11 Mayıs 2011 tarihinde istanbul’da toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan ve Türkiye’nin ilk imzacılarından olduğu İstanbul Sözleşmesi 2014 yılında yürürlüğe girdi. Sözleşmenin yükümlülükleri ise iktidar tarafından yerine getirilmedi. Ve nihayetinde Türkiye, 20 Mart 2021’de Resmi Gazetede yayınlanan iki satırlık bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesinden çekildi.

Danıştay 10. Dairesi İstanbul Sözleşmesi’nin “feshine” ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini 19 Temmuz 2022’de reddetti. Türkiye’de idare hukuku alanında bir otorite olan Prof. Dr. Metin Günday hoca ile bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yürürlükten kaldırılan ve akabinde kararnameye yapılan itirazın Danıştay 10. Dairesi tarafından reddedilmesi konusunu iç hukuk ve uluslar antlaşmalar bağlamında konuştuk. Söyleşimiz iki bölümden oluşmaktadır. İkinci bölüm yarın yayında olacak.

Listen to “Hukukun Temel İşlevi” on Spreaker.

Ana Hatlarıyla İstanbul Sözleşmesi (Convention of İstanbul)

“Sözleşme müzakerelerinde Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki uluslararası birçok antlaşma ve tavsiye metinleri değerlendirilerek sözleşmenin taslağı hazırlandı. Sözleşmenin giriş kısmında şiddetin neden ve sonuçlarının yarattığı menfi durumlar değerlendirilmektedir. Buna göre kadına yönelik şiddet tarihsel bir olgu olarak tanımlanıp şiddetin cinsiyet eşitsizliği ekseninde doğan güç ilişkilerinden kaynaklandığına değinilmektedir. Bu dengesizlik kadınlara yönelik ayrımcı muameleye neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyeti toplum tarafından kurgulanmış davranış ve eylem hâli olarak niteleyen metinde kadına yönelik şiddet insan hakkı ihlâli olarak değerlendirilmektedir ve şiddet, cinsel istismartaciztecavüzzorla ve erken yaşta evlendirilme ile namus cinayetleri gibi durumların kadınları toplumda “öteki” durumuna getirdiği ifade edilmektedir. Sözleşmedeki şiddet tanımı Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi‘nin (CEDAW) 19. tavsiyesi ve Kadınlara Yönelik Her Türlü Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin BM Bildirgesi’nin tanımıyla benzerlik göstermekle beraber psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet ibareleri de ayrıca eklenmiştir. Sözleşme’nin bu konudaki tavsiyesi kadın ve erkek eşitliğini sağlamanın kadına yönelik şiddetin önüne geçeceği yönündedir. Bu tanım sonrasında sözleşme, taraf devletlere şiddeti önleme yükümlülüğü getirmektedir. Açıklayıcı metinde cinsiyetcinsel yönelimcinsel kimlikyaş, sağlık ve engellilik durumu, medeni hâlgöçmen ve mültecilik gibi durumlarda ayrımcılık yapılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda kadınların, aile içinde erkeklere oranla çok daha fazla şiddete maruz kaldıkları göz önünde tutularak, kadın mağdurlar için destek servislerinin kurulması, özel tedbirlerin alınması ve daha fazla kaynak aktarılması gerektiği belirtilmekte ve bu durumun erkekler için ayrımcılık olmadığına işaret edilmektedir.

Uluslararası hukukta kadına karşı şiddeti ya da ayrımcılığı yasaklayan pek çok uluslararası düzenleme bulunmakla birlikte, İstanbul Sözleşmesi kapsamı ve oluşturduğu denetim mekanizmasıyla ayırt edici bir özelliğe sahiptir. Sözleşme, kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık konularında o güne kadar yapılmış en kapsamlı tanımlara yer vermiştir.” (WIKIPEDIA)