Devletlerin, göç ve hareketlilik politikaları üzerinde işbirliği yaparak ve göç edenlerin entegrasyon için en uygun koşullara sahip olmalarını sağlayarak insan odaklı güçlerini ve dayanıklılıklarını geliştirmeleri için muazzam bir potansiyel vardır. Bu tür stratejiler uygun şekilde uygulanırsa, göçmenler ve mültecilerin kendileri de dahil olmak üzere tüm tarafların yararına olabilir.


  • Fiona Adamson / Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi, SOAS
  • Kelly Greenhill / 2020-21 Leverhulme Vakfı Konuk Öğretim Görevlisi, SOAS

Demografi kaderdir derler ve yirmi birinci yüzyıl da bu açıdan farklı değildir. Çok eski zamanlardan beri insanlar devlet gücünün ve kapasitelerinin temel taşı olmuştur. Örneğin, nüfus büyüklüğü ve büyüme oranları, bir devletin toplam gücüne kritik sınırlar koyar. Büyük bir nüfus, tek başına bir devleti büyük bir güç yapmaz -aslında, aşırı nüfus derin bir kırılganlık nedeni olabilir- ancak modern dünyada bu olmadan büyük bir güç statüsü elde etmek ve sürdürmek muhtemelen imkansızdır. Teknoloji birçok alanda insan emeğine duyulan ihtiyacı azaltmış ve hatta yerini almış olsa da, insan sermayesi bir devletin endüstriyel ve askeri yeteneklerinin ve uluslararası sistemdeki prestijinin ve konumunun kritik bir belirleyicisi olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, dünyanın tüm büyük güçlerinin büyük nüfusa sahip olması şaşırtıcı değildir (bkz: Harita 1).

Harita 1 | İnsan gücü

Çin ve Hindistan, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 36’sını oluşturuyor | Ülkeye göre nüfus büyüklüğü (2020)

Kaynak: Dünya Bankası (2021). Dünya Kalkınma Göstergeleri (Nüfus, toplam, 2020); Kochenov, D. ve Lindebloom, J. (2019). Ulusal Kalite Endeksi, Mendeley ECFR · ecfr.eu

Bununla birlikte, demografinin önemi kalıcı olmakla birlikte, devletlerin insan gücünü yönetme biçimleri değişmiştir. İletişim ve ulaşım teknolojilerinde son yıllarda yaşanan sismik değişimler, küresel ticarette bağımlılıkların hacmi ve seviyeleri ve kültürel yayılma ve homojenleşme sayesinde dünya artık birbirine son derece bağlı. Bu bağlamda, insanları yönetmek sadece nüfuslarla değil, aynı zamanda sınır ötesi hareketlilikle de – sınırları kimin, neden ve ne zaman geçtiği – ilgilidir. Devletlerin hareketliliği yönetme biçimlerinin ekonomik, güvenlik ve diplomatik çıkarları üzerinde temel etkileri olabilir. Sonuç olarak, göç, sınır kontrolü ve vatandaşlık ve diğer siyasi üyelik biçimleri, devletlerin siyasi ve stratejik gündemleri için – sosyal meseleler olmanın yanı sıra – her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Emperyal yayılma, sömürge kontrolü ve askeri fetih tarihlerinin gösterdiği üzere, devletler uzun zamandır nüfusu bir güç kaynağı ve savaş alanı olarak gördüler ancak bunun gerçekleştiği zemin zamanla değişti. Devletlerin, farklı hareketlilik biçimlerinin stratejik yönetimi yerine, doğrudan askeri fetih veya sömürgeci yayılma yoluyla nüfuslar üzerinde kontrol sağlama olasılığı daha düşüktür. Bu yeni savaş alanında, devletlerin elindeki cephanelikler göçmenlik, giriş, diaspora ve vatandaşlık politikaları olabilir. Ve devletlerin küresel göç ve hareketlilik sistemi içindeki konumu, gücün bu boyutunu şekillendirir (bkz: Harita 2). Göçmen işçiler, mülteciler, turistler, öğrenciler, gurbetçiler ve küresel seçkinler, devletlerin avantaj ve etki için rekabet ettiği stratejik bir satranç tahtasında potansiyel parçalar olarak ortaya çıkıyor.

Harita 2 | Doğuştan Şanslılar

Ülkelere göre yurttaşlık avantajlarının kalitesi | yurttaşlık kalite endeksi (2018)

Kaynak: Kochenov, D. ve Lindebloom, J. (2019). Vatandaşlık Kalitesi Endeksi, Mendeley Verileri, V1, doi: 10.17632/53zr7cfyrs.1 ECFR · ecfr.eu

Güç ve kırılganlık kaynağı olarak insanlar

Askeri rekabet, devletleri nüfuslarını ya savaşta insan gücü olarak ya da savunmayla ilgili endüstrilerde emek olarak seferber etmeye zorlayabilir. Ekonomik rekabet onları insanları başka şekillerde kullanmaya yöneltebilir: ucuz emek arayışı göçmen işçiler için bir pazar yaratır ve çoğu zaman çok sayıda insanı toplumların kıyısında köşesinde güvencesiz koşullarda vatandaşlıkları veya hakları olmadan yaşamaya zorlar. Aynı zamanda, küresel bir süper elit sınıfı, ekonomik kazanç için yasal vatandaşlık ve aidiyet araçlarını metalaştıran devletler tarafından sağlanan “altın vizeler” gibi yatırım planları sayesinde, vatandaşlık veya oturum yoluyla hareket özgürlüğü satın alır.

Bu insan jeopolitiği bağlamında, ulusal sınırlar yeni anlamlar kazanıyor. Geleneksel olarak sınırlar, hükümetler tarafından yabancı düşmanların izinsiz girişini önlemek için tasarlanmış müstahkem bölgeler olarak görülüyordu. Günümüzde devletler, sınırların giderek artan bir şekilde iki işlevi yerine getirmesini bekliyor – devletlerin arzu edilir olarak gördüğü hareket ve hareketlilik türlerini kolaylaştırırken aynı anda istenmeyenleri önlemek. En temel düzeyde, devletler ekonomik ve politik güçlerini artıran sınır ötesi akışları çekmeye ve ekonomik refahları, güvenlikleri ve istikrarları üzerinde zararlı etkileri olduğu düşünülen sınır ötesi akışları önlemeye çalışırlar. Devletler üzerindeki muazzam çelişkili baskılar bir “liberal paradoks” yaratır: devletlerin serbest ticaret, sermaye, fikir ve insan akışına açık olmak için ekonomik gerekçeleri vardır, ancak kimin vatandaş olduğunu ve dolayısıyla kimin çeşitli siyasi haklara, görevlere ve yükümlülüklere erişimi olduğunu tanımlayan mekanizmalar aracılığıyla bu akışları, pek çok yerde giderek artan şekilde durdurmak için de siyasi gerekçeler vardır.

Özgürlükçü olmayan devletler, siyasi meşruiyetlerinin temelini sarsmadan bu siyasi zorunlulukları bir kenara atabilirler. Kuzey Amerika ve Avrupa ile birlikte göçmenler için önde gelen bir destinasyon olan Körfez ülkeleri nüfusları (bkz: Harita 3) büyük ölçüde vatandaş olmayanlardan oluşuyor. Bununla birlikte, özgürlükçü devletler bu temel gerilimlerle yaşamalı, onlarla birlikte hareket etmeli ve bunları dengelemelidir. Bu, farklı devlet türleri için farklı güç türlerine ve güvenlik açıklarına yol açar. Özgürlükçü olmayan devletlerin göçü nasıl yönetecekleri konusunda daha az kısıtlaması olabilir. Aynı zamanda, küresel yetenekler ve bunların getirdiği zenginlik için çekici yerler olma olasılıkları daha düşüktür. Özgürlükçü devletler, siyasi ikiyüzlülük suçlamalarına karşı daha savunmasız olabilir: siyasi ideolojileri, bir dereceye kadar vatandaşlık ve aidiyet üzerine kısıtlamalar getirmeye dayanır, ancak bu kısıtlamalar aynı zamanda, özgürce hareket etme, sınırları aşma ve seyahat etme hakkı da dahil olmak üzere evrenselci liberal bireysel haklar kavramlarını baltalar. Devletler, “haklar ve sayılar” arasında tatsız ödünleşmelerde bulunabilir ve sığınma ve koruma sağlamaya yönelik normatif ve yasal taahhütlerini lağvedebilir veya araçsallaştırabilir.

Harita 3 | Cazip Göç Destinasyonları

Uluslararası göçmenler için önde gelen destinasyonlar

Devletler ayrıca, uluslararası öğrenciler ve turistler gibi önemli gelir kaynakları olabilecek geçici ziyaretçiler için rekabet eder. Örneğin, uluslararası turizm yalnızca 2019’da küresel olarak neredeyse 2 trilyon dolar gelir sağladı – ancak bu rakam, koronavirüs pandemisinin patlak vermesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan seyahat kısıtlamalarının ardından 2020’de hızla düştü. Bu nedenle, bazı turistik destinasyonlarda olduğu gibi (bkz: Harita 4),  devletler veya kuruluşlar önemli bir gelir kaynağı olarak veya artan bir şekilde yüksek öğretim örneğinde olduğu gibi, gelir giderlerini dengelemek için belirli endüstrilerden gelecek gelire bağımlılarsa, savunmasız hale gelebilirler. ABD’deki -yarısından fazlası Çin ve Hindistan’dan gelen- yabancı öğrencilerin sayısı 2000’den bu yana iki katından fazla arttı. (Birleşik Krallık yüksek öğretim sektörü de denizaşırı öğrencilere, özellikle de Çin’den gelenlere benzer şekilde bağımlıdır.) Ve birçok üniversitenin, işletme maliyetlerini karşılamak ve finansal ihtiyacı olan yerli öğrencilere eğitim yardımı sunmak için yabancı öğrencilerden yüksek öğrenim ücretleri almaya ihtiyaç duyuyor.

Harita 4 | Küresel Turizm ve Seyahat

Başlıca aktörler

Nüfus açısından en güçlü ülkeler

Devletlerin küresel ve bölgesel göç ve hareketlilik sistemlerindeki konumu, güçlerini nasıl kullanacaklarını ve uygulayacaklarını ve rekabet avantajı elde etmek için hangi stratejileri benimseyeceklerini şekillendirebilir. Göçmenler açısından geldikleri ülkeler, transit ve varış ülkeleri, hareketliliğin gücünden kendi çıkarlarına yarar sağlayacak farklı avantajlar sunar. İç istikrarsızlığa katkıda bulunabilecek biçimde nüfus artışına sahip devletlerin olduğu gibi, kalabalık ama yoksul olan devletlerin de, işgücü ihraç etme ve göçü teşvik etme gerekçeleri vardır. Örneğin, 15-29 yaşları arasındaki nüfusun oranı, gelişmekte olan ülkelerde başka yerlere göre yaklaşık yüzde 7 daha yüksektir – bu, özellikle Orta Doğu ve Afrika’nın bazı bölgelerinde belirgin olan bir eşitsizliktir. Hem Sahra altı hem de Kuzey Afrika’da, nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı 15 yaşın altında ve yaklaşık yüzde 70’i 30 yaşın altındadır (bkz: Harita 5). ‘Fazlalık olan’ insanları ihraç etmek, uzun zamandır artık emekle bağlantılı iç baskıyı azaltmanın ve göçmen işçi dövizlerinden gelir sağlamanın bir yolu olmuştur.

Harita 5 | Afrika: Gelecekteki bir insan gücü merkezi mi?

Kıtanın nüfus artış oranları, dünyanın geri kalanındakileri gölgede bırakıyor

Aynı zamanda, Nepal, Tacikistan ve Ukrayna gibi büyük ölçüde işçi dövizlerine bağımlı olan devletler, denizaşırı işgücü büyüklüğündeki değişimlere bağlı olarak parasal akışlardaki dalgalanmalara veya kesintilere karşı savunmasız olabilir (bkz: Harita 6). Hindistan veya Çin gibi çok sayıda göçmeni olan ülkeler, yumuşak güç ve kamu diplomasisi araçları olarak yararlanabilecekleri diasporaları aracılığıyla siyasi nüfuz kullanma avantajlarına sahiptir – ancak bu aynı zamanda bir güvenlik açığı ve zafiyet kaynağı olarak da görülebilir. Yaşlanan nüfusa sahip olan ve işgücüne ve yeteneğe ihtiyaç duyan zengin devletler, ekonomik ihtiyaçlarına uygun göçmenleri – puan bazlı veya yüksek vasıflı vize programları veya geçici işçi veya düşük vasıflı çalışma programları aracılığıyla – çekmeye çalışacaklardır (bkz: Harita 7). Ayrıca siyasi, ekonomik veya sosyal açıdan külfetli olarak kategorize ettikleri düzensiz göçmenleri dışarıda tutmanın yollarını da arayabilirler.

Harita 6a | Küresel göçmen dövizi ekonomisi

Girişler, çıkışlar ve bağımlılıklar

Harita 6b

Küresel göçmen dövizi ekonomisi

Girişler, çıkışlar ve bağımlılıklar

Harita 6b

Göçmen dövizine bağımlı ilk beş ülke (GSYİH payı)

Tonga37.6%
Haiti37.1%
Güney Sudan34.4%
Kırgızistan29.2%
Tacikistan28.2%

Kaynak: Dünya Bankası. (2021). Yıllık Havale Verileri, Mayıs 2021 En çok havale alan ilk beş (milyon ABD Doları)

En çok göçmen geliri alan 5 ülke (US$m)

Hindistan75,599
Çin53,263
Meksika37,539
Filipinler34,941
Mısır26,319

Kaynak: Dünya Bankası. (2021). Yıllık Havale Verileri, Mayıs 2021

Harita 7 | Küresel emek hareketliliği

Göçmen işçilerin bölgelere göre dağılımı

Kuzey, Güney ve Batı Avrupa (24%)

Kuzey Amerika (23%)

Arap Devletleri (14%)

Doğu Avrupa (8%)

Sahra altı Afrika (7%)

Güneydoğu Asya ve Pasifik (7%)

Orta ve Batı Asya (5%)

Doğu Asya (4%)

Güney Asya (4%)

Latin Amerika ve Karayipler (3%)

Kuzey Afrika (1%)

Uluslararası Çalışma Örgütü 2017 yılında dünya çapında, çalışma çağındaki tüm göçmenlerin yüzde 70’ini oluşturan, 164 milyon göçmen işçi olduğunu tahmin ediyordu. Özellikle Asya-Pasifik bağlamında, çalışmanın göç akışları üzerindeki ağırlığı açıktır. Covid-19 pandemisinden önce, ASEAN ülkelerinde neredeyse yarısı kadın olan 10 milyon uluslararası göçmen vardı. Arap devletleri, tüm işçilere göre en yüksek göçmen işçi oranına (yüzde 40,8) sahiptir ve çoğu güneydoğu ve güney Asya’dan gelen dünya çapındaki tüm göçmen işçilerin yüzde 13,9’una ev sahipliği yapmaktadır. Asya-Pasifik bölgesinde Güney Kore ve Japonya da dahil olmak üzere başka önemli göç koridorları da var. Pasifik ada ülkelerinden gelen göçmen işçiler, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki mevsimlik işçi programlarında iş buluyor.

Kaynak: Uluslararası Çalışma Örgütü (2018). ILO’nun Göçmen İşçilere İlişkin Küresel Tahminleri; Sonuçlar ve Metodoloji, 2. baskı. Uluslararası Çalışma Örgütü – Cenevre  ECFR · ecfr.eu


Daha zayıf devletler, dışa göç akışlarını engelleyebilecek tampon bölge veya “muhafaza edici devletler” olarak adlandırılan konumlarını kullanarak, daha güçlü devletlerin kısıtlayıcı göç politikalarından yararlanabilir. 2016’da, diğer tüm ülkelerden daha fazla mülteciye ev sahipliği yapan (bkz: Harita 8) Türkiye, 6 milyar Euro’luk bir yardım paketi, vize serbestisi taahhüdü ve AB üyelik müzakerelerini yeniden başlatma sözü almak için Avrupa’nın göç konusundaki endişelerinden yararlandı. Küçük Nauru adası, Avustralya devleti tarafından ödenecek kişi başına ayda 1.000 dolarlık bir vize ücretinin uygulanması da dahil olmak üzere on milyonlarca dolarlık ödemeyi güvence altına almak için Avustralya’nın düzensiz göçmenleri sınır dışına gönderme konusundaki çıkarlarını kullandı; 2013-2014’te Nauru’nun aldığı 18 milyon dolarlık vize ücreti geliri, GSYİH’sının yüzde 18’ini oluşturuyordu.

Harita 8

En çok mülteci barındıran ülkeler | Mülteciler: Toplam sayı ve nüfus payı

Dolayısıyla, bir devletin küresel göç rejimindeki göreli gücü ve konumu, bu alanda denetim kurmada sahip olduğu avantaj ve dezavantajları ve bunu yapmak için elindeki mekanizma ve politikaları belirleyecektir. Jeopolitik hiyerarşi düzeninde, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya gibi ekonomik olarak güçlü liberal ülkeler, Harita 3’ün gösterdiği gibi, göç çekim merkezleri olmalarını sağlayan, emeğe fırsatlar sunan politikalar uygulayarak en büyük avantajları elde edebilir. Bu arada, Hindistan veya Çin gibi göçmenlerin başlıca menşe ülkeleri, diasporalarının siyasi gücünü harekete geçirebilir veya bastırabilir ve daha zayıf devletler, başka yerlerde kısıtlayıcı göç politikalarını kullanarak göçmenleri metalaştırabilir. Bu daha zayıf devletler bunu ya vatandaşlık satarak (St Kitts-Nevis’in yaptığı gibi); coğrafi konumlarını göç çıkışlarını engellemek için kullanarak (Libya’da olduğu gibi) veya bahsedildiği gibi, işçi göçmenleri veya sığınmacılar olsun, kendilerinin veya başkalarının nüfuslarının “depoları” olarak hareket ederek yaparlar. Bu nedenle, devletlerin bu alanda sahip olduğu avantajlar ve dezavantajlar, hareketlilik araçlarına ve bunların nasıl kullanıldığına, toplam güce ve yerel yönetişim sistemlerine göre değişir.

Göçün güç dinamikleri

Göçün yüksek siyaset alanına yayılması, devletlerin sınır ötesi nüfus hareketliliğini yönetmek ve kullanmak için daha fazla diplomatik araçlar, süreçler ve prosedürler benimsemesini gerektirdi. Çeşitli stratejik hedefler peşinde koşan devletler, göç ve hareketlilik konularını giderek daha fazla diğer jeopolitik çıkarlarla ilişkilendirmektedir.

Örneğin, 2000’lerin ortalarından bu yana, Avrupa Birliği, çok sayıda mülteciye ve ülke içinde yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan ülkelere her zamankinden daha fazla yardım dağıtarak, ittifaklar ve mali yardım için yeni bir temel oluşturdu. Bu, bu tür yardım alan devletlerin ev sahipliği yaptıkları mülteci sayısı hakkında abartılı iddialarda bulunmaları için gerekçeler yaratabilir. Ve devletlerin AB için stratejik değeri üzerinde bir etkisi var, Nijer gibi ülkeler bloğun dış göç kontrol politikasında kilit oyuncular olarak yeni bir önem kazanıyor. Uluslararası Göç Örgütü, BM İnsani Gelişme Endeksi’nin en altında yer alan Nijer’in, önemli bir göç merkezi ve transit devlet olarak önemi nedeniyle 2015 yılında ekonomisine yaklaşık 100 milyon Euro’luk bir girdi kaydettiğini tahmin ediyor. Ülke ayrıca 2014 ve 2020 yılları arasında AB kalkınma işbirliği yardımı olarak yaklaşık 1 milyar Euro aldı.

Bu bağlamda devletler göçü stratejik olarak siyasi bir silah olarak kullanabilirler. Örneğin Mayıs 2021’de Fas, Rabat ile uzun süredir bir çatışma içinde bir isyancı grup olan Polisario’ya verdiği destekle ilgili politika kararları konusunda İspanyol hükümetini cezalandırmak ve zorlamak amacıyla İspanya’nın Ceuta kentiyle olan sınırını açtı. Türkiye‘nin Şubat 2020’de Suriye’de NATO desteğini güvence altına almayı amaçlayan benzer bir hareketi, Yunanistan ile askeri bir çatışmayı kışkırtmaya çok yaklaştı. Daha yakın zamanlarda, Belarus sınırlarını açtı ve bildirildiğine göre AB’nin ülkeye yönelik yaptırımlarına misilleme olarak göçü silah olarak kullanmaya çalıştı. Göçün bir politika aracı olarak bu araçsal kullanımı, şaşırtıcı derecede yaygın bir stratejidir ve dünya genelindeki devletlerin çok çeşitli siyasi, askeri ve ekonomik hedeflere ulaşmak için uzun süredir benimsediği stratejidir.

Küreselleşmeye karşı tepki küresel geçişi ciddi şekilde sınırlamadıkça, bu eğilimlerin devam etmesi ve devletler arasındaki rekabet, halk sağlığı, iklim değişikliği ve teknoloji de dahil olmak üzere jeopolitiğin diğer boyutları tarafından şekillendirilmesi muhtemeldir. Bununla birlikte, devletler, uluslararası sistemin güç dinamiklerini değiştirmek için hareketlilik rejimlerinden yararlanma konusunda önemli bir serbestliğe sahiptir. Örneğin, pasaport sıralamasını iyileştirmek için ortak bir çaba sarf eden Birleşik Arap Emirlikleri, Arton Capital Pasaport Endeksi‘ndeki konumunu son on yılda yüzde 161 – diğer tüm devletlerden daha fazla – artırdı (bkz: Harita 9). Ülke bunu, önce BAE pasaportlarının değerini önemli ölçüde artıran Schengen Bölgesi içinde vizesiz seyahati sağlayarak ve ardından dünyanın geri kalanına geçerek, büyük bir diplomatik çaba göstererek yaptı. Tersine, Birleşik Krallık AB ile hareket özgürlüğünü sona erdirmeye karar verdiğinde, Birleşik Krallık vatandaşlığının değeri, Ulusal Vatandaşlık Kalite Endeksi’nde tek bir yılda yüzde 27’den fazla düştü.

Harita 9 | Dünyanın en güçlü pasaportları

Küresel pasaport güç sıralaması

Metodoloji: Pasaport Endeksi, bağımsız vize politikaları uygulasınlar veya uygulamasınlar, varış noktası olarak kabul edilip edilmediğine bakılmaksızın, pasaport veren ülkelere dayanmaktadır. Küresel Pasaport Güç Sıralamasını hesaplamak için, diğerleri arasında Hareketlilik Puanı ve İnsani Gelişme Endeksi’ni temel alan üç aşamalı bir yöntem uygulanır. Kaynak: Pasaport İndeksi (2021), şu adresten erişilebilir: www.passportindex.org (1 Kasım 2021’e erişildi) ECFR · ecfr.eu

Devletler, halklarının gücünü ve direncini nasıl artırabilir?

Bu yeni düzende ulusal gücü ve direnci artırmak, bir dizi karşılıklı ödün ve küresel göç ve hareketlilik sisteminin istikrarına dikkat etmeyi gerektirir. Tüm devletlerin yararına olabilecek sistem açıklığını sürdürmek için hükümetlerin rekabet ve işbirliğini dengelemesi gerekir. COVID-19 pandemisi ve etkilerinin bize hatırlattığı gibi, uluslararası koşullardaki değişikliklere hızlı ve başarılı bir şekilde yanıt vermek için yeterli özerklik ve kapasiteye sahip olmalıdırlar. Aynı zamanda, devletlerin göç ve hareketlilik politikaları üzerinde işbirliği yaparak ve göç edenlerin entegrasyon için en uygun koşullara sahip olmalarını sağlayarak insan odaklı güçlerini ve dayanıklılıklarını geliştirmeleri için muazzam bir potansiyel vardır (bkz: Harita 10). Devletler bu değişiklikleri sistemin karşılaşabileceği şokları azaltacak ve tüm oyunculara fayda sağlayacak şekilde uygulayabilir. Bu tür stratejiler, göçmenlerin ve mültecilerin kendilerine de fayda sağlayacak ve jeopolitik oyunların piyonları olarak görülmemelerini sağlayacaktır.

Harita 10 | Göçmen entegrasyonu için en iyi ülkeler

Göçmen Entegrasyon Politikası Endeksi

Metodoloji: Göçmen Entegrasyon Politikası Endeksi (MIPEX), göçmenleri farklı ülkelerde entegre etmeye yönelik politikaları ve onların topluma katılma fırsatlarını ölçer. MIPEX puanı, mevcut yasaları ve politikaları en yüksek standartlarla karşılaştırmak için tasarlanmış sekiz politika alanını kapsayan bir dizi göstergeye dayanmaktadır. MIPEX’in kapsadığı entegrasyon politika alanları şunlardır: işgücü piyasası hareketliliği; ailenin yeniden bir araya gelmesi; eğitim; siyasi katılım; daimi ikamet; vatandaşlığa erişim; ayrımcılıkla mücadele; ve sağlık. Kaynak: Solano, G. ve Huddleston, T. (2020). Göç Entegrasyon Politikası Endeksi 2020 ECFR · ecfr.eu

Devletlerin, proaktif mobilite yönetiminin getirebileceği kaynaklara bağımlılıktan veya sistemik istikrarsızlığa yol açan ve otarşiye doğru hareket eden sömürücü uygulamalara girişmekten kaçınırken, küresel yetenek ve yatırım yuvaları olarak çekiciliklerini eşzamanlı olarak artırmaları mümkün olmalıdır. Bu tür stratejilerin, özellikle devletler arası işbirliğini içerdiğinde, önemli zincirleme faydaları olabilir. Devletler ve korumakla yükümlü oldukları insanlar için karşılıklı yarar sağlayabilirler.

Iona Adamson, Londra Üniversitesi SOAS’ta uluslararası ilişkiler profesörüdür

Kelly Greenhill, SOAS’ta 2020-21 Leverhulme Vakfı misafir öğretim üyesidir; kendi fakültesi ve kurumları Tufts Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’dür.

Bu makale The Power Atlas’ta yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş