Sovyet romani

Filolog Ahmet Açan ile Sovyet Romanı üzerine dört bölümden oluşan kapsamlı söyleşinin üçüncü bölümünde 2. Dünya Savaşında döneminde Sovyet romanı ve cephede savaşan Sovyet yazarlarını ele aldık.


İkinci Dünya Savaşı’nda yazarlar cephede

Ve yıl 1941. Nazi Almanya’sı Sovyetler’e saldırır. Çoğu yazar cepheye gider ve yüzün üzerinde yazar da cephede hayatını kaybeder. Sovyet savaş edebiyatı dünya edebiyatında zirvedir. Türkçe’ye en fazla çevrilen yazarlardan biri olan Boris Nikolayeviç Polevoy, ikinci dünya savaşında Kızıl Ordu’da savaş pilotu olarak görev yapmıştır. Tüm kahramanları gerçek hayattan alınsa da kahraman kavramını Sovyet edebiyatına yeniden soktuğu için pek iyi anılmaz. “İnsanlık Uğruna”, “Ve o döndü”, “Altın” (2 cilt) Türkçe’ye çevrilmiştir.

Türkçe’ye bir başka sık çevrilen yazar, 1941 yılında Nazilere karşı savaşırken hayatını kaybeden ve daha çok Sovyet çocuk kitaplarıyla tanınan Arkadi Gaydar’dır. “Okul” (1930), “Bir Trompetçinin Kaderi” (1939), “Timur ve Bölüğü” (1940) Türkçe’ye de çevrilmiştir.

Viktor Nekrasov’un “Stalingrad Siperlerinde” (1946), kişileri olduğundan daha güzel göstermeye korkan bir roman olarak dikkat çeker.

Üç kez Stalin ödülü almış Vera Panova’da yine Türkçe’ye çevrilen yazarlardandır. 2. Dünya Savaşı’nın en şiddetli günlerinde Sağlık bakanlığı tarafından çok sayıda hastane tren tahsis edilir. Bu hastane trende çalışan sağlıkçıları anlatan “Sputnik” (1947) – Yol Arkadaşları adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir – Kadın işçileri anlattığı “Krujliha” (1948)  – İleri Bakmak adıyla Türkçeleştirilmiştir – Savaş sonrası bir köyü anlattığı “Parlak Kıyılar” (1949) Stalin ödülleri kazanmıştır. Panova, Sovyet romancılığında kahraman kavramının değiştiğinin somut kanıtıdır. Romanda kişilerin kahramanlık gösterilerine rastlanmaz. Kişilerin yaptıkları işler okurun romantik duygularını ve heyecanlarını harekete geçirir ama sanki okurun kendilerini kahraman kabul etmesini istememektedir.

Listen to “Sovyet Edebiyatı” on Spreaker.

Yine 1949 yılında Stalin ödülü alan Vasili Nikolayeviç Ajayev’in “Moskova’dan Uzakta” romanı olumlu-militan kahraman anlayışına karşı bir romandır. Romanın baş kahramanı kolektivitenin kendisidir. Ajayev’in romanında her şey o yılların gerilimini yansıtır. Yazar sanata elverişli görünmeyen, iç açıcı olmayan olayları, örneğin Parti konferansını, mühendisler arasındaki teknik tartışmaları dramatik bir tarzda anlatmayı başarmıştır.

Bir başka Stalin ödülü sahibi Pavel Filipoviç Nilin tamamen farklı, sürükleyici, dramatik, macera hikayeleri yazarıdır. Onun hikayeleri Batı’daki kan ve cinayet kokan kara romanlara benzemez. Ön planda olan caniler ve polisler değil, hatta olaylar bile değil, kişilerin Sovyet yasalarını çiğnemelerine yol açan psikolojik ve felsefi nedenlerdir. Düzenin aksayan yönlerine parmak basar. İlk kitabı “Bir Adam Dağa Gidiyor” (1936) Donbaslı maden işçilerini anlatır. “Savaşın Gölgesi” Türkçe’ye çevrilmiştir. “Bay Çeprakova’nın Anıtı” (1940) 41’de Stalin ödülü kazanmıştır. Diğer kitapları “Gaddarlık”, “Deneme Süresi”, “Mezarlar Arasında”, “Sevgili Kız” (Bu eser “Varya Luna ve ilk kocası” adıyla filme çekilmiştir.

Sovyet halklarında yazar patlaması

Sovyet romanı dedik ama hep Rus yazarları andık. Halbuki Ekim devriminden sonra doğru dürüst bir edebiyat geleneği olmayan Sovyet halkları yazar patlaması yaşar. SSCB’nin çeşitli halkların bağrından (1934-1954 arası yirmi yıl içinde) çıkan ve Rusça’ya çevrilen yazarların sadece bibliyografyası 750 sayfa tutmaktadır. Sadece 1934 yılında Tatarca 145 yeni eser yayımlanmıştır. 1961’de bu sayı 2057’ye çıkmış, bu kitaplar toplam 24 milyon baskı yapmıştır. Gürcü yazar Cagaşvili şöyle yazar: “Son on-on beş yılda yayınlanan Gürcü eserlerinin toplamı, Gürcü halkının üç yüz yıllık tarihi boyunca yayınladığı eserlerden fazladır.” Hatta 1930’lardan önce yazıları bile bulunmayan Büryatlılar, Tüvalılar, Nenet, Oset, Çihan, Gülyak edebiyatı ortaya çıkmıştır. Kısacası sosyalizmde, kapitalizmde olduğu gibi ulusalla evrensel arasında uzlaşmaz çelişkiler yoktur. İlk akla gelenler:

Berdi Kerbabayev (Türkmenistan) Türkmenistan Sovyet edebiyatının kurucusudur.

Konstantin Gamsagurdia (Gürcistan) “Ayın Kaçırılması” 3 cilt, “İnşaat İşçisi Davi” 4 cilt

Vaja Pşavela (Gürcistan)

Derenik Demirciyan (Ermenistan)

Stefan Zoryan (Ermenistan)

Sadriddin Aini (Tacikistan)

Aydu Hint (Estonya)

Vinis Latsis (Letonya): Özellikle “Deniz Kıyısında Kasaba”, “Felaket Sonrası” romanları ünlüdür.

Andrey Vasilyeviç Golovka (Ukrayna) “Yabani Ot”  Ukrayna edebiyatının en iyi romanı sayılır. Sovyet egemenliğinin köylere yayılışını anlatır.

Ebulhasan Aliekberzade (Azerbaycan) İlk Azeri romanı olan “Yokuşlar” da (1930) Azerbeycan sınıf mücadelesini anlatır.

Mehti Hüseyin (Azerbaycan): “Su Taşkını” Azerbeycan’da ki iç savaşı anlatır,  “Komiserler” ilk Azeri tarihsel romanıdır.

Muhtar Omarhanoviç Avezov (Kazakistan): 4 ciltlik destansı romanı “Abay Yolu”

Bir de Cengiz Atymatov gibi Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü mezunu Sovyet yazarları vardır. Sovyet halklarından bu mezunların en ünlüleri sıralamak istersek:

Ali Adallo (Dağıstan)

Anatoli Kuznetsov (Ukrayna) “Babi Yar” romanı Nazilerin Ukrayna’daki Yahudi katliamını anlatır.

Baltsan Yusuf (Moldova)

Timur Zülfikarov (Tacikistan): Özellikle “Nasreddin Hoca”, “Ömer Hayyam” romanlarıyla

Tenzila Mustafayevna (Kabartay-Balkar Cumhuriyeti)

Bahtijan Kanapyakov (Kazakistan)

Abdijamil Nurpeis (Kazakistan)

Haydar Hüseyinov (Başkir)

Enbayer Nombarın (Moğolistan)

V.b.

Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü önemli yazarlar yetiştirdi

Sosyalist gerçekçiliğin baş okulu Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü 1933 yılında Moskova’da kuruldu. Kimseyi yetiştirmemiş bile olsa dünya edebiyatına kazandırdığı iki isim -biri Cengiz Aytmatov- sosyalist gerçekçiliğin ne denli başarılı olduğunun kanıtlarıdır. Diğer isimse Konstantin Simonov’dur. Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsünü 1938 yılında bitirdi. Dünya edebiyatının açık ara en büyük savaş yazarı olmuştur. Bu yüzden “Bekle Beni” gibi tüm dünya haklarının diline pelesenk olan ünlü şiirin yazarı olduğu halde, şairliği gölgede kalmıştır. Stalingrad savunmasını anlattığı “Gündüzler ve Geceler”le tüm dünyada best seller oldu. Yazar yakıcı bir konuyu soğuk bir ölçülülükle ele alır. Roman bilimsel titizlikle derin ve ölçülü bir kahramanlık heyecanını birleştirerek Tolstoycu geleneği sürdürür ve onu aşar. Simonov, Tolstoy’dan da, Şolohov’dan da, Hemingway’den de, Malraux’dan da ileridedir. Simonov’a göre kahramanlar sıradan insanlar gibi davranmalıdır. Yaratılmak istenen olumlu kahramanlar tüm SSCB’de yaşayan diğer insanlardan farklı olamaz. Diğer eserleri üçlemesi: “Silah Arkadaşları” (1953), “Yaşayanlar ve Ölüler” (1959), “İnsan Asker Doğmaz” (1964). “Dostlar ve Düşmanlar” (1948). Bunun dışında savaş yıllarındaki izlenimlerini “Güney Öyküleri” adı altında yayınlar. Ayrıca “Anayurdun Dumanı” (1947) bir povest (uzun öyküsü). Oyunları: “Bizim Kentten Bir Delikanlı (1941), “Ruslar” (1942), Prag’ın Kestane Ağaçları Altında (1946), “Rus Sorunu” (1946) ,“İyi Bir Ad” (1953), “Dördüncü” (1962), “Savaşsız 20 Gün- Lopatin’in Notları” (1972)

Bir başka Gorki Ed. Enst. mezunu ünlü yazar Grigori Yakovleviç Baklanov’dur. O da 2. Dünya Savaşı’na katılmıştır. Öykü ve denemelerinde savaş sonrası kolhozları konu alır. Sanatsal üslubunun karakteristik özelliği kapalı bir alan içinde gelişen çelişik ayrıntıların derin psikolojik analizlerine girmesidir. Romanları, “Sonsuzca 19 Yaşındakiler”, “İki Kış”, “Bir Karış Toprak”.

Bir diğer  Gorki Ed. Enst. mezunu ünlü yazar: Yuri Bondarev de savaş muhabirliği yapmıştır. Romanları: “Büyük Irmağın Üzerinde” (1953), “Bataryalar Ateş İçinde” (1959), “Son Yaylım Ateşi” (1959) Bu roman Türkçe’ye çevrilmiştir.

Yine  Gorki Ed. Enst. mezunu, kolhoz yaşamının ilginç yönlerini ele alıp yansıtan ve dilinin sertliğiyle tanınan Yevgeni İvanoviç Nosov. Uzun ve kısa öykülerini “Balıkçı Yolunda” (1958), “Güneş Nereden Batar” da (1965) toplamıştır.

İnsan elbette merak ediyor. Simonovla birlikte dünya çapında tanınan Gorki Ed. Enst. mezunu Cengiz Aytmotov’un “Cemile” romanını Fransız şair L. Aragon çevirmemiş olsa, acaba dünyanın bu yazardan haberdar olur muydu? “Cemile” kahramanlarının ruh güzelliği ve içten duygularını şiirsel bir anlatımla veren, estetik uyumu titizlikle ve geleneksel gerçekçilik ölçüleri içinde birleştiren bir baş yapıttır. Aytmatov, 1958 yılında Komünist Parti’ye üye olur. 1963 yılında ilk Lenin Edebiyat ödülünü, 1968 yılında Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü’nü kazanır. 1978 yılında Yüksek Sovyet Prezidyumu tarafından “Sosyalist İşçi Kahramanı” olarak ödüllendirilir. 1983 yılında ikinci kez Büyük Sovyet Edebiyatı ödülünü alır. Sovyetler Birliği dağılmadan önce Gorbaçov’un beş danışmanından biri de olsa Cengiz Aytmatov bir komünistti. Tüm bunlara karşın uzun yıllar Türkçe’de sağcı/islamcı yayınevleri tarafından kitaplarının basılması benim için hala bir muammadır!

Yazarın en önemli eserleri: “Toprak Ana” (1963 yılında Lenin ödülü almıştır) , “Elveda Gülsarı”, “Beyaz Gemi”, “Erken Gelen Turnalar”, “Gün Olur Asra Bedel” ve tabi ki “Selvi Boylum Al Yazmalım.”

Gorki Ed. Enst. mezunu ünlü yazarları saymakla kolay kolay bitirmek çok mümkün değil ama Yuri Pavloviç Kazakov’u eğer saymazsak eksik olur. Çünkü özellikle Çehov tarzı öyküleriyle Sovyet hikayecilerinin en büyüklerinden biridir. “Küçük İstasyon” (1959) – filme alınmıştır – “Yolda” (1961), “Sessiz Sabah” (1959), “Mavi ve Yeşil” (1956) – filme alınmıştır – “Bak köpek koşuyor” (1960), “Lanet Kuzey” (1964), “Ekmeğin Kokusu” (1961)