Dersim ve yüzlesme

VII. AYRIM: İTİRAF(LAR)

53. §) “İsyancıyla müzakere yerine mücadele eden Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal… İsyanı bastıran Başbakan, İsmet İnönü. İsyanı bastırmak için düzenlenen harekâtın parasını veren, Ekonomiden Sorumlu Bakan, Celal Bayar. İsyancıları asan Başbakan kim? Milli mücadelenin efsane ‘Galip Hoca’sı, Celal Bayar. Babası müftüdür. İsyancıları asan Adalet Bakanı, Şükrü Saracoğlu. İsyancıların vurduğu gazileri tedavi eden, Sağlık Bakanı, Refik Saydam. Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk kadın pilotudur ama, ‘dünyanın ilk kadın savaş pilotu’dur… Kore’de mi savaştı Sabiha Gökçen? İsyancıları bastırırken savaştığı için aldı, o ‘dünyanın ilk’ unvanını… Adnan Menderes desen, ‘İsyanı bastıralım’ diyen CHP milletvekili o sırada,”[282] ifadesi dolaylı da olsa bir itiraftır. “Devletlû”ların hiç birinin ellerinin “temiz” olmadığını anlatır.

Kolay mı?

Geçmişimizle yüzleşme süreci bir başladığında, Türkiye’de herhâlde yüzü kızarmayacak hiçbir toplumsal ve siyasi kesim yoktur… Dersim Katliamı, 1915’in, aynı ‘problem çözme’ mantığının küçük bir tekrarından başka bir şey değildi,[283] saptamasındaki üzeredir hemen her şey!

VII.1) KILIÇDAROĞLU, ONUR ÖYMEN, CHP

54. §) Israrla altını çizdiğimiz gibi, soru(n) sadeceCHP falan değil; hepsi!

Tamam “CHP aslen devletin kendisi. Evet parti başkanının vali falan olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Lakin Sağcıların Bayar’ı da solcuların İnönü’sü de katliamlardan sorumlu”[284] yani hepsi…

CHP Tunceli İl Başkanlığı ve üyeler Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleştirdiği basın açıklamasını okuyan İl Başkanı Ali Rıza Güler, “1938 Dersim Türkiye Cumhuriyeti’nin cinnetidir,” derken[285] haklıdır elbette.

Bilindiği üzere Dersim Katliamı tek parti döneminde Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bir devlet politikası olarak yapıldı… Ancak Dersim tartışmalarında hem Alevî hem de ulusalcı olanların bir açmazı var. Bir taraftan Dersim Katliamı’nı inkâr edemiyorlar ama diğer taraftan da Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’yü bu işin dışında tutmak istiyorlar…

Efendim 1937 harekâtları ile 1938 harekâtları ayrıymış, katliam Celal Bayar’ın Başbakanlığı döneminde 1938’de olmuş, Atatürk de zaten o tarihlerde hastaymış, dolayısıyla katliamın sorumluluğu Celal Bayar ve Fevzi Çakmak’taymış! Oh ne alâ! 1935’den bu tarafa hepiniz ordaydınız ve orada olmaya da devam ediyorsunuz.[286] Kaldı ki, katliam olup bittikten sonra devlet ricalinden hiç kimse, olan bitene karşı çıkmak, sorumluların kovuşturulup cezalandırılması, olayların araştırılması yönünde parmağını dahi kıpırdatmadı. Devlet, bütün bir bölgeyi kan gölüne çeviren vahşetin ardından derin ve hoşnut bir suskunluğa daldı.

55. §) Hatırlanacağı üzere, nice zaman sonra dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Dersim Özrü’nün ardından Sezgin Tanrıkulu da “Genel başkanımın bilgisi dahilinde buraya geldim, CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak Dersim’de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum,” sözleri CHP içinde iki farklı yoruma neden oldu.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Dersim özrünü “Olacak iş değil” diyerek yorumlarken;[287] CHP’li Dilek Yılmaz da, Dersim olayları üzerinden Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve CHP’ye saldırıların yoğunlaştığını belirterek, bunları şiddetle kınadıklarını ve kabul etmediklerini söyledi.

Eski CHP Milletvekili Şahin Mengü “Sezgin Tanrıkulu sen hangi hakla CHP adına özür diliyorsun? Sen kimsin şerefsiz” şeklinde tepki gösterirken, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, “Dersim Katliamı için bir parlamento özrü gerekiyor. Meclis özründen sonra ise bir ‘Dersim Kanunu’ ile çözülebilir,” değerlendirmesini ifade etti.[288]

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir; Atatürk de katliamdan haberdardı” sözleri yanında;[289] “CHP’nin ‘günah keçisi’ ilan edilmesinin yanlışlığını vurgulayan”[290] CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, “Sivas’ın vicdan muhasebesini yapamayanlar, Dersim’in hesabını da soramazlar. Şimdi Dersim harekâtında görev alanların adlarının bazı yerlerden kaldırılmasını isteyenlerin, Sivas’ta katillerin adını maktullerin yanına yazdığını hatırlatmak isterim,”[291] dese de; Dersim’e ilişkin CHP’de oluşan çatlak derinleşti.

CHP’nin “ulusalcı” milletvekilleri parti yönetiminin ikazlarına rağmen basın toplantısı yaparak muhtıra gibi bir bildiriyle yeni yönetimi topa tutunca yönetim tarafından Aygün’ün savunmasını istenirken; basın toplantısıyla 12 milletvekilinin imzasını taşıyan bildiriyi okuyan Haluk Koç, “CHP’nin sahipsiz olmadığını gösterdik,” dedi.[292]

İstanbul Milletvekili Nur Serter de, “Aygün’ün açıklamasının her satırına karşıyım. Burası düşünce kuruluşu, vakıf, dernek değil. CHP, çok sağlam ideolojisi olan bir parti. Partinin ideolojisi dışında konuşanların niye bu partide olduğunu düşünmesi gerekir. Aylardır sustum, parti zarar görmesin diye. Ama artık bu susma kararımı kaldırıyorum,” dedi.[293]

Kemal Kılıçdaroğlu, parti içi krize dönüşen Dersim katliamı karşısında susmayı tercih etti[294] etmesine önce; ama, giderek artan basınç[295] karşısında kimi CHP milletvekilinin Aygün’ün “Dersim olayları, Atatürk ve CHP” ile ilgili sözleri ve yayınlanan bildiri için sert çıkıp, “Bu partide bir disiplin olacaktır. Herkes o disipline uyacaktır,”[296] dedi.

Sonra da Aygün’e, “Türkiye’nin tek meselesi Dersim mi? Yıllardır tutuklu olan milletvekilleri, öğrenciler var. Van depreminde yaşananlar var. Türkiye’nin böylesine bir gündemi varken, tek konuya saplanmanın gereği var mı?” sitemini iletti.[297]

Yani klasik tutum(suzluğ)uyla ve topu taca attı; arka planda yine malum ve meş’um zırvalar haykırışları kulakları tırmalarken!

Örnek-1: “Dersimli, CHP’nin yanında değil, laik Cumhuriyetin yanında yer almaktadır. Yüzyılların acıları ile yoğrulmuş olan Alevîlik düşüncesi, Dersimliyi doğal olarak laik ilkelerin ve Cumhuriyet rejiminin yanında yer almaya yönlendirmiştir. Bu konu, onlar için yaşamsal önemdedir… Dersimli bu feci olaylardan sonra, konuyu genel olarak iç benliğine gömmüştür. Devlete karşı kin tutmamıştır. Yüzyıllara dayalı ‘Acıyı bal eyledik’ sözü Dersim olayına da uyarlanmıştır”![298]

Örnek-2: “Başbakan, aslına bakarsanız, Dersim simgesi üzerinden giderek, Cumhuriyet dönemi Kürt isyanlarının türlü şekilde ezilmesinden hükümet partisi olarak CHP’yi sorumlu tutmakta…

Demek ki, bu bilince göre, dönemin Kürtçülük isyanlarına karşı yürüttükleri siyasetten dolayı İsmet İnönü ve Atatürk suçludur.

‘CHP Dersim’in başına bomba yağdırdı’ cümlesi, tek başına, yalıtılmış bir cümle de değildir. A’sından Z’sine bir dönemin tamamını suçlamaktadır.

Başbakan işine geldiği zaman, halkı acıtan bir işi hükümet partisi AKP’nin değil ‘devlet’in yaptığını söyler. CHP yerine AKP olsaydı, ne yapacaktı, isyancılara çiçek mi verecekti?

CHP politikasını eleştirdiğine göre, demek ki çiçek verecekti!”[299]

Örnek-3: “Tarihi sürekli olarak 60-100 yıl geri sarıp, temcit pilavı gibi güncel siyasete bulamaç yapmak, bu iktidarın ve onun psikolojik harp taktiklerini yöneten sapmış entel kadronun ana görevleri arasında. AKP halkın ekonomik sorunları ve ezilmişliğiyle uğraşacağına, yalnız 27 Mayıs, 28 Şubat, 12 Eylül ve şimdi Dersim diye, dur durak bilmeden geçmiş hakkında çoğu yalan yanlış yorumlara sarılıyor.”[300]

56. §) Burada Onur Öymen’in, “Oh olsun”cu tavrını hatırlatmadan geçmemeliyiz.

“Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol. “Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, harekâtı yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren”…[301]

57. §) Ve malum klasik tutum(suzluğ)uyla topu daima taca atarak, sanki Susan Sontag’ın, “Başkalarının acılarını sadece seyrederek, onlarla gerçekdışı bir bağ kuruyoruz aslında,” sözlerine nazire yapan Dersim’li Kılıçdaroğlu…

“O kim” mi?

CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, partinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk kez şeceresini açıkladığını belirterek, “Peygamber soyundan gelen, Kureyşan aşiretinden gelen, dini bütün, İslâmiyet’i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan geliyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah’a karşı yapar” vurgusuyla ekledi:

“Erzurum’dan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun şeceresini açıklıyorum. Kemal Kılıçdaroğlu, Kureyşan aşiretinin ocağının insanıdır. Kureyşan aşireti de Hz. Peygamber Efendimizin aşiretidir. O zaman Emeviler ve Abbasiler dönemindeki savaşlardan, Peygamber Efendimizin soyu kırılmasın diye gençler Horasan’a geldi. Horasan, Türkmenistan, Afganistan, İran Horasan’ıdır. O Horasan’dan daha sonra genel başkanımızın sülalesi, Konya’nın Akşehir ilçesine geldi. Akşehir ilçesinde şu anda Seyit Mahmut Hayrani dedesidir. Hayrani’nin Akşehir’de türbesi vardır, Mevlana’nın talebesidir. Hz. Mevlana’nın yanında yetişmiştir ve Seyit sülalesinden geldiği için o sülale genişlemiştir.”

Bu sülaleden gelenlerden Hızır Bey’in de İstanbul’un ilk kadısı olduğunu vurgulayan Öğüt, “Daha sonra Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamlığını yapmıştır. Genel başkanın şeceresi bu. Nedir genel başkanın şeceresi? Peygamber soyundan gelen, Kureyşan aşiretinden gelen, dini bütün, İslâmiyet’i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan geliyor. Genel başkanımızın bu yanını kimse bilmiyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah’a karşı yapar” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun daha önce umreye gittiğini belirten Öğüt, şöyle devam etti:

“Umresini yapmıştır, ibadetini yapmıştır. Benim de hacca gitmem için beni teşvik edenlerden birisidir. Bu nedenle genel başkanımıza farklı farklı yorum yapanlar var ama Peygamber Efendimizin soyundan gelen, yani Ehli Beyt soyundan gelen insanın artık muteber bir insan olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Bunu sayın genel başkanımız mütevazilik gösteriyor, söylemiyor ama ben söylüyorum. Böyle köklü, soylu bir aileden gelen genel başkanıma laf atanları kınıyorum ve bunu kabul etmiyorum. Bunu Türk halkının bilmesini istiyorum. Bundan sonra genel başkanımıza daha çok saygı duyulmasını, genel başkanımıza daha çok itimat edilmesini ve güvenilmesini istiyorum.”[302]

Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Dersimli Kürt Alevî bir aileden olan Sayın Kılıçdaroğlu, ‘Ben Türkmenim’ diye ortaya çıktı. Niçin? Çünkü, ‘CHP’de ulusalcılar beni yer’ diye korkuyor,”[303] dediği Dersimli Kılıçdaroğlu “Peygamber soyundan geliyor”muş!

Bu kadar da değil!

Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dersim ile ilgili tartışmalar üzerinden bölücülük yaptığının altını çizerek, “Başbakan’ın zihin haritası, Ermeni diyasporasının zihin haritası ile aynıdır. Öyle bir gözü dönmüş ki bu Başbakan yakın bir gelecekte bu millete Ermeni soykırımı iddialarını da dayatırsa hiç şaşmayın… Sayın Başbakan, Dersim’i sömürü aracı yapma. Hesap mı soracaksın, sormazsan namertsin. Kimi kime şikâyet ediyorsun? Dersim’den, Dersimliden sana ekmek yok, başka kapıya,”[304] diyen milliyetçi bir üsluba sarılıyor!

Burada da durmayıp, devamla Başbakan’ın Dersim konusunda “ikiyüzlü” politika izlediğini belirtip, Erdoğan’ın inanç temelli ayrımcı söylemlerini sürdürmesinin Türkiye’yi “iç çatışma noktasına gelebileceği” uyarısını dillendiriyor![305]

Ve nihayet Erdoğan’a, “Recep bey son günlerde dozu öyle bir artırdı ki rahmetli İnönü’ye bile saldırıyor. Bari tarih oku, tarih bilmiyorsan etrafına sor,” derken;[306] Dersim tartışmalarıyla ilgili olarak kendisine “Tarihinle yüzleş” diyen Erdoğan’a, “Yüzleştik. Şanımız şerefimiz arttı,”[307] yanıtını verebilecek kadar saçmalıyor!

VII.2) NAFİLE “İYİMSERLİK”

58. §) Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011’de partisinin il başkanları toplantısındaki konuşmasında Dersim’de yaşanan olaylarla ilgili olarak, “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum,” vurgusuyla[308] ekledi:

“CHP zihniyeti adına özür dilemesi gereken varsa, şu anda güya ‘yeni CHP’nin yeni genel başkanıyım’ diyorsun o da sensin, ‘Hem bir Tuncelili olarak hem bir Dersimli olarak onur duyuyorum’ diyorsun ya hadi onurunu kurtar bakalım.”[309]

Erdoğan’ın açıklaması “Erdoğan’ın özrüyle 70 yıllık bir tabunun yıkıldığı”ndan[310] söz eden birilerini pek heyecanlandırsa da; Başbakan’ın “katliam” olarak nitelendirdiği Dersim olayları ile ilgili “özür dilemesi”ne rağmen, Meclis’te Dersim’le ilgili araştırma komisyonu kurulmasına “geçit verilmedi”. TBMM Genel Kurulu’nda 29 Kasım 2011’de BDP’nin, “Dersim Olaylarını Araştırma Komisyonu” kurulması için verdiği grup önerisi, AKP ve MHP’lilerin oylarıyla reddedildi![311]

Öte yandan Erdoğan’ın Sakarya’daki konuşmasında “Dersim’i kim bombaladı?” diye sorduğu gün Dicle Haber Ajansı, burjuva medyanın hiçbir zaman görmediği, görmek istemediği bir haber geçiyor ve “Dersim’deki 4 Tugay Komutanlığı’ndan kalkan Kobra ve Skorski tipi helikopterlerin Zel Dağı, Kutu Deresi ve Dokuz Kayalıklar mıntıkasını bombaladığı öğrenildi,” deniliyordu![312]

Ayrıca Erdoğan’ın “katliam” olarak andığı “1938 Dersim Olayları” ile ilgili ilk yargı kararı, Tunceli Hozat Savcılığı’ndan geldi: Dersim 38’de annesi, babası ve 5 kardeşini yitiren Efo Bozkurt’un, “insanlığa karşı suç” başvurusu, “kovuşturmaya gerek olmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Savcılık, “soykırım” ve “insanlığa karşı suç” iddiasının Dersim 38 için uygulanamayacağını, çünkü harekâtta silahlı isyanın bastırıldığını ve eski Türk Ceza Kanunu’nda bu iki suç türünün bulunmadığını, yalnızca adam öldürme suçunun iddia edilebileceğini belirtti. ‘Dersim 38’ için, “Var olduğu iddia edilen ölüm vakaları” ifadesini kullanan savcılık, “Cinayet suçu için de zamanaşımının işlediğini, dolayısıyla dava açılamayacağını savundu”![313]

Sonrasında ise dönemin Başbakan Erdoğan’ın 1938’de yaşanan olaylar nedeniyle “özür dilemesi”ne karşılık, yargının 2011’de “hak” talebinde bulunanlara “egemenlik hakkı” diye yanıt verdiği ortaya çıktı.

Birbirinin neredeyse aynısı olan kararlarda, Başbakan’ın olaylarda 13 bin 806 kişinin öldüğünü, 11 bin 683 kişinin sürgün edildiğini açıklamasına karşılık, isyanlara karışanlar dışında zarar görenin olmadığı, devletin ölçülü biçimde egemenlik hakkını kullandığı savunuldu.

2011’de Tunceli ve ilçelerindeki savcılıklar, Dersim olayları ile ilgili yapılan 4 ayrı suç duyurusunu takipsizlikle sonuçlandırdı. Başvurularda, şu iddialar yer alıyordu:

i) Akgün davası: 1938’de Tunceli Nazımiye’de aralarında devlet memuru dedesinin de bulunduğu aile mensupları kurşuna dizilen Hüseyin Akgün, kalanlarla birlikte Kütahya’ya sürüldü. 1947’de çıkan afla geri dönen aile, tarla ve evlerine el konulması nedeniyle bunları geri istedi. 1955’te konuyla ilgili kurulan komisyon, aileye topraklarını geri vermedi. Akgün, topraklarının verilmesi, ailesinin gömüldüğü toplu mezarın açılarak sorumluların cezalandırılması için suç duyurusunda bulundu.

ii) Efo Bozkurt davası: Efo Bozkurt ve aralarında Kurtuluş Savaşı’nda İstiklal Madalyası alan babasının da bulunduğu aile mensupları, kurşuna dizildi. Kurşuna dizildikleri sırada bazı aile mensuplarının küçükleri ve kadınları korumak için önlerine atılmaları sayesinde, ailenin bazı mensupları sağ kurtuldu. Bozkurt, toplu mezarların açılması ve ailesinin öldürülmesi nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Bozkurt, sağ kurtulan babasının İstiklal Madalyası belgesinin ve annesi dahil ailesinden öldürülenlerin kütükteki ölüm tarihinin “0.0.1938” olarak gözüktüğü belgeyi de savcılığa sundu.

iii) Karadağ davası: Dersim olayları sırasında ailesi öldürülen ve el konulan malları üçüncü kişilere satılan Ali Karadağ, malların iadesi için suç duyurusunda bulundu.

iv) Toplu mezar davası: Olaylar sırasında Dersim’den Erzincan’a giden köylülerden 95 kişi kurşuna dizilerek gömüldü. Bu kişilerin bulunduğu yerdeki kemikler, yakın zamanda toprak altından görülmeye başlandı. Bunun üzerine, toplu mezarın açılarak, öldürülenlerden geriye kalan kemiklerin ailelerine teslim edilmesi için savcılığa başvuruldu ve sorumluların cezalandırılması istenildi.

Benzer olaylar için de örnek oluşturan başvuruları görüşen savcılıklar, neredeyse birbirinin kopyası olan gerekçelerle 4 şikâyet dilekçesini de takipsizlikle sonuçlandırdı.[314]

59. §) İktidar ile muhalefet liderlerinin “atışmasını” eleştiren BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, “Başbakan o zamanın Cumhurbaşkanı’nın Atatürk olduğunu bilmiyor mu? Sayın Kılıçdaroğlu da ‘Ben o zaman daha doğmamıştım’ sözleriyle Dersim katliamını meşru gören zihniyetini bir daha açığa vuruyor. Dersim sadece 1937-1938’de CHP tarafından bombalanıp kıyıma uğramadı. 1990’lı yıllarda da CHP-DYP ortaklığıyla Dersim’de köyler yakıldı, insanlar katledildi. Sayın Başbakan dün Dersim’de yaşananlar bugün sizin AKP iktidarınızda da yaşanıyor,”[315] vurgusundaki üzere Erdoğan’dan mülhem “iyimserlik” nafileydi…[316]

Tıpkı Cengiz Çandar’ın, “Erdoğan’ın Dersim özrü hiçbir bahane ve gerekçeyle geçiştirilemeyecek, büyük bir olaydır. Başbakan Tayyip Erdoğan 23 Kasım 2011’de müthiş bir iş yaptı. Arşivlerden Dersim katliamını ortaya çıkarttı, yaklaşık 75 yıllık ‘resmi tarihi’ yırttı attı,”[317] liberal zırvasındaki üzere…

Ya da CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Dersim katliamına dair bütün devlet arşivlerinin açıklanması ve Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) harekete geçirilmesi için yaptığı görüşme talebinin dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından olumlu karşılanmasından[318] “mutluluk duyanlar” gibi…[319]

Yeri geldi soralım: AKP ile burjuva partilerin samimiyetsizliğini bilmeyen var mı?

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu 2014’de Tunceli Üniversitesi’nin adının “Munzur” olarak değiştirileceğini açıklasa da, CHP’nin 2008’de üniversitesini adının Munzur olarak değiştirilmesi için verdiği önergeler AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedilmemiş miydi?[320]

Ya da Onur Öymen’in sözlerini “faşizanca” diye eleştiren Bakan Ertuğrul Günay’ın başında bulunduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Çayan Demirel’in ‘38’ adlı Dersim belgeseline[321] sansür ve yasak uyguladığı bilinmiyor muydu?[322]

VII.3) HUKUK(SUZLUK)LARI

60. §) Ve Dersim hukuk(suzluk)una gelince; öncelikle Barış Yıldırım’ın, “Gerekirse özür dileriz dendi ama 1938’de süngülenmesine rağmen sağ kalan Ali Doğan’ın özür dilenme, öldürülenlerin onur ve itibarlarının iade edilmesi gibi talepleri, Bakanlar Kurulu’nca dikkate alınmadı,”[323] sözlerini anımsatıp, sıralamakta yetiniyoruz…[324]

i) Avukat Barış Yıldırım, Tunceli Savcılığı’na ‘Bilgi Edinme Hakkı’ kapsamında 20 Aralık’ta 2 ayrı dilekçe vererek, Tunceli’de 1937-1938 arasında gerçekleştirilen askeri harekât sürecinde kaç kişinin yaralandığı, gözaltına alındığı, kaç kişiye soruşturma, kovuşturma açıldığı, kaç kişi hakkında mahkûmiyet ve idam cezası verildiği ve bunların infaz edilip edilmediğini sordu. Avukat Yıldırım, diğer dilekçesinde de savcılığa aynı tarihler arasında askeri personele dair 1960 öncesinde herhangi bir soruşturma ve kovuşturma açılıp açılmadığını da sordu. Tunceli Cumhuriyet Savcılığı ise, her iki dilekçe için de 10 Ocak 2012’de aynı cevabı verdi: “Cumhuriyet Savcılığımızca yapılan araştırma sonucu belirtilen hususlar ile ilgili herhangi bir kayıt bulunamamıştır”![325]

ii) Dersim katliamının devamı niteliğinde Erzincanlı 95 Alevî köylünün Zini Gediği’nde kurşuna dizilmesiyle ilgili Erzincan Savcılığı soruşturma başlatırken Tunceli’de Hüseyin Akgün’ün Dersim’de ölen 10 yakını için açtığı hukuk mücadelesinin önü kesildi. Akgün’ün elinde, amcası Hüseyin Altuntaş ve ailesinin ‘imha’ edildiğine dair 27 Ağustos 1955’te Tunceli Valiliği’nce kendilerine verilen tapu sicil belgesi vardı. Belgede şöyle deniliyordu: “Hüseyin karısı Humar ve Hüseyin evlatları Humar’dan doğma Elif, Mehmet, Hadice, Ahmedi, Suzan, Alicemal, Hetip, Emine’nin 1938 harekâtında imha edildiği ve aile reisi Hüseyin Altuntaş’ın da 952’de öldüğü, haneden Ali Akgün’ün sağ kaldığı…” Hüseyin Akgün, bu belge ile savcılığa ve mahkemeye başvurdu ancak “kovuşturma”ya gerek görülmedi![326]

iii) Dersim katliamından 8 yaşında yaralı kurtulan Ali Doğan’ın, Cumhurbaşkanlığı aleyhine açtığı tazminat davasına Köşk adına Hazine avukatlarının gönderdiği savunmada, “Mevcut bir ayaklanma ve ayaklanmaların bastırılması söz konusudur” denildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Tüm belgeler açıklanmalı. Gerekirse devlet özür de diler” dedikleri katliam için Hazine avukatları iddiaları ‘mesnetsiz’ buldu ve davanın zamanaşımından düşürülmesini talep etti![327]

iv) Dersim Katliamı sırasında annesi, iki kardeşi, dedesi ve amcasının yanı sıra 15 köylüsü öldürülen, kendisi de yaralı kurtulan Ali Doğan, iç yargı yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Avukat Barış Yıldırım, Dersim Katliamında zaman aşımının olmayacağına dikkat çekerek, “Bu taleplerle AİHM’ye açılmış ilk dava” dedi![328]

v) Erdoğan’ın devlet adına özür diliyor gibi yapıp “Dersim Katliamı” olarak nitelediği soykırımı öven Ulusal Parti Genel Başkanı Çulhaoğlu ve Türk Solu dergisi Yazı İşleri Müdürü Erdem hakkında yapılan suç duyurusu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na takıldı. “İsyancıları bastıran devlet kuvvetlerini övme suç sayılmaz” diyerek katliamı savunan savcılık, Çulhaoğlu ve Erdem için takipsizlik kararı verdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu ile Türk Solu dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Fehmi Özgür Erdem hakkında, “Dersimliler devletten özür dilesin” başlıklı yazı nedeniyle yürütülen soruşturmada, “suçu ve suçluyu övmek ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlarından takipsizlik kararı verdi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın’ın verdiği kararda, “Dersim isyanı sırasındaki isyancıların hareketlerini engellemeye çalışan ve isyanı bastıran devlet kuvvetlerinin hareketlerini övme suç sayılmaz” ifadesi yer aldı.

Kararda, Ezman’ın yazıyla işlendiğini söylediği diğer suçlamalar yönünden ise şu değerlendirmeler yer aldı: “Şikâyetçi, dilekçesinde, 1938’de çıkan Dersim isyanının devletçe bastırılması ve bu bastırma harekâtı sonucunda ölenlere soykırım yapıldığını ve TCK’daki soykırım suçunun işlendiğini ileri sürmüştür. 765 sayılı TCK’da soykırım suçu bulunmamaktadır. Halkı kanunlara uymamaya tahrik, suçu ve suçluyu övmek, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun unsurları bulunmamaktadır. Dersim isyanı sırasındaki isyancıların hareketlerini engellemeye çalışan ve isyanı bastıran devlet kuvvetlerinin hareketlerini övme suç sayılmaz. Hiçbir devlet, kendisine karşı isyan edenleri hoş görmez. Bu nedenle, bu eylemler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir”![329]

vi) Dersim Kültür ve Tarih Vakfının vakıf senedinin tescili istemiyle yaptığı başvuru,[330] 1.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından “Dersim isminin resmi olarak kabul edilmediği” gerekçesiyle reddedildi![331]

vii) Çemişgezek ilçesinin Akçapınar Köyü’nde otururken Dersim katliamı sırasında Denizli’ye sürgüne gönderilen Gülbenat ailesinin fertleri, o dönem ellerinden alınan mallarını tekrar almak için 74 yıldır hukuk mücadelesi veriyor. Aileye son başvurusunda da Yozgat’a yerleşmesi önerildi![332]

Daha da fazlası var; ancak bu kadarı yeter değil mi?!


8. ve son Bölüm gelecek Pazar, 11.04. te yayında.