Avrupa Şüpheci Popülizm: Birlik İçerisinde Kaybolmak

Çokkültürlülük ve çeşitliliğe karşı artan kızgınlığa ek olarak, Avrupa kurumları, araştırmacılar, politikacılar, yerel yöneticiler ve STK’ların da teşvikiyle, Avrupa halkının popülist kesimleri arasında birlik söylemine karşı da büyüyen bir öfke söz konusudur. Sağ popülist liderler AB karşıtı duyguları her zaman kullanmaya çalışmıştır. Son zamanlarda ise, Avrupalı liderlerin büyüyen bir ekonomik krizle başa çıkamadıkları algısı hem sağ hem de sol kanatta, Avrupa Birliği’ne yönelik düşmanlığı daha da fazla körüklüyor. Birazdan da gösterileceği üzere, örneğin, Lega Nord, İtalya’daki Mario Monti’nin teknokratik yönetiminin Avrupalı elitlerle olan bağlarını hor gören vokal bir muhalefet yürütüyor. Marine Le Pen, Fransa cumhurbaşkanlığı kampanyasının bir parçası olarak AB’ye duyulan korkudan besleniyor.

Hollanda Özgürlük Partisi, ulusal para birimine geri dönüş çağrısında bulunmuş ve böylece Avro Bölgesi’nde, geniş bir halk desteğiyle ortak para biriminden çekilmeye karar veren ilk siyasi hareket haline gelmiştir. Daha tehlikeli olan ise, ekonomik krizin sonuçlarından korkan daha büyük bir grubun, Avrupa şüpheci popülizme mutlak destek vermemelerine rağmen sempati duymaları olabilir: yani risk, şikayetlerinin popülist hareketler tarafından ele geçirilebilmesinde yatmaktadır.[1] PEW Araştırma Merkezi’nin 2016 Bahar Küresel Tutumlar Araştırması, birçok Avrupa vatandaşının Avrupa Birliği’ne olan inancını kaybettiğini göstermektedir (Şekil 2). Bazı üye ülkelerde AB için derecelendirmeler, finansal krizin başlangıcından önceki döneme göre oldukça düşüktür (PEW, 2016).

AB’nin birçok üye devletindeki popülist partiler ve özellikle de popülist sağ partiler, Avrupa şüpheci konumlarıyla bilinir. Avrupa şüphecilikleri, 2008’den bu yana AB’yi etkileyen küresel mali krizden sonra daha da güçlenmiştir. Bu doğrultuda, düzenlenen çalışmalarında Kriesi ve Pappas (2015), durgunluğun popülist partilere ait halk desteğini arttırdığını ortaya koymaktadır. Finansal kriz öncesi ve sonrası seçim sonuçlarını karşılaştırarak, Avrupa’daki popülizmin yüzde 4.1 oranında arttığını tespit etmişlerdir. Ancak popülist partilere verilen destek bölgeden bölgeye kayda değer farklılıklar göstermektedir.

Popülist dalgalanma, Güney ve Orta Doğu Avrupa’da sistem karşıtı bir içerikle oldukça güçlenmiştir. İskandinav popülizmi de yükselmektedir, ancak bu yükseliş daha ziyade sistemik bir yapıya sahiptir; öyle ki İsveç Demokratları ve Gerçek Finler gibi popülist partiler rakiplerinin politikalarını bile desteklemektedirler. Batı Avrupa’da da popülizm finansal krizle beslenmiştir. Çok güçlü bir Avrupa şüpheci içeriğe sahip olan Fransa ve İngiltere’deki sağ popülizm, halk desteğini belirgin bir biçimde arttırmıştır (Kriesi ve Pappas, 2015: 323). Sağ popülizm Almanya’da da artmıştır ancak, bu artışın temel nedeni mülteci krizidir.

Küresel Finansal Kriz Zamanlarında Avrupalıların Coğrafi Hareketliliği

Küresel finansal kriz, AB’de vasıflı veya vasıfsız genç nüfusun Güney’den Kuzey’e ve Doğu’dan Batı’ya göçüne yol açan çeşitli demografik değişimlere neden olmuştur. Mevcut demografik değişimin net kazananları şüphesiz Almanya, İngiltere ve İsveç’tir. Bununla birlikte, AB’nin demografik yapısındaki değişiklikler, sadece göçmen gönderen AB ülkeleri için değil, aynı zamanda alıcı ülkeler için de sorun yaratmaktadır. Örneğin, yüksek-vasıflı Alman vatandaşlarının, İspanya, İtalya veya Yunanistan’dan temin edilen ucuz vasıflı emekle rekabet etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu vatandaşlar çözümü, İsviçre, Avusturya, ABD ve Büyük Britanya gibi başka bir ülkeye göç etmede bulmaktadır (Verwiebe et al. 2010).

Öte yandan, kayıpları ciddi toplumsal rahatsızlığa neden olan, yeteneklerini ve genç kuşaklarını korumak için, Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi nispeten daha fakir olan Doğu ve Güney ülkelerinin de zengin Batı ile rekabet etmesi mümkün olmamaktadır. AB’nin göç akışındaki artışına, göçmenlerin eğitim seviyesindeki artış da eşlik etmiştir.[2] Yakın zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre, yüksek öğrenim görmüş göçmenlerin Ekonomik ve Parasal Birlik içerisindeki oranı 2005 ve 2012 arasında 34’ten 41’e yükselmiştir (Jauer et al., 2014).

Özellikle güney çevresinden gelen göçmenler, daha yüksek eğitimsel başarı ve beceri düzeyleri göstermektedir.[3] GIPS’den (Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya), diğer avro üyesi ülkelere giden yüksek eğitimli göçmenler 2005 yılında yüzde 24’ten 2012’de yüzde 41’e çıkmıştır. Tüm bu göçmenler arasında istihdam sahibi yüksek-vasıflı kişilerin oranı ise yüzde 27’den 49’a yükselmiştir. Doğu-batı göçü ekseninde, aynı araştırmanın ortaya koyduğu üzere, EU-2’den (Bulgaristan ve Romanya) göç edenlerin – bu iki ülkede eğitimli olanlar olmayanlara nazaran daha fazla göç etme eğiliminde olmasına rağmen– Avrupalı emsallerine nazaran daha az eğitimli oldukları ortaya çıkmaktadır. Bu iki ülkeden gelen yüksek eğitimli göçmenlerin 2011 ve 2012 yılı arasındaki oranları, toplam göçmenlerin yüzde 24’üne tekabül etmektedir.

Dolayısıyla, hedef ülkeler beceri göçünde bir artış yaşamıştır. AB’nin kalanından yüksek-becerili işgücünün çoğunu çeken Almanya, bu konuda AB’nin lider ülkesidir. Almanya’ya yaklaşık son on yılda (2001-2011) gelmiş, yaşları 20-65 arasında değişen tüm göçmenlerin yüzde 29’u üniversite mezunuyken, ilgili rakam 2011’de, toplam nüfus içerisinde yalnızca yüzde 19’du. Genel nüfusun 25 ile 65 yaşları arasındaki yüzde 6’lık oranına karşılık, göçmenlerin yüzde 10’dan fazlası, fen, bilgi teknolojileri, matematik veya mühendislik dalında lisans derecesine sahipti.

Göç akışlarındaki kapsam ve yön değişiklikleri, AB’deki makroekonomik değişiklikleri yansıtmaktadır. Göçmenler çoğu zaman, daha önce yerleşen yurttaşlarının kullandığı mevcut yolları tercih etmektedir.[4] Bu tip iletişim ağlarının etkilerinden dolayı, genellikle göç ilk başlarda yavaşça artar ve ancak kritik bir sayıya ulaştıktan sonra yoğunlaşır. Göçmenlerin hedef ülke seçimlerini dil de etkilemektedir. Bu faktör, yurtdışında yetkinliklerine uygun bir iş arayan vasıflı işçiler için önemlidir. Bu nedenle, dil becerilerinin önemi artmış olabilir. Buna karşılık, coğrafi yakınlık ilgiselliğini kaybetmiştir. AB içerisinde işgücü göçüne ilişkin geçici kısıtlamalar da aynı şekilde çarpıklıklara yol açmıştır. Öyle ki, göçmenlik kuralları, dil ve iletişim ağı etkileri gibi birçok temel unsur, son on yılda İngiltere’ye fayda sağlamıştır. Avrupa Komisyonu için yapılan bir araştırmaya göre, 2004-2009 yıllarında AB-8’den (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya ve Slovenya) İngiltere’ye iç göçün yaklaşık yüzde 90’ı AB genişlemesi temelliyken, bu dönemde Almanya’da toplam göçün yalnızca yüzde 10’u bu hadiseyle ilgilidir (Holland et al., 2011).

Buna karşın, son birkaç yılda AB ve Avro Bölgesi içerisindeki göç büyük ölçüde ekonomi temelinde ilerlemektedir. GIIPS (GIPS+İtalya) içerisinde göçün azalması ve dalgalanması, şüphesiz bu bölgelerin işgücü piyasalarındaki bozulma ile ilişkilidir. Aynı şekilde, Almanya’nın AB’deki lider hedef ülke haline gelmesi de bir tesadüf değildir. Süregelen istihdam artışı ve düşük işsizlik oranları sayesinde – Mayıs 2014 itibariyle yüzde 5.1 – Almanya, iş arayan GIIPS kitleleri için gittikçe daha cazip bir yer haline gelmeye başlamıştır. Krizle tetiklenen göç açıkça AB-8 ve AB-2 vatandaşları tarafından domine edildiğinden, eski üye ülkelerden vatandaşların göç etmeye istekli olup olmadığına ilişkin şüpheler doğmuştur.

Bununla birlikte, yabancı işçilerin daha hareketli olmaları ve bir işgücü piyasası şoku nedeniyle işsiz kaldıklarında ev sahibi ülkelerini yeniden terk etmeye daha hazır olmaları şaşırtıcı değildir. Ayrıca, GIIPS içerisindeki kriz özellikle, doğu AB ve AB dışındaki ülkelerden gelen göçmenlerin yoğunlukla istihdam ettiği inşaat, perakende, otel ve restoran endüstrisi gibi sektörleri etkilemektedir. GIIPS’in dışındaki hatta katılan uyrukların sayısı, geçtiğimiz iki yıl içerisinde gittikçe artmıştır. Ekonomik durumun Avro Bölgesindeki göç modellerini belirgin şekilde etkilediği ve değiştirdiği açıktır. Son zamanlarda, vasıflı genç İtalyanlar Almanya’ya yönelirken, İspanyol emsallerin vatanlarından ayrılma ihtimalleri giderek azalmaktadır.

AB içerisinde gerçekleşen bu türde bir demografik değişiklik, yerel nüfusun korkularını çeşitli şekillerde beslemektedir. Bazen Almanya gibi göç alan ülkelerin vatandaşları, yaşam alanlarında artan çeşitlilikten hoşlanmama veya emek piyasasına giren ucuz işgücü ile rekabet etmekten zorlanma gibi sebeplerle, yerli halkı yücelten (nativist) özlemlere tutunarak AB vatandaşlarının artan hareketliliğine karşı kızgınlık duyabilmektedir. İspanya, İtalya, Yunanistan veya Portekiz gibi göçmen gönderen ülkelerde yaşayanlar ise, işçilerin serbest dolaşımı nedeniyle, zengin Kuzey veya Batı ile rekabet etmenin imkânsız olduğu gerçeğiyle baş etmekte zorlanabilmektedir. Her iki durumda da suçlanan daha ziyade küreselleşme veya Avrupalılaşma veya süper-çeşitlilik olmaktadır.

Küreselleşme korkusu ile Avrupa entegrasyonu korkusu arasındaki pozitif korelasyon ile ilgili bazı nicel veriler bulunmaktadır. Ağustos 2016’da AB-28’de 14.936 kişiyle Bertelsmann Vakfı’nın yaptığı nicel ankete göre, küreselleşmeden korkanların, bir referandumda Avrupa Birliği’nden ayrılmayı destekleme olasılıkları daha yüksektir (yüzde 47), yalnızca yüzde 9’u ülkelerindeki siyasetçilere güven duyuyor ve yüzde 38’i ülkelerinde demokrasinin çalışma biçiminden memnun olduğunu belirtiyordu. Dahası, küreselleşme korkusu olan insanların yüzde 57’si ülkelerinde çok fazla yabancı olduğunu düşünüyor, ancak yalnızca yüzde 29’u eşcinsel evliliğe karşı çıkıyor ve yüzde 34’ü iklim değişikliğinin bir şaka olduğunu düşünüyordu (de Vries and Hoffmann, 2016).

Irkçılıktan Nativizme

Son otuz yıl içinde, Batı Avrupa’nın göçmenlik deneyimi hem uyumlu hem de dışlayıcı toplumlar yaratma açısından oldukça verimli olmuştur. Ekonomik kriz zamanlarında, devletlerin ve çoğunluk toplumlarının dışlayıcı davranışları genellikle daha belirgin hale gelir. Söz konusu göç, çeşitlilik ve mülteciler olduğunda; ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi, yaygın tartışma konuları haline gelmiştir.

Şimdilerde ise, popülist politikacılar tarafından desteklenen nativizm (yerlilik) popüler bir dışlayıcı söylem haline gelmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa, eski sömürgeleri olan Hindistan ve Pakistan gibi Mağrip ülkelerinden gelen, çok sayıda Müslüman kökenli göçmeni ağırlamaya başlamıştır. Müslüman kökenli göçmenlerin 1970’ler itibariyle kamusal alanda görünürlüğünün artması, daha önceleri kurumsal ve idari seviyede gizlenmiş olan ırkçı politikaları da kamusal düzleme taşımıştır. Bunun sonucunda, çoğunluk toplumu tarafından, İngiliz, Fransız, Belçika ve Hollandalı fark etmeksizin, kimlik ve tanınma hakları engellenen ve reddedilen, mülteciler, “üzerinde duracak başka kökler bulmak zorunda kaldı” (Hall, 1991: 52).

Dolayısıyla İngiliz, Alman, Fransız, Belçika veya Hollanda kimliğine erişimleri engellenen göçmenler ve çocukları, kim olduklarını keşfetmeye çalışmak zorunda kalmıştır (Hall, 1991: 52). Irkçı politikalar kamusal alana aktarıldıktan sonra, nereden geldiklerini, kayıp dillerini, tarihlerini ve kültürlerini keşfetmeye zorlandılar. Tarihleri hiçbir kitapta olmadığı için, köklerini hayal gücüyle kurtarmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, genç nesiller ya da göçmen torunları, Ernest Gellner’in bir zamanlar Amerikan bağlamıyla ilgili olarak söylediği gibi, yaşlı kuşakların unutmaya çalıştığını hatırlamaya çalışırken kendilerini meşgul etmiştir:

Göçmenlerin Amerika’daki davranışlarını düzenleyen ünlü Üç kuşak yasası – torun, oğulun unutmaya çalıştığı şeyi hatırlamaya çalışır – şimdi dünyanın pek çok yerinde hiç göç etmemiş nüfuslara etki ediyor: tüm gayretiyle okulda bir şive öğrenen oğulun bir kabile insanı olarak oynama arzusu yoktur, fakat onun emniyetli bir şekilde şehirleşen oğlu, bunu yapabilir (Gellner, 1964: 164).

Bu noktada, yeni inşa edilen etnisitelerin ve dindarlıkların, temelde akrabalık, kültür, gelenek ve folklor üzerine inşa edilmiş olan önceki etno-kültürel ve dinsel kimliklerden oldukça farklı olduğu açıktır. Yeni etnisiteler ve dindarlıklar, tam aksine, alıcı toplum ve göçmenler arasındaki etkileşim biçimiyle tanımlanan, bir diyalog ve diyalektik süreciyle inşa edilir.

Başka bir deyişle, yeni etnisitelerin, yeni dindarlıkların ve yeni ırkçılıkların yükselmesi iç içe geçmiştir ve hepsi de çoğunluk toplumları ile etno-kültürel ve dinsel azınlıkların kamusal alandaki çözülmemiş karşılaşmalarının belirtileridir.

Görünüşe göre çağdaş popülizm, başka bir terimi daha oldukça popüler hale getirdi: nativizm. Oxford İngilizce Sözlüğüne göre, nativizm, yabancılara karşı yerlilerin lehine olan önyargıdır. Bugün, nativizm, yerli halkın veya yerleşmiş sakinlerin çıkarlarını, göçmenlerin çıkarlarına karşı koruyacak ve destekleyecek bir politika anlamına gelir. Son zamanlarda, kendilerini ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi suçlamalarından uzaklaştırmak için istekli görünen Brexitçiler, Trumpçılar, Le Penciler ve diğer sağ popülist gruplar tarafından da bu kullanım ilgi gördü. Nativizm kulağa daha tarafsız geliyor ve de ırk, ırkçılık, İslamofobi ve göç ile ilgili tüm olumsuz çağrışımları gizliyor (Jack, 2016). Dolayısıyla, nativist Avrupa popülizmi, siyasal sistemin etno-kültürel ve bölgesel kimliklere ihanetini kınarken; kozmopolit, küreselleşmiş elitlerin karşısına gerçek, organik, köklü ve yerel insanları koyduğunu iddia ediyor (Filc, 2015: 274).

Sonuç

Bu makalenin amacı, Avrupa’daki çağdaş popülist hareket formlarının sosyal ve ekonomik etmenlerini ortaya koymaktı. Sıklıkla, söz konusu popülist hareket ve partilere ait iştiraklerin, siyasi protestocular, tek sorun boyutlu (single–issue) seçmenler, “küreselleşmenin kaybedenleri” veya etno-milliyetçiler olduğu tahmin edilmektedir. Ancak, resim bundan daha karmaşık görünüyor.

Popülist parti seçmenleri, anaakım elitlerden hoşnutsuz, onlara karşı güvensiz ve en önemlisi de küreselleşmenin belirtileri olarak algılanan göçmenliğe, yükselen etno-kültürel ve dinsel çeşitliliğe düşmandır. Ekonomik olarak güvensiz hisseden bu vatandaşların düşmanlıkları da temelde göçmenlerin ve azınlık grupların, kendi ulusal kültürlerini, sosyal güvenliklerini, toplumu ve yaşam tarzlarını tehdit ettikleri düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Bu gruplar, popülist partilerin destekçileri tarafından, ulusun sosyal, politik, kültürel ve ekonomik birliği ile homojenliğini tehdit eden bir güvenlik mücadelesi olarak görülüyor. Bu vatandaşların temel kaygısı yalnızca devam eden göç ve mülteci krizi değildir; aynı zamanda çoğunlukla Batı Avrupa ülkelerine yerleşmiş bir azınlık grubu hakkında da endişeliler: Müslümanlar. Müslüman karşıtı düşünce, popülist aşırılık yanlıları için önemli bir destek faktörü haline gelmiştir. Bu, göçmenlik sayısının azaltılması veya sınır kontrollerinin sıklaştırılması gibi yalnızca göçmenlik temelli endişelere başvurmanın yeterli olmadığını göstermektedir. Bu tip siyasi partilerin takipçileri arasında, çeşitlilik içinde kaybolma duygusuna neden olan küreselleşmenin belirtilerine duyulan kızgınlık da popülizmin itici güçlerinden biri gibi görünüyor.

Çağdaş popülist söylem biçimlerinin ikinci bir bileşeni de popülizm taraftarlarının mevcut siyasi ve ekonomik krizin kaynaklarından biri olarak gördüğü Avrupa Birliği’ne duyulan kızgınlığın büyümesidir.

Devam eden mülteci krizi ve artan terör dalgalarının tetiklediği bu türde bir yapısal, politik ve ekonomik kriz döneminde, Avrupa’nın çoğunlukla düşük eğitimli, 30-50 yaş aralığı grubunda erkek, kırsal ve işsiz kesimlerinden artan sayıda vatandaşının, milliyetçilik, yerelcilik ve Avrupa şüpheciliğiyle daha fazla ilişkili olacağı muhtemeldir. Yakın zamanda, birlik içinde kaybolma duygularından çıkar sağlamaya yatırım yapan popülist siyasi liderler için de Avrupa Birliği’nin ulus ötesi karakteri, eleştirinin odak noktalarından biri haline gelmiştir.

Aynı zamanda, popülist siyasal tarzın; kültürel, etnik, dinsel ve uygarlıksal olandan fayda sağlayan neoliberal yönetim biçimlerinin yükselişiyle birlikte yaygınlaştığı ileri sürülmüştür. Batı’daki kültürel-dinsel söylem üstünlüğünün, toplumların dini farklılıkları içerisindeki birçok sosyal, politik ve ekonomik çatışmayı şekillendirmesi de muhtemeldir.

Göçmenlerin ve göçmen soyundan gelenlerin karşılaştığı yoksulluk, dışlanma, işsizlik, okuma yazma bilmeme, siyasi katılım yoksunluğu ve entegrasyon isteksizliği gibi birçok sorun, basmakalıp bir şekilde Batı’nın laik norm ve değerleriyle ihtilaflı görülerek, İslami geçmişlerine atfedilmektedir. Dolayısıyla, bu makale, “İslamofobizmin”, neoliberal çağın sosyal ve politik çelişkileriyle ilgilenen kilit bir ideolojik biçim olduğunu ve bu türde bir kültürelleştirmenin, jeopolitik düzenin yanı sıra göçle ilgili eşitsizliklere de gömülü olduğunu savunmuştur.

Siyasi, sosyal ve ekonomik çatışmaların kültürelleştirilmesi – popülist retorikten medet uman bireyler için dünyada neler olup bittiğini öğrenmenin basit bir yolu olarak – her türlü yapısal sorunun kültürel ve dini etkenlere indirgendiği popüler bir spor haline gelmiştir.


*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş ve iceriklere açık bir platformdur. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.



Dipnotlar

[1] Marley Morris’in yayınına bakılabilir: ‘‘Europp’’ – European politics and policy, web günlüğü içerisinde, ‘‘European leaders must be wary of rising Eurosceptic populism from both the right and the left’’, The London School of Economics and Political Science, 26 Mart 2012. 

[2] Yükseköğretime sahip ortalama nüfus 2004’te yüzde 19,5’ten 2013’de yüzde 24,7’ye yükselmiştir. Çevre ülkeler arasında, Portekiz, son on yılda yüzde 59’luk bir oranla mezun sayısındaki en büyük artışı görmüştür. Bu oranı İrlanda ve İtalya, sırasıyla yüzde 44 ve yüzde 43 ile takip etmiştir.

[3] Deutsche Bank Research, ‘The Dynamics of Migration in the Euro area,’ https://www.dbresearch.com/PROD/DBR_INTERNET_ENPROD/

PROD0000000000338137/The+dynamics+of+migration+in+the+euro+area.PDF

[4] Göç çalışmalarında Network Teorisiyle ilgili detaylı bir tartışma için bknz: Thomas ve Znaniecki (1918), Castells ve Cardoso (2005), ve King (2012). 


Referanslar

Brown, Wendy (2006). Regulating Aversion: Tolerance in the Age of Identity and Empire. Princeton: Princeton University Press.

Carr, Matt (2006). ‘You are now Entering Eurabia,’ Race & Class, 48(1): 1–22

Castells, Manuel ve Gustavo Cardoso eds. (2005). The Network Society: From Knowledge to Policy. Washington, DC: Johns Hopkins Center for Transatlantic Relations.

Council of Europe (2004). ‘Islamophobia’ and its consequences on Young People’ Report by Ingrid Ramberg, European Youth Centre Budapest (1–6 June), Budapest.

Dettke, Dieter (2014). ‘Hungary’s Jobik Party, the challenge of European Ethno-nationalism and the future of the European Project,’ Reports and Analyses 3, Warsaw, Cebtre for International Relations, Wilson Centre.

de Vries, Catherine and Isabell Hoffmann (2016). ‘Fear not Values: Public Opinion and the Populist Vote in Europe,’ Survey Report eupinions 3. Berlin: Bertelsmann Stiftung. https://www.bertelsmann-stiftung.de/fileadmin/files/user_upload/EZ_eupinions_Fear_Studie_2016_DT.pdf

Euractiv (2012). ‘Belgian far-right emulates the Dutch xenophobic website,’ 11 April.

Filc, Dani (2015). ‘Latin American inclusive and European exclusionary populism: colonialism as an explanation,’ Journal of Political Ideologies, 20, No. 3: 263-283.

Fortuyn, Pim (2001). De islamisering van onze cultuur. Uitharn: Karakter Uitgeners.

Gans, Herbert (1995). The War Against the Poor: The Underclass and Antipoverty Policy. New York: Basic Books.

Gellner, Ernest (1964). Thought and Change. London: Weidenfeld and Nicolson.

Golden Dawn. (2012a). ‘Positions: political positions,’ available online at: http://www.xryshaygh.com/index.php/kinima/thesis

Golden Dawn. (2012b). ‘Positions: ideology,’ available online at: http://www.xryshaygh.com/index.php/kinima/ideologia

Golden Dawn. (2012c). ‘Statutes of the Political Party named ‘People’s Association –Golden Dawn’, Athens.

Hall, Stuart (1993). ‘The Question of Cultural Identity,’ S. Hall et al. (der.), Modernity and Its Futures. Cambridge: Polity Press.

Hall, Stuart (1991). ‘Old and New Identities, Old and New Ethnicities,’ in Anthony D. King (ed.), Culture, Globalization and the World-System. London: Macmillan Press.

Holland, Dawn et al. (2011). ‘Labour mobility within the EU – The impact of enlargement and the functioning of the transitional arrangements.’ Final Report

Jack, Ian (2016). ‘We called it racism, now it’s nativism.’ The Guardian, 12 November 2016, available at https://www.theguardian.com/commentisfree/2016/nov/12/nativism-racism-anti-migrant-sentiment?CMP=share_btn_tw

Jauer, Julia et al. (2014). ‘Migration as an Adjustment Mechanism in the Crisis? A Comparison of Europe and the United States.’ IZA Diskussion Paper No. 7921.

Kaya, Ayhan (2001) ‘Sicher in Kreuzberg’: Constructing Diasporas, Turkish Hip-Hop Youth in Berlin, Bielefeld, Transcript Verlag.

Kaya, Ayhan (2010). ‘Migration debates in Europe: migrants as anti-citizens’, Turkish Policy Quarterly, Vol.10, No.1: 79-91.

Kaya, Ayhan (2011). ‘Islamophobia as a form of Governmentality: Unbearable Weightiness of the Politics of Fear,’ Working Paper 11/1, Malmö Institute for Studies on Migration, Diversity and Welfare, Malmö University (December).

Kaya, Ayhan (2012a). ‘Backlash of Multiculturalism and Republicanism in Europe,’ Philosophy and Social Criticism Journal, 38: 399-411.

Kaya, Ayhan (2012b), Islam, Migration and Integration: The Age of Securitization. London: Palgrave.

Kaya, Ayhan (2015a). ‘Islamization of Turkey under the AKP Rule’ Empowering Family, Faith and Charity,’ South European Society and Politics, 20/1, p.47-69,

Kaya, Ayhan (2015b), ‘Islamophobism as an Ideology in the West: Scapegoating Muslim-Origin Migrants,’ in Anna Amelina, Kenneth Horvath, Bruno Meeus (eds.), International Handbook of Migration and Social Transformation in Europe, Wiesbaden: Springer, Chapter 18.

Kaya, Ayhan and Ayşegül Kayaoğlu (2017 Forthcoming). ‘Individual Determinants of anti-Muslim prejudice in the EU-15,’ International Relations (Uluslararası İlişkiler Dergisi), Vol. 14, No. 53

King, Russell (2012). ‘Theories and Typologies of Migration: An Overview and a Primer,’ Willy Brandt Professorship Working Paper Series, Malmo Institute for Studies of Migration, Diversity and Welfare, Malmö.

Le Pen, Marine (2012). Pour que vive la France. Paris: Éditions Grancher.

Lipset, Seymour Martin (1960). Political Man: The Social Bases of Politics. Garden City, NY: Doubleday.

Morris, Marley (2012). ‘European leaders must be wary of rising Eurosceptic populism from both the right and the left’ on the blog ‘Europe’ – European Politics and Policy, The London School of Economics and Political Science, 26 March.

Mudde, Cas (2004). ‘The Populist Zeitgeist’, Government and Opposition. Volume 39, Issue 4: 541- 563.

Mudde, Cas (2007). Populist Radical Right Parties in Europe, Cambridge University Press.

Mudde, Cas (2016). ‘How to beat populism: Mainstream parties must learn to offer credible solutions,’ Politico (25 August), http://www.politico.eu/article/how-to-beat-populism-donald-trump-brexit-refugee-crisis-le-pen/

Mudde, Cas (2016b). On Extremism and Democracy in Europe. London: Routledge.

Myrdal, Gunnar (1963). Challenge to Affluence. New York: Pantheon.

Pelinka, Anton (2013). ‘Right-Wing Populism: Concept and typology,’ in Ruth Wodak, M. Khosvanirik and B. Mral (eds.), Right-Wing Populism in Europe: Politics and Discourse, London: Bloomsbury: 3- 22.

PEW, Pew Research Centre (2016). ‘Spring Global Attitudes Survey 2016.’ file:///C:/Users/ayhan.kaya/Downloads/Pew-Research-Center-EU-Refugees-and-National-Identity- Report-FINAL-July-11-2016.pdf

Pfaff-Czarnecka, Johanna (2009). ‘Accommodating Religious Diversity in Switzerland’, P. Bramadat and M. Koenig (eds.), International Migration and the Governance of Religious Diversity, Montreal and Kingston: McGill-Queen’s University Press.

PVV (2012). Hun Brussel, óns Nederland, Partj voor de Vrijheid parliamentary election manifesto, 2012.

Rosaldo, Renato (1989). Culture and Truth: The Remaking of Social Analysis. London: Routledge.

Runnymede Trust (1997). Islamophobia: A Challenge for Us All. London: Runnymede Trust.

Russon, John (1995). ‘Heidegger, Hegel, and Ethnicity: The Ritual Basis of Self-Identity’, The Southern Journal of Philosophy XXXIII: 509-532.

Saracoglu, Cenk (2011). ‘Islamic Conservative Nationalism’s Projection of a Nation: Kurdish Policy during JDP’s rule’ (in Turkish). Praksis, No. 26: 31–54.

Sarrazin, Thilo (2010). Deutschland schafft sich ab: Wie wir unser Land aufs Spiel setzen. Munich: DVA Verlag.

Taguieff, Pierre-André (1995). ‘Political Science Confronts Populism: From a Conceptual Mirage to a Real Problem,’ Telos 103: 9-43.

Taguieff, Pierre-André (1988). La force du préjugé: Essai sur le racisme et ses doubles. Paris: la Découverte.

The Guardian (2011). ‘UK riots were product of consumerism and will hit economy,’ says City broker, 22 August.

The Spectator (2012). ‘Will the fall of the BNP mean a rise in racial violence,’ 10 March.

Thomas, William I. ve Florian Znaniecki (1918-1920). The Polish Peasant in Europe and America. Boston: William Badger.

Verwiebe, Roland, Steffen Mau, Nana Seidel and Till Kathmann (2010). ‘Skilled German Migrants and Their Motives for Migration within Europe,’ International Migration and Integration 11: 273-293. DOI 10.1007/s12134-010-0141-9

WEF, World Economic Forum (2008). ‘Islam and the West: Annual Report on the State of Dialogue,’ Gallup Survey Report, World Economic Forum, Geneva (January).

Weinthal, Ben (2006). ‘Germany: A No-Go Area? New wave of hatred for foreigners, immigrants, Black Germans, and German Jews’, Z Magazine Online, Vol. 19, No. 12 (December): http://zmagsite.zmag.org/Dec2006/weinthalpr 1206.html

Whitehead, Chris (2016). ‘Critical Heritages (CoHERE): performing and representing identities in Europe Work Package 1 Critical Analysis Tool (CAT) 2: how to analyze museum display: script, text, narrative,’ http://digitalcultures.ncl.ac.uk/cohere/wordpress/wp-content/uploads/2016/10/WP1-CAT- 1.2.pdf