bir mucit tesla
Fotograf: Gordon Johnson / Pixabay

Michael Almereyda’nın tuhaf mucit biyografisi, sanat ve ticaret kesiştiğinde ortaya çıkan gerilimlerin bir portresi.

Vikram Murthi

1995 Sundance Film Festivali’nde, Lumière kardeşlerin ilk selüloit sinema filmini sunmasından 100 yıl sonra, yönetmen Michael Almereyda bir grup bağımsız film yapımcısıyla sinemanın geleceğine dair düşünceleri hakkında röportaj yaptı. İyimser mi, yoksa kötümser miydiler? Bu soru, iğneli yanıtlardan, konu dışı olanlara kadar birçok farklı yanıtı ortaya çıkaracak kadar geniş bir sorudur.

Almereyda ve ortağı Amy Hobby, yanıtları plastik bir Fisher-Price PixelVision video kameraya kaydederek, sinemanın geçmişi ile teknolojik olarak demokratikleştirilmiş geleceği arasında dile getirilmeyen resmi bir gerilimi ortaya çıkarttılar.

Ortaya çıkan belgesel At Sundance, biraz da tuhaf olmasına karşın ilginç olsa da, filmin iki yönü hala göze çarpıyor. Birincisi, röportaj yapılan yönetmenlerin bazılarının 25 yıl sonra hala aktif ve tanıdık olmaları: Richard Linklater, James Gray, Todd Haynes, Danny Boyle ve James Mangold bunlardan sadece birkaçı. İkincisi, ifade edilen kaygılarının kaçının hala geçerli olduğu. Whit Stillman, çağdaş sinemacıların fazla miyop olmasından ve hayattan çok “yetersiz bir film kültüründen” ilham aldığından endişeliydi. Robert Redford, yeni dağıtım kanallarının ve küreselleşmiş bir kültürün sinemayı güncel tutacağını savunuyordu. Larry Gross ve Haskell Wexler sinemanın geleceğinin, haklı olarak karanlık gördükleri dünyanın sosyoekonomik koşulları tarafından belirleneceğini iddia ediyorlardı. Bu, birçoğu kariyerlerinin ilk perdesinde olan, sanat ve ticaretin kesiştiği bir film festivali bağlamında, kapitalist bir kültür içinde yaratıcı tutkularını gerçekleştirmeye çalışan sanatçıların bir grup portresidir.

Almereyda’nın son filmi Tesla’yı benzer bir gözle izlemek verimlidir. Ethan Hawke tarafından abartısızca canlandırılan ünlü mucit Nikola Tesla üzerine, tül kadar hafif ve şeffaf bir biyografik film olarak, Tesla sık sık tutkunun duygusuz parasal gerçeklerle kesiştiği noktayı mercek altına alıyor. Almereyda, Tesla’nın icatlarını gerçekleştirme arayışı ile çağdaş bağımsız film yapımcılığının riskleri arasında birçok bağlantı kuruyor. Filmin başlarında Tesla, Edison Machine Works’te Thomas Edison’ın (Kyle MacLachlan) altında çalışma deneyimiyle ilgili asistanına şöyle yazıyor: “Her zaman yapacak çok şey var,  yeterli zaman yok, asla yeterli para ya da adam yok, sürekli yapılacak düzeltmeler, iyileştirmeler [ve] acil durumlar var .” Bu sözler başka bir bağlamda film yapımının veya başka herhangi bir ortak yaratıcı çabanın aslına uygun bir betimlemesidir.

TESLA+Still+9
Ethan Hawke, Almereyda’nın son filmi Tesla‘da Nikola Tesla rolünde (Courtesy of IFC Films).

Tesla kariyeri boyunca kendisini birden fazla hayırseverle karşı minnettar hisseder ve hepsi de, kendileri için karlı olmayı bırakana kadar, onun yeteneğinden büyük ölçüde etkilenirler. George Westinghouse (Jim Gaffigan) gibi kimileri, projenin ayakta kalması için Tesla’nın kendi ekonomik konumunu zayıflatacak biçimde onu manipüle eder. Filmin bir noktasında, Tesla’nın sevgilisi, J.P. Morgan’ın kızı ve filmin anlatıcısı olan Anne Morgan (Eve Hewson), Tesla’nın yanında “duygusuz ve kaba ticari dünyada onu yönlendirecek, uyanık ve zeki biri, bilgili bir iş bitirici olsaydı ne olurdu?” sorusunu sorar. Becerikli bir yapımcı ortağı olmayan yetenekli bir yönetmen için daha uygun bir benzetme var mı?

Almereyda’nın Tesla’ya ilgisi kırk yıl öncesine dayanıyor. İlk taslağını 1981’de yazdığı senaryoyu, Terrence Malick’in Days of Heaven (Cennet Günleri) ve Nicolas Roeg’un The Man Who Fell to Earth‘ünden (Dünyaya Düşen Adam) etkilenmiş “19. yüzyılda geçen epik bir bilim kurgu hikayesi” olarak tanımlıyor. 70’li yıllara ait bu iki filmin kişisel niteliği ve engin görsel içeriği Almereyda’ya bir film yapımcısı olmak için ilham vermiş.        

Bu fikre bağlı kaldı ama Tesla’nın fütürist dünya görüşüne olan tutkusunu, filmografisinin tematik sınırlarına yönlendirdi. (Almereyda Tesla’yı 2002 yılında yaptığı filmi Happy Here and Now (Mutluluk Peşinde)  ile birleştiriyor. Söz konusu filmin başrolünde, son projesine Tesla ve sonunda alev alarak prodüksiyonunu durduran bir Tesla bobinini de katan, bir yumuşak pornografi yönetmeni var) Tutkusu olan projeyi hayata geçirme zamanı geldiğinde Almereyda, kısmen artık 60 yaşını bulmuş bakış açısını yansıtmak, kısmen de 20 günlük çekim, sınırlı konum seçenekleri ve küçültülmüş dönem prodüksiyon tasarımı gibi farklı bütçe kısıtlamalarına uygun hale getirmek için senaryoda önemli değişiklikler yaptı.

Bu kısıtlamalara rağmen Tesla, Almereyda’nın bugüne kadarki film yapımcılığının zirvesini işaret ediyor. Bu Almereyda’nın Hawke’ı başrolde oynattığı üçüncü, Hawke ile MacLachlan’ın rakipleri oynadıkları ikinci filmi. (Daha önce Almereyda’nın Shakespeare oyununun uyarlamasında sırasıyla Hamlet ve Claudius’u oynamışlardı.) Tesla, Psikolog Stanley Milgram’ın hayatını ve kariyerini anlatan Experimenter’dan sonra ikinci alışılmadık biyografik filmi.

Almereyda’nın biyografik portrelere olan tutkusu, kurgusal olmayan çalışmalarında da (This So-Called Disaster, William Eggleston in the Real World ve Escapes) kendini gösteriyor. Tesla, yönetmenin eski ve gelişmekte olan teknolojilere – bu örnekte alternatif akım elektriğine – ve insanların yeni, dolaylı ortamlarda nasıl hareket ettiğine olan ilgisini ön plana çıkarıyor. Bu fikirleri kariyerinin başından itibaren, 90’lardaki Pixel-Vision deneylerinden, teknolojiye doymuş Hamlet’e, erken dönem internet kara filmlerinden Happy Here and Now’a ve daha yakın zamanda, hafif bilim kurgu hikayesi Marjorie Prime’a kadar sorguladı.

Almereyda’nın avangart duyarlılıkları en açık biçimde ortaya çıktığı yerler, arka perdeden projeksiyon gibi doğal olmayan efektleri kullanması ve dördüncü duvarı kıran anlatım, bulanık kronoloji ve tarih dışı müzik girişleri gibi anlatı yapısökümü araçları. Experimenter‘da (Deney)  tekinsiz arka planlar ve Milgram’ın doğrudan konuşması, Holokost mimarı Adolf Eichmann’ın 1961 savaş suçları davasındaki “yalnızca emirleri yerine getiriyordum” savunması ışığında, Almereyda’nın itaat ve otorite konusundaki deneylerinin kontrollü niteliğini yansıtıyor.

Ancak Tesla‘da, bu unsurları, Tesla’nın maalesef eksikler bulunan biyografisindeki boşlukları kurgulamak ve tarihsel anlatıların yapaylığına, yani bu anlatıların kendi kendilerini mitleştirme ve arkasında ideolojik gerekçeler bulunan saptırmacılıkla nasıl dolu olduklarına dikkat çekmek için kullanıyor. Örnek vermek gerekirse: Anne Morgan ana anlatımda bir rol oynuyor, ancak aynı zamanda izleyiciye her şeyi bilen bir bakış açısıyla hitap ediyor, filmin kasıtlı yanlışları üzerine yorum yapıyor ve istatistikleri için Google arama sonuçlarını kullanıyor. Parayla ilgili bir filme yakışacak biçimde, zengin bir hayırsever olan Morgan’ın anlatıyı etkili bir şekilde kontrol etmesi dikkate değer. Her zaman olduğu gibi, tarih kazananlar tarafından anlatılıyor.

Tesla’nın ayakları yere basan, neredeyse minimalist performanslarına keskin bir tezat oluşturan gerçekçilik karşıtlığı, kendine gönderme yapma arzusu düşünüldüğünde, filme büyük fayda sağlıyor. Tesla, endüksiyon motorunun kullanımlarını açıklarken, “dünyanın işini yapacağını” ve “insanları özgürleştireceğini” iddia ediyor. Buluşlarını sürekli olarak bu terimlerle anlatıyor ve kameralar ve film yapımı ile örtük bağlantıyı algılamak kolay olsa da, Almereyda her zaman maddi sorunu tekrar merkeze koyuyor. Kariyerinin ikinci yarısında, Tesla’nın belagatı üretimini geride bırakıyor ve patronu JP Morgan’ı (Donnie Keshawarz) küresel bir kablosuz sistem oluşturmak üzere bir miktar daha nakit akışı sağlamaya ikna edemediğinde, sahne, bir yapımcının filmi raydan çıkan hevesli bir yönetmenin fonunu kesmesi gibi gözüküyor.

Bu dönüşlülük, filmin biçimsel stratejisine de uzanıyor. Tesla’nın elektriğe odaklanmasına uygun olarak, Almereyda ve fotoğrafçı Sean Price Williams, filmdeki her bir ışık kaynağını her zaman vurguluyor. Göze kılavuzluk eden önemli bir ışığı ön plana çıkarmadan önce çerçeveyi sık sık karanlığa boğuyorlar. Diğer zamanlarda, ışık karakterlerin üzerinde varlığıyla hakim oluyor, tıpkı Tesla’nın beyaz sahne ışığına boğulmuş gezici aktris Sarah Bernhardt’ı (Rebecca Dayan) görmesi gibi. Almereyda, izleyicilere farkındalıkları Tesla’nınkilerle sorunsuz bir şekilde bütünleşene kadar herhangi bir sahnede ışığın nereden ve nasıl ortaya çıktığının bilincinde olmalarını öğretiyor.

Eğer film denilen şey en temel haliyle, yansıtılan ve yansıyan ışığın görüntülerinden oluşuyorsa, o zaman Tesla, elektriğin eylemi aydınlatma ve netleştirme yeteneğinin sahici bir örneği olarak duruyor. İronik olan, ne yazık ki Amerika’daki çoğu insanın Tesla‘yı yakın zamanda bir sinema salonunda büyük ekranda göremeyecek olması. Hem Almereyda’nın hem de Tesla’nın fikirleri eş zamanlı olarak ancak öyle bir ortamda tam anlamıyla aydınlığa kavuşurdu.

VİKRAM MURTHİ KİMDİR?

Vikram Murthi

Şikago’dan bir film ve TV eleştirmeni, şu anda Brooklyn’de yaşıyor. Çalışmaları The A.V. Club, Vulture, RogerEbert.com ve diğer yerlerde yayınlandı.

Bu makale The Nationda yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş