Ray Dalio’nun Youtube’da yayınlandığı “Değişen Dünya Düzenini Anlamanın Kılavuzu” başlıklı videosunun Türkçe metnini çevirmen arkadaşımız Irmak Gümüşbaş İngilizce orjinalinden Türkçe’ye tercüme etti. Büyük güçlerin ortaya çıkışı, yükselişi ve düşüşü hakkında günümüzde yaşanan küresel altüstlere ışık tuttuğu ve önemli tespitler içeren RAY DALIO‘nun görüşlerini okuyucularımızla paylaşmak istedik. Umarız günümüzde yaşanan küresel krizi anlamada bir nebze de olsa yararlı olur.

Metnin uzunluğu nedeniyle iki bölüm halinde yayınlıyoruz. Bu bölümde tarihsel arkaplanına genel bir bakış, yarın yayınlayacağımız ikinci bölümde ise “500 Yıllık Büyük Döngüler: yükseliş, zirve ve düşüş” bölümünü yayınlayacağız. Konu hakkındaki diagramları Ray Dalio’nun eklediğimiz videosundan izleyebilirsiniz.


Önümüzdeki yıllar daha önceki pek çok döneme benzer olsa da, yaşamımız boyunca deneyimlediklerimizden kökten farklı olacak.

Bunu nereden biliyorum? Çünkü bu hep böyle olmuştur.

Yaklaşık 50 yıllık küresel makroekonomi yatırımcılığım boyunca beni şaşırtan en önemli olayların, hayatım boyunca daha önce yaşanmadığı için beni şaşırttığını, tecrübe ederek öğrendim. Bu can yakıcı sürprizler beni son 500 yıllık tarihi incelemeye yönelttiğinde, Hollanda, İngiliz ve ABD imparatorluklarının iniş ve çıkışlarıyla benzer durumların daha önce birçok kez yaşandığını gördüm. Ve bu her defasında değişen dünya düzeninin bir işaretiydi. Bu çalışma bana burada damıtılmış bir biçimde ileteceğim değerli dersler verdi. Kapsamlı versiyonunu Principles for Dealing with  the Changing World Order (Değişen Dünya Düzeni ile Başa Çıkma İlkeleri) adlı kitabımda bulabilirsiniz.

Beni bu noktaya getiren, geçmişi inceleyerek geleceği tahmin etmeyi nasıl öğrendiğime dair bir hikayeyle başlayayım.

1971’de New York Menkul Kıymetler Borsası’nın işlem salonunda genç bir görevliyken, Amerika Birleşik Devletleri’nin parası tükendi ve borçlarını temerrüde düşürdü. Evet, ABD’nin parası tükendi. Peki, nasıl? O zamanlar altın, ülkeler arası işlemlerde kullanılan paraydı. Dolar gibi kağıt para, çek defterindeki çekler gibiydi, çünkü gerçek para olan ve altına çevrilebileceğinden başka bir değeri yoktu. O zamanlar Birleşik Devletler, bu kağıt para çeklerinden bankada olan altın karşılığından çok daha fazlasını yazıyordu. İnsanlar bu çekleri altın karşılığını almak üzere bankaya götürdükçe ABD’deki altın miktarı azalmaya başladı. Kısa süre sonra ABD’nin mevcut tüm kağıt paralar için verdiği taahhütleri tutamayacağı belli oldu, bu yüzden elinde dolar olan insanlar altın tükenmeden önce paraları altınla takas etmek için bankalara hücum etti. ABD’nin gerçek parasının (ALTIN) tükeneceğini kabul eden Başkan Nixon, 15 Ağustos Pazar akşamı televizyona çıkarak dünyaya ABD’nin insanların dolarlarını altınla takas etmesine izin vereceği konusundaki taahhütünü bozduğunu söyledi. Elbette bunu bu şekilde söylemedi. Bunu ABD’nin temerrüde düştüğünü açıkça belirtmeden daha diplomatik bir dille söyledi.

(Başkan Nixon) Bir ülkenin parasının gücü, o ülkenin ekonomisinin gücüne bağlıdır. Ve Amerikan ekonomisi açık ara dünyanın en güçlüsü. Dolayısıyla, doları spekülasyonlara karşı savunması için gerekli adımları atmak üzere maliye bakanına talimat verdim. Bakan Connally’ye, parasal istikrarın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin en çok yararına olduğu belirlenen miktarlar ve koşullar dışında, doların altına veya diğer rezerv varlıklara çevrilebilirliğini geçici olarak askıya alması için talimat verdim.

(Ray) Şaşkınlıkla izlerken, bildiğimiz anlamda paranın sona erdiğini fark ettim. Ne kriz! Ertesi gün borsanın düşüşe geçmesini bekliyordum, bu yüzden hazırlanmak için erkenden borsa katına çıktım. Açılış zili çaldığında, pandomim patladı, ama beklediğim türden değildi. Piyasa yükseldi – çok yükseldi – ve yaklaşık %25 yükselmeye devam etti. Bu beni şaşırttı çünkü daha önce hiç para birimi devalüasyonu yaşamamıştım. Tarihin derinliklerine indiğimde, aynı şeyin 1933’te de olduğunu ve aynı etkiyi yarattığı keşfettim. O zaman kağıt dolarlar da altınla bağlantılıydı ve ABD, karşılığı altın olan daha fazla kağıt para çeki harcadığı için tükeniyordu. Ve Başkan Roosevelt radyoda ülkenin doları altınla takas etme taahhütünü tutmayacanı duyurmuştu.

(Başkan Roosevelt) O zaman, resmi tatili öngören bildiriyi yayınladım. Ve bu, hükümetin finansal ve ekonomik dokularımızı yeniden inşasında ilk adımdı. İkinci adım, geçen Perşembe günü, Kongre tarafından derhal ve yurtseverce kabul edilen, ilanımı onaylayan ve yetkilerimi genişleten ve zamanın gereği olarak tatili uzatmanın ve gelecek günlerde o tatil yasağını kademeli olarak kaldırmanın mümkün hale gelmesi için yetkilerimi genişleten yasaydı. Bu yasa aynı zamanda bir program geliştirme yetkisi de verdi…

(Ray) Her iki durumda da, altınla olan bağı koparmak, ABD’nin sadece daha fazla kağıt dolar basarak kazandığından daha fazlasını harcamaya devam etmesini sağladı. Ülkenin zenginliğinde artış olmadan dolar sayısında artış olduğu için her bir doların değeri düştü. Bu yeni dolarlar, üretkenlikte bir artış olmadan piyasaya girdiklerinden, çok sayıda hisse senedi, altın ve emtia satın almak için kullanıldılar ve dolayısıyla fiyatlarının yükselmesine neden oldular. Daha fazla tarih okudukça, aynı şeyin daha önce birçok kez olduğunu gördüm. Başlangıctan beri, hükümetler aldıkları vergiden çok daha fazlasını harcadıkça ve koşullar kötüleştikçe , paralarının tükendiğini ve daha fazlasına ihtiyaç duyduklarını gördüm. Böylece daha, çok daha fazlasını bastılar, bu da paranın değerini düşürdü ve hisse senetleri, altın ve emtialar dahil olmak üzere çoğu şeyin fiyatını yükseltti. Merkez bankaları bir krizi atlatmak için çok para bastığında, hisse senedi, altın ve emtia satın alınması gerektiği, çünkü değerlerinin yükseleceği ve kağıt paranın değerinin düşeceği ilkesini ilk o zaman öğrendim. Bu para basımı aynı zamanda 2008’de ipoteğe dayalı borç krizini ve 2020’de pandemi kaynaklı ekonomik krizi rahatlatmak için de yapılan şeydir. Ve gelecekte de neredeyse kesinlikle tekrar olacaktır. Bu nedenle, bu prensibi aklınızda tutmanızı öneririm.

Bu deneyimler bana başka bir ilkeyi daha öğretti, o da, başınıza gelmekte olan şeyi anlamak için sizden önce ne olduğunu anlamanız gerektiğidir. Bu ilke, beni kükreyen yirmili yılların balonunun 1930’ların depresyonuna nasıl dönüştüğünü incelemeye itti, bu da 2007 balonunun 2008 krizine dönüşmesini öngörmemi ve bundan yararlanmamı sağlayacak dersler verdi. Tüm bu deneyimler, geleceği nasıl iyi idare edeceğimi öğrenmek için benzer durumlar için geçmişe bakma konusunda neredeyse içgüdüsel bir dürtü geliştirmeme neden oldu.

Değişen düzenler

Son birkaç yılda daha önce hayatımda olmayan üç büyük şey beni bu çalışmayı yapmaya yöneltti.

Birincisi, ülkelerin, faiz oranlarını sıfıra indirdikten sonra bile borçlarını ödemek için yeterli paraları yoktu. Böylece merkez bankaları bunu yapmak için çok miktarda para basmaya başladı.

İkincisi, servet ve değerler arasındaki büyüyen uçurum nedeniyle büyük iç çatışmalar ortaya çıktı. Bu, siyasi popülizmde ve zenginliği yeniden dağıtmak isteyen sol ile zenginliği elinde tutanları savunmak isteyen sağ arasındaki kutuplaşmada kendini gösterdi.

Ve üçüncüsü, yükselen bir büyük güç ile önde gelen büyük güç arasında, şu anda Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi, artan dış çatışmaydı.

Ben de tarihe baktım. Bütün bunların daha önce birçok kez bir arada yaşandığını ve neredeyse her zaman değişen iç ve dış dünya düzenine yol açtığını gördüm. Bu sekans en son 1930’dan 1945’e kadar sürdü. Düzen tam olarak nedir? Bunu sorabilirsiniz. Bu,  insanların birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen bir yönetim sistemidir. Ülkeler içinde yönetimi düzenleyen, genellikle anayasalarda belirlenen iç düzenlemeler vardır. Ve ülkeler arasındaki sistem için tipik olarak anlaşmalarda ortaya konan bir dünya düzeni vardır. İç sistemlerin çoğu dünya düzeninden farklı zamanlarda değişir. Ancak ülkeler içinde veya arasında olsun, bu sistemler genellikle savaşlardan sonra değişir: ülkeler içindeki iç savaşlar ve ülkeler arasındaki uluslararası savaşlar. Devrimci yeni güçler, zayıf eski sistemi yendiğinde ortaya çıkarlar .

Örneğin, ABD sistemi, Amerikan Devrimi’nden sonra 1789’da anayasayla düzenlenmiştir ve bugün, Amerikan İç Savaşı’ndan sonra bile hala işlerliğini sürdürmektedir. Rusya eski düzeninden kurtulup 1917 Rus devrimiyle yeni bir düzen kurmuş, bu da 1991 yılında nispeten kansız bir devrimle sonlanmıştır. Çin’in mevcut yönetim tarzı 1949’da Çin Komünist Partisi’nin iç savaşı kazanmasıyla başladı. Bu örnekler konuyu anlamamızı sağlar.

Yaygın olarak Amerikan dünya düzeni olarak adlandırılan mevcut dünya düzeni, ABD’nin baskın dünya gücü olarak ortaya çıktığı II. Dünya Savaşı’ndaki müttefikleri ile ortak zaferinden sonra kuruldu. Ve bu küresel yönetişim ve para sistemlerinin nasıl çalışacağına ilişkin anlaşma ve antlaşmalarla düzenlendi. 1944’te dünya düzeni’nin para sistemi Bretton Woods Anlaşması ile belirlendi ve doları dünyanın önde gelen rezerv para birimi olarak belirledi.

Rezerv para birimi, dünya çapında yaygın olarak kabul edilen bir para birimidir ve bir ülkenin en zengin ve en güçlü imparatorluk haline gelmesinde önemli bir faktördür. Ortaya çıkan yeni bir egemen güç ve para sistemi ile yeni bir dünya düzeni başlar. Bu değişimler, Büyük Döngü adını verdiğim zamansız ve evrensel bir döngüde gerçekleşir.

Hızlı bir genel bakışla başlayıp, sonra size daha eksiksiz bir yorum sunacağım ve daha fazlasını istiyorsanız sizi kitabıma yönlendireyim.

Son 500 yılın en güçlü 10 imparatorluğunu ve son üç rezerv para birimini incelerken, bu beni Hollanda imparatorluğunun ve guldenin, İngiliz imparatorluğunun ve poundun yükselişi ve düşüşüne, Amerika Birleşik Devletleri imparatorluğu, doların yükselişi ve erken düşüşüne, Çin imparatorluğunun ve para biriminin düşüş ve yükselişinin yanı sıra İspanyol, Alman, Fransız, Hint, Japon, Rus ve Osmanlı imparatorluklarının önemli ölçüde yükselişi ve düşüşünün yanısıra bu çizelgede ölçüldüğü gibi çakışmalara götürdü.

Çin’in modellerini daha iyi anlamak için, Çin hanedanlarının yükselişini ve düşüşünü ve 600 yılına kadar olan paralarını da inceledim. Tüm bu ölçümlere aynı anda bakmak kafa karıştırıcı olabileceğinden, en önemli dört tanesine, Hollanda, İngiliz, ABD ve Çin’e odaklanacağım. Örüntüyü hızlı bir şekilde fark edeceksiniz. Şimdi formu biraz sadeleştirelim. Gördüğünüz gibi, aralarında 10 ila 20 yıllık geçiş dönemleri olmak üzere, yaklaşık 250 yıl süren örtüşen döngüler içinde meydana gelmişler. Tipik olarak, bu iki geçiş büyük çatışma dönemleri olmuştur çünkü lider güçler savaşmadan gerilemezler. Peki, bir imparatorluğun gücünü nasıl ölçüyorum?

Bu çalışmada sekiz ölçü kullandım. Her ülkenin toplam güç ölçüsü, bunların ortalaması alınarak elde edildi. Bunlar eğitim, yaratıcılık ve teknoloji geliştirme, küresel pazarlarda rekabet gücü, ekonomik verim, dünya ticaretindeki pay, askeri güç, finans merkezlerinin sermaye piyasaları içindeki gücü ve rezerv para birimi olarak para birimlerinin gücüdür.

Bu güçler ölçülebilir olduğundan, her ülkenin şimdi ve geçmişte ne kadar güçlü olduğunu ve yükselip yükselmediğini görebiliriz. Pek çok ülkeden gelen sekansları inceleyerek tipik bir döngünün nasıl gerçekleştiğini görebiliriz. Ve dalgalanmalar kafa karıştırıcı olabileceğinden, tipik bir imparatorluğun yükselişini ve düşüşünü yönlendiren neden-sonuç ilişkileri modeline odaklanmak için biraz basitleştirebiliriz. Gördüğünüz gibi, daha iyi eğitim tipik olarak artan yenilik ve teknoloji gelişimine ve zamanla para biriminin rezerv para birimi olarak yerleşmesine yol açar. Ayrıca bu kuvvetlerin benzer bir sırayla azaldığını ve birbirlerinin düşüşünü pekiştirdiğini görebilirsiniz.

Şimdi, bu yükselişleri ve düşüşleri üreten bir ülkede meydana gelen tipik olaylar dizisine bakalım. Özetle, büyük döngü tipik olarak büyük bir çatışmadan, genellikle bir savaştan sonra başlar, yeni lider gücü ve yeni dünya düzenini kurar. Hiç kimse bu güce meydan okumak istemediğinden, bunu genellikle bir barış ve refah dönemi izler. İnsanlar bu barışa ve refaha alıştıkça, devam edeceğine giderek daha fazla emin olurlar. Bunun için borç para alırlar ve bu da sonunda finansal bir balona yol açar. İmparatorluğun ticaretteki payı büyür. Ve çoğu işlem kendi para biriminde gerçekleştirilir, rezerv para birimi haline gelir ve bu da daha fazla borçlanmaya yol açar.

Aynı zamanda, bu artan refah, zenginliği eşit olmayan bir şekilde dağıtır. Dolayısıyla, zengin “varlıklılar” ile fakir “varlıksızlar” arasındaki servet farkı genellikle büyür. Bir süre sonra, paranın basılmasına ve zenginler ile fakirler arasındaki iç çatışmanın artmasına yol açan finansal balon patlar, bu da zenginliği yeniden dağıtmak için bir tür devrime yol açar. Bu barışçıl bir şekilde veya bir iç savaş şeklinde olabilir. İmparatorluk bu iç çatışmayla mücadele ederken, yükselişte olan dış rakip güçlere göre gücü azalır. Yükselen yeni bir güç, iç çöküntüler yaşayan baskın güçle rekabet edebilecek kadar güçlendiğinde, dış çatışmalar, genellikle savaşlar meydana gelir. Bu iç ve dış savaşlardan yeni galipler ve mağlüpler çıkar. Ardından kazananlar yeni dünya düzenini oluşturmak için bir araya gelir. Ve döngü yeniden başlar. Geriye dönüp baktığımda, bu sebep-sonuç ilişkilerinin yükseliş ve düşüş döngülerini Roma imparatorluğuna kadar götürdüğünü gördüm.

Kolektif tarihimiz olan 500 yıllık destansı hikayeyi oluşturmak için her bir bireysel hikayenin diğerleriyle harmanlandığı gibi, bu döngülerin her birinin hikayelerinin diğerleriyle nasıl öncesinde, sırasında ve sonrasında birbirine karıştığını gördüm.

Ve insan yaşam döngüleri gibi, hiç biri de tam olarak aynı değildir, ancak çoğu benzerdir. Doğumdan güce ve olgunluktan zayıflığa kadar aşamalardan geçen ve kaçınılmaz olarak azalan mantıksal neden-sonuç ilişkileri tarafından yönlendirilirler. Bununla birlikte, bu, bir kişinin yaşam döngüsünün, birçoğunun çok daha kısa ve çoğunun daha uzun olduğu fark etmeksizin, ortalama 80 yıl sürdüğünü söylemek gibidir. Yaş, gelecekteki uzun ömürlülüğün iyi bir göstergesi olsa da, sağlık göstergelerine bakmak daha iyi bir yoldur. Bunu imparatorluklar ve onların yaşamsal işaretleri ile de yapabilirsiniz. Güç değişiminin göstergelerini izleyerek, bir ülkenin hangi aşamada olduğunu görebildiğimi ve bunun da bir sonraki adımı tahmin etmemde bana yardımcı olduğunu keşfettim.

Ray Dalio, 1949 yılında New York, Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan bir yatırımcı, hedge fon yöneticisi ve hayırseverdir. Ray Dalio, dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates şirketinin sahibidir. Ocak 2018’de dünyanın en zengin 100 kişisi sıralamasına girmiştir. How the Economic Machine Works; A Template for Understanding What is Happening Now , Principles: Life & Work, Principles for Navigating Big Debt Crises ve The Changing World Order: Why Nations Succeed and Fail kitaplarının yazarıdır.

Bu metin Ray Dalio’nun YouTube sayfasında paylaştığı İngilizce videonun metninden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş