Baris Yildirim Film elestirisi

Ünlü İspanyol sürrealist yönetmen Luis Bunuel’in başyapıtlarından birisi olarak kabul edilen ve 1972 tarihli İspanyol, Fransız ve İtalyan yapımı Le Charme Discret de la Bourgeoisie filmi aynı yıl yabancı film dalında Oscar ödülü almıştı. Film Türkçe’ye ise Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği ismiyle çevrilmişti.

Bunuel’in klasiklerinden kabul edilen film bir grup burjuvanın yaşadıkları çerçevesinde dönen olaylar arasında geçer. 6 kişilik burjuva grubu yemek yiyecektir ancak bir türlü oturup da yemek yiyemezler. İlk buluşmalarında tarih konusunda bir anlaşmazlık yaşarlar. Ev sahibi ertesi gün için davette bulunduğunu söylerken misafirlerse davetin o akşam için geçerli olduğunda ısrar eder. Neticede yemek yenemez ve ertelenir.

İspanyol yönetmen Luis Bunuel

Yemek konusu film boyunca tekrar eder. Burjuvalar sürekli yemek yemek için plan yaparken bu plan bir şekilde bozulur ve burjuvalarımız bir türlü yemek yiyemezler. Aslında yemek sahnesi, burjuvazinin asalaklığına yapılan bir göndermedir. Filmdeki tasvirde burjuvalar yemekten başka bir şey düşünmemektedirler ancak dilediklerince yemek yiyemezler. Oysa burjuvalarımız yemek konusunda oldukça bilgi ve lezzet sahibidirler. Salyangoz, tavşan, şaraplı kavun, havyar, balık çeşitlerinden bahseder nadir yemek türlerinden keyifle söz ederler.

Filmin açılış sahnesi tarihi yanlış anlaşılmış bir akşam yemeği sahnesidir. Yanlış anlaşılma ortaya çıktığında misafirler ev sahibesini de alarak bir lokantaya giderler. Ancak lokanta boş ve ucuzdur, burjuvalarımız bunun üzerinde lokantada yemek yemekten vaz geçerler. Lokantanın sahibinin öldüğü ve cenazesinin yan odada olduğu anlaşıldığında kahramanlarımız lokantayı terk eder.

Lokantanın sahibinin ölümü Bunuel sineması için çok temel bir özelliğine işaret eder: beklenmeyen bir şey olur ve gerçekliği absürt bir şekilde yıkıma uğratır. Bunuel’in tüm filmlerinde görebileceğimiz bu özellik söz konusu filmde oldukça güçlü şekilde tekrarlanır.

6 kişilik burjuva ekibinin içindeki en önemli karakter şüphesiz Fernando Rey’in canlandırdığı büyükelçi karakteridir. Büyükelçi, diplomatik dokunulmazlığının arkasına sığınarak kokain ticareti yapan bir şahsiyettir. Latin Amerika’daki Miranda ülkesini temsil etmektedir. Miranda ülkesi film boyunca pek çok defa anılır. Buna göre Miranda’da çok yüksek bir yoksulluk olduğu, devletin boğazına kadar rüşvet ve yolsuzluk batağına saplandığı, insan hakları ihlallerinin yaşandığı gibi olaylar film boyunca Büyükelçi’ye sorulur ve Büyükelçi de bu tür sorulara üstünkörü yanıtlar vererek geçiştirir.

Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği

Miranda büyükelçisinin peşinde bir devrimci örgüt de vardır. Bir kadın militan büyükelçiyi takip etmekte ve evin önünde beklemektedir. Bir gün Büyükelçiyi öldürmek için harekete geçtiğinde büyükelçi genç kadını yakalar ve evine alır. Burada filmin en önemli sahnelerinden birisi yaşanır. Büyükelçi genç kadının eşyalarını karıştırır ve bir silah bulur. Bunun üzerine kıza şiddetle bir yere varamayacaklarını söyler. Kadın ise “Mao haklıydı hepinizi yok etmek gerek” dese de sahnede verilen siren sesleri nedeniyle ne söylediği tam olarak anlaşılamaz. Burada halkın ve ezilenlerin seslerinin polis devleti tarafından nasıl bastırıldığına şahit oluruz. Büyükelçi ise Mao’nun Freud’u anlamadığını söyleyerek kıza serbest olduğunu gidebileceğini söyler. Ancak kız çıktıktan sonra kapıdaki adamlarına işaret eder ve adamlar genç kadını kaçırıp meçhule götürürler.

Film boyunca burjuvalarımızın sürekli yemek yemek üzere bir araya geldiği ancak pek çok nedenden dolayı bir türlü yemek yiyemediklerini görmüştük. Aslında yemek yeme sahnesi burjuvazinin bilinç dışını temsi eder. Yemek yemek onun her şeyidir, yemeksiz kalmaksa onun en büyük kabusudur. Burada söz edilen yemekse alelade yemekler değil, tabiri caizse kuş sütünün eksik olmadığı mükellef sofralardır. Filmde iki kez rüya yoluyla bu yemek meselesinin korkuyla olan ilişkisini görürüz. Birinci sahnede burjuvalar tam yemek yerken birden bir tiyatro perdesi açılır ve burjuvalarla izleyiciler karşı karşıya gelir. Burjuvalar büyük bir paniğe kapılır ve tiyatro sahnesinden birer birer kaçarlar. Ancak daha sonra bu sahnenin burjuvalardan birinin rüyası olduğu anlaşılır. İkinci sahne ise filmin sonuna doğru gerçekleşir. Bu kez burjuvalar tam yemek yiyecekken silahlı bir grup adam evi basar ve burjuvaları öldürürler. Büyükelçinin sığındığı masanın altından masadaki yiyeceğe uzanıp onu yemeye çalışırken fark edilip öldürülmesi ise filmin en önemli sahnelerinden birini oluşturur. Dolayısıyla yemek yiyememek burjuvazinin kabusudur diyebiliriz.

Bunların dışında film Bunuel sinemasının temel özelliklerini taşımaktadır. Bunlardan birincisi gerçek ile düş olanın sürekli iç içe geçmesidir. Burjuvalar sürekli kâbus görürler. Bu kâbuslar onların duyduğu korkunun bir eseri olmakla birlikte aynı zamanda filmin akışı açısından da önemlidir. Filmin akışında ise bir şiirsellik söz konusudur. Kamera sürekli bakış değiştirir ancak asla durmaz. Sahneye çok alakasız birisi girip bir şeyler anlatır ve sonra da çıkıp giderler. Bu filmin akışını bozmak şöyle dursun onu güçlendirir ve çeşitlendirir. Bunun iki örneği filmde dikkat çeker. Birincisi burjuva kadınların çay içmek için gittikleri bir kafede yanlarına sokulup kendi trajik hikâyesini anlatan askerdir. Asker daha çocukken annesini kaybetmiştir ve şimdi de disiplini öğrenmesi için askerî okula gidecektir. Ancak düşünde annesini görür ve annesi ona “sana oğlum diyen adam senin baban değil” diyerek ona yol gösterir. Bu hem Oedipus hem de Hamlet’e bir göndermedir. Çocuk içeceğine zehir katarak “baba”sını öldürür. Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus da çay içmek isteyen burjuva kadınlara çay ve kahve servisinin yapılamamasıdır. Kadınlar ısrarla içecek bir şey isteseler de garson o gün çok yoğun olduğu için serviste bulunamaz. Burjuvazinin açlığı devam etmektedir.

İkinci bir rüya anlatımı da burjuvaların evindeki absürt bir ortamda gerçekleşir. Burjuvalar yine yemek yemek üzere toplanmışken kapı çalar. İçeri gelen bir ordu bölüğüdür. Söylenene göre bir tatbikata katılmak için gelmişler ancak tatbikat ertelenmiştir. Bunun üzerine ordu bölüğü de burjuvaların evine sığınmıştır. Burjuvalar pek hoşlanmasa da orduyu davet edip onları da yemeğe davet ederler. Bölük komutanı marihuana içmekte kokain tüccarı Büyükelçi ise onu eleştirmektedir. Tatbikat başlayacağı emri gelince bir askeri çağırıp rüyasını anlatmasını isterler, asker gelir hikâyesini anlatır ve ordu bölüğü çıkar. Askerin rüyası gerçek hayatta ölmüş olan iki kişiyle rüyada konuşmak üstünedir.

Bu gerçeklik ile düş ve yan anlatılar Bunuel sinemasının sürrealist yanının önemli bir bölümünü oluştururlar. Sahneye sürekli birileri çıkar, hikâyesini anlatır ve kamera yoluna devam eder. Sekanslar arasında şiirsel bir anlatım vardır diyebiliriz.

Burjuvalar yürüyüşte

Ordunun burjuvazinin evinde ağırlanması onun devletle ilişkisine dair de bir görüntüdür. Devletle ilişkinin bir diğer boyutunu polis burjuvaları tutuklayınca görürüz. İçişleri Bakanı polisi arayarak burjuvaların serbest bırakılmasını ister. Tıpkı militan kızın konuşmasını bastıran siren sesleri örneğinde olduğu gibi bu kez de bakanın sesini uçak sesleri bastırır ve neticede burjuvalarımız serbest kalır.

Film boyunca yinelenen sahnelerden biri de burjuvaların yolda yürüme sahnesidir. Filmin çeşitli yerlerinde ve finalinde burjuvalar ıssız bir otoyolda amaçsız ve hedefsiz bir şekilde yürümektedir. Filmin en çok tartışılan bu sahnesinin anlamının da burjuvazinin hedefsizliği ve amaçsızlığı olduğuna dair genel bir kanı vardır.

Sürekli tekrarlanan yemek masası sahnelerinde pek çok tartışma da cereyan eder. Bunlardan birisinde faşizmin, komünizmin, Hıristiyanlığın ve liberalizmin saçma birer anlayış olduğundan söz edilir. Halk ve ayak takımı cahil olmakla eleştirilir. Bir sahnede şoförü çağırarak ona bir martini verirler. Şoför martiniyi kafasına dikerek tek hamlede içer ve sahneden çıkar. Arkasından halkın ve cahillerin hiçbir şeyden haberi olmadıkları dile getirilir. Burjuvalar ve diğerleri arasındaki fark sürekli tekrarlanır.

Burjuvaziyi konu alan film, ordu, polis, bürokrasinin dışında din adamlarıyla ilişkisini de tasvir eder. Buna göre bölgenin piskoposu bahçıvan olmak üzere burjuvalara başvuruda bulunur. Burjuvalar önce bahçıvan kıyafeti giymiş adamı kovsalar da adam dinî kıyafetleriyle gelince onu işe alırlar ve yemek masalarına devam ederler. Rahip bahçıvan olmak istemektedir çünkü kilise işlevini yitirmiştir.

Rahibin hikâyesi de filmde ele alınır. Daha çocukken annesi ve babasını kaybetmiş, arabasını yoksullar için satmış bir adamdır rahip. Bir gün kadının birisi gelip bölgede bir rahip olup olmadığını, ölmek üzere olan bir adamın günah çıkarmak istediğini söylediğinde rahibimiz bahçıvan kıyafetini çıkarıp rahip kıyafetlerini giyerek kadına eşlik eder. Burada ilginç bir hareket olur ve rahibi çağıran kadın İsa’yı hiç sevmediğini söyler. Bu Bunuel’in anlatısını zenginleştirmek için başvurduğu yollardan birisidir. Nihayet ölmek üzere olan adamın yanına vardığında rahip, adamın birilerini öldürdüğünü ve bu kişilerin de annesiyle babası olduğunu söyler. Günah çıkarma işlemi sona erdikten sonra oradaki bir tüfekle adamı kendisi öldürür.

Bir türlü yenemeyen yemek

Bu tersine dönme hareketleri, Bunuel filmlerinde oldukça klasik bir hareket olarak dikkat çeker. Aynı zamanda olmaması gereken şeyler kendiliğinden olur örneğin hizmetçi söylememesi gereken şeyleri söyler ya da yukarıda gördüğümüz gibi askerler çıkıp rüyalarını anlatır ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hikâye akmaya devam eder. Rüyalar hem bilinçdışı korkularımızı temsil eder hem de ikinci bir dünya gibi varlıklarını sürdürürler.

Sonuç olarak özetlemek gerekirse film burjuva olmanın dayanılmaz cazibesinin seyrine bizi daldırırken bir yandan da burjuvazinin doymak bilmez açlığı, asalaklığı ve korkusunu alaya alır. Yan karakter anlatımları ve yan hikâyelerle zenginleşen film, düş ile gerçek arasında gidip gelerek gerçekliğin arkasında yatan diğer gerçekliği tüm çıplaklığıyla sergiler. Kamera şiirsel bir akış aleti olarak işlev görür ve sürekli çoklu bakışlar sağlar. Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği, Bunuel’in en temel başyapıtlarından birisi olarak karşımıza çıkar.

Filmle ilgili vurgulanması gereken bir başka nokta da yönetmen Luis Bunuel’in filmi 72 yaşında çekmiş olması. Bunun iki önemi var, birinci olarak bu yapıtın ustalık dönemine denk geldiği anlamına geliyor. Ama ikincisi ve daha önemlisiyse yönetmenin ilerleyen yaşına rağmen burjuvaziden duyduğu tiksintide en ufak bir azalış olmaması, yönetmenin bu anlamda hâlâ delikanlı oluşu.