Baris Yildirim Film elestirisi

Necati Cumali’nin “Ay Büyürken Uyuyamam” isimli kitabındaki beş öyküsünden uyarlanan ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1985 tarihli Adı Vasfiye Türk sinemasının en kendine özgü yapımlarından biri olarak güncelliğini hâlâ korumakta.

Senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı, müziklerini Atilla Özdemiroğlu’nun yaptığı Müjde Ar , Aytaç Arman , Macit Koper, Erol Durak, Yılmaz Zafer ve Şahika Tekand gibi pekçok başarılı ismin yer aldığı film 1986 İstanbul Sinema Günleri’nde en iyi üç filmden birisi seçilmiş aynı yıl 23. Antalya Film Festivali’nde de En İyi Üçüncü Film seçilmiştir. Müjde Ar da Vasfiye ve Aaahh Belinda filmindeki Serap rolü ile en iyi kadın oyuncu rolüne değer görülmüştür.

Filmin konusu Vasfiye karakterinin hayatına çoklu bir bakış sunmak ve bunu yaparken kadınlık ve erkeklik meselelerini ele almaktır. Burada bizi iki başlangıç bekler.

Birinci başlangıçta Aytaç Arman’ın canlandırdığı Emin ve babasının erkeklikle tanışma hikâyesidir. Hali vakti yerinde ve çiftlik sahibi olan babaları iki oğlunu ava çıkarmıştır. Ancak Emin’in ağabeyi ergenlik yaşına geldiğinden babası onun ve erkekliği üzerinde daha farklı şekilde durur. Ona avda ateş ettirir, rakı içirir ve Vasfiye’nin annesi olan kahya kadınla yatmasını sağlar. Böylece çocuk erkekliğe ilk adımlarını babasının nezaretinde atmış olacaktır.

Filmin bu başlangıcı, çocuklar büyüdüklerinde tekrar karşımıza çıkar. Emin Vasfiye’yeaşıktır ve onunla evlenmek istemektedir ancak askere gideceği için evlenmeyi ertelemek ister. Filmin başlarında çok narin bir karakter olarak karşımıza çıkan Emin’in bu isteğinin nedeni evdeki abisine güvenmemesi ve Vasfiye’yi onunla yalnız bırakmak istememesidir. Ancak Vasfiye bir an önce evlenmekte ısrar eder. Emin’in babası ve abisi de aynı fikirdedir ancak Vasfiye’nin ailesi Emin askerden dönünce evlenmelerini istemektedir. Emin de aynı düşüncede olsa da Vasfiye’nin de isteği üzerine onu kaçırır ve evlenirler.

Adı Vasfiye filmi 1985 yapımı

Evlenmelerinin ardından Emin’in korktuğu şey başına gelir ve abisi Vasfiye’ye ilgi gösterir. Olumsuz yanıt olması üzerine bir senaryo hazırlar ve sanki Vasfiye eve erkek almış gibi bir mizansen yaratarak Emin’e gelip namusunu temizlemesi için mektup yazar. Emin on beş gün izinle gelerek Vasfiye’nin anlattıklarına inanır ve abisi ve babasıyla kavga eder. Vasfiye’nin babası kızına sahip çıkar ve askerlik dönüşü Emin’e bir miktar sermaye vererek İzmir’e gitmelerini sağlar. Emin burada taksi şoförlüğü yapmaya başlar.

Buraya kadar anlattığımız kısım hikâyenin başlangıcıdır; daha doğrusu filmin devamı bakımından başlangıcın başlangıcıdır diye biliriz. Erkeklerin nasıl yetiştirildiği ve kadına bakışın nasıl olduğu bu başlangıç bölümünde verilerek yeni hikâyelerin temeli yaratılmış olur.

Filmin ikinci başlangıcı ise genç yazarın sahneye girmesiyle gerçekleşir. Buna göre genç yazar roman yazmak istemekte ancak konu bulmakta zorlanmaktadır. Dert yakındığı arkadaşı ise bunun üzerine her şeyin her insanın bir hikâye olduğunu belirterek geçen bir otobüsü gösterir ve “bak işte bir otobüs dolusu hikaye gelip geçti” diyerek duvarlardaki bir afişteki şarkıcı kadın Sevim Suna’yı göstererek “al sana hikaye! Kim bilir gerçek ismi nedir kadıncağızın” der.

Genç yazar burada Eminle karşılaşır. Emin yazara afişteki kadının kim olduğunu anlatacağını söyler. Ancak burada temel bir farklılık görünmektedir. Emin’in askere gitmekten önceki narin, ince hâli gitmiş onun yerine bitirim, belalı bir tip gelmiştir.Vasfiye’yi aldatmakta İzmir’deki pavyon kadınlarıyla düşüp kalkmaktadır. Filmin akışından bunun Emin’in Vasfiye yüzünden cezaevine girmesinden kaynaklandığını anlarız. Böylece ikinci başlangıç tamamlanmış olur ve asıl meseleye giriş yaparız.

Ağır Roman - Akıl Fikir Müessesesi
Müjde Ar

Emin genç yazara yukarıda özetlediğimiz hikâyeyi anlatır ve anlattıktan sonra da ortadan kaybolur. Genç yazar onu beklerken film için çok karakteristik ve bir bakıma sürrealist diye bileceğimiz bir sahne yaşanır. Bir sağlık memuru gelir ve genç yazarın tansiyonunu ölçer. Emin ortadan kaybolmuş birden bu adam peydah olmuştur. Bu film boyunca tekrarlayacak bir harekettir. Birisi sahneye girer, kendi hikâyesini anlatır ve sonra da gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Böylece gerçek ve hayal birbirine karışır ve Vasfiye’nin gerçek hikâyesinin hangisi olduğu konusunda bir muğlaklık meydana gelir. Anlatan kimdir, sahneye giren adam mı yoksa genç yazarın kendisi mi? Anlatılan yalan mı gerçek mi yoksa hayal mi? Bu sorular film boyunca sürekli canlı tutulur.

Genç yazarın tansiyonunu ölçen, Macit Koper’in başarıyla canlandırdığı sağlık memuru Rüstem Vasfiye’nin hikâyesini anlatmaya başlar. Buna göre Emin İzmir pavyonlarında düşüp kalkmaya ve Vasfiye’yi ihmal etmeye başlar. İğnecinin anlatımına göre Vasfiye onun muayenehanesine gidip cilve yapmış ve iğneciyi eve çağırmıştır. İğneci eve gidince de beraber olmuşlardır. Ancak filmde bu anlatının doğru olmadığı iğnecinin uydurduğu izlenimi de vardır. Buna göre Vasfiye iğneciyi reddetmekte ancak iğneci mahalleliye beraber olduklarını söylemektedir. Bu durum Emin’in kulağına gider ve Emin kendisi çıktıktan sonra evine giden iğneciyi takip eder ve hem iğneciyi hem de Vasfiye’yi bıçaklar, iğneci bu olaydan sonra topal kalırken Emin de hapishaneye atılır.

Hikâyenin burasında iğneci sahneden çıkar, geri döneceğini söyler ancak dönmez. Genç yazarı canlandıran Erol Durak’a yolda yürürken meyhaneden birisi seslenir ve ona Vasfiye’yi anlatacağını söyler. Absürtlük filmde yine iş başındadır. Adam genç yazarı tanımamakta ve Vasfiye’yle olan ilişkisini bilmemekte buna rağmen yine de bir şekilde olan bitenden haberdar görünmektedir. Böylece, film boyunca olduğu gibi, gerçekle hayal birbirine karışır ve kimin anlatımının doğru olduğu ayırt edilemez bir hâl alır.

Genç yazarı yanına çağıran Hamza isimli yaşını başını almış adam Vasfiye’nin hikâyesini anlatmaya başlar.  Buna göre başlangıçta melek olan kadın, Emin başta olmak üzere etrafındakilerin muameleleri yüzünden yoldan çıkmıştır. Bu anlatıma göre Vasfiye zengin bir adam olan Hamza’nın ilgisi üzerine onunla evlenmeye karar verir. Böylece çevredekilerin dul bir kadına bakışlarından kurtulacak hem de hali vakti yerinde bir hayat sürecektir. Ancak kocası yaşlı adam aşırı kıskanç ve baskıcı birisi çıkar ve hayatı Vasfiye’ye zehir eder. Tam bu sırada cezaevinden tahliye olan Emin minibüs şoförlüğüne başlar ve Vasfiye’yle yeniden yolları kesişir. Sevdiğini unutamayan Vasfiye Emin’le yeniden aşk yaşamaya başlar ve bir akşam kocasına yakalanır. Hamza genç yazara anlatırken kendisinin Vasfiye’yi affetmeye hazır olduğunu ancak onun Emin’le gittiğini söyler. Bu sırada tuvalete gideceğini söyleyerek izin ister ama geri dönmez, genç yazar kontrol için tuvalete gittiğinde adamın orada olmadığını görür. İşlevini yetine getirmiş karakter böylece bir kez daha yok olur, filme dönmez.

Aytaç Arman ve Erol Durak

Hamza’yla Vasfiye’nin ilişkisindeki bir boyut da cinselliktir. Evlenmelerine rağmen Vasfiye “Hamza abi” demekten kurtulamaz. Cinsel ilişkileri Vasfiye’yi tatmin etmekten uzaktır. Zaten kasabadaki kadınlar cinselliğe meraklı olarak resmedilirler. Çeşme başında su için toplaşan kadınlar kendi aralarında cinsellikten söz ederler ve o sırada oradan geçmekte olan Emin’e laf atarlar. Dolayısıyla filmde kadınların genel olarak şehvetli olarak tasvir edildiklerini söylemek yanlış olmaz.

Genç yazar böylece ortada kalmıştır. Kendisine Vasfiye’yi anlatacak kimse kalmamıştır. Herkes hikâyesini anlatmış ve ortadan çekip gitmiştir. O da dışarı çıkar ve kapısında Sevim Suna’nın posterlerinden birisi olan bir pavyona girer. Burada bir yere oturur ve oturur oturmaz da yanına gençten, yakışıklı birisi gelir. “İyi ki geldin, az daha gelmeyeceksin diye düşünüyordum” der, burada yine genç yazarın nasıl tanındığı bilinmemektedir, filmin sürreel örüntüsü yine devrededir. Genç yazarın nasıl olup da tanıdıkları filmde asla açık edilmez.

Karşımızdaki bu genç ise bir doktordur. Vasfiye bir kuaför açmış ve onu işletmektedir. Doktor Fuat’la birkaç kez karşılaşmış ve doktor Vasfiye’ye âşık olmuştur. Anlatıya göre Vasfiye de bu aşka yanıt vermiş ve beraber olmuşlardır. Ancak her şey yolunda giderken Emin yine devreye girer. Vasfiye doktor Fuat’a bir mektup bırakarak 3-5 gün misafiri olacağını, bu sürede kendisini göremeyeceğini söyler. Fuat’sa evin önüne gidip Vasfiye’yi beklerken evden Emin’in çıktığını görür. Vasfiye Emin’in cezaevinden yeni çıktığını, biraz da kendi yüzünden içeride kaldığını bu yüzden ona borçlu hissettiğini, kendisinin Emin’den farklı olduğunu söyler ancak sonra Emin’le birlikte ortadan kaybolur.

Doktor Fuat bunları anlattıktan sonra genç yazara bir not yazıp verir ve bunu sahne alan Sevim Suna isimli Vasfiye’ye vermesini söyler. Genç yazar bunu kabul eder ve notu Sevim Suna’ya iletir. Ancak not boştur, bunun üzerine genç yazar eliyle masayı gösterir ama Fuat gitmiştir. Genç yazar bunun üzerine olay çıkarmaya yeltense de garsonlar “her gece aynı şey” diyerek genç yazarı oturturlar, Sevim Suna ise onu bırakmalarını ister ve genç yazarın sevgilisi Vasfiye için bir şarkı söyler. Böylece her şeyin genç yazarın kurgusu olduğu izlenimi güçlenir.

Film pek çok ödül aldı

Burası filmin sonu olduğu kadar düğümlendiği yerdir de. Görünüşe bakılırsa Vasfiye tümüyle genç yazarın uydurduğu bir karakterdir, konuştuğu kişiler de yazarın kendi kurgusudur. Eline verilen notlar boştur, kalkıp giden karakterler bir daha geri dönmemektedir; dolayısıyla Sevim Suna’nın Vasfiye olduğuna ilişkin hiçbir işaret yoktur.

Ancak bu örüntü, genç yazarın kulise girmesiyle değişir. Kuliste Sevim Suna’yı soyunurken izleyen genç yazar kadının karnındaki bıçak izini görür, bu Vasfiye’dir. Genç yazar hikâyesini bir kez de onun ağzından dinlemek ister ancak Emin gelir ve Sevim Suna’nın başka bir pavyona gideceğini belirtir. Genç yazar “onu satamazsın” diyerek karşı çıkınca Emin onu bıçaklar, genç yazar Vasfiye diye sayıklarken Sevim Suna (veya Vasfiye) ona bir gül verir.

Filim son sahnesi, başladığı yerdir. Genç yazara başlangıçta nasihat veren arkadaşı pavyon afişlerinin önünde genç yazarı görür ve neyi olduğunu sorar. Yazar eliyle karnını tutmaktadır, ancak ne elinde kan ne de vücudunda yara vardır. Elinde Sevim Suna’nın verdiği gül vardır, adı vasfiiye, onu bulacağım der ve son sahnede filmde çeşitli şekillerde karşımıza çıkan ayna kırılır, film böylece biter.

Gerçek ile yalan, düş ile hayal tümüyle birbirine karışmıştır.