Mehmet Cagdas

Durgunluktan ekonomik krize doğru giden bir seyir halinde ilerleyen küresel ekonomiler korona etkisi ile küresel büyüme beklentilerini aşağı çektiler. Yatırım kuruluşları arasında farklı rakamlar telaffuz edildiği için ortalama olarak % 0,4 civarı bir rakama (daha önce beklenti % 2,1 idi.) çekildi. Bu durumda muhtemelen yaklaşık 20 trilyon dolarlık küresel bir kayıp oluşması anlamına geliyor.  

İşsizlik rakamları yükseliyor ve bu yüzden hükumetler sosyal yardımlara daha fazla para aktarmak durumunda kalıyorlar. ABD’de sadece son 2 haftada 10 milyon insan işsiz kaldı ki istihdam oranı en yüksek ülke olduğu için bunu kıyas aldığımızda görünen tablonun vahameti ortaya çıkıyor. 330 milyonluk nüfuslarında 130.6 milyon çalışan bulunmakta. Yani toplam istihdamın %10’u kadar bir kayıp yaşandı.

Bunu dünya ortalamasına vurur isek 3,3 milyar çalışanı oranlar isek 330 milyon yeni işsiz katılması demek ve hali hazırda 200 milyon kadar insan işsizlikle boğuşuyor. Yarım milyar insana tekabül eden bir işsizlik anlamına geliyor ki bu henüz başlangıç, bu oranın %30’lara gelmesini bekleyen kötü senaryoları şimdilik görmezden gelsek de bunun olabilirliğini görmekte yarar görüyorum.

Buna bağlı olarak da ekonomiler çifte darbe yemiş oluyor. Muhtemeldir ki  ülkeler gelir vergilerinden daha az para toplayacaklar .Bunun sebebi de yükselen işsizlik rakamlarından dolayı daha az insanın çalışmakta olmasıdır.Bazı büyük işletmeler iflas edeceklerdir .Ekonomideki herkes,bireyler şirketler ve devletler derin bir kötümserliğe girmiş durumdalar.

Durgunluğun asıl tanımı,GSHY(gayri safi yurt içi hasıla) ard arda 2 çeyrekteki düşüşüdür. Bir ülkedeki genel eğilimin altı ay veya daha fazla süre aşağı yönlü olduğunu görürseniz o ülke durgunluğa girmiş demektir.

Dünya ortalaması da bu oranları kümülatif olarak ortalayarak bulunuyor. Böyle bir durum istihdam ve refaha dair beklentileri etkilediği için hane halkları paralarını ekonomiye yatırmak yani ticaret yapmak yatırım yapmak yerine tutmaya itiyor. Haliyle geçmiş dönemlerden oluşan borçlar(burada bahsi geçilen borçlar $) ve bu borçların ödenmesi gerektiği için nakit ihtiyacı artıyor ancak yastık altı yapıldığı için para da çok değerli bir hal almış oluyor. Doların neden yükseldiğine bir de bu gözle bakmak gerekir.

Bankalar böyle bir ortamda kredi vermek istemiyorlar, tüketiciler harcamalarından kısıyorlar ,işletmeler daha fazla istihdam yaratmaktan kaçınıyor aksine işten çıkarmalara başvuruyorlar ve devletler hiçbir altyapı projesini yapmak istemiyorlar. İşte bu yüzden asıl sorun olan işsizlik çirkin yüzünü göstermeye başladı. 

Durgunluğu sona erdirmek için gelişmekte olan devletler tüm sektörlere el atmaya başladılar(kamulaştırma ya da kısmi kamulaştırma) bu yüzden uzun vadede pusuda enflasyon bekleyecektir.

Tasarruflarını gözü gibi koruyan insanlara bu durum ciddi zararlar verebilir. Yüksek enflasyon şirketlerin hükumetlerin ve bireylerin geleceği planlamasını zorlaştırır bütçeler işe yaramaz hale gelir çünkü neyin maliyetinin ne olacağını kimse bilemez. Ancak yakın dönemde para basarak ekonomilerini kurtarmak yerine insanları kurtarmaya çalışan Arjantin gibi örneklerde yok değil. 

Gelişmiş ülkelerde ise arz ve talep şoklarının aynı anda yaşanması deflasyona sebep oluyor. Fiyatlar aşağıya doğru gelirken üretim ve tüketimin azalması ve işsizlik artışı ile ekonomilerinde küçülmeyi aynı anda yaşayacaklar. Bu durum büyük şirketleri küçük karlarla çalışmaya itecektir haliyle küresel firmaların çöküşlerine ortam hazırlayabilir.

Deflasyonların tarihine bakar isek genelde uzun soluklu parasal genişleme politikalarından dolayı oluştuğunu görmekteyiz. Virüs burada sadece tetiği çeken taraf oldu. Yani gelişmiş ülkelerin rezerv paraya sahip olmaları ve bu günlerde para basmalarına bir de bu açıdan bakmak gerekir. Enflasyondan ziyade deflasyonla uğraşmaktalar. Helikopter para olarak bilinen bu ülkelerin vatandaşlarına verdiği sosyal yardım amaçlı paralar bu yüzden deflasyonu önlemek amaçlı verilen paralar olarak görülmeli.

Para politikalarından ziyade mali politikalar güdülüp sosyal devlet yapıları güçlendirilmeli. Yoksa sermayelerin milli gelirin tamamını yutmasıyla sonuçlanan bir süreci başlatmak ekonomik intiharla eş değer. Ödenemeyecek sermaye borçları mecburen ödenemeyecekler bunları ödemekle uğraşmak yerine insanlığı kurtarmak ortak çözüm yolunu oluşturmalı. Bu da ülkelerin tek tek kendi başlarına verebilecekleri bir savaştan ziyade küresel bir dayanışmayı gerektiriyor.

Nitekim nüfus artışını olumsuz etkilenmesine,verimliliğin azalmasına sebep olan bu virüs dünyada sosyal politikalar güdülmez ise kaotik ortamların çoğalmasına sebep olabilir. Küresel örgütlerin şimdiye kadar bu sınavda çok başarılı olduklarını da söylemek zor. Küresel bir dünyadan bahsediyorsak küresel yardımların oluşması gerekliliği ve bunun da bu örgütler aracılığı ile yapılamaması bu küresel birliklerin dağılmasına sebep olabilir.   

”Sadece yukarı,yukarı, yukarı gidebiliriz, gidecek başka yer yok, bu da düşünce standartlarının devamlı ama devamlı yükselmesi demek. Zarafet, hassasiyet,kalıcılık,kısa menzil. Hepsi bu.” T.K. Hopkins