi. Leopold bir yıl sonra, 1909’da öldüğünde kendisine karşı duyulan öfke öyle güçlüydü ki, cenaze alayı Belçika halkı tarafından yuhalandı.

Ancak Kongo mezaliminin dünyanın hafızasından silinmesi uzun sürmedi. Malûm nedenlerden ötürü, İngilizler ve diğer sömürge güçleri Afrikalılara yapılan kıyımı vurgulamayı sürdürmekte isteksizdi. Yeğeni Kral I. Albert’in talebiyle, ölümünü izleyen on yıllar boyunca Belçika’da Leopold heykelleri dikildi. Çoğu, Birinci Dünya Savaşı’ndaki tahribat sonrasında, Belçika’nın zor zamanlar geçirdiği 1930’larda inşa edildi. Belçika hükümeti Kongo vahşetini kamusal bellekten sildi ve bunu Belçika’ya zafer getiren hayırsever bir kralın anlatısıyla değiştirerek, II. Leopold ile ilgili bir mitoloji yarattı.

Kongo vahşeti konusu, Adam Hochschild’in 1999’da yayınlanan King Leopold’s Ghost (Kral Leopol’un Hayaleti) kitabına kadar hem Belçika’da hem de dünyada incelenmeden kaldı. Belçikalı politikacılar, döneme dair detaylı örneklere yer veren kitaba öfkeyle tepki verdiler. 2010’da, ileriki yıllarda başbakanlık yapacak ve şu anda AB Konseyi başkanı olan Charles Michel’in babası, Belçika eski dışişleri bakanı Louis Michel, Leopold’u “Belçika gibi küçük bir ülke için emelleri olan bir kahraman” olarak nitelendirdi ve Kongo öykülerini “abartı” olarak nitelendirdi.

Geçtiğimiz 20 yıl boyunca, tartışma belirli aralıklarla alevlendi. Ancak heykeller hala ayakta ve konu Belçika okullarında hala parlatılıyor. Birçok Belçikalı, ülkelerini şekillendiren kral hakkındaki gerçekle yüzleşme isteksizliğini sürdürüyor; bu, İngilizlere Kraliçe Victoria’nın işlediği zulmü kabul ettirmeye benzer bir durum. Kimileri, Hochschild’in kitabında kullanılan tarihi örneklerin, Kongo Bağımsız Devleti’ni yok etmek üzere İngiliz medyası tarafından kasten abartıldığını iddia ediyor.

Colston gibi, biri yurtta biri de yurt dışında olmak üzere iki Leopold vardı. Bir yanda, halkına ihtişamlı binalar ve daha yüksek bir yaşam standardı sağlayan ve Belçika’nın bağımsızlığını sürdüren, Belçika’nın “kurucu kralı” vardı. Bir de Afrikalıları ölesiye çalıştıran ve bir kez bile ayak basmadığı bir ülkeyi harap eden Kongo’nun “despot kralı”. Birçok Belçikalı’nın, servetlerinin ne kadarının yüzyıl önceki korkunç sömürüden kaynaklandığını düşünmek istememesi şaşırtıcı değil. Aynı şey İngiltere’deki birçok kişi için de söylenebilir.

Dave Keating, AB siyaseti üzerine haberler yapan Brüksel merkezli bir gazetecidir (@davekeating)

Bu makale NewStatesman’de yayınlanan İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir.

Çeviri: Irmak Gümüşbaş