temel demirer

“Senden başka hiç kimse senin kurtarıcın olamaz.”[1]

Yedi iklim dört bucaktaki sürdürülemez kapitalist vahşet tablosunda yaşananlar, ilk elden Fernando Pessoa’nun, “Aşağılık bir yer bu dünya”;[2] Arthur Schopenhauer’ın, “Ne kadar üzücü, bu kadar dibe batmış bir çağda yaşamak,”[3] tespitlerini bir kez daha doğrularken; 1529’da İtalya’nın Ascoli Piceno kasabasında bir duvara yazılmış “Yapabilen istemiyor, isteyen yapamıyor, bilen yapmıyor, yapan bilmiyor ve dünya böyle kötüye gidiyor,” diyen yazıyı anımsatıyor.

Lakin her şeye rağmen Louis Althusser’in, “Gelecek uzun sürer,” vurgusunun bilincinde olanlar için William Shakespeare’in, “Yüreğiniz ferah olsun, olabildiği kadar. En uzun gecelerin de bir sabahı var,” uyarısı hâlâ geçerliliğini koruyor.

“Burkanın karanlığını seviyorum” diye Fransa’dan gazel okuyan “sosyolog unvanlı” Nilüfer Göle gibilere inat, “Bunlardan neden mi söz ediyorum?” Mahsa Amina ile 16 yaşındaki Nika Shakarami’nin, 20 yaşındaki Masih Alinejad’nin vd’lerinin yaşamlarıyla onurlandırdıkları İran devrimci başkaldırısından ötürü…

“İran, molla rejimine meydan okuyan bir Z kuşağı ayaklanmasıyla kaynıyor,”[4] türünden kolaycı izahları bir kenara itersek; İran’da kadınların, ezilenlerin mollarşiye başkaldırısı devrimcidir.

İran rejiminin ABD’ye “karşı olduğu iddia”sı ya da emperyalizm İran’daki devrimci eyleme “destek veriyor”(!) türünden lafazanlıkları ayaklanmanın haklılığını gölgeleyemez.

Bu isyandır; haklı ve devrimcidir; zulme karşı özgürlükten yanadır; saf tutulması gereken taraf mollaların statükosu değil, İran sokaklarındaki başkaldırıdır, her zaman olduğu gibi![5]

Kim bilir belki bu sefer de sonuca ulaşılamayabilir; ama borsacılar gibi risk hesapları yapıp, ortamı koklayarak davranamayız! Durulması gereken yer Mahsa Amina’ların safıdır.

Hem de eylemlerin tamamının rejime karşı bir başkaldırı olduğunu kaydeden Prof. Abbas Vali’nin, “Bu başkaldırı İslâm devletinden vazgeçip, yeni bir devletin oluşması için yapılan bir ayaklanmadır,”[6] vurgusundaki üzere…

Bu elbette kolay değil; ancak, “Baskıcı iktidarlar korkunun bulaşıcı olduğunu bilir, bu yüzden toplumun korkularını sürekli diri tutmaya çalışırlar. Onların bilmediği, cesaretin de bulaşıcı olduğudur. Bu yüzden hayatın ve dünyanın gözlerinin içine bakarak cesaretle konuşmalıyız. O kelimelerin bizden başka sahibi yok! Bunu hiç unutmamalıyız,” Murathan Mungan’ın ifadesiyle….

MOLLARŞİ -“AMA”SIZ, “FAKAT”SIZ!- KARŞI-DEVRİMDİR

Farklı tarihsel kesitlerde “İran’da umut kazandı”;[7] “Muhafazakâr egemenlik kırıldı, İran’ın bölgede önü açıldı”;[8] “İran’ın seçimi ‘kontrollü’ değişim,”[9] türünde karşılıksız beklentilere inat, şunun altını ısrarla çizmek gerek: Mollarşi -“ama”sız, “fakat”sız!- bir karşı-devrimdir; pastarların, besiç’lerin toplum üzerinde estirdiği terör ile!

Evet, “İran Devrimi” olarak anılan tarihsel “olay” aslında bir karşı-devrimdi. Devrim, 1970’lerin ikinci yarısında patlak veren, işçilerin, kent yoksullarının ayaklanmalarıyla, üniversitelerden, meslek odalarından yükselen ekonomik demokratik taleplerle başladı; 1978’de işçi hareketinin yaygın katılımıyla, grevlerle, hatta genel grevlerle, silahlı sol örgütlerin eylemleriyle devam etti ve Şah rejimini devirdi. Bu devrimci süreç içinde yükselen siyasal İslâm hareketi devrimci dalgayı adım adım etkisi altına aldı, devrimci unsurları tasfiye etti, bir karşı-devrimle kendi rejimini kurdu.

İsyan Şah’a karşı gerçekleştirildi. Şah’a karşı ayaklananlar arasında komünistler, liberaller ve İslâmcılar vardı, devrim sürecinin sonunda İslâmcılar baskın çıktı. Şah’ın İran’dan ayrılışı sonrası yapılan sözde seçimlerde, başı açık kadınların, laik erkeklerin oy vermesini önlemek için sandıklar camilere kuruldu. İslâmcı siyaset adım adım kurumsallaştı.[10]

Siyasal İslâm ve lideri Humeyni gerek devrimci süreçten önce gerekse devrimci süreç boyunca, çok farklı toplumsal tabakalara ve temsilcilerine, onlar ne duymak istiyorlarsa onu söyledi. Humeyni, propaganda mesajını “anti-emperyalizm”, yolsuzluklar, “Şah rejiminin baskıcı karakteri” üzerine kurdu; herkese, ateistlere bile özgürlük getirecekti.

Kapitalist özünden soyutlanmış bir anti-emperyalizm, ya da yolsuzluklar ve özgürlük talepleri, siyasal İslâmın gerçek projesini saklamasına, devrim sürecinin içinde karşıdevrimci bir toplumsal hareket inşa etmesine olanak verdi.

Liberal entelijensiya kadar sol örgütler de Humeyni’nin sunduğu anlatıyı kabul etmeyi, desteklemeyi seçtiler. Karşı-devrim egemen olduktan ve şiddet dönemine geçildikten sonra, onlar da “aldatıldık” diyeceklerdi.[11]

1990’lı yıllardan itibaren 2009’da ardında yüzlerce ölü bırakarak bastırılan Yeşil Devrim’den, 2017-2018 Ayaklanması’na İslâmî (Karşı-) Devrim’e karşı başkaldırılar süreklilik kazandı.

İran karşıdevriminin, dinci/faşist devleti kurarken ilk uygulaması kadınları çarşafa girmeye zorlamak oldu. Kadınlar bu zorlamaya karşı 1979’da ayaklandılar, direniş beş gün sürdü ve bastırıldı. Kimi şaşkın solcuların “daha önemli konular var” diyerek dinci/faşist rejimin bu kurucu edimine ilgisiz kalmaları yenilgiyi hızlandırdı. Rejim bu başarısını 1980’de yasalaştırdı; o sırada solu da imha etmeye başlamıştı. 

Kadınların direnişinin bastırılması, toplumunun disiplin altına alınmasını, solun katledilmesini kolaylaştırdı. Nasıl, feodalizm dağılırken oluşan kilise karşıtı, özgür/gezici proleter toplulukların (komünlerinin) baskı ve disiplin altına alınarak işçileştirilmesi önce kadınların ezilmesiyle gerçekleştiyse, nasıl kapitalist toplum bu baskının üzerinde şekillendiyse, mollaların faşist rejimi de kadınların başına basarak kuruldu. Gerçekten de daha sonra Ayetullah Humeyni “İslâm devriminin tek başarısı kadınları örtmek olsaydı, bu bile yeterliydi” diyecekti.

Molla karşıdevriminin kurduğu dinci/faşist devlete karşı bugüne kadar yaklaşık 20 isyan dalgası yaşandı. Bunlar ekonomik ve siyasi nedenlerden kaynaklandılar, her seferinde molla rejiminin sözde ılımlı reformist kanadından şu veya bu düzeyde etkilendiler. Rejim bu isyanların hepsini çok zorlanmadan bastırdı. Ancak, bu kez farklı. 

Dinci faşist rejim, öncelikle kadını baskı altında tutmaya dayanıyor ama, 20 yıl içinde toplumda iki önemli değişim yaşandı. Birincisi, kadınların ve genç kızlar arasında eğitim düzeyi hızla yükseldi. Üniversite mezunlarının çoğunluğu artık kızlardan oluşuyor. Buna karşılık kadınların işgücüne katılımı hâlâ yüzde 17 düzeyine seyrediyor. İkincisi, internet ve sosyal medya alanı geniş kitlelerin hızla bilgilenme ve harekete geçme olanağını artırdı. 

Molla rejimi bu iki gelişmenin çok patlayıcı bir karışım oluşturduğunun farkında. Yılbaşında rejimin güvenlik güçleri için hazırlanan 219 sayfalık bir raporda, İranlı kadınların yüzde 62’sinin rejimin giysi kurallarına karşı olduğu saptanıyor. Rapor, rejimin ideolojik etkisinin kaybolmasını, toplum üzerindeki kontrolünün zayıflamasını önlemek için, ruhban sınıfı ve ordunun, İslâm cumhuriyetine özgün karakterini (“hakikâtini”-y.n) veren birliğinin simgesi olan başörtüsünün, daha sıkı dayatılması gerektiğini savunuyor. Rapor, bu ideolojik etkinin hızla ve tehlikeli biçimde zayıflamasından, İran toplumunun, ülkenin liderlerinin görüşlerinden kopmaya başlamasından korkuyor. Rapor, “başa dönerek”, “kalpleri ve akıllar”ı kazanmak istiyor. Bu olmazsa, kamusal alanda, bilişim uzayında, denetimi artırmak, ahlâk devriyesini, video ile izlemeyi yoğunlaştırmak, “ikna merkezleri” açmak, boyun eğmeyen kadınların internetini kesmek, hicap kuralına uymayanlara, hatta hicap karşıtı mesaj yayımlayanlara iki yıla kadar hapis cezası getirilmesini öneriyor.

Ordunun yeni propaganda ve ideoloji komiseri Ali Saidi’nin Tasnim Haber Ajans’ında yayımlanan bir söyleşisindeki uzlaşma arayan ifadeleri, İçişleri Bakanı Jahromi’nin “Protesto gösterilerinin daha düzenli biçimde yapılabilmesini sağlayacağız” sözleri rejimin liderliğinin özgüveninin sarsıldığını, bastıramayacağını anladığı öfkeyi yönetme umudunu belgeliyor. 

Kadınların dışındaki toplum kesimlerine, konulara sıçramaya, petrol işçilerini de içine çekmeye başlayan son isyan, rejimin “yumuşak karnına” denk gelen bir engeli temsil ediyor, rejimin yolun sonuna geldiğini haber veriyor.[12]

Bu isyan, İran’ın merkezinde değil, kimi zaman “iç sömürge” olarak da tanımlanan Kürt bölgesinde patlak verdi, ülkeye yayıldı. İsyana farklı etnik gruplardan kadınlar birlikte önderlik ettiler, erkekler ve öğrenciler de katıldı. Bazı sanatçılar, akademisyenler, sporcular ve de işçi liderleri isyanla dayanışma açıklamaları yayımladılar ama henüz bir grev dalgası söz konusu değil.

Diğer taraftan, internet üzerinden 40 binden fazla kişiye ulaşarak yapılan bir kamuoyu yoklaması, İran halkında laiklik talebinin güçlendiğini gösteriyor. Katılanların yüzde 68’i dini “reçetelerin”, yasama ve yürütme süreçlerinden dışlanmasından yana, yüzde 72’si kadınlara hicap, peçe dayatmasına karşı olduğunu söylemiş. 

İran’da kadınların önderliğinde başlayan, hızla 100’den fazla kent ve kasabada yankılanan protesto eylemlerine yönelik olarak mollarşinin orduyla polise dağıtılan “acımadan ve büyük şiddetle bastırın” talimatına ilişkin basına sızmış bir belge var.[13]

EKONOMİK HAL, YAŞAM, DEVLET TERÖRÜ

Nasrin Afzali’nin, “İran rejimi Taliban’dan farksız”[14] derken; milletvekillerinin, hükümet karşıtı gösterilerin ardından muhalefet liderlerinin asılmalarını isteyebildiği[15] İran’daki duruma ilişkin ilk saptama rejimin niteliğine dair olmalı!

Şiî inancına göre XII. imam olan Mehdi, ahir zamanda yeryüzüne gönderileceği peygamber tarafından müjdelenen kişiyken; Mesih (İsa) ile birlikte yeryüzünde Deccal’e karşı savaş verecek ve kazanılacak olan savaşın sonunda insanlık doğru yolu bulup hidayete ereceği inancına temellenmiş[16] “İran İslâm Cumhuriyeti” ifadesi kendi içinde çelişki içerir. Teokratik bir devlet aynı zamanda bir cumhuriyet olamaz. Çünkü cumhuriyet halk yönetimi anlamına gelmektedir.

Teokrasi din devleti anlamına gelir. Din devletinde halk değil, ruhban sınıfı, din adına ülkeyi yöneten oligarşik odaklar egemen olur. Teokrasi gücünü halktan değil, dinden, Tevrat’tan, İncil’den, Kur’an’dan, peygamberden, Tanrı’dan, Allah’tan alır. “Teos” antik Yunanca Tanrı anlamına gelir.

Devletin dininin İslâm olduğu bir ülkede, yani laikliğin olmadığı ve teokrasinin geçerli olduğu bir ülkede, cumhuriyet ve demokrasi olmaz.

İran’da yıllardır gerçekleşen sözde seçimler göstermelik seçimlerdir. Çünkü İran’daki teokratik, dinci, İslâmcı ve laiklik karşıtı anayasaya uymayan kişiler seçimlerde aday olamaz. İran’ın anayasası ve yasaları cumhuriyete ve demokrasiye aykırı olduğu için, bu ülkede gerçekleşen devlet başkanlığı, belediye başkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin hiçbir anlamı ve önemi yoktur.[17]

Otokratik bir keyfiliğin egemen olduğu İran’da sivil kıyafetli ahlâk polisi, korkuya neden olurken; herkesin kendilerini ihbar edebilecek bir polis olabileceğini düşünen vatandaşlar birbirine şüpheyle bakıyor.[18]

Spor karşılaşmalarını erkeklerle kadınların birlikte izlemesinin yasak olduğu İran’da, voleybol milli takımının maçına girmeye çalışırken tutuklanan Britanya-İran vatandaşı kadının, hapis cezasına çarptırıldığı[19] İran’da Arap asıllı şair ve insan hakları eylemcisi Haşim Şabani,[20] “Allah’ın düşmanı” olmakla suçlanarak idam edilirken;[21] muhalefet liderlerinden Mehdi Kerrubi’nin evinin camları kırılabiliyor.[22]

Ya da İran’ın ruhani lidere karşı çıkan isimler tutuklanıyor.[23] İran seçim komisyonu, reformcu üç partinin 2012 genel seçimlere katılmasını yasaklıyor.[24] İran’daki muhalefetin öncüleri Musavi ve Kerrubi Tahran’daki Haşmetiye Cezaevi’ne gönderiliyor.[25]

Keyfiliğin tavan yaptığı İran’ın ekonomik hâli de perişanken; yolsuzluklar da giderek büyümektedir.[26]

80 milyon nüfuslu İran’da yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı nüfusun yüzde 40’ını geçerken, işsizlik yüzde 20’nin üzerindeyken;[27] krizin bedelini işçi ve emekçiler ödüyor.

Resmi enflasyon yüzde 51’i aşarken, emekçilerin alım gücü her geçen gün düşüyor. Doğru düzgün açıklanmayan işsizlik verilerine göre, gençlerin yüzde 23’ü işsiz. Toplam işsizlerin yüzde 43’ünü üniversite mezunları oluşturuyor.[28]

Yüzde 40’ları bulan enflasyonuyla[29] İran’da belediyeye bağlı taşeron işçiler 2018 yılında, günde 8 saat çalışıp 37 TL kazanıyorlarken;[30] paranın değerini yarı yarıya kaybettiği bir coğrafyaydı İran…[31]

Bu tablo Ghader Anari’nin ifadesiyle, “İran’da fay hatlarını derinleşiyor”ken;[32] itirazlara, ayaklanmalara devlet katliamla yanıt veriyor; bunun için de Pasdarlar (Devrim Muhafızları) ve Besic kullanılıyordu.

İran’da Sûpay Pasdarlarına ve rejimin çıkarları için çalışan Besic, (Rejime bağlı maaşlı paramiliter güçler) halk direnişlerin bastırmak, rejim için çalışıp katliam yapmak için kullanılan bir güç. Besicler, iktidara karşı bütün tehlikeleri ortadan kaldırmak için maaşla çalıştırılan paramiliter güçlerdir. İran rejimi de Besic güçlerine zor durumlarda büyük bir inisiyatif vermiş, işledikleri suçlar için bir ceza kanununu da bulunmuyor.

Besic örgütlenmesi 26 Kasım 1979 yılında, Ayetullah Humeyni tarafından kuruldu. Yıllardır İran rejiminin silahlı güçleri arasında örgütlenirken, İran ile Irak arasındaki 8 yıllık savaşta Besiclere silahlar verilip, ön cephelerde savaştırıldı. Besicler kendilerine gönüllü birlikler dese de daha sonra İran rejiminin ordusu altında silahlı eğitimler aldı.

Besic örgütlenmesinin toplumda da önlerini açacak resmi kanunlar var. Okul, üniversite, kurum, hükümet kurumları, üslerde, dini kurumlarda ve daha birçok yerde Besicler yer alır. Bu kurumlarda aynı zamanda üyeler ya da yetkili kişiler bulunduruyorlar. Besicler, maaş karşılığında çalışır ve maddi olarak da ayrıcalıklar tanınır. Yine devlet kurumlarında, iş bulmada ya da başka konularda Besiclere öncelik tanınır.

İran rejimi 1979 yılından bu yana içteki kaos, direniş ya da iç savaş tehlikesi gibi durumları bastırmak için Besicleri kullandı. Halka dönük saldırılarda ve özellikle İran rejiminin öğrencilere dönük saldırılarında bu güç kullanıldı. Besic güçleri İran rejiminin zor durumlarında geceleri alanlara çıkıyor, gündüzleri ise ortadan kayboluyor. Ne yapsalar da önlerini alacak kimse yok. Halka dönük saldırılarda, ölüm ve katliamlarda ise İran rejimi kendi sorumluluğunu bu güç üzerine atıyor. Ancak Besicleri engelleyecek, tutuklayacak ya da hesap soracak bir kanun ise bulunmuyordu.[33]

Ayrıca İslâm Devrim Muhafızları (İDM), 1979 Devrimi ile kurulan İslâmi rejimi iç/dış tehditlerden korumaktan sorumlu, son derece seçkin, 125 bin kişilik bir askeri güç. Yaklaşık 90 bin mensubu olduğu söylenen paramiliter Besiç milisini de kontrol ediyor. Sadece bu değil tabii, özellikle İran dışındaki operasyonlarla adını duyuran Kudüs Güçleri de İDM’ye bağlı.[34] Devrim Muhafızları’nın ülke ekonomisinde de ağırlıklı rolü var; örneğin petrol işletmelerinin büyük bölümü onların kontrolü altında.

Konuyla bağıntılı olarak Uluslararası Af Örgütü (AI) raporuna göre İran’da her türlü işkence mevcut: Kırbaçlama, elektrik verme, zor pozisyonlarda durmaya zorlama, sahte infazlar vb.’leri gibi…

‘Deutsche Welle’ haberine göre raporda gözaltındaki protestoculara “dayak”, “kırbaçlama”, “elektrik verme”, “zor pozisyonlarda durmaya zorlama”, “sahte infazlar yapma”, “su altında tutarak nefessiz bırakma”, “cinsel şiddet”, “zorla kimyasal madde verme” ve “sağlık hizmetlerinden yoksun bırakma” gibi yöntemlerle işkence uygulandığı belirtildi.

Af Örgütü ayrıca tutuklulara “cinsel şiddet” uygulandığını kaydederken;[35] İran cezaevlerindeki siyasi tutuklular, hükümetin kendilerine tecavüz etmeleri için suçlulara prezervatif dağıttığını iddia ettiler.

‘The Guardian’ın haberinde, İranlı mahkûmlar ve tutuklu siyasi eylemcilerin aileleri tarafından yazıldığı belirtilen mektuplarda, İranlı yetkililerin, bilerek toplu tecavüzü kolaylaştırmakla ve bunu bir cezalandırma biçimi olarak kullanmakla suçlandığı bildirildi.

Mektuplarda, gardiyanların ülkede kötü üne sahip cezaevlerinde suçlulara prezervatif dağıttıkları ve bu kişileri, onlarla birlikte aynı hücrelerde tutulan genç muhalif erkek eylemcilere sistematik biçimde tecavüz etmeye teşvik ettikleri söylendi.[36]

Ayrıca İran gazeteleri Salman Rüşdi’yi bıçaklayan saldırgan Hadi Matar’i överken;[37] Salman Rüşdi’yi İran’ın ve Selefi İslâm’ın hedefi hâline getiren dini lider Ayetullah Humeyni ölüm fermanı yanında Rüşdi’yi öldürene üç milyon Amerikan doları ödül vaat etmişti.[38]

İran’daki El-Mustafa Üniversitesi Öğretim Üyesi Hüccetül İslâm Halid Gafuri, Mehr Haber Ajansı’na verdiği demeçte, İmam Humeyni’nin tarihi kararını değerlendirmiş ve “İmam Humeyni, söz konusu fetvayı hiçbir zaman göz ardı etmedi ve onu vefatına kadar değiştirmemiştir” demiş ve eklemişti:

“Elbette fetvanın yerine getirilmesi Müslümanların bizzat gidip Rüşdi’yi katletmesi anlamına gelmez. Müslümanlar en azından onun çirkin eylemini bazı faaliyetlerle kınayabilirler. Günümüzde Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimize (SAV) yapılan hakaretlerin sebebi fetvanın göz ardı edilmesidir. Salman Rüşdi yaptıklarından asla pişman olmadı ve tövbe bile etmedi, bu yüzden çıkarılan fetva hâlâ geçerlidir.”[39]

Kim ne derse desin, İran’daki mollarşik dikta işkenceci bir yasakçılığın terör rejimidir.

İSYAN

Gencecik bir Kürt kadını Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022 günü kardeşiyle Tahran’da yaşayan akrabalarını ziyarete giderken İran “ahlâk polisi” (Gaşt-e Erşad) tarafından durduruldu.

Henüz 22 yaşında olan Mahsa, İslâmi kurallara uygun örtünmediği, saçının bir kısmının göründüğü gerekçesiyle Vozara gözaltı merkezine götürüldü. Kardeşine “eğitim verilip” bırakılacağı söylendi. Fakat Mahsa doktorların verdiği bilgiye göre ağır beyin hasarı aldığı için komaya girdi ve karakoldan hastaneye kaldırıldı.

16 Eylül 2022’de Mahsa’nın ölüm haberi geldi. İran emniyet güçleri hiç de yabancısı olmadığımız bir riyakârlıkla Mahsa’nın karakolda birden fenalaştığını ve kalp krizi geçirdiğini söylediler. İşkenceyi inkâr ettiler.

Mahsa’nın ölüm haberi yoksulluğa, yolsuzluklara, baskı rejimine karşı zaten öfkesi hiç durulmamış İranlı emekçileri tekrar sokaklara döktü. Başta kadınlar olmak üzere İranlı emekçiler 100’den fazla kente yayılan eylemlerle baskıcı rejimi protesto ediyorlar. Kadınıyla erkeğiyle sokaklara dökülen halk “Hamaney’e Ölüm”, “Diktatöre Ölüm”, “Korkmayın, Hep Birlikteyiz”, “Top, Tank, Çatapat, Molla Defolmalı”, “Kız Kardeşimi Öldüreni Öldüreceğim” sloganlarını haykırıyor. Kadınlar bir yas sembolü olarak ama aynı zamanda öfkelerini de anlatmak için saçlarını kesiyor, başörtülerini gösteriler sırasında yakılan ateşe atıp etrafında dans ediyorlar. Kitleler bazı kentlerde devlet dairelerindeki Humeyni ve Hamaney posterlerini indiriyorlar.

Bugün İran’daki halk protestoları Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrasında patlak vermiş olsa da aslında bir birikimin sonucu. İranlı emekçiler geçmiş yıllarda da elektrik kesintileri, kuraklık, yüksek enflasyon, yolsuzluklar ve baskıcı rejime karşı defalarca sokaklara çıktılar, günler süren gösteriler yaptılar, grevler örgütlediler.

2017’den itibaren bu protestoların yaygınlığı arttı ve emekçilerin talepleri de daha siyasallaştı. Ekonomik talepler siyasi taleplere evrilmeye başladı. Zamlar, hayat pahalılığı, kötü yaşam koşullarına karşı başlayan protestolar İran İslâm Cumhuriyeti adı altında iktidarı elinde tutan İran sermayesiyle bütünleşmiş Molla rejimine yöneldi.[40]

İran Komünist Partisi (CP İran) MK ve enternasyonal büro üyeleri Marzieh Nazeri, Abbas Mansouran, “Ayaklanma bu kez İslâm Cumhuriyeti’nin devrimci bir şekilde yıkılması için daha yaygın, daha örgütlü ve kararlı bir aşamaya erişti,”[41] diyordu.

Şeriat rejimine karşı sokağa çıkan halka güvenlik güçleri ateş açarken;[42] dinci rejim gençleri hedef alıyor; katledilenler arasında 16 yaşındaki Nika Shakarami de var. Ayrıca gösterilerde öldürülenlerin 19’u çocuktu![43]

20 yaşındaki gazeteci Masih Alinejad da Kerec’deki gösterilerde katledilirken;[44] İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, yüzlerce kişinin öldürüldüğü gösterilerin “Sıradan İranlılar” tarafından düzenlenmediğini söyleyebildi![45]

Aynı biçimde protestolarda “düşmanın izlerinin görüldüğünü” ifade eden[46] İran Devlet Başkanı İbrahim Reisi de, 15 Ağustos 2022’de kadınların kamusal alanda ve internetteki görüntülerinde kıyafetlerinin İslâmi kurallara uygun olması için daha katı cezalar getiren bir yasa imzalayıp; göreve geldikten hemen sonra, “ahlâk polisi” olarak bilinen din polisini canlandırmıştı.[47]

Dahası da var: İranlılar protesto gösterilerinde öldürülürken, milletvekilleri parlamento oturumunda, “Teşekkür ederim polis” sloganı atarlarken;[48] Mahsa Amini’nin öldürülmesinin fitilini ateşlediği isyan, kadınlardan öğrencilere ve işçilere toplumun hemen her kesimini sardı.

Molla rejimi ise çeşitli tavizlerle isyanın sınıfla buluşmasının önüne geçmek isterken; Tahran yönetimi sönümlenmeyen protestolar karşısında geri adım atıp tavizler vermeye başlarken bir yandan da meydanlara çıkanları kriminalize etme arayışını sürdürüyor. Ancak tüm baskı, şiddet ve gözdağına rağmen gerici, yozlaşmış rejimden bıkan İranlılar geri adım atmıyor.

Dalga dalga fabrikalara da sıçrayan eylemler, İbrahim Reisi yönetimini endişelendiriyor. Petrokimya ve rafineri işçilerinin iş bırakması, lise öğrencilerinin ders boykotları, üniversitelilerin işgalleri rejimi panikletti. Rejim karşıtı öfke büyürken mollalar, öğrencilerin, işçilerin, kadınların katıldığı gösterileri bastırmak için her türlü yola başvuruyor.[49]

İranlı gazeteci Golnaz Esfandiari’nin, “Ahlâk polisleri tarafından taciz edilmeyen İranlı bir kadın bulamazsınız. Öfkenin sebebi, bu olayın herkesin başına gelebilecek olmasıdır,”[50] diye tarif ettiği tabloda dini lider Ayetullah Ali Hamaney, İran’ı saran protestoları “doğal olmayan” sözleriyle kınayıp şunları diyebildi:

“Genç kadının ölümü kalbimizi kırdı, Ama normal olmayan bir şey var ki, bazı kimseler delil ve soruşturma olmadan sokakları tehlikeli hâle getirdiler, Kur’an’ı yaktılar, tesettürlü kadınların başörtülerini kaldırdılar, camileri ve arabaları ateşe verdiler.”

“Açıkça söylüyorum ki, bu ayaklanmalar ve emniyetsizlik Amerika ile işgalci, sahte Siyonist rejim ve onların ücretli ajanları tarafından yurt dışındaki bazı hain İranlıların yardımıyla planlanıp düzenlendi.”

“Polis, suçlulara karşı durmak ve toplumun güvenliğini sağlamakla yükümlüdür”. “Polisi zayıflatmak, suçluları güçlendirmek demektir. Polise saldıranlar, insanları suçlulara, haydutlara ve hırsızlara karşı savunmasız bırakır.”[51]

İran halkının büyük bir kısmının yoksulluk ile boğuştuğu tabloda görülmesi kavranması gerek: İran’daki isyanın temelini ekonomik ve sınıfsal dayanaklar oluştururken; öne çıkan motif özgürlük arayışı oluyor.

BİR KAÇ NOT

İran şimdilerde Fakir Baykurt’un, “Direnmek diye bir tavır, bir duruş var dünyada. Direniyoruz,” diye tarif ettiği ufuktadır ve de John Berger gibi, “Şimdi hayal edemeyeceğimiz koşullar altında direnmeyi sürdüreceğiz. Dayanışma içinde beklemeyi öğreneceğiz,”[52] diye haykırmaktadır.

Yakın gelecekte “sonuç” ne olursa olsun, başkaldırı asla pişman olmayacak kadar büyük değerler yaratmıştır. Ve ilk elden sonucu iyi olursa yaşanan mükemmel ya da “kötü”yse bir devrimci deneyim olarak tarihe kaydedilecektir.

Malum: “Ayağını yere sıkı basacaksın. Güçlü olmayana ekmek yok bu hayatta. Savaşmayana ekmek yok”ken[53] hatırlatır hepimize Şems-i Tebrîzî:

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme; Nereden bilebilirsin, hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

N O T L A R

[1] Wilhelm Reich.

[2] Fernando Pessoa, Uzaklıklar, Eski Denizler, çev: Cevat Çapan, Can Yay., 2009, s.76.

[3] Arthur Schopenhauer, Doğadaki İsteme Üzerine, çev: A. Onur Aktaş, DoğuBatı Yay., 2021, s.59.

[4] “Nilgün Cerrahoğlu, “Tuhaf Zamanlar”, Cumhuriyet, 25 Eylül 2022, s.9.

[5] 18 Ocak 2018’deki yazımda da şunlara dikkat çekmiştim: “Karmaşık bir durumla yüz yüzeyiz. İran başkaldırısının seyri hakkında iddialı saptamalar yapmak zor. Ortak bir programdan ve örgütlülükten yoksun olan heterojen kitlenin eyleminin nereye evrileceğini kestirmek kolay değil. Ancak ne, nasıl olursa olsun, cin şişeden bir kez çıktı. Füruğ Ferruhzad’un dediği gibi, ‘Rüzgâr bizi götürecek,’ gideceğimiz yere…

Kim nasıl çarpıtmaya yeltenirse yeltensin, İran’daki başkaldırı, dipten gelen dalganın kendiliğinden sokağa yansımasıdır… Başkaldırıda göze çarpan en önemli hususlardan birisi, kuşkusuz kadınların gösterilere katılım oranı ve ön saflarda oluşlarıdır.” (Temel Demirer, “İran Sokaklarının Başkaldırısı”, Sosyalist Mezopotamya, No: 1, Mart 2018.)

[6] “Profesör Abbas Vali: İran’daki Başkaldırı Rejimin Temelini Sarstı”, 11 Ekim 2022… https://rojnameyanewroz3.com/irandaki-baskaldiri/

[7] Nilgün Cerrahoğlu, “İran’da Umut Kazandı”, Cumhuriyet, 21 Mayıs 2017, s.7.

[8] Yaşar Aydın, “Arif Keskin: Muhafazakâr Egemenlik Kırıldı, İran’ın Bölgede Önü Açıldı”, Birgün, 1 Mart 2016, s.11.

[9] İbrahim Varlı, “İran’ın Seçimi; ‘Kontrollü’ Değişim”, Birgün, 1 Mart 2016, s.11.

[10] Nevşin Mengü, “İran Devrimi’nin 40. Yılı”, Birgün, 5 Şubat 2019, s.2.

[11] Ergin Yıldızoğlu, “40. Yılında Karşı-Devrim Dersleri”, Cumhuriyet, 14 Şubat 2019, s.11.

[12] Ergin Yıldızoğlu, “Molla Rejimi Yolun Sonunda”, Cumhuriyet, 13 Ekim 2022, s.9.

[13] Ergin Yıldızoğlu, “İran’da ‘Gezi’…”, Cumhuriyet, 3 Ekim 2022, s.11.

[14] “Nasrin Afzali: İran Rejimi Taliban’dan Farksız”, Yeni Yaşam, 27 Temmuz 2022, s.2.

[15] “İranlı Vekiller: Muhalefet Liderleri Asılsın”, Cumhuriyet, 16 Şubat 2011, s.11.

[16] İran Molla rejimi, şaibeli 2009 seçimlerinin ardından patlak veren isyanı zorlanarak da olsa bastırmıştı. XV. yüzyıl İspanyol Engizisyonu’nu anımsatan bu garabetin arkasında gerçek bir siyasi hesaplaşma ve modern kapitalist devletin gereksinimleriyle dini “Hakikât Rejimi”ni bağdaştırmanın olanaksızlığı var.

İran’daki durumu düşünürken Peygamber’in devamı olarak kabul edilen 12 İmam’a ilişkin söylem özellikle önemli. Şiî teolojisi bu imamlardan sonuncusunun ölmediğini, bir gün geri dönerek dünyaya barış, düzen getirmek üzere Tanrı tarafından saklandığını söylüyor. Bu XII. ve hâlen saklı imamın bir diğer sıfatı da Mehdi. (Ergin Yıldızoğlu, “İran’da Rejim Krizi…”, Cumhuriyet, 9 Mayıs 2011, s.8.)

[17] Örsan K. Öymen, “İran ve Başörtüsü”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2022, s.8.

[18] “İran’da Sivil Ahlâk Polisi Korku Saçıyor”, Milliyet, 28 Nisan 2016, s.26.

[19] “Maç İzlemeye Bir Yıl Hapis”, Cumhuriyet, 3 Kasım 2014, s.9.

[20] Haşim Şabani’nin infazı, kalemin kılıçtan daha güçlü olabileceğini gösteriyor. Pasifist aile babası Şabani, Arapça Şiîr yazdığı için idam edildi. (Robert Fisk, “İran’ın ‘Ölü Ozanlar Derneği’…”, Radikal, 15 Şubat 2014, s.15.)

[21] “İranlı Arap Şaire İdam”, Taraf, 11 Şubat 2014, s.3.

[22] “Kerrubi’yi Evinden Dışarı Çıkarmadılar”, Cumhuriyet, 4 Eylül 2010, s.10.

[23] “Ahmedinejad’ın Tepkisi Ne Olacak?”, ayandenews.com, 22 Haziran 2011.

[24] “Reformculara Kırmızı Işık”, Cumhuriyet, 5 Kasım 2011, s.9.

[25] “İki Lider Tutuklandı”, Cumhuriyet, 1 Mart 2011, s.10.

[26] 1.6 milyon m2 yüzölçümü ve 80 milyona yaklaşan nüfusu ile dünyanın 18. büyük ülkesi olan İran’ın komşuları ile sınırları şöyle: Afganistan’a 936 km, Azerbaycan’a 432, Nahçıvan’a 179 km, Irak’a 1458 km, Ermenistan’a 35 km, Türkmenistan’a 992 km, Türkiye’ye 499 km’dir. Sahil şeridi 2.440 km.

Tarıma uygun toprakları yüzde 10, daimi ekili toprakları yüzde 1.3, diğer alanlar yüzde 88.7 oranındadır. Sulanan arazisi 89.830 km2’dir. Şiî nüfus yüzde 89, Sünnî nüfus yüzde 9, diğer yüzde 2’dir. Doğum oranının binde 19, ölüm oranının binde 6 olduğunu görüyoruz. Bin kişiye bir doktor ve 1.5 yatak düşmektedir.

2011 itibariyle GSYİH’si 929 milyar dolar, kişi başına milli geliri 12.200 dolar olan İran, dünyanın 18. büyük ekonomisidir. Yüzde 2.5 büyüme ile dünyada 141. sırada yer alan İran’da ekonominin yüzde 11.2’sini tarım, yüzde 40.6’sını sanayi, yüzde 48.2’sini hizmetler sektörü meydana getirmektedir. İşgücü sayısı 26 milyondur. Yatırımların GSYİH’ye oranı yüzde 28 civarındadır. Bütçe gelirleri 130 milyar dolar, bütçe giderleri 90 milyar dolardır.

İhracatı 132 milyar dolar, ithalatı ise 76 milyar dolar ve dış borcu 18 milyar dolar olan İran’da, doğrudan yabancı yatırımların toplamı 18 milyar dolar seviyesindedir.

Enerji bakımından dünyanın en önemli dört ülkesinden biridir.

Günde 4.2 milyon varil petrol üretimi ile dünyada dördüncü ve 2.5 milyon varil petrol ihracatı ile dünyada üçüncü ülkedir. 137 milyar varil petrol rezervi olduğu iddia edilmektedir. Ne büyük bir güç! Doğalgaz üretiminde dünyanın beşinci sırasında yer almaktadır.

İran, OPEC’in 2. büyük ülkesi. Günde 4.5 milyon varil ihraç ediyor. Türkiye elindeki petrolün üçte birini İran’dan alıyor. (Ziya Özışık, “İran Fitili Ateşledi!”, Radikal, 21 Şubat 2012, s.19;)

İran, OPEC’te Suudi Arabistan’dan sonra ikinci büyük petrol üreticisi ülke. Dünyada en zengin doğalgaz rezervine sahip. (İkinci Rusya, üçüncü Katar.) Yılda 170 milyar m3 doğal gaz üretiyor. (Güngör Uras, “İran’daki Gelişmeler Bizim İçin”, Milliyet, 8 Nisan 2015, s.9.)

İran 2009’da AB’den 11.4 milyar Euro’luk ithalat gerçekleştirdi. Bunun da İran’ın ithalatının yüzde 27’sine denk geldiği kaydedildi. (“İran Bankaları Varlıklarını Avrupa’dan Çekiyor”, Hürriyet, 29 Ağustos 2010, s.22.)

Asker sayısı 1.5 milyonu bulan İran’ın askeri harcamalarının milli gelire oranı yüzde 2.5 olup dünyada 62. sırada yer almaktadır. (Mustafa Pamukoğlu, “Hürmüz Boğazı’nda Düğümlenen İran”, Cumhuriyet, 3 Nisan 2012, s.12.)

[27] Utku Kızılok, “Emperyalist Savaşın ve Toplumsal Çelişkilerin Kıskacındaki Ülke: İran”, 5 Ağustos 2005… https://marksist.net/DUN/Iran.htm

[28] Utku Kızılok, “İranlı Emekçiler Yeniden Dünya İsyan Sahnesinde”, 28 Kasım 2019… https://marksist.net/utku-kizilok/iranli-emekciler-yeniden-dunya-isyan-sahnesinde

[29] Ceyda Karan, “İran Seçimleri Bıçak Sırtı”, Cumhuriyet, 19 Mayıs 2017, s.15.

[30] Mehmet Kızmaz, “Binlerce Yıllık Medeniyetin Özgürlük ve Ekmek Çığlığı…”, Cumhuriyet, 3 Kasım 2018, s.7.

[31] Nilgün Cerrahoğlu, “İran ‘Medeniyet İttifakı’ Öneriyor”, Cumhuriyet, 22 Eylül 2013, s.10.

[32] Ghader Anari, “İran’da Fay Hatları Derinleşiyor”, 28 Haziran 2020… https://www.sosyalistgundem.com/iranda-fay-hatlari-derinlesiyor-ghader-anari/

[33] Awar Puri, “İran Rejimi İçin Çalışan Paramiliter Güç: Besic”, Özgürlükçü Demokrasi, 5 Ocak 2018, s.9.

[34] Mustafa Kemal Erdemol, “Sadece Silahlı Bir Güç Değil”, Cumhuriyet, 10 Nisan 2019, s.7.

[35] “Af Örgütü: İran Yaygın İşkenceci”, Yeni Yaşam, 5 Eylül 2020, s.7.

[36] “Muhaliflere Tecavüz Cezası”, Cumhuriyet, 25 Haziran 2011, s.11.

[37] “İnsanlık Dışı Manşetler”, Cumhuriyet, 14 Ağustos 2022, s.7.

[38] İlham Bakır, “Yazarı Öldürmek”, Yeni Yaşam, 16 Ağustos 2022, s.10.

[39] Özdemir İnce, “Salman Rüşdi”, Cumhuriyet, 26 Ağustos 2022, s.3.

[40] Meral İnci, “Mahsa Amini’nin Katledilmesi İranlı Emekçileri Sokağa Döktü”, 27 Eylül 2022… https://marksist.net/meral-inci/mahsa-amininin-katledilmesi-iranli-emekcileri-sokaga-doktu

[41] “Marzieh Nazeri, Abbas Mansouran İran Komünist Partisi (CP İran) MK ve Enternasyonal Büro Üyeleriyle Röportaj”, 29 Eylül 2022… https://kaldirac3.org/ayaklanma-bu-kez-İslâm-cumhuriyetinin-devrimci-bir-sekilde-yikilmasi-icin-daha-yaygin-daha-orgutlu-ve-kararli-bir-asamaya-eristi/

[42] “Güvenlik Güçleri Halka Ateş Açtı: İran’da Öfke Büyüyor”, Cumhuriyet, 23 Eylül 2022, s.7.

[43] “Dinci Rejim Gençleri Hedef Alıyor”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2022, s.7.

[44] “Mahsa Amini Gösterileri: Bir Protestocuya Daha Rejim Kurşunu”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2022, s.7.

[45] “133 Kişi Hayatını Yitirdi-Hamaney’den Çıkış: Sıradan İranlılar”, Cumhuriyet, 4 Ekim 2022, s.7.

[46] “İran’da Halk Sokakları Bırakmıyor”, Cumhuriyet, 9 Ekim 2022, s.7.

[47] Zülâl Kardelen, “Şeriat Bir Kadının Daha Canını Aldı!”, Cumhuriyet, 18 Eylül 2022, s.4.

[48] “İranlılar Ölürken Vekillerden Polise Teşekkür”, Cumhuriyet, 3 Ekim 2022, s.7.

[49] İbrahim Varlı, “Sınıfla Buluşan İsyan Sarsıyor”, Birgün, 13 Ekim 2022, s.11.

[50] Zeynep Çam, “Öfkenin Yansıması”, Cumhuriyet, 22 Eylül 2022, s.3.

[51] “Hamaney’e göre, Mahsa Amini Eylemlerinin Sorumlusu İsrail ve ABD”, 3 Ekim 2022… https://www.dokuz8haber.net/iranin-dini-lideri-hamaney-mahsa-amini-eylemlerinden-abdyi-sorumlu-tuttu

[52] John Berger, Hoşbeş, çev: Aslı Biçen-Beril Eyüboğlu-Oğuz Tecimen, Meti Yay., 2016, s.104.

[53] Sevgi Soysal, Yürümek, Bilgi Yay., 1974, s.49.